Bizi Takip Edin

Teknoloji

Uçaklar Gitti, Startuplar Geldi

Yayınlandı

tarihinde

Bir dönem milyonlarca yolcunun valiziyle koşturduğu Atatürk Havalimanı’nda şimdi girişimciler yatırımcı peşinde koşacak. Eski terminal binaları, “Terminal İstanbul” adıyla dev bir teknoloji ve girişimcilik merkezine dönüştürülüyor.

Projenin 5 bin metrekarelik ilk bölümünün Ağustos 2026’da girişimcilere açılması planlanıyor. Çalışmalar tamamlandığında ise merkezin 200 bin metrekarenin üzerine çıkması hedefleniyor. Böylece Terminal İstanbul’un dünyanın en büyük teknoloji girişimciliği merkezlerinden biri olması bekleniyor. Anadolu Ajansı

Girişimcinin aradığı herkes aynı terminalde olacak

Terminal İstanbul’un klasik bir ortak çalışma alanından daha fazlası olması planlanıyor. Girişimciler, yatırım fonları, büyük şirketler, hızlandırma programları, üniversiteler ve kamu kurumları aynı çatı altında buluşacak.

Merkezde çalışma ofisleri, kuluçka programları, AR-GE laboratuvarları ve prototiplerin ürüne dönüştürülmesini kolaylaştıracak altyapılar yer alacak. Yapay zekâ ve yazılım okulu, bilim merkezi, sergi alanları, restoranlar ve kafeler de projenin sosyal tarafını oluşturacak.

Yani yalnızca “bir fikrim var” diyerek kahve içmeye gidilen bir yer değil; o fikri şirkete, ürüne ve mümkünse yatırıma dönüştürecek bir ekosistem hedefleniyor.

Techstars da projede yer alıyor

Terminal İstanbul için ABD merkezli girişim hızlandırma ağı Techstars’ın yanı sıra Şanghay, Körfez ülkeleri ve Avrupa’daki yatırım fonlarıyla iş birlikleri yürütülüyor.

Techstars’ın İstanbul’daki girişimcilere açık programı; iş modelini geliştirme, ürün-pazar uyumunu test etme, yatırımcılarla bağlantı kurma ve mentorluk gibi fırsatlar sunuyor. Programın 2026 dönemi için başvurular 21 Ağustos’ta sona erecek. Techstars

İlk etap için şimdiden 60’tan fazla girişimin başvuru yaptığı ve merkezde yer almaya hak kazandığı açıklanmış durumda.

Asıl sınav açılıştan sonra başlayacak

200 bin metrekarelik bir merkez kurmak elbette iddialı. Ancak girişimcilik ekosistemlerinde başarıyı yalnızca binanın büyüklüğü belirlemiyor. Girişimlerin ne kadar yatırım alabildiği, kaçının yurt dışına açılabildiği ve ortaya gerçekten küresel şirketler çıkıp çıkmadığı daha önemli.

Terminal İstanbul, doğru bağlantıları kurabilirse Türkiye’den çıkan girişimler için ciddi bir sıçrama noktası olabilir. Aksi hâlde elimizde dünyanın en büyük ama en fazla kahve tüketilen ortak çalışma alanlarından biri kalabilir.

Kısacası Atatürk Havalimanı’nda uçuşlar sona ermiş olabilir. Şimdi sıra, girişimlerin gerçekten havalanıp havalanamayacağını görmekte.

Okumaya Devam Et

Teknoloji

Yapay Zekâ Uğruna Milyonlarca Kitap Parçalandı

Yayınlandı

tarihinde

Yapay zekânın öğrenmek için yalnızca internetteki içeriklerden yararlandığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Teknoloji şirketleri, modellerini geliştirecek yeni ve nitelikli veriler bulabilmek için rotasını basılı kitaplara çevirmiş durumda.

Ortaya çıkan mahkeme belgeleri, Claude isimli yapay zekâ modelini geliştiren Anthropic’in milyonlarca fiziksel kitap satın aldığını gösterdi. Kitaplar önce ciltlerinden ayrıldı, ardından sayfaları endüstriyel cihazlarla tarandı. Dijitalleştirme tamamlandıktan sonra geriye kalan fiziksel nüshalar ise çöpe gönderildi.

Şirket içinde “Project Panama” adıyla yürütülen bu çalışmaya milyonlarca dolar harcandığı belirtiliyor. Hedef oldukça iddialıydı: Mümkün olduğunca geniş bir kitap arşivini yapay zekânın anlayabileceği dijital metinlere dönüştürmek. Mahkeme belgelerine dayanan haberlere göre kitapların yasal yollarla ve çoğunlukla ikinci el satıcılardan satın alınması, şirketin telif hakkı açısından daha güvenli bir yöntem izlemesini sağladı.

Kitapları parçalamak neden gerekliydi?

Aslında kitapları zarar vermeden taramak mümkün. Fakat milyonlarca sayfanın söz konusu olduğu bir operasyonda bu yöntem hem yavaş hem de pahalı. Kitabın sırt kısmı kesildiğinde sayfalar hızla ayrılabiliyor ve otomatik tarama makinelerine yerleştirilebiliyor.

Bu işlemin sonunda kitap, bildiğimiz anlamda varlığını kaybediyor. İçeriği dijital ortamda yaşamaya devam etse de kapak, cilt, kâğıt ve baskıya ait bütün fiziksel özellikler ortadan kalkıyor.

İşte tartışma da tam olarak burada başlıyor. Bir taraf, şirketlerin satın aldıkları kitapları istedikleri şekilde kullanabileceğini savunuyor. Diğer taraf ise bir kitabın yalnızca içindeki kelimelerden ibaret olmadığını hatırlatıyor.

Yapay zekâ neden eski kitapların peşinde?

İnternet, yapay zekâ şirketleri için devasa bir veri kaynağıydı. Ancak çevrim içi içeriklerin önemli bir bölümünün daha önce taranmış olması ve internette yapay zekâ üretimi metinlerin giderek çoğalması, şirketleri yeni kaynaklar aramaya yöneltiyor.

Özellikle internette bulunmayan, farklı dillere ait veya sınırlı sayıda basılmış kitaplar bu nedenle değer kazanıyor. Eski kitapların bir başka avantajı da içeriklerinin kesin olarak insanlar tarafından yazılmış olması.

Son dönemde Avrupa, İngiltere ve Avustralya’daki sahafların birbiriyle ilgisiz yüzlerce kitaptan oluşan sıra dışı siparişler alması da şüpheleri artırdı. Ancak bu siparişlerin tamamının yapay zekâ şirketlerine gittiği henüz kanıtlanmış değil. Kitapçılar, özellikle eski ve az bilinen eserlerin akıbetinden endişe duyuyor.

Gerçekten nadir kitaplar da yok edildi mi?

Sosyal medyada dolaşan paylaşımlarda nadir ve koleksiyon değeri taşıyan kitapların da parçalandığı öne sürülüyor. Fakat mevcut belgeler, bu iddiayı kesin biçimde doğrulamıyor.

Anthropic, nadir veya antika eserleri satın alıp imha etmediğini belirtiyor. Şirketin daha çok toplu şekilde ulaşılabilen ikinci el kitaplara ve dijital ortamda bulunması zor yayınlara yöneldiği ifade ediliyor.

Yine de sahafların endişesi tamamen yersiz sayılmaz. Maddi değeri düşük görünen bir kitap, yayımlandığı dil, içerdiği bilgiler veya sınırlı baskısı nedeniyle kültürel açıdan önemli olabilir. Bir eserin tarandıktan sonra ortadan kaldırılması, gelecekte o kitaba yalnızca bir teknoloji şirketinin veri tabanı üzerinden ulaşılabilmesi riskini doğuruyor.

Yapay zekâ her geçen gün daha fazla bilgiye ihtiyaç duyuyor. Fakat bu bilgi açlığını giderirken fiziksel eserlerin yok edilmesi, teknoloji dünyasının önüne yeni bir soru koyuyor: Bir kitabın içeriğini korumak, kitabın kendisini kaybetmeyi kabul edilebilir hâle getirir mi?

Okumaya Devam Et

Teknoloji

YouTube’da Görüntülenme Sayıları Artık İlk Kareden Sayılacak

Yayınlandı

tarihinde

YouTube, görüntülenme sayma sisteminde önemli bir değişikliğe gidiyor. 24 Ağustos 2026’dan itibaren bir video oynatıldığı anda, yani daha ilk karede “görüntülenmiş” kabul edilecek. Üstelik bunun için belirli bir izlenme süresine ulaşmak gerekmeyecek.

Yeni sistem yalnızca Shorts videolarını değil; uzun videoları ve canlı yayınları da kapsayacak. Böylece YouTube’daki tüm video formatları dünya genelinde aynı yöntemle ölçülecek. YouTube’un resmi açıklamasına göre değişikliğin ardından kanalların toplam görüntülenme sayıları daha hızlı artabilir.

Birkaç saniyelik izleme de görüntülenme sayılacak

Mevcut sistemde farklı video türleri için farklı sayım yöntemleri kullanılıyordu. Yeni dönemde ise kullanıcı videoyu açtığı anda sayaç devreye girecek. İzleyicinin birkaç saniye sonra videodan çıkması, görüntülenmenin sayılmasına engel olmayacak.

Bu durum özellikle ana sayfada otomatik oynatılan, yanlışlıkla açılan veya kısa süre sonra kapatılan videoların da görüntülenme rakamlarına daha fazla katkı sağlaması anlamına geliyor. Kısacası, ekranda gördüğümüz görüntülenme sayısı artık videonun ne kadar izlendiğini değil, kaç kez oynatılmaya başladığını gösterecek.

Peki para kazanma sistemi değişiyor mu?

İçerik üreticilerinin en çok merak ettiği konu doğal olarak gelirler. Ancak YouTube, bu değişikliğin kazançları ve YouTube İş Ortağı Programı’na katılım koşullarını etkilemeyeceğini belirtiyor.

Gelir hesaplamalarında izleyicinin videoda gerçekten kaldığını gösteren “etkileşimli görüntülemeler” ve “etkileşimli izlenme saatleri” dikkate alınmaya devam edecek. Bu veriler YouTube Analytics’in gelişmiş modunda görülebilecek.

Yani bir videonun herkese açık görüntülenme sayısı yükselse bile bu artış aynı oranda daha fazla gelir elde edileceği anlamına gelmeyecek.

Yüksek görüntülenme, yüksek ilgi demek olmayabilir

Yeni sistem içerik üreticilerinin erişim rakamlarını daha yüksek göstermesine yardımcı olabilir. Özellikle marka iş birliklerinde ve sponsorluk görüşmelerinde milyonluk görüntülenme sayıları daha sık karşımıza çıkabilir.

Ancak markaların yalnızca görünen rakama bakması artık eskisinden daha yanıltıcı olacak. Ortalama izlenme süresi, videoyu sonuna kadar izleyenlerin oranı ve etkileşim sayıları, içeriğin gerçek performansını anlamak için daha önemli hale gelecek.

Kısacası YouTube’da görüntülenme sayıları büyüyecek; fakat izleyicinin gerçekten videoda kalıp kalmadığını anlamak için tek başına sayaç yeterli olmayacak. 24 Ağustos’tan sonra “kaç kişi açtı?” sorusunun cevabını görüntülenme sayısı, “kaç kişi gerçekten izledi?” sorusunun cevabını ise Analytics verecek.

Okumaya Devam Et

Teknoloji

Meta’nın Algoritması Bu Kez Mahkemeye Takıldı

Yayınlandı

tarihinde

Sosyal medya platformlarının gençler üzerindeki etkisi uzun zamandır tartışılıyor. Şimdi bu tartışma, Meta’nın karşı karşıya olduğu en büyük davalardan biriyle mahkeme salonuna taşınıyor.

ABD’de 29 eyaletin başsavcısı; Instagram ve Facebook’un genç kullanıcıları platformda daha uzun süre tutacak şekilde tasarlandığını, çocukların verilerinin ebeveyn izni olmadan toplandığını ve platformların olası zararları konusunda kamuoyunun yanıltıldığını öne sürüyor.

California’da görülecek ilk aşamada California, Colorado, Kentucky ve New Jersey’in talepleri değerlendirilecek. Açılış konuşmalarının 18 Ağustos’ta yapılması, yaklaşık yedi hafta sürmesi beklenen duruşmalarda Mark Zuckerberg ve Instagram Başkanı Adam Mosseri’nin de ifade vermesi bekleniyor. Reuters

Talep edilen rakam Meta’nın değerine yakın

Davanın en dikkat çeken tarafı kuşkusuz talep edilen ceza. Dört eyaletin hesaplamasına göre Meta’nın karşılaşabileceği tutar 1,4 trilyon dolara kadar çıkabilir.

Ancak bu rakamın kesinleşmiş bir tazminat olmadığını belirtmek gerekiyor. Söz konusu tutar, eyalet yasalarında belirlenen cezaların etkilendiği iddia edilen kullanıcı sayısıyla çarpılması sonucunda ortaya çıkan en yüksek hesaplama. Hukuk uzmanları, mahkemenin bu büyüklükte bir cezaya hükmetme ihtimalini düşük görüyor.

Meta ise talep edilen miktarın hukuki ve gerçekçi bir dayanağı olmadığını savunuyor. Şirket ayrıca “sosyal medya bağımlılığının” tıbbi olarak kabul edilmiş bir hastalık olmadığını ve çocukları hedef alan yasa dışı bir tasarım yapmadığını ileri sürüyor. Reuters

Instagram ve Facebook değişebilir mi?

Eyaletlerin talebi yalnızca para cezasıyla sınırlı değil. Davanın sonucuna göre Meta’dan genç kullanıcılar için daha güçlü yaş ve ebeveyn doğrulama sistemleri kurması, sonsuz kaydırma ve otomatik video oynatma gibi özellikleri sınırlandırması ve tavsiye algoritmalarını yeniden düzenlemesi istenebilir.

Bunun yanında çocukların verileriyle eğitildiği öne sürülen algoritmaların silinmesi ve gençlere gösterilen içeriklerde etkileşim yerine kullanıcı sağlığının önceliklendirilmesi de masadaki talepler arasında.

Meta ise genç hesapları, yaş tespit sistemleri ve içerik kısıtlamaları gibi güvenlik önlemleri geliştirdiğini belirtiyor. Buna karşılık eyaletler, bu adımların gençleri korumakta yeterli olmadığını savunuyor.

Sonuç yalnızca Meta’yı etkilemeyebilir

Bu dava, yalnızca Instagram ve Facebook’un geleceği açısından önemli değil. Mahkemeden çıkacak karar; TikTok, YouTube ve Snapchat gibi diğer platformların genç kullanıcılara sunduğu özellikleri de yeniden gözden geçirmesine neden olabilir.

Kısacası mahkemenin önündeki soru artık yalnızca “Çocuklar sosyal medyada ne kadar vakit geçiriyor?” değil. Asıl tartışma, platformların onları daha uzun süre ekranda tutmak için nasıl tasarlandığı ve bunun sorumluluğunun kimde olduğu.

Okumaya Devam Et

Trendler