Bizi Takip Edin

Lifestyle

Monopoly nasıl oynanır?

Yayınlandı

tarihinde

Monopoly nasıl oynanır diye merak ediyorsanız cevabı Ofix Blog'da...

Dünyanın en popüler kutu oyunlarından biri olan monopoly, boş zamanlarda keyifli vakit geçirmek için en uygun alternatiflerden biri. 1929 yılında Charles Darrow tarafından geliştirilen monopoly bugüne kadar milyonlarca insanın boş zamanlarına keyif kattı. Koronavirüs salgını halihazırda devam ederken ve sömestr tatili de başlamışken, evde ailecek monopoly oynayarak keyifli vakit geçirebilir, çocuklarınızla birlikte geçirdiğiniz zamanı daha eğlenceli hale getirebilirsiniz. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, monopoly oyunu hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. Monopoly nasıl oynanır veya monopoly oyununun püf noktaları nelerdir, diye merak ediyorsanız, bu yazımızda çok şey bulabilirsiniz. 

Monopoly nedir?

Kısaca ifade etmek gerekirse monopoly, 1929 yılında Charles Darrow tarafından geliştirilen bir oyundur. Oyun tasarımcısı Charles Darrow, 1903 yılında Lizzie Magie tarafından icat edilen The Landlord’s Game (ev sahibinin oyunu) oyununu geliştirerek bu oyuna şekil verdi. Charles Darrow, bu oyunu aslında ahşap tahtalar ve el yazması oyun alanı üzerine inşa etmişti. Oyunun haklarını dünyaca ünlü oyun şirketi Parker Brothers‘a sattıktan sonra bu oyun, günümüzdeki şeklini almaya başladı. Bu satışla birlikte Charles Darrow büyük bir servetin sahibi olurken oyun daha geniş kitlelere ulaşma fırsatı yakaladı. Monopoly 1935 yılında ilk kez satışa sunuldu ve kısa sürede popüler oldu. Emlak ve ticaret üzerine kurgulanan bu oyunun dünya genelinde halihazırda milyonlarca seveni var.

Monopoly oynamak için monopoly oyun kutusu satın almanız gerekir. Monopoly fiyat bakımından diğer kutu oyunlarına oranla makul bir oyundur. Oyun kutusu içinde oyun tablası, piyonlar, tapular, şans kartları, kamu fonu kartları, 32 adet ev figürü, 12 adet otel figürü, 2 adet zar ve paraların yer aldığı kasa vardır. Kasaya hangi oyuncunun bakacağına oyuncular birlikte karar verebilir. Oyun kutusunda 8 piyon vardır ve bu oyun en az 2, en fazla 8 kişiyle oynanabilir. Oyun tablası üzerindeki her bir arsanın tapusu vardır. Oyuncu bu arsalara geldiğinde bunları satın alabilir. Monopoly oyununda amaç, oyun tablası üzerindeki arsaları satın alıp ev veya otel kurmak, bu yolla yüksek gelir elde etmeye çalışmaktır. Parası kalmayan oyuncu iflas ederek oyundan çekilir. İflas etmemeyi başaran oyuncu ise oyunu kazanır.

Monopoly çeşitleri nelerdir?

Dünyanın en sevilen kutu oyunlarından biri olan monopolynin günümüzde pek çok farklı çeşidi mevcut. Bunlardan bir kısmı klasik monopolynin kurallarına göre oynanırken, bir kısmı da kendine özgü farklı kurallarla oynanır. Dünya genelinde en yaygın monopoly çeşitlerinin monopoly classic, monopoly fortnite, monopoly empire, monopoly disney ve monopoly star wars olduğunu söyleyebiliriz. Ülkemizde ise monopoly klasik oyununun yanı sıra monopoly milyoner, monopoly dijital bankacılık ve monopoly super mario çeşitlerinin daha fazla ilgi gördüğünü söyleyebiliriz. Monopoly nasıl oynanır, sorusuna cevap olarak biz burada yalnızca klasik monopolynin oynanma şeklini esas alacağız.

Monopoly oyunu nasıl başlar?

Oyuna başlarken oyun bileşenleri oyun tablasına yerleştirmek gerekir. Oyuncular 8 piyondan birini seçer ve kendi piyonunu başlama noktasına yerleştirir. Ardından, oyunculara oyun paralarının dağıtımı gerçekleşir. Paraların dağıtımını oyunun oynama kılavuzunda belirtildiği şekilde yapmak gerekir. Ancak oyuncular, isterlerse aralarında farklı bir uzlaşma yapabilirler. Yüksek miktarda para dağıtılması durumunda oyun saatlerce sürebilir. Eğer bu kadar geniş bir zamana sahip değilseniz, oyuncuların para miktarını uzlaşma yoluyla sınırlayabilirsiniz. Para dağıtımının ardından tapular, şans kartları ve kamu fonu kartları da oyun tablasına yerleştirilir. Oyuna kimin başlayacağına karar vermek için zar atışı gerçekleştirilir.

Monopoly oyunu nasıl ilerler?

Oyuna başlama hakkı kazanan oyuncu, iki zarı birlikte atar ve gelen sayıların toplamı kadar oyun tablası üzerinde ilerler. Oyuncu eğer çift zar atmışsa, turun sonunda bir hamle hakkı daha kazanır. Oyunda ilerleme de yine zar atışıyla gerçekleşir. Piyonun ulaştığı arsa eğer sahipsizse, arsanın bedelini ödeyen oyuncu burayı satın alabilir. Oyuncu eğer satın almak istemiyorsa, arsa açık artırmaya çıkar ve diğer oyunculardan birine satılır. Piyonun bulunduğu alan eğer sahipli bir arsa ise oyuncu arsa sahibine kira bedelini ödemek zorunda kalır. Ayrıca piyonun geldiği alanda eğer ödeme yapmasını gerektiren bir durum varsa, örneğin gelir vergisi ödeme alanına gelmişse, alanda belirtilen tutar kadar kasaya ödeme yapar. Diğer taraftan piyonun bulunduğu alanda şans, hapis, otopark gibi alanlar varsa, bu alanlar için de gerekli hamlelerin yapılması gerekir. Örneğin hapse düşen bir oyuncu, çift zar atıncaya kadar içerde kalır.

Arsa satın alan bir oyuncunun, arsanın diğer parçalarını da satın alarak ev veya otel kurması mümkündür. Nitekim aynı renk grubundaki arsaların tümüne sahip olan ve her arsada 4’er evi olan oyuncu, arsa üzerinde otel kurma hakkı kazanır. Fakat aynı renkteki arsalardan biri ipotekliyse otel kuramaz. Oyunun çoklu oynanma biçimlerinde arsaların takası çok daha stratejik bir önem taşır. Ev veya otel kurma maliyetleri, arsanın tapusu üzerinde yazmaktadır. Bir arsa üzerine en fazla kaç ev veya otel kurulacağı da yine tapu üzerinde belirtilmiştir. Bunlar içinde ev maliyetleri daha düşükken otel maliyetleri ev maliyetlerinin toplamından daha fazladır. Oyuncu eğer ev kurarsa, daha düşük bir kira geliri elde eder. Fakat otel kurarsa gelirleri artar.

Monopoly oyununda şans kartları ve kamu fonları nedir?

Oyun tablası üzerindeki soru işaretlerine gelen oyuncu, şans kartlarını açma hakkı kazanır. Oyunun başında şans kartları, oyun tablası üzerine kapalı şekilde yerleştirilmiştir. Şans alanına gelen oyuncu, şans kartlarından birini seçer. Ardından, kart üzerinde belirtilen konunun gereğini yerine getirir. Piyonun ulaştığı arsa sahipsizse burayı satın alması mümkündür. Sahipli bir arsaya gelirse kirasını öder. Oyuncu eğer kamu fonuna gelmişse, oyun tablasına kapalı şekilde yerleştirilen kamu fonu kartlarından birini seçer. Ardından, kart üzerinde belirtilen tutar kadar kasaya ödeme yapar. Tüm tapuların satışı gerçekleştikten sonra oyun ilerlemeye devam eder. Parası kalmayan oyuncu tapularını satar. Ancak gelirleri sona erdiğinde iflas eder. Böylelikle oyunu tamamlamış olur. 

Monopoly oyununun kuralları nelerdir?

Monopolyde oyuncular ne kadar çok tapu toplarsa o kadar çok avantaj elde eder. Tapu sahibi olan oyuncu, elde ettiği tapuları oyun tablasının kendisine dönük kısmında biriktirir. Arsa üzerinde ev veya otel kurmak için oyuncular kendi aralarında tapu takası veya alışverişi yapabilirler. Parası kalmayan oyuncu, sahip olduğu tapuların satışını gerçekleştirir. Satış için önce açık artırma yöntemi söz konusudur. Satışa çıkarılan tapu için diğer oyuncular arasında yarış başlar. Eğer hiçbir oyuncu tapuyu almak istemezse, tapunun ipotek bedelini kasadan almak mümkündür. Bu sayede tapunun kasaya satışı gerçekleşmiş olur. Bu satıştan elde edilen tutarla oyuncu, ödemesi gereken kira borcunu öder. Tüm tapuları ve parası biten oyuncu, iflas etmek suretiyle oyundan çıkar.

Monoplynin bazı çeşitleri için farklı kurallardan bahsetmek mümkündür. Örneğin bazı oyunlarda oyunculardan birinin 1 milyon monopoly dolara sahip olması oyunu kazanması için yeterlidir. Oyuna başlarken her oyuncuya ne kadar para verileceğini uzlaşım yoluyla belirlemek mümkündür. Fakat bazı oyunlarda bu miktar 1500 monopoly doları şeklinde tanımlanmıştır. Oyunun değişmez kuralları ise 2 adet zar atarak oynanması, başlama hakkının büyük atan oyuncuya ait olması, sahipli mülke girildiğinde kira ödenmesidir. Ayrıca çift zar atan oyuncu bir kez daha oynama hakkı kazanır. Oyun saat yönünde ilerler. Oyun sırasında başlangıç noktasına tekrar ulaşan oyuncu, geçişle birlikte kasadan belirli bir miktar para alır. Bu miktarın ne kadar olacağı oyun çeşidine göre değişse de aldığı bu para, oyunda yeni fırsatlar elde etmesini sağlar.

Monopoly oyununun faydaları nelerdir?

Zar atarak ilerleyen bu oyun hem şansa, hem de stratejiye bağlı bir oyundur. Piyonların nasıl ilerleyeceği şansa bağlıdır. Ancak hangi adımda ne yapmak gerektiğine dair oyuncuların doğru stratejiler geliştirmesi gerekmekte. Başka bir deyişle bu oyun, şansı nasıl kullanmak gerektiği konusunda yol gösterici bir oyundur. Bu bakımdan zarda en yüksek sayıyı atarak oyuna başlama hakkı kazanan oyuncu, sahipsiz arsaları satın alma konusunda avantaj elde eder. Fakat bu avantajı nasıl kullanacağını doğru değerlendiremezse, arkadan gelen oyuncu daha yüksek gelir elde eder. Bu oyun aynı zamanda da emlak yöneticisi olmanın faydalarını ve püf noktalarını öğretir. Pazarlık yeteneği ve para yönetimi konularında da oyuncuların kendilerini geliştirmelerini sağlar.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler