Bizi Takip Edin

Lifestyle

Plastik sarf malzemelerindeki numaralar ne anlama geliyor?

Yayınlandı

tarihinde

Plastik sarf malzemeleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Plastik sarf malzemeleri hem günlük hayatımızda, hem de iş hayatımızda sıkça kullandığımız ürünler arasındadır efendim. Sunduğu pratik ve ekonomik çözümler nedeniyle bu ürünleri sıklıkla tercih ediyoruz. Plastik sarf malzemelerinin kullanım alanlarını, üzerlerindeki üçgen kutucuk içinde 1’den 7’ye kadar belirtilen numaralardan anlayabiliriz. Bu numaralar, yanlış tüketimden kaynaklanan sağlık sorunlarını engelleme amacı taşıyor. Özellikle de günlük tükettiğimiz su, süt, yoğurt ve ayran gibi ürünlerde bu numaralara dikkat etmemiz çok önemli. Ofix sitesinin online alışveriş rehberi Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, plastik sarf malzemelerindeki numaralar konusunu ele alacağız.

Plastik Sarf Malzemeleri ve Üzerlerindeki Numaralar

Başta da belirttiğimiz gibi, plastik sarf malzemeleri hemen her gün kullandığımız ürünler arasında. Bu ürünleri bilinçli kullandığımız sürece mesele yok. Fakat, bilgi noksanlığı veya dikkatsizlik durumunda bu ürünler, ciddi sağlık risklerini beraberinde getirmekte. Örneğin, yapı malzemesi olarak kullanıldığında pratik ve ekonomik çözümler sunan PVC grubu plastik ürünler, gıda tüketiminde kullanıldığında vücuda çok ciddi zararlar vermekte. Tekrar kullanım özelliğine sahip olmayan plastik sarf malzemelerinin uzun süreli kullanımı da ciddi sağlık risklerini beraberinde getiriyor. Bu bakımdan, plastik ürünleri almadan önce üzerlerindeki numaralara dikkat etmemiz çok önemli.

1 Numara: PETE veya PET

Polietilen tereftalat maddesinden üretilen plastik sarf malzemeleri bu gruptadır efendim. Bu ürünler, en yaygın plastik türüdür ve daha çok içme suyu ile diğer içeceklerin tüketiminde kullanılırlar. Pet şişe olarak bildiğimiz bu ürünler, oldukça yumuşak ve şeffaftır. İçeceklerin dışında sıvı yağların konulduğu pet şişeler de bu grupta yer alıyor.

Ne var ki bu ürünler, tek kullanımlık özelliğine sahip. Birden fazla kullanılmaları durumunda, bileşimlerindeki ağır metallerin ve değişik birtakım kimyasal maddelerin içeceklere karışma riski yükseliyor. Bu ürünleri ayrıca, sıcak ortamlarda kesinlikle bulundurmamak lazım. Isı artışıyla birlikte içecekler ile karışabilecek kimyasal maddeler, vücut içinde hormonal dengeyi bozacak etkilerde bulunabiliyor. Bu ürünleri, tüketim miktarınızı gözeterek satın almalısınız. Serin bir yerde bile olsa uzun süre beklemeleri halinde, içeceklerin aromalarında bozulma oluşabiliyor.

2 Numara: PE-HD

Yüksek yoğunluklu polietilen maddeden üretilen plastik sarf malzemeleri bu gruptadır efendim. Bu ürünler ilk gruptakilere göre daha sert ve mat görünümlüdür. Diğer içeceklerden farklı olarak süt tüketiminde kullanılan pet şişelerin bu grupta olması gerekir. Mutfak sarf malzemeleri için kullanılan plastik türü de bu grupta olmalı. UV ışınlarına ve yüksek ısıya karşı dayanıklı bu ürünler, BPA içermedikleri için sağlık riski oluşturmaz.

Gıda tüketimi ve mutfak araç gereçlerinin yanı sıra oyuncak seçiminde de bu gruptaki plastik ürünler tercih edilmeli. Gıda maddelerinde olduğu gibi cilde de herhangi bir kimyasal geçişi bu gruptaki plastik ürünlerde söz konusu olmamakta. Bu türdeki plastik sarf malzemeleri, yüksek ısıda bile gıdaların tadında bozulma meydana getirmez. Bu ürünler ayrıca, bulaşık makinesinde yıkanabilir ve mikrodalga fırında kullanılabilir.

3 Numara: V veya PVC

Polivinil klorürden üretilen plastik sarf malzemeleri bu gruptadır efendim. Çok yaygın bir kullanım alanına sahip bu ürünleri hayatımızın pek çok alanında görebiliriz. Plastik borulardan duş malzemelerine, deterjan gibi temizlik ürünleri ambalajlarından plastik zemin kaplamalarına kadar pek çok alanda bu ürünler kullanılmakta. Bu ürünlerin bir kısmında ftalat denilen daha güçlü bir kimyasal madde bulunuyor. Bileşiminde ftalat kullanılan ürünler, diğer PVC ürünlerine göre daha dayanıklı ve esnek.

Ne var ki, 3 numaralı plastik sarf malzemeleri yapı malzemesi olarak çok iyi olsa da gıda tüketiminde kesinlikle kullanılmamalı. PVC içeren kaplarda hazırlanan yiyeceklerle vücuda yüksek miktarda toksik madde alımı gerçekleşmekte. Oyuncak yapımında da kullanılabilen bu plastik türü diğerlerine göre daha yumuşak olduğu için bazen tercih edilebiliyor. Oysa, vücutta biriken toksik maddeler ve özellikle de ftalat, zaman içinde kısırlığa yol açabilmekte ve kanserojen etkilerde bulunabilmekte.

4 Numara: PE-LD

Bu gruptaki plastik sarf malzemeleri düşük yoğunluklu polietilenden üretilmektedir efendim. Daha çok çöp torbaları, çöp kovaları ve yemek saklama kaplarında kullanılırlar. Bu ürünler de PE-HD grubu plastik sarf malzemeleri gibi gıda tüketiminde tercih edilebilir. Fakat, içeceklere herhangi bir kimyasal madde karıştırmasalar da bu ürünlerin su tüketiminde kullanımı tavsiye edilmemekte. Deterjan ambalajları gibi diğer kullanım türlerinde ise uzmanlar tarafından bir sakınca görülmemekte. Bu ürünler ayrıca, bulaşık makinesinde yıkanabilir ve mikrodalga fırında kullanılabilir.

5 Numara: PP

Polipropilenden üretilen bu gruptaki plastik sarf malzemeleri, en güvenli plastik ürünlerdir efendim. Enjeksiyon kalıplama gerektiren ürünlerde ve özellikle de şişe kapakları ile gıda kutularında yaygın olarak kullanılırlar. Diğer plastik türlerine oranla daha sert oldukları halde, oldukça hafiftirler ve ısı dirençleri yüksektir. Isıtıldıklarında diğerleri gibi erimezler. Dayanıklılık özelliği yüksek olan bu plastik türü, gıdaları çok iyi sakladığı gibi, yağlanma ve rutubete karşı da iyi bir koruma sağlıyor. PP etiketini taşıyan bu ürünler, bileşimlerinde bulundurdukları kimyasal maddeleri gıdalara bulaştırma riskine sahip değil. Bu ürünler de yine bulaşık makinesinde yıkanabilir ve mikrodalga fırında kullanılabilir.

6 Numara: PS

Polistiren maddesinden üretilen plastik sarf malzemeleri bu gruptadır efendim. Daha çok köpüklü bardak yapımında kullanılırlar. Bu ürünlerin yanı sıra yemek paketleri ve marketlerden satın aldığımız etlerin konduğu kullan-at ürünler de bu maddeden üretilir. Bu ürünlerin ısıyla temas etmesi halinde ortaya çıkan kötü koku, bileşimindeki stiren maddesinden kaynaklanıyor. Gıdaların tadını bozduğu gibi kanserojen etkilerde de bulunabilen polistiren maddesi ise günümüzde pek çok tartışmaya konu olmakta. Bu ürünlerin ısıyla kesinlikle temas etmemesi gerekiyor.

7 Numara: Other veya O

İlk 6 grupta kullanılan kimyasal maddelerden farklı bir bileşime sahip ve bisphenol A (BPA) bulunduran plastik sarf malzemeleri bu gruptadır efendim. BPA maddesi, sağlık açısından son derece risklidir. Plastik yüzeylerde parlaklığı sağlayan bu madde polikarbonatla birleştiğinde kanserojen etkide bulunuyor. 7 numaralı plastik sarf malzemelerini satın almadan önce, bunların yerine kullanabileceğiniz diğer gruplardaki ürünleri incelemeniz doğru bir yaklaşım olacaktır. En zararlı plastik türü olan bu ürünler, ancak gerekli önlemler alındıktan sonra ve son tercih olarak kullanılmalı.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. gizem

    23 Eylül 2020 saat 14:35

    Plastik ürünlerinin kalitesi fiyat performans açısından çok iyi teşekkür ederim:)

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler