“Ofis malzemeleri nelerdir?” diye sorduğumuzda aklımıza ilk olarak zarf, zımba, delgeç, dosya, fotokopi kâğıdı, daksil, tükenmez kalem, makas gibi kâğıt ve kırtasiye ürünleri gelir. Bunların neredeyse hepsi, dünyanın neresine gidersek gidelim karşılaşabileceğimiz gerekli ve temel ofis araç gereçleri. Bunların yanında öyle ofis malzemeleri var ki işimizi kolaylaştırmanın yanında verimliliğimizi de artıracak maharetlere sahipler. Aynı zamanda ofiste geçirdiğimiz zamanı da daha renkli, yaratıcı ve motive kılabiliyorlar. Ofix Blog’da bugünkü yazımızda “ofiste verimliliği en çok artıran malzemeler” hakkında size detaylı bilgi vereceğiz.
Sonuçta ofisimiz, ister evde ister dışarıda olsun, gün içinde en çok vakit geçirdiğimiz mekânlar. Hatta çalıştığımız süreleri toplarsak, hayatımızın aralıksız on yıl gibi bir süresi çalışmayla geçiyor da diyebiliriz. Hal böyle olunca iyi ve bilinçli olarak düzenlenmiş bir ofis ortamının, verimliğimize katkı sağlayacağı ortada.
Buna karşın eğer kendi ofisimiz değilse “Umduğumuzu değil bulduğumuzu yediğimiz” bir ofis düzeniyle karşılaşabiliyoruz. Dağınık, kabloların ve diğer araç gereçlerin düzeninin olmadığı, oturduğumuz sandalyenin belimizi mahvettiği ofislerde çalışabiliyoruz. Bu gibi durumlarda iş bir eziyete dönebiliyor. Bu koşullarda kimse kimseden verimlilik beklemesin.
Patronsak bu gidişe büyük ve köklü çözümler bulmamız mümkün. Değilsek de ufak dokunuşlarla bir noktaya kadar etkili çözümler üretebiliriz. Mesela ofisteki masamız, geçici de olsa bize ait. Uzun saatler geçirdiğimiz bu ortamdaki ufak değişikliklerimize kim ne diyebilir ki!
Verimliliğimizi artıracak birtakım ofis araç gereçleri sayesinde çalışma ortamımızı göze hoş gelen, işlevsel ve ilham verici bir hale getirebiliriz. Üstelik çoğunun fiyatı da bir hayli uygun. Bazılarında ise ya patronun ya da ekipçe pamuk ellerin cebe girmesi gerekir. Unutulmasın; her şey verimlilik için!
Kahve makinesi
Kahve makinesi, ofiste verimliliği artıran malzemeler arasında başı çekiyor. Patronumuza, kahvenin verimlilik üzerindeki etkilerinden bahsedersek, onu ofise hemen bir kahve makinesi almaya ikna edebiliriz. Şimdi ekrana biraz daha yaklaşalım ve arkasındaki bilimsel süreci okuyalım. Adenosin adı verilen moleküllerin sinir hücrelerimizdeki reseptörlere ulaşması ve beyin dokularımızda birikmesi, bizi gün içinde yorgun ve uykulu yapıyor. Bu da verimliliğimizi olumsuz etkiliyor. Kahvenin içinde doğal olarak bulunan kafein ise özellikle günün erken saatlerinde adenosinle etkin olarak savaşıyor, bize de daha yaratıcı ve verimli bir çalışma günü vadediyor. Tabii kararında içersek…
Her şey bir tesadüfle başladı; 1960’lı yıllarda Dr. Spencer Silver, yüzeylere hafifçe yapışan ve kolaylıkla çıkarılıp yeniden yapıştırılabilen bir yapışkan buldu. Patronları, buna “çöp” dese de Silver’ın meslektaşı Art Fry’ın buna dayanarak geliştirdiği “yapışkanlı not kâğıdı” fikri çığır açtı. Dünyanın her yerinde neredeyse her ofiste ve hatta evlerde kullanılmaya başladı. Bu fikir, bugün verimli bir çalışma gününe aracılık ediyor. Günlük iş devamını sağlayan hatırlatmalardan, yaratıcılığı artıracak iş fikirlerinin yayılmasına kadar birçok kullanım alanı sunuyor.
Geri sayım sayacı
Ofiste saatlerimiz geçiyor ve bazen onca zamana karşı sonraki günlere yük olarak kalan işlerimiz olabiliyor, halbuki bugün bitebilirdi! Bu sebeple iyi bir zaman yönetimi yaparak gün içinde başlayıp işi bitirmemiz gerekiyor. Kısa vadeli zaman yönetimi için de çok basit bir araç var: Geri sayım sayacı! Bu araç, bizde “son teslim tarihi” baskısı yaratarak işe daha iyi odaklanmamızı ve kendimizle rekabetçi bir yarışa girerek verimli çalışmamızı sağlıyor Bazen verim sağlamasının yanında bu yarış hali, eğlenceli de olabiliyor. Yeter ki acele edip hata yapmayalım.
Ajanda
Geri sayım sayacıyla başladığımız zaman yönetimini, daha genel bir plana yaymak istiyorsak birbirinden çeşitli ajandalar bizi bekliyor. Tarihli (günlük/haftalık/aylık) ya da tarihsiz olarak hazırlanan ajandalar, özellikle 15-20 sene öncesine kadar oldukça popüler ve hatta olmazsa olmaz bir iş planlama aracıydı. Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla pabuçları dama atılan ajandalar halen birçok kişinin gözdesi. Ancak telefonlar adeta tuzak gibi; dijital ajandamıza bakalım derken bölünüp verimlilik kaybı yaşamamız olası. Çünkü o tepedeki bildirimi okumak isteyeceğiz! Verimliliğimizi artırmak istiyorsak, telefona not almayı bırakıp tarzımıza uygun güzel bir ajanda kullanmaya başlayabiliriz.
“Ofiste konfor yoksa verimlilik de yok” diye bir kural yok. Ancak yine de verimliliğin bize konfor sağlayan ergonomik ürünlerle bir ilgisi var. Ekranımızın yanlış açıda durması sebebiyle çektiğimiz boyun ağrılarını düşünelim. Kimileri ekranı yükseltmek için altına kitap veya dergi koyuyor. Bunun pek şık bir görüntü olduğunu söyleyemeyiz. Ayrıca daha güvenli bir araç istersek aradığımız kan, ekranımızın ayağına uygun bir monitör sehpası. Bu arada çalıştığımız yer çok karanlıksa ve yeterli aydınlatma yoksa bütçemize uygun bir masa lambasıyla göz konforu sağlayabiliriz.
Portatif çift ve üç ekranlı laptop monitörü
İşimiz gereği birden çok sayfayı aynı anda takip etmek durumunda kalabiliriz. Bir ekranda makale yazarken öteki ekranda bir kitabın açık durmasına ihtiyaç duyabiliriz. Bu portatif aygıt da bizi (veya patronumuzu) yeni bir ekran almaktan kurtarıyor. İki ya da üç ekranlı olan bu pratik araçlar, çoklu işleviyle zamanı ustaca kullanmamızı sağlayarak verimliliğimizi en çok artırabilecek ofis araç gereçlerinden birisi olarak öne çıkıyor.
Ergonomi demişken, oturuş şeklimizi düzelten bir çalışma koltuğu ile de verimliliğimizi artırmamız mümkün. Uzun süre oturmamız gereken bir iş yapıyorsak bu konuya çok daha fazla önem vermeliyiz. Doğru sırt eğimi, yastıklı bir oturak, ayarlanabilir kolçak ve bel desteği gibi özellikleri olan bir koltuk seçmeliyiz. Ayrıca ergonomik dizleme sandalyesi de tavsiye edeceğimiz ürünlerden biri. El bileği konforu için de bilek destekli bir klavye ve hatta basit bir mouse pad faydalı olacaktır.
Masa altı eliptik bisiklet
Ofiste otur otur nereye kadar? Standart bir ofis masasının altına rahatlıkla sığan bu kondisyon aletiyle spor yaparken artan kan basıncı ve zindelikle işimizdeki performansımızı artırabiliriz.
Hava temizleyici
Temiz bir hava açık bir zihin demek. Bazen ofisler o kadar havasız kalıyor ki, bu durum sadece çalışma verimimizi değil, sağlığımızı da tehdit ediyor. Hava kalitesi kötü bir ofiste, baş ve boğaz ağrısı, astım, alerji nöbetleri ve göz kuruluğu gibi sorunlar yaşanabiliyor. Bu da çalışma rutinimizi bir hayli bozuyor. Her şeyden önce işe odaklanamıyoruz. Hava temizleyiciler ise ofisteki havayı temizleyerek verimli bir şekilde çalışmamıza aracılık ediyor. Bazılarında HEPA filtresi de bulunuyor. Filtre ile virüs gibi çok küçük mikronlu partikülleri de yok ederek birçok avantaj sağlıyorlar.
Bir çalışansak, ofisin genel iklimlendirme sistemini değiştirmemiz mümkün değil. Dereceyle oynarsak da diğer çalışanların gözü üzerimizde oluyor. Ayak parmaklarımız donarken hangi verimlilikten bahsedebiliriz ki? Bu durumda fanlı bir ısıtıcı çok iyi iş görür. Sıcaktan baygınlık geçirecek hale geldiğimiz günlerde de şikayet etmeye gerek yok. Esmiyor demek yerine, masa tipi bir vantilatör alarak işimize odaklanabiliriz.
Bazen çok dağınık bir ofis ortamında ve masada çalışabiliyoruz. Sonra kendimizi fotokopi kâğıdı, dosya, makas, ataç, uhu, fosforlu kalem gibi ofis malzemelerini ararken buluyoruz. Bu da zaman kaybettiriyor ve ilgimizi dağıtıp bizi çalışmaktan ve verimlilikten uzaklaştırıyor. Bu durumda yapabileceğimiz en iyi şey, ofis araç gereçleri arasında adının hakkını en iyi verenlerden biri olan organizer almak olmalı. Kablolar bir yere, makas bir yere… Belgelerin karışıklığından muztaripsek de magazinlik ya da askılı dosya havuzu gibi ofis malzemeleri, dağınıklığı gidermeye ve performansımızı artırmaya yarayacaktır.
Umarız ofiste verimliliği artıran malzemeler hakkında verdiğimiz öneriler hoşunuza gitmiştir. Sağlıklı, keyifli ve verimli günler dileriz.
Araç sahiplerinin poliçe yenileme dönemlerinde en çok merak ettiği konuların başında kasko fiyatları gelir. Aynı model iki aracın sahiplerinin farklı primler ödemesi birçok kişinin kafasını karıştırabilir. Kasko primi araç, sürücü ve poliçe kapsamına dair onlarca farklı unsura bağlı olarak hesaplanır.
Kasko Fiyatları Neye Göre Belirlenir?
Kasko fiyatları neye göre belirlenir sorusunun cevabı sigorta şirketlerinin yürüttüğü kapsamlı risk analizinde saklıdır. Aracın markası, modeli ve üretim yılı, kasko priminin temelini oluşturan Kasko değer listesi üzerinden değerlendirilir. Bu listeye göre belirlenen rayiç bedel yükseldikçe olası bir hasar durumunda ödenecek tazminat tutarı da artacağından prim de buna paralel şekilde yükselir. Bunlara ek olarak aracın yaşı da önemli bir belirleyicidir. Sıfır araçlarda yüksek piyasa değeri nedeniyle primler yüksek seyrederken orta yaşlı araçlarda yedek parça bulunabilirliği sayesinde genellikle daha uygun fiyatlar ortaya çıkar. Çok eski araçlarda ise teknik risklerin artması nedeniyle primler tekrar yükselebilir. HDI Sigorta, araç ve sürücü profiline uygun kapsamlı kasko çözümleriyle ihtiyaçlara en uygun teminat yapısını oluşturmanıza yardımcı olur. Doğru teminatlar ve güncel risk analiziyle hazırlanan bir kasko teklifi hem bütçeyi korur hem de olası bir hasar durumunda maddi açıdan güvence altına alır.
Kasko Fiyatlarında Poliçe Kapsamının Etkisi
Kasko fiyatları nasıl belirlenir konusunda araç ve sürücü özelliklerinin yanında, poliçeyi satın alırken yapılan tercihler de fiyatı doğrudan şekillendirir. Muafiyet uygulaması bunun en belirgin örneklerinden biridir. Hasar durumunda belirli bir oranı kendi üstlenmeyi kabul eden sürücüler primlerinde ciddi indirimler elde edebilir. İhtiyari Mali Mesuliyet, ikame araç, orijinal cam teminatı gibi ek teminatlar poliçenin koruma kapsamını genişletirken maliyeti de bir miktar artırır. Öte yandan araca eklenen takip cihazı, alarm sistemi gibi güvenlik donanımları hırsızlık riskini azalttığı için prim üzerinde olumlu bir etki yaratabilir. Tek sürücü indirimi ve bazı meslek gruplarına özel avantajlar da poliçe fiyatını etkileyen diğer unsurlar arasında yer alır.
Kasko Fiyatlarını Etkileyen Diğer Unsurlar
Yukarıda sayılan temel faktörlerin dışında aracın kullanım amacı da prim hesaplamasında rol oynar. Ticari amaçla ya da yoğun şekilde kullanılan araçlar şahsi kullanımdaki araçlara kıyasla daha yüksek risk taşıdığından daha yüksek primlere tabi tutulabillir. Benzer şekilde aracın yedek parça maliyeti de belirleyicidir. Lüks ya da ithal segmentte yer alan araçların onarım maliyetleri yüksek olduğundan kasko primleri de buna paralel şekilde artar. Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, her araç sahibi için farklı ve kişiselleştirilmiş bir prim ortaya çıkar.
Arabada telefonu kablosuz şarja bırakıyorsunuz, bir süre sonra elinize aldığınızda cihaz neredeyse cayır cayır yanıyor. Peki neden?
Kablosuz şarj, enerjiyi kablo yerine manyetik alan üzerinden aktarıyor. Ancak bu sistem tamamen kayıpsız çalışmıyor. Aktarım sırasında kaybolan enerjinin bir kısmı ısıya dönüşüyor.
Telefonun şarj pedi üzerinde yanlış konumda durması da ısınmayı artırabiliyor. Bobinler tam hizalanmadığında şarj verimliliği düşüyor ve daha fazla ısı ortaya çıkıyor.
Bir de işin araç tarafı var. Navigasyon, GPS, mobil veri, CarPlay veya Android Auto aynı anda çalışırken telefon zaten ciddi enerji harcıyor. Üzerine bir de güneş altında kablosuz şarj eklenince cihazın ısınması pek şaşırtıcı değil.
Isınmayı azaltmak için ne yapabilirsiniz?
Telefonu şarj pedine düzgün yerleştirin, çok kalın kılıfları çıkarın ve mümkünse telefonu doğrudan güneşte bırakmayın. Araç içini serin tutmak da işe yarayabilir.
Telefon rahatsız edecek kadar sıcak hale geliyorsa şarja biraz ara vermek en doğrusu.
Kısacası kablosuz şarj çok pratik, ancak telefonunuz sürekli fazla ısınıyorsa kablo hâlâ en serin seçenek olabilir.
Instagram’ın son yıllardaki en büyük değişimi yeni özellikler ya da arayüz güncellemeleri değil, kullanıcı davranışları oldu.
Bir zamanlar insanlar bu platforma günlük hayatlarından kesitler paylaşmak, arkadaşlarının neler yaptığını görmek ya da hoşuna giden anları arşivlemek için giriyordu. Tatiller, aile buluşmaları, gün batımları, kahve fotoğrafları… Instagram’ın temelinde sosyal paylaşım vardı.
Bugün ise platformun kullanım amacı büyük ölçüde değişmiş durumda.
Artık birçok kişi Instagram’ı ürün satmak, müşteri kazanmak, kişisel marka oluşturmak veya uzmanlığını sergilemek için kullanıyor. İçerik üreticileri, girişimciler, danışmanlar ve markalar için Instagram, yalnızca bir sosyal medya uygulaması değil; aynı zamanda bir pazarlama ve satış kanalı.
Bu değişim doğal olarak kullanıcıların karşılaştığı içerikleri de dönüştürdü.
Feed’de artık arkadaşlarınızın paylaşımlarından çok;
“Bunu nasıl başardım?”
“10 adımda…”
“DM’den yazın.”
“Link biyoda.”
gibi satış ve kişisel marka odaklı içeriklerle karşılaşmak oldukça sıradan hale geldi.
Elbette bunda yanlış olan bir durum yok. Dijital dünya değişiyor ve platformlar da kullanıcıların ihtiyaçlarına göre evriliyor. Instagram’ın iş geliştirme, pazarlama ve girişimcilik açısından sunduğu fırsatlar da yadsınamaz.
Ancak bu dönüşümün bir sonucu da var.
Instagram, insanları birbirine bağlayan bir sosyal ağ olma kimliğinden uzaklaşıp, herkesin kendini ve işini görünür kılmaya çalıştığı dev bir vitrine dönüşüyor.
Belki de bu yüzden birçok kullanıcı, eski Instagram’ı özlediğini söylüyor. Çünkü platform artık daha az “sosyal”, daha fazla “profesyonel” hissettiriyor.
Bu değişim aynı zamanda ilginç bir soruyu da beraberinde getiriyor:
LinkedIn yeni Instagram mı ?
Belki tam anlamıyla değil. Ancak kişisel marka oluşturma, uzmanlık sergileme, müşteri kazanma ve profesyonel ağ kurma gibi amaçlar düşünüldüğünde, iki platform arasındaki sınır her geçen gün biraz daha belirsizleşiyor.
Birkaç yıl sonra Instagram ile LinkedIn arasındaki en belirgin farkın, kullanıcıların paylaştığı içerikler değil; sadece platformların kültürü olması kimseyi şaşırtmayabilir. Belki de ihtiyaç duyduğumuz şey, Instagram’ın eski haline dönmesi değil; insanları yeniden birbirine bağlayacak yeni bir platformun ortaya çıkmasıdır.
Kim bilir… Belki de Silikon Vadisi’nde bugün birileri bunun üzerinde çalışıyordur.
Ve eğer gerçekten ilk günkü Instagram hissini yaşatacak yeni bir sosyal ağ çıkarsa, sanırım hiçbirimiz “Hayır, ben mevcut platformlarda kalayım.” demeyiz.