Yapay zekânın öğrenmek için yalnızca internetteki içeriklerden yararlandığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Teknoloji şirketleri, modellerini geliştirecek yeni ve nitelikli veriler bulabilmek için rotasını basılı kitaplara çevirmiş durumda.
Ortaya çıkan mahkeme belgeleri, Claude isimli yapay zekâ modelini geliştiren Anthropic’in milyonlarca fiziksel kitap satın aldığını gösterdi. Kitaplar önce ciltlerinden ayrıldı, ardından sayfaları endüstriyel cihazlarla tarandı. Dijitalleştirme tamamlandıktan sonra geriye kalan fiziksel nüshalar ise çöpe gönderildi.
Şirket içinde “Project Panama” adıyla yürütülen bu çalışmaya milyonlarca dolar harcandığı belirtiliyor. Hedef oldukça iddialıydı: Mümkün olduğunca geniş bir kitap arşivini yapay zekânın anlayabileceği dijital metinlere dönüştürmek. Mahkeme belgelerine dayanan haberlere göre kitapların yasal yollarla ve çoğunlukla ikinci el satıcılardan satın alınması, şirketin telif hakkı açısından daha güvenli bir yöntem izlemesini sağladı.
Kitapları parçalamak neden gerekliydi?
Aslında kitapları zarar vermeden taramak mümkün. Fakat milyonlarca sayfanın söz konusu olduğu bir operasyonda bu yöntem hem yavaş hem de pahalı. Kitabın sırt kısmı kesildiğinde sayfalar hızla ayrılabiliyor ve otomatik tarama makinelerine yerleştirilebiliyor.
Bu işlemin sonunda kitap, bildiğimiz anlamda varlığını kaybediyor. İçeriği dijital ortamda yaşamaya devam etse de kapak, cilt, kâğıt ve baskıya ait bütün fiziksel özellikler ortadan kalkıyor.
İşte tartışma da tam olarak burada başlıyor. Bir taraf, şirketlerin satın aldıkları kitapları istedikleri şekilde kullanabileceğini savunuyor. Diğer taraf ise bir kitabın yalnızca içindeki kelimelerden ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Yapay zekâ neden eski kitapların peşinde?
İnternet, yapay zekâ şirketleri için devasa bir veri kaynağıydı. Ancak çevrim içi içeriklerin önemli bir bölümünün daha önce taranmış olması ve internette yapay zekâ üretimi metinlerin giderek çoğalması, şirketleri yeni kaynaklar aramaya yöneltiyor.
Özellikle internette bulunmayan, farklı dillere ait veya sınırlı sayıda basılmış kitaplar bu nedenle değer kazanıyor. Eski kitapların bir başka avantajı da içeriklerinin kesin olarak insanlar tarafından yazılmış olması.
Son dönemde Avrupa, İngiltere ve Avustralya’daki sahafların birbiriyle ilgisiz yüzlerce kitaptan oluşan sıra dışı siparişler alması da şüpheleri artırdı. Ancak bu siparişlerin tamamının yapay zekâ şirketlerine gittiği henüz kanıtlanmış değil. Kitapçılar, özellikle eski ve az bilinen eserlerin akıbetinden endişe duyuyor.
Gerçekten nadir kitaplar da yok edildi mi?
Sosyal medyada dolaşan paylaşımlarda nadir ve koleksiyon değeri taşıyan kitapların da parçalandığı öne sürülüyor. Fakat mevcut belgeler, bu iddiayı kesin biçimde doğrulamıyor.
Anthropic, nadir veya antika eserleri satın alıp imha etmediğini belirtiyor. Şirketin daha çok toplu şekilde ulaşılabilen ikinci el kitaplara ve dijital ortamda bulunması zor yayınlara yöneldiği ifade ediliyor.
Yine de sahafların endişesi tamamen yersiz sayılmaz. Maddi değeri düşük görünen bir kitap, yayımlandığı dil, içerdiği bilgiler veya sınırlı baskısı nedeniyle kültürel açıdan önemli olabilir. Bir eserin tarandıktan sonra ortadan kaldırılması, gelecekte o kitaba yalnızca bir teknoloji şirketinin veri tabanı üzerinden ulaşılabilmesi riskini doğuruyor.
Yapay zekâ her geçen gün daha fazla bilgiye ihtiyaç duyuyor. Fakat bu bilgi açlığını giderirken fiziksel eserlerin yok edilmesi, teknoloji dünyasının önüne yeni bir soru koyuyor: Bir kitabın içeriğini korumak, kitabın kendisini kaybetmeyi kabul edilebilir hâle getirir mi?