Bizi Takip Edin

Lifestyle

Biyoritminize dikkat ediyor musunuz?

Yayınlandı

tarihinde

Biyoritim hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Efendim, bugün günlerden 14 Mart Tıp Bayramı. Öncelikle tüm sağlık çalışanlarının bu değerli gününü tüm Ofix.com ekibi olarak kutluyoruz. Sağlık olmadan hiçbir şeyin anlamı yok. Vücudumuzdaki tüm hücre, doku, organ ve sistemler, mükemmel bir senkron içinde çalışmakta. Sağlığımızda ortaya çıkan olumsuz gelişmeler, bu senkronu bozuyor. Tıp literatüründe bu senkron, biyoritim olarak adlandırılmakta. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, biyoritim konusunu ele alacağız ve biyoritimle ilgili faydalı bilgiler paylaşacağız.

Biyoritim nedir?

En basit tanımıyla biyoritim insanın duygu, düşünce ve eylemlerini yöneten biyolojik bir döngü sistemidir efendim. Bu sistem, beynin ön hipotalamus kısmındaki suprakiazmatik çekirdek tarafından yönetiliyor. Kişinin tüm biyolojik, fizyolojik ve sosyal ihtiyaçlarını belli bir döngü içinde karşılamasını sağlayan bu merkez, vücudumuzda olduğu gibi hayatımızın tüm kesitlerinde de düzen ve istikrar sağlıyor.

Biyoritmin varlığı, Batı dünyasında Antik dönemden beri biliniyordu. Nitekim Herakleitos, Anaksogaras, Aristoteles gibi filozoflar bu konu hakkında çeşitli görüşler öne sürmüştü. Ancak, beyin fizyolojisiyle ilgili çalışmaların yetersiz oluşu, biyoritmi bilimsel açıdan incelemeyi henüz olanaksız kılıyordu. Biyoritimle ilgili ilk bilimsel incelemeler, 19. yüzyılda Dr. Wilhem Fliess tarafından gerçekleştirildi. Bu incelemeler sonucunda Fliess insanın fiziksel, duygusal ve akli durumlarının 23, 28 ve 33 günlük periyotlarla tekrar ettiği hipotezini öne sürdü.

20. yüzyılın başlarında, biyoritimle ilgili bilimsel incelemeler yapılmaya başlandı ve farklı teoriler geliştirildi. Bunlardan ilki, Viyana Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Hermann Swoboda tarafından gerçekleştirildi. Ateşli hastalıklar üzerinde yaptığı çalışmalar sırasında Dr. Swoboda, hastalarının fiziksel döngülerine eşlik eden duygusal döngülerin varlığını tespit etti. Bu çalışmaları sırasında edindiği bulguları, 1901 yılında Viyana Üniversitesi’ne Vücut Biyoritimleri Tezi olarak sundu ve biyoritimle ilgili ilk kitabı yayınladı.

Dr. Swoboda‘nın tezinin ardından, biyoritimle ilgili çok sayıda bilimsel hesaplama yapılmaya başlandı. Bunların büyük bir bölümü insan vücudundaki biyolojik döngülerin varlığını kanıtlayan güçlü bulgular sunduğu gibi, bir kısmı da karşıt hipotezler öne sürmekteydi. Keza, döngü süreleri konusunda da farklı hipotezler geliştirildi ve pek çok tartışma yapıldı. Öyle ki, bu tartışmaların bir kısmı günümüzde de devam etmekte.

Biyoritim niçin önemlidir?

Efendim, küçük bir blog yazısında ağır kuramsal tartışmalara girmek doğru olmayacağı için, biz burada biyoritim hesaplamaları veya döngü süreleri gibi karmaşık konulara temas etmeyeceğiz. Fakat şunun altını çizmek gerekir ki, vücudumuzda belli periyotlarla tekrar eden birtakım döngüler var ve sağlığımızın yanı sıra yaşam kalitemiz de bu döngülerden etkileniyor. Buna bağlı olarak, kendimizi fiziksel, ruhsal veya sosyal açıdan zayıf hissettiğimiz dönemler ile güçlü hissettiğimiz dönemler hakkında farkındalıklarımızı geliştirebiliriz. Bu sayede, değerlendirme ve karar alma süreçlerimizi daha bilinçli bir şekilde yönetebilir, yanlış eylem ve tutumlardan kaçınabiliriz.

Biyoritimle ilgili hesaplamalar, Avrupa ve Uzakdoğu’da pek çok iş kolu ve sporcular arasında büyük ilgi görüyor. Özellikle de ulaştırma sektöründe çalışan pilot ve kaptanların biyoritimlerine bakılarak kritik günlerde sefere çıkmamalarına özen gösteriliyor. Nitekim, kazalarla ilgili yapılan incelemelere göre, kritik günlerde kaza riskleri artıyor. Benzer bir durum, sporcular için de geçerli. Hangi yarışmaya ne zaman katılması gerektiğine biyoritim hesaplamalarına göre karar veren sporcuların sayısı Uzakdoğu’da oldukça fazla.

Biyoritmin önemini, ofiste geçirdiğimiz 1 günlük mesaimiz içinde açıkça görebiliriz. Nitekim, ofiste geçen 1 günümüz, önceki veya sonraki günle çok fazla değişmiyor. Aşağı yukarı hep aynı saatte işe geliyor, aynı işleri yapıyor, aynı saatte işten çıkıyoruz. Biyoritmimiz bizi aynı saatlerde aynı şeyleri yapmaya zorluyor. Bu nedenle, hayatımızda herhangi bir değişiklik yapmak istediğimizde, biyoritmimizde de gerekli değişimi sağlamalıyız. Bu gibi değişimlerin iş hayatımızda uyumsuzluk yaratmasının esas nedeni, biyoritmimizde gerekli değişimi sağlayamamamızdır.

Güne niçin kahvaltı yaparak başlamalıyız?

Sabah saat 05.00 ile 06.00 arasında vücudumuz, kortizon salgılamaya başlıyor efendim. Böbreküstü bezinin kabuk bölgesinden salgılanan bu hormon, metabolizma için güçlü bir uyarıcıdır ve bizi uykudan kalkmaya hazırlar. Metabolizmayı harekete geçiren kortizon, yataktan kalkmak için gerekli enerjiyi üretmek için karbonhidrat ve şeker yakımını başlatıyor. Saat 07.00’a kadar vücut direncimiz oldukça düşüktür. Bu zaman diliminde vücut ısımızda ani değişikliklere karşı kendimizi korumalıyız. Aksi durumda, enfeksiyonlara kolayca yakalanabiliriz.

Uyanmak için vücudumuzun tükettiği enerjiyi kahvaltıyla geri kazanmamız çok önemli. Bunun için saat 06.00 ile 07.00 arasında mutlaka kahvaltımızı yapmış olmamız gerekiyor. Sindirim sistemimiz bu zaman diliminde çok iyi çalıştığı için güzel bir kahvaltıyla enerjimiz hızla yükselecektir. Ayrıca, pankreastan salgılanan insülin hormonu da bu zaman diliminde yükselmeye başlar. Bu saatler arasında spor yapmayı tercih ediyorsanız, dolaşım sisteminize aşırı yüklenmiş olursunuz.

Vücudumuzun en dinç anları ne zamandır?

Saat 08.00 ile 09.00 arasında vücudumuzda libido düzeyi artıyor efendim. Halk arasında daha çok cinsellik ve saldırganlık hormonu olarak bilinen libido, vücudun dinçleşmesini sağlayarak bizi güne hazırlıyor. Bu zaman diliminde vücudumuz, en dinç anlarını yaşıyor. Eğer sigara kullanıyorsanız, bu saatlerde içmemelisiniz. (Ki aslında hiç içmemeniz daha güzel!) Çünkü bu saatlerde içilen sigara, damarların çok daha fazla daralmasına yol açıyor. Vücut direncimizin yükseldiği bu zaman dilimi, aynı zamanda da dolaşım ve bağışıklık sistemimizin en iyi çalıştığı zaman dilimi. İlaç kullanıyorsanız ya da iğne vurulacaksanız bu zaman dilimini tercih edebilirsiniz.

Beyin fonksiyonlarımız hangi zaman diliminde en iyi şekilde çalışır?

Saat 09.00 ile 11.00 arasında vücudumuz, en enerjik anlarını yaşıyor efendim. Kalbimiz ve dolaşım sistemimiz bu zaman diliminde çok iyi şekilde çalışıyor. Öyle ki, kalp muayenesi olacaksak bu zaman dilimini pek tercih etmemeliyiz. Çünkü bu durum, kalp hastalıklarının teşhisini zorlaştırıyor. Fakat, beynimize daha fazla şeker ve oksijen taşınıyor ve bu sayede, beyin fonksiyonlarımızı en etkin şekilde kullanabiliyoruz. Buna bağlı olarak, analitik düşünce gücümüz artıyor ve işlem yeteneğimiz yükseliyor. Basit matematik işlemlerini hızlı bir şekilde yapabiliyoruz. Kısa süreli hafızamız da yine, bu zaman diliminde oldukça iyi bir şekilde çalışıyor.

Ne var ki, saat 11.00 ile 12.00 arasında kan şekerimiz düşüyor, yorgunluk başlıyor ve midemizdeki asit miktarı artıyor. Sindirim sistemimizi desteklemek için kullanılan kan, beyne taşınan şeker ve oksijenin azalmasına yol açıyor. Acıkmayla oluşan metabolik yavaşlama nedeniyle yorgunluk hissi artıyor, uyku isteği yükseliyor, dikkat dağılıyor. Bu nedenle, sabah toplantılarımızı saat 11.00’a kadar tamamlamış olmamız, öğle yemeğine kadar fazla dikkat gerektirmeyen basit işlerle uğraşmamız daha doğru.

Öğle uykusu niçin önemlidir?

Saat 12.00 ile 13.00 arasında vücut direncimiz tekrar düşüyor ve enerjiye ihtiyaç duyuyoruz. Vücudumuzda yavaşlayan biyoritim nedeniyle tüm organ ve sistemlerimizin çalışması yavaşlıyor, yalnızca safra kesemiz hazım faaliyetleri için tam kapasite çalışmaya devam ediyor. İş hayatımız içinde uygulama şansımızın pek olmadığı öğle uykusu, tüm organ ve sistemlerimizi günün geri kalan kısmı için hazırlamak gibi çok önemli bir işleve sahip. Öğle uykusu uyuma imkanı olan kişilerin vücutlarında yükselen biyoritim tüm günü enerjik bir şekilde tamamlamalarına büyük katkı sağlıyor.

Öğleden sonra toplantıları hangi zaman diliminde yapılmalı?

Saat 13.00 ile 14.00 arasında sindirim sistemimiz yoğun bir şekilde çalışıyor. Pankreas kan şekerini düşürmek için uğraşırken, tansiyon ve kortizon düzeyimiz de düşme eğilimine giriyor. Öğleden sonra toplantıları için hiç de uygun olmayan bu zaman dilimi, sinir sistemimizdeki uyartı iletiminin yavaşlaması nedeniyle, lokal anestezi gibi tıbbi müdahaleler için en uygun zaman dilimlerinden biridir. Saat 14.00’dan itibaren tansiyon ve dolaşım sistemimiz sabahki kadar olmasa da güzel bir şekilde çalışmaya başlıyor, beyne taşınan şeker ve oksijen miktarı artıyor. Ve bu durum, saat 16.00’a kadar devam ediyor. Bu nedenle, öğleden sonra toplantılarımızı saat 14.00 ile 16.00 arasında gerçekleştirebiliriz.

Spor için en uygun zaman dilimi nedir?

Genel kanının aksine, sabah saatleri spor için uygun bir zaman dilimi değildir efendim. Gün içinde harcayacağımız enerjiyi sabah saatlerinde tüketirsek, bozulan biyoritim nedeniyle vücudumuzda bazı olumsuz tepkiler gelişecektir. Oysa, saat 16.00 ile 18.00 arası spor için en uygun zaman dilimidir. Bu zaman diliminde tüm organ ve sistemlerimiz iyi şekilde çalışır ve vücudun yağ yakma eğilimi artar. Aynı şekilde, böbrekler ve mesanenin çalışma hızı da artar. Su kaybının yükseldiği bu zaman diliminde, su tüketim miktarımızı arttırmamız gerekir. Ayrıca, mide kanamalarıyla ilgili yapılan araştırmalara göre bu sorun, saat 17.00 sıralarında ortaya çıkma eğiliminde. Mide sorunlarınız varsa, bu zaman diliminde kendinize dikkat etmelisiniz.

Akşam yemeğimizi saat kaçta yemeliyiz?

Saat 18.00 ile 19.00 arası, akşam yemeği için en uygun zaman dilimidir. Bu zaman diliminde midemizin yanı sıra pankreasımız da güzel çalışır, dolaşım ve sinir sistemimiz hızlı sonuçlar verir. Nitekim, antidepresanlarla ilgili yapılan bilimsel araştırmalar, bu zaman diliminde kullanılan antidepresanların hızlı etki gösterdiğini ortaya çıkarttı. Antidepresanların yanı sıra alerji ve astım ilaçları ve antibiyotikler de bu zaman diliminde hızlı sonuçlar vermekte. Fakat, kullandığınız ilaçların örneğin 12 saatte 1 gibi belli bir zaman aralığı varsa, bu süreyi korumanız gerektiğini de ekleyelim.

Saat 20.00’dan sonra sindirim organlarının işlevleri sona erer ve tüketilen gıdalar midede sindirilmeden bağırsak mukozasına karışır. Özellikle de mide ve bağırsak hastalıkları yaşamaktaysanız, saat 20.00’dan sonra kesinlikle hiçbir şey yememelisiniz. Ayrıca, sigara içiyorsanız saat 22.00’dan sonra içmemeye dikkat etmelisiniz (Ki bırakmanız en güzeli!). Saat 22.00’dan sonra nikotinin vücuda verdiği zararlar misliyle artıyor.

Saat 22.00 ile 02.00 arası, vücudumuzda kortizol seviyesinin en alt düzeye inip neredeyse hiç stres hissetmediğimiz zaman dilimidir. Bu saatlerde vücudumuzdaki biyoritim yavaşlar ve sakinleşip rahatlarız. Verimliliğimizin en alt seviyeye indiği bu zaman diliminde vardiyada çalışanlarda bazı dikkat sorunları görülebilir. Saat 05.00’a kadar görme ve işitme duyularımızda ciddi anlamda zayıflama hissederiz. Bu nedenle, bu saatlerde araç kullanmak oldukça tehlikelidir ve araç kullanması gereken kişiler, vücutlarında buna uygun bir biyoritim geliştirmeli. Saat 05.00’dan sonra kortizon seviyemiz artmaya başlar ve vücudumuz bizi yeni güne hazırlar.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Tıp Bayramı‘nız kutlu olsun…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Editörün Seçtikleri

Kasko Fiyatlarını Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Yayınlandı

tarihinde

Araç sahiplerinin poliçe yenileme dönemlerinde en çok merak ettiği konuların başında kasko fiyatları gelir. Aynı model iki aracın sahiplerinin farklı primler ödemesi birçok kişinin kafasını karıştırabilir. Kasko primi araç, sürücü ve poliçe kapsamına dair onlarca farklı unsura bağlı olarak hesaplanır.

Kasko Fiyatları Neye Göre Belirlenir?

Kasko fiyatları neye göre belirlenir sorusunun cevabı sigorta şirketlerinin yürüttüğü kapsamlı risk analizinde saklıdır. Aracın markası, modeli ve üretim yılı, kasko priminin temelini oluşturan Kasko değer listesi üzerinden değerlendirilir. Bu listeye göre belirlenen rayiç bedel yükseldikçe olası bir hasar durumunda ödenecek tazminat tutarı da artacağından prim de buna paralel şekilde yükselir. Bunlara ek olarak aracın yaşı da önemli bir belirleyicidir. Sıfır araçlarda yüksek piyasa değeri nedeniyle primler yüksek seyrederken orta yaşlı araçlarda yedek parça bulunabilirliği sayesinde genellikle daha uygun fiyatlar ortaya çıkar. Çok eski araçlarda ise teknik risklerin artması nedeniyle primler tekrar yükselebilir. HDI Sigorta, araç ve sürücü profiline uygun kapsamlı kasko çözümleriyle ihtiyaçlara en uygun teminat yapısını oluşturmanıza yardımcı olur. Doğru teminatlar ve güncel risk analiziyle hazırlanan bir kasko teklifi hem bütçeyi korur hem de olası bir hasar durumunda maddi açıdan güvence altına alır.

Kasko Fiyatlarında Poliçe Kapsamının Etkisi

Kasko fiyatları nasıl belirlenir konusunda araç ve sürücü özelliklerinin yanında, poliçeyi satın alırken yapılan tercihler de fiyatı doğrudan şekillendirir. Muafiyet uygulaması bunun en belirgin örneklerinden biridir. Hasar durumunda belirli bir oranı kendi üstlenmeyi kabul eden sürücüler primlerinde ciddi indirimler elde edebilir. İhtiyari Mali Mesuliyet, ikame araç, orijinal cam teminatı gibi ek teminatlar poliçenin koruma kapsamını genişletirken maliyeti de bir miktar artırır. Öte yandan araca eklenen takip cihazı, alarm sistemi gibi güvenlik donanımları hırsızlık riskini azalttığı için prim üzerinde olumlu bir etki yaratabilir. Tek sürücü indirimi ve bazı meslek gruplarına özel avantajlar da poliçe fiyatını etkileyen diğer unsurlar arasında yer alır.

Kasko Fiyatlarını Etkileyen Diğer Unsurlar

Yukarıda sayılan temel faktörlerin dışında aracın kullanım amacı da prim hesaplamasında rol oynar. Ticari amaçla ya da yoğun şekilde kullanılan araçlar şahsi kullanımdaki araçlara kıyasla daha yüksek risk taşıdığından daha yüksek primlere tabi tutulabillir. Benzer şekilde aracın yedek parça maliyeti de belirleyicidir. Lüks ya da ithal segmentte yer alan araçların onarım maliyetleri yüksek olduğundan kasko primleri de buna paralel şekilde artar. Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, her araç sahibi için farklı ve kişiselleştirilmiş bir prim ortaya çıkar.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Arabada Kablosuz Şarj Telefonu Neden Isıtıyor?

Yayınlandı

tarihinde

Arabada telefonu kablosuz şarja bırakıyorsunuz, bir süre sonra elinize aldığınızda cihaz neredeyse cayır cayır yanıyor. Peki neden?

Kablosuz şarj, enerjiyi kablo yerine manyetik alan üzerinden aktarıyor. Ancak bu sistem tamamen kayıpsız çalışmıyor. Aktarım sırasında kaybolan enerjinin bir kısmı ısıya dönüşüyor.

Telefonun şarj pedi üzerinde yanlış konumda durması da ısınmayı artırabiliyor. Bobinler tam hizalanmadığında şarj verimliliği düşüyor ve daha fazla ısı ortaya çıkıyor.

Bir de işin araç tarafı var. Navigasyon, GPS, mobil veri, CarPlay veya Android Auto aynı anda çalışırken telefon zaten ciddi enerji harcıyor. Üzerine bir de güneş altında kablosuz şarj eklenince cihazın ısınması pek şaşırtıcı değil.

Isınmayı azaltmak için ne yapabilirsiniz?

Telefonu şarj pedine düzgün yerleştirin, çok kalın kılıfları çıkarın ve mümkünse telefonu doğrudan güneşte bırakmayın. Araç içini serin tutmak da işe yarayabilir.

Telefon rahatsız edecek kadar sıcak hale geliyorsa şarja biraz ara vermek en doğrusu.

Kısacası kablosuz şarj çok pratik, ancak telefonunuz sürekli fazla ısınıyorsa kablo hâlâ en serin seçenek olabilir.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

LinkedIn yeni Instagram mı?

Yayınlandı

tarihinde

Instagram’ın son yıllardaki en büyük değişimi yeni özellikler ya da arayüz güncellemeleri değil, kullanıcı davranışları oldu.

Bir zamanlar insanlar bu platforma günlük hayatlarından kesitler paylaşmak, arkadaşlarının neler yaptığını görmek ya da hoşuna giden anları arşivlemek için giriyordu. Tatiller, aile buluşmaları, gün batımları, kahve fotoğrafları… Instagram’ın temelinde sosyal paylaşım vardı.

Bugün ise platformun kullanım amacı büyük ölçüde değişmiş durumda.

Artık birçok kişi Instagram’ı ürün satmak, müşteri kazanmak, kişisel marka oluşturmak veya uzmanlığını sergilemek için kullanıyor. İçerik üreticileri, girişimciler, danışmanlar ve markalar için Instagram, yalnızca bir sosyal medya uygulaması değil; aynı zamanda bir pazarlama ve satış kanalı.

Bu değişim doğal olarak kullanıcıların karşılaştığı içerikleri de dönüştürdü.

Feed’de artık arkadaşlarınızın paylaşımlarından çok;

  • “Bunu nasıl başardım?”
  • “10 adımda…”
  • “DM’den yazın.”
  • “Link biyoda.”

gibi satış ve kişisel marka odaklı içeriklerle karşılaşmak oldukça sıradan hale geldi.

Elbette bunda yanlış olan bir durum yok. Dijital dünya değişiyor ve platformlar da kullanıcıların ihtiyaçlarına göre evriliyor. Instagram’ın iş geliştirme, pazarlama ve girişimcilik açısından sunduğu fırsatlar da yadsınamaz.

Ancak bu dönüşümün bir sonucu da var.

Instagram, insanları birbirine bağlayan bir sosyal ağ olma kimliğinden uzaklaşıp, herkesin kendini ve işini görünür kılmaya çalıştığı dev bir vitrine dönüşüyor.

Belki de bu yüzden birçok kullanıcı, eski Instagram’ı özlediğini söylüyor. Çünkü platform artık daha az “sosyal”, daha fazla “profesyonel” hissettiriyor.

Bu değişim aynı zamanda ilginç bir soruyu da beraberinde getiriyor:

LinkedIn yeni Instagram mı ?

Belki tam anlamıyla değil. Ancak kişisel marka oluşturma, uzmanlık sergileme, müşteri kazanma ve profesyonel ağ kurma gibi amaçlar düşünüldüğünde, iki platform arasındaki sınır her geçen gün biraz daha belirsizleşiyor.

Birkaç yıl sonra Instagram ile LinkedIn arasındaki en belirgin farkın, kullanıcıların paylaştığı içerikler değil; sadece platformların kültürü olması kimseyi şaşırtmayabilir.
Belki de ihtiyaç duyduğumuz şey, Instagram’ın eski haline dönmesi değil; insanları yeniden birbirine bağlayacak yeni bir platformun ortaya çıkmasıdır.

Kim bilir… Belki de Silikon Vadisi’nde bugün birileri bunun üzerinde çalışıyordur.

Ve eğer gerçekten ilk günkü Instagram hissini yaşatacak yeni bir sosyal ağ çıkarsa, sanırım hiçbirimiz “Hayır, ben mevcut platformlarda kalayım.” demeyiz.

Okumaya Devam Et

Trendler