Bizi Takip Edin

Teknoloji

Niçin Lisanslı Microsoft 365 kullanmalıyız?

Yayınlandı

tarihinde

Microsoft 365

Ofix Blog’un sıkı takipçileri daha önce teknoloji ile ilgili birçok yazı yazdığımızı biliyordur. Bilgisayarda enerji tasarrufu nasıl yapılır, dijital arşiv nedir gibi yazılarımızdan faydalananlar çok oldu. Bu yazımızda önemli bir konuya değineceğiz ve okurlarımız için çok faydalı olacağına inanıyoruz. Öğrencisinden çalışanına neredeyse herkesin bilgisayarında ve mobil cihazında rastlanan Microsoft Office, yani bugünkü ismiyle Microsoft 365, dünyanın en çok kullanılan yasal ofis programlarından birisi. Bugün Microsoft lisansına sahip Office programları, yüzbinlerce insan tarafından kullanılıyor. Microsoft, şu anda dünya çapında bir tür Office ürünü veya hizmeti kullanan 1,2 milyar kullanıcı olduğunu söylüyor. 

0-14 yaş aralığının, toplam dünya nüfusunun %25’ini oluşturduğu düşünülürse (yani 2 milyar insanı bunun dışında tutarsak) dünyada her 6 kişiden en az 1’inden fazlasının bu programları kullandığını söyleyebiliriz. Son istatistikler, Office programlarının işletmelerdeki kullanımının da %320’nin üzerinde arttığını gösteriyor.  

Bugün Office 365; Word, PowerPoint, Excel, Outlook, OneNote ve Publisher gibi her türlü ihtiyaca cevap verebilecek üst düzey özellikler sunuyor. Bu kadar yaygın olmasının arkasında da sağladığı faydalar yatıyor. 

Bu faydaların, büyük bir zarara dönüşmemesi için Microsoft lisansı olan ürünleri, yani legal ofis programlarını tercih etmek gerekiyor. Lisanssız ürün kullanmak, özellikle firmaysanız, kuruluşunuzun geleceğini tehlikeye atan birçok riski de beraberinde getiriyor. Bu yüzden Microsoft lisansı kullanmak hayati öneme sahip. Peki ama ne gibi faydalar sağlıyor?

Lisanslı Microsoft 365 kullanımının faydaları

Microsoft 365 kullanmak kolaydır

Microsoft 365’in yaygınlığının en büyük nedenlerinden birisi, işlevselliğine göre öğrenmenin ve kullanmanın oldukça kolay olması. Karmaşık yazılımlarda olduğu gibi kullanacağınız program hakkında çok şey öğrenmeniz gerekmiyor. Böylelikle uzun süreli eğitim masraflarından da kurtuluyorsunuz.

Microsoft 365’e her zaman her yerden erişebilirsiniz

Programının tüm özelliklerine bilgisayarların yanı sıra cep telefonu ve tabletten de erişim sağlanabiliyor. 

Microsoft 365 kullanmak güvenlidir

Program sağlam güvenlik ve gizlilik ilkeleri üzerine kurulu. Bu nedenle de Microsoft lisansına sahip Office programları, özellikle profesyonellerin güvenlik endişesi duymadan çalışmasını sağlıyor. Paket, veri kaybı önleme, spam/kötü amaçlı yazılım taraması, çok faktörlü kimlik doğrulama ve şirketin kendisine göre özelleştirebileceği erişim kısıtlamalarıyla beraber geliyor. Tabii güvenli kullanım için temel şart Microsoft lisansına sahip ürün satın almış olmanız.

Microsoft 365 esnek ve düşük maliyetlidir

Microsoft 365’i, MS Office’ten bugüne kadar popüler ve yaygın hale getiren en önemli unsur; gelişen ihtiyaçlara cevap veren bir nitelikle sürekli güncelleniyor olması. Bu haliyle kullanıcılar için esneklik sağlayacak özelliklere, düşük maliyetli fiyatlandırmayla ulaşabilecekleri uygun planlar sunuyor. Bu arada çoğu işletme, paket dışı ekstra özelliklere ihtiyaç bile duymuyor. Bu yönüyle ister bireysel kullanıcı, ister aile isterseniz de kurum olun Microsoft 365, bütçenize uygun ekonomik bir legal ofis programı olarak öne çıkıyor.

Microsoft 365 ile geniş depolama imkânı elde edersiniz

Belgelerinizi ve e-postalarınızı yerel cihaza kaydetmenin yanı sıra buluta kaydetme olanağıyla beraber geliyor. Bu da size büyük ve esnek depolama imkanı sunuyor. Lisanslı ürün olduğunda bu depolama tamamen güvence altına alınıyor.

Görüldüğü gibi Microsoft 365, öğrencilerden çalışanlara kadar milyonlarca kullanıcının, yaptıkları işi buluta ve yerel cihazlarına kaydederek, işlerini uygun maliyetle, güvenli ve etkili bir şekilde yönetmesi için kullanılan en temel ve verimli ofis programı olarak iş kolaylaştırıyor.

Yukarıda bahsettiğimiz faydalar, Microsoft 365 sayesinde elde edeceğiniz bir dizi avantajdan sadece birkaçı. Peki ama Microsoft 365 nasıl bu kadar etkili ve yaygın bir ofis programı haline geldi? Bunun cevabı için ürünün tarihinde kısa bir yolculuğa çıkıyoruz.

1990’dan bu yana iş kolaylaştırıyor

Bugün baktığımızda Word, Excel ve PowerPoint başta olmak üzere Microsoft lisansına sahip Office programlarının yüklü olmadığı bilgisayar ve cihaz sayısı, epey az. Bugünkü teknolojiyle Microsoft bulutu altında birçok ofis işinin görülmesi mümkün.  

Her türlü yazı, hesaplama, tablo, listeleme ve planlama gibi otomasyon ihtiyaçları için akla gelen ilk yazılım olan Microsoft 365, ismi zaman içinde değişmekle birlikte resmi olarak 19 Kasım 1990’da kullanıcıyla buluştu. O günden bu yana da sunduğu farklı özelliklerle dünyanın dört bir yanındaki ofis bilgisayarlarının vazgeçilmezleri arasına girdi. 

Yazılım devi Microsoft’un alameti farikası olan Microsoft Office, Microsoft’a kendi işletim sistemlerinden daha çok kazandırdığı da biliniyor. Bunu da temel olarak bireysel ve kurumsal kullanıcılarının işini olabildiğince kolaylaştıran bir yazılım olmasına bağlayabiliriz. İster Word ister Excel olsun, bu kadar kullanıcı dostu ve işlevsel bir ofis programı daha bulmak oldukça zor.

30 yılı aşan deneyim

Microsoft lisansına sahip ofis programları, tarihsel gelişimleri sırasında birtakım teknik değişikliklere uğrayarak bugüne geldi. İsmi sıkça değişti ama özü hep aynı kaldı. Teknolojinin hızla gelişmesiyle yaşanan teknik değişikliklere karşın neredeyse 30 yıldır, kullanıcıyı hiç de zorlamayan, aksine değişen ihtiyaçlara her güncellemesiyle yanıt veren ve bunu yaparken de ilk günkü sadeliğinden ödün vermeyen bir yazılım oldu.

Microsoft 365’in tarihi, resmi olarak 19 Kasım 1990’da Windows için Office’in (MS Office 1.0) Windows 2.0’la birlikte kullanıma sunulmasıyla başladı. Daha öncesinde paketin temel öğeleri ayrı programlar olarak ancak MS-DOS için mevcuttu. Bu da Microsoft Windows öncesi döneme denk geliyor. Bu dönemde Microsoft Word’e girişleri klavyeyle yapmak gerekiyordu; fare kullanımı yaygın değildi.

Word, Excel ve PowerPoint

Microsoft Word’ün gelişi, dünyada ofis programı kullanımının seyrini değiştirdi. Kullanıcılar daha öncesinde WordPerfect adındaki bir programı kullanıyordu. Microsoft’un yaptığı bu atılım, WordPerfect’i de tarihin tozlu raflarına gömdü. Bu başarının arkasında ise bir sır yoktu; WordPerfect’te özel kodlar girilmesi gerekirken Microsoft, her şeyi klavye bazında tasarlayarak kullanıcıya kolaylık sağladı.

Microsoft Office, Word 1.1, Excel 2.0 ve PowerPoint 2.0’ın birleşimini içeren bir paketti. Bu kullanım kolaylığıyla büyük ses getirdi. Peşi sıra her yıl bir geliştirme gelmeye başladı. 1991 yılında MS Office 1.5 içinde Excel ile geliyordu. Bu dönemde özellikle disketle kurulum yapılıyordu. Mesela kurulum yaparken şöyle bir komut görüyordunuz: “Devam etmek için ikinci disketi takın.”

Kullanıcı, 1992’de Windows için MS Office 3.0’la tanıştı. En önemli değişikliklerden biri CD-ROM kullanımıydı. Office 92 kurulumunu CD’yle yapmak gerekiyordu. İçeriğinde Word 2.0; Excel 4.0A ve PowerPoint 4.0 vardı. 

1994’te gelen Windows için Office 4.0’da PowerPoint aynıydı. Buna karşın Excel gelişim göstermiş, Excel 4.0a’nın yerini Excel 4.0 almıştı. MS Word (Word 6.0) ise artık biçimlendirme açısından daha zengin bir görünüme sahipti.

Kullanıcı, 1995’te, sürüm kodu yerine Word 95, Excel 95 ve Presentation 95 gibi isimlerle karşılaştı. Publisher gibi farklı faydalar sağlayan alt yazılımlar da sunulmaya başlandı. En çok kullanılanlar, daha sonra da olacağı gibi Word, Excel ve Presentation’dı (PowerPoint).  

1996’da ise Office 97’yle tanıştık. Bu Office yazılımının en önemli özelliği, asistan seçeneği sunmasıydı. Yardım istediğimizde karşımıza Clippy, The Genius, Toprak Ana ve Power Pup gibi “sevimli yardımcılar” geliyordu. Kullanıcıya eğlenceli bildirimler gönderiyordu: “Belge 1’de yaptığın değişiklikleri kaydetmek ister misin?” Ve hatta biz istemesek de belirerek, “Bazen hiçbir sebep olmadan da belirebiliyorum; tıpkı şimdi olduğu gibi…” yazan küçük pop-up animasyonlar çıkıyordu.

Microsoft 365 ile işler kolaylaşır

En çok kullanılanı Office 2003 oldu

Office 97’den sonra bu sevimli arkadaşlara bir daha rastlamadık. Ancak kullanıcı deneyimini iyileştirmek isteyen Microsoft, ürünü geliştirmeye devam etti ve 1999’da Office 2000’i piyasaya sürdü. 2001’de ise Microsoft, Office XP’yle kurumsal ağlarda çalışanlara büyük kolaylık sağlamaya başladı. 2003’te çıkan Office 2003, en çok kullanılan MS Office sürümü olarak tarihe geçti; bu başarı, işlevsellik ve güvenlik özelliklerinin gücünden geliyordu. 

2003’te sunulan özelliklerin çoğu, daha sonra işlevsel araç setleriyle birlikte gelecek olan Office 2007 ve Office 2010’a kadar bireysel ve kurumsal olarak önemli yardımcılardı. Microsoft Office 2010, kullanıcılar nerede olurlarsa olsunlar iletişim halinde olmalarını ve etkili bir şekilde çalışmalarını sağlayarak öne çıktı. Zaman içinde bilgisayarların yanı sıra bir akıllı telefonlardan veya web tarayıcılarından da kullanılmaya başladı.

Office 2013’le birlikte de bulut depolama teknolojisi Microsoft lisanslı Office’in elini iyiden iyiye güçlendirdi, kullanıcının daha mobil olmasını sağladı. Office 365’le birlikte de ürün, eğitim kurumlarından işletmelere iyice yaygın hale geldi. Paket; Word, Excel ve PowerPoint’in yanı sıra OneNote ve bir posta programını da kapsar oldu. Aboneler için OneDrive’da sınırsız depolama alanı imkânı da sunuldu.

Buluta geçiş

Bulut entegrasyonu sağlayan Office 2016 ise mobil cihazlar ve dokunmatik ekranlar için tamamen optimize edildi. Böylece çağın ihtiyaçlarını karşıladı. Bunun dışında Office 2016, Office 2013’e ek olarak fazla bir özellik sunmadı. Microsoft Office 2019 ise bunun üstüne birkaç yeni iyileştirmeyle birlikte geldi. Dil çevirisi de bunlardan biriydi; artık İngilizce yazabiliyor ve bunu Fransızca veya mevcut herhangi bir dilde gösterebiliyordunuz. 

Dünyanın en çok kullanılan Microsoft lisansına sahip Office programları, bugün artık Microsoft 365 ismini kullanıyor. OneDrive’daki bulut entegrasyonunun tüm olanakları, bireyselden kurumsala herkes için kullanışlı bir özellik olarak öne çıkıyor; belge veya elektronik tabloları yerel olarak depolamak yerine OneDrive’da düzenlemek mümkün. 

Microsoft 365 lisansı satın almak isterseniz ürünleri Ofix’te bulabileceğinizi biliyor musunuz? Microsoft 365 İş Temel,Microsoft 365 İş Standart, Microsoft 365 İş Ekstra gibi farklı ürünleri ve daha fazlasını Ofix’e girerek inceleyebilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Teknoloji

Yapay Zekâ Uğruna Milyonlarca Kitap Parçalandı

Yayınlandı

tarihinde

Yapay zekânın öğrenmek için yalnızca internetteki içeriklerden yararlandığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Teknoloji şirketleri, modellerini geliştirecek yeni ve nitelikli veriler bulabilmek için rotasını basılı kitaplara çevirmiş durumda.

Ortaya çıkan mahkeme belgeleri, Claude isimli yapay zekâ modelini geliştiren Anthropic’in milyonlarca fiziksel kitap satın aldığını gösterdi. Kitaplar önce ciltlerinden ayrıldı, ardından sayfaları endüstriyel cihazlarla tarandı. Dijitalleştirme tamamlandıktan sonra geriye kalan fiziksel nüshalar ise çöpe gönderildi.

Şirket içinde “Project Panama” adıyla yürütülen bu çalışmaya milyonlarca dolar harcandığı belirtiliyor. Hedef oldukça iddialıydı: Mümkün olduğunca geniş bir kitap arşivini yapay zekânın anlayabileceği dijital metinlere dönüştürmek. Mahkeme belgelerine dayanan haberlere göre kitapların yasal yollarla ve çoğunlukla ikinci el satıcılardan satın alınması, şirketin telif hakkı açısından daha güvenli bir yöntem izlemesini sağladı.

Kitapları parçalamak neden gerekliydi?

Aslında kitapları zarar vermeden taramak mümkün. Fakat milyonlarca sayfanın söz konusu olduğu bir operasyonda bu yöntem hem yavaş hem de pahalı. Kitabın sırt kısmı kesildiğinde sayfalar hızla ayrılabiliyor ve otomatik tarama makinelerine yerleştirilebiliyor.

Bu işlemin sonunda kitap, bildiğimiz anlamda varlığını kaybediyor. İçeriği dijital ortamda yaşamaya devam etse de kapak, cilt, kâğıt ve baskıya ait bütün fiziksel özellikler ortadan kalkıyor.

İşte tartışma da tam olarak burada başlıyor. Bir taraf, şirketlerin satın aldıkları kitapları istedikleri şekilde kullanabileceğini savunuyor. Diğer taraf ise bir kitabın yalnızca içindeki kelimelerden ibaret olmadığını hatırlatıyor.

Yapay zekâ neden eski kitapların peşinde?

İnternet, yapay zekâ şirketleri için devasa bir veri kaynağıydı. Ancak çevrim içi içeriklerin önemli bir bölümünün daha önce taranmış olması ve internette yapay zekâ üretimi metinlerin giderek çoğalması, şirketleri yeni kaynaklar aramaya yöneltiyor.

Özellikle internette bulunmayan, farklı dillere ait veya sınırlı sayıda basılmış kitaplar bu nedenle değer kazanıyor. Eski kitapların bir başka avantajı da içeriklerinin kesin olarak insanlar tarafından yazılmış olması.

Son dönemde Avrupa, İngiltere ve Avustralya’daki sahafların birbiriyle ilgisiz yüzlerce kitaptan oluşan sıra dışı siparişler alması da şüpheleri artırdı. Ancak bu siparişlerin tamamının yapay zekâ şirketlerine gittiği henüz kanıtlanmış değil. Kitapçılar, özellikle eski ve az bilinen eserlerin akıbetinden endişe duyuyor.

Gerçekten nadir kitaplar da yok edildi mi?

Sosyal medyada dolaşan paylaşımlarda nadir ve koleksiyon değeri taşıyan kitapların da parçalandığı öne sürülüyor. Fakat mevcut belgeler, bu iddiayı kesin biçimde doğrulamıyor.

Anthropic, nadir veya antika eserleri satın alıp imha etmediğini belirtiyor. Şirketin daha çok toplu şekilde ulaşılabilen ikinci el kitaplara ve dijital ortamda bulunması zor yayınlara yöneldiği ifade ediliyor.

Yine de sahafların endişesi tamamen yersiz sayılmaz. Maddi değeri düşük görünen bir kitap, yayımlandığı dil, içerdiği bilgiler veya sınırlı baskısı nedeniyle kültürel açıdan önemli olabilir. Bir eserin tarandıktan sonra ortadan kaldırılması, gelecekte o kitaba yalnızca bir teknoloji şirketinin veri tabanı üzerinden ulaşılabilmesi riskini doğuruyor.

Yapay zekâ her geçen gün daha fazla bilgiye ihtiyaç duyuyor. Fakat bu bilgi açlığını giderirken fiziksel eserlerin yok edilmesi, teknoloji dünyasının önüne yeni bir soru koyuyor: Bir kitabın içeriğini korumak, kitabın kendisini kaybetmeyi kabul edilebilir hâle getirir mi?

Okumaya Devam Et

Teknoloji

YouTube’da Görüntülenme Sayıları Artık İlk Kareden Sayılacak

Yayınlandı

tarihinde

YouTube, görüntülenme sayma sisteminde önemli bir değişikliğe gidiyor. 24 Ağustos 2026’dan itibaren bir video oynatıldığı anda, yani daha ilk karede “görüntülenmiş” kabul edilecek. Üstelik bunun için belirli bir izlenme süresine ulaşmak gerekmeyecek.

Yeni sistem yalnızca Shorts videolarını değil; uzun videoları ve canlı yayınları da kapsayacak. Böylece YouTube’daki tüm video formatları dünya genelinde aynı yöntemle ölçülecek. YouTube’un resmi açıklamasına göre değişikliğin ardından kanalların toplam görüntülenme sayıları daha hızlı artabilir.

Birkaç saniyelik izleme de görüntülenme sayılacak

Mevcut sistemde farklı video türleri için farklı sayım yöntemleri kullanılıyordu. Yeni dönemde ise kullanıcı videoyu açtığı anda sayaç devreye girecek. İzleyicinin birkaç saniye sonra videodan çıkması, görüntülenmenin sayılmasına engel olmayacak.

Bu durum özellikle ana sayfada otomatik oynatılan, yanlışlıkla açılan veya kısa süre sonra kapatılan videoların da görüntülenme rakamlarına daha fazla katkı sağlaması anlamına geliyor. Kısacası, ekranda gördüğümüz görüntülenme sayısı artık videonun ne kadar izlendiğini değil, kaç kez oynatılmaya başladığını gösterecek.

Peki para kazanma sistemi değişiyor mu?

İçerik üreticilerinin en çok merak ettiği konu doğal olarak gelirler. Ancak YouTube, bu değişikliğin kazançları ve YouTube İş Ortağı Programı’na katılım koşullarını etkilemeyeceğini belirtiyor.

Gelir hesaplamalarında izleyicinin videoda gerçekten kaldığını gösteren “etkileşimli görüntülemeler” ve “etkileşimli izlenme saatleri” dikkate alınmaya devam edecek. Bu veriler YouTube Analytics’in gelişmiş modunda görülebilecek.

Yani bir videonun herkese açık görüntülenme sayısı yükselse bile bu artış aynı oranda daha fazla gelir elde edileceği anlamına gelmeyecek.

Yüksek görüntülenme, yüksek ilgi demek olmayabilir

Yeni sistem içerik üreticilerinin erişim rakamlarını daha yüksek göstermesine yardımcı olabilir. Özellikle marka iş birliklerinde ve sponsorluk görüşmelerinde milyonluk görüntülenme sayıları daha sık karşımıza çıkabilir.

Ancak markaların yalnızca görünen rakama bakması artık eskisinden daha yanıltıcı olacak. Ortalama izlenme süresi, videoyu sonuna kadar izleyenlerin oranı ve etkileşim sayıları, içeriğin gerçek performansını anlamak için daha önemli hale gelecek.

Kısacası YouTube’da görüntülenme sayıları büyüyecek; fakat izleyicinin gerçekten videoda kalıp kalmadığını anlamak için tek başına sayaç yeterli olmayacak. 24 Ağustos’tan sonra “kaç kişi açtı?” sorusunun cevabını görüntülenme sayısı, “kaç kişi gerçekten izledi?” sorusunun cevabını ise Analytics verecek.

Okumaya Devam Et

Teknoloji

Uçaklar Gitti, Startuplar Geldi

Yayınlandı

tarihinde

Bir dönem milyonlarca yolcunun valiziyle koşturduğu Atatürk Havalimanı’nda şimdi girişimciler yatırımcı peşinde koşacak. Eski terminal binaları, “Terminal İstanbul” adıyla dev bir teknoloji ve girişimcilik merkezine dönüştürülüyor.

Projenin 5 bin metrekarelik ilk bölümünün Ağustos 2026’da girişimcilere açılması planlanıyor. Çalışmalar tamamlandığında ise merkezin 200 bin metrekarenin üzerine çıkması hedefleniyor. Böylece Terminal İstanbul’un dünyanın en büyük teknoloji girişimciliği merkezlerinden biri olması bekleniyor. Anadolu Ajansı

Girişimcinin aradığı herkes aynı terminalde olacak

Terminal İstanbul’un klasik bir ortak çalışma alanından daha fazlası olması planlanıyor. Girişimciler, yatırım fonları, büyük şirketler, hızlandırma programları, üniversiteler ve kamu kurumları aynı çatı altında buluşacak.

Merkezde çalışma ofisleri, kuluçka programları, AR-GE laboratuvarları ve prototiplerin ürüne dönüştürülmesini kolaylaştıracak altyapılar yer alacak. Yapay zekâ ve yazılım okulu, bilim merkezi, sergi alanları, restoranlar ve kafeler de projenin sosyal tarafını oluşturacak.

Yani yalnızca “bir fikrim var” diyerek kahve içmeye gidilen bir yer değil; o fikri şirkete, ürüne ve mümkünse yatırıma dönüştürecek bir ekosistem hedefleniyor.

Techstars da projede yer alıyor

Terminal İstanbul için ABD merkezli girişim hızlandırma ağı Techstars’ın yanı sıra Şanghay, Körfez ülkeleri ve Avrupa’daki yatırım fonlarıyla iş birlikleri yürütülüyor.

Techstars’ın İstanbul’daki girişimcilere açık programı; iş modelini geliştirme, ürün-pazar uyumunu test etme, yatırımcılarla bağlantı kurma ve mentorluk gibi fırsatlar sunuyor. Programın 2026 dönemi için başvurular 21 Ağustos’ta sona erecek. Techstars

İlk etap için şimdiden 60’tan fazla girişimin başvuru yaptığı ve merkezde yer almaya hak kazandığı açıklanmış durumda.

Asıl sınav açılıştan sonra başlayacak

200 bin metrekarelik bir merkez kurmak elbette iddialı. Ancak girişimcilik ekosistemlerinde başarıyı yalnızca binanın büyüklüğü belirlemiyor. Girişimlerin ne kadar yatırım alabildiği, kaçının yurt dışına açılabildiği ve ortaya gerçekten küresel şirketler çıkıp çıkmadığı daha önemli.

Terminal İstanbul, doğru bağlantıları kurabilirse Türkiye’den çıkan girişimler için ciddi bir sıçrama noktası olabilir. Aksi hâlde elimizde dünyanın en büyük ama en fazla kahve tüketilen ortak çalışma alanlarından biri kalabilir.

Kısacası Atatürk Havalimanı’nda uçuşlar sona ermiş olabilir. Şimdi sıra, girişimlerin gerçekten havalanıp havalanamayacağını görmekte.

Okumaya Devam Et

Trendler