Bizi Takip Edin

Girişimcilik

Suna Kan: Dünyaca ünlü Türk keman virtüözü…

Yayınlandı

tarihinde

Suna Kan'ın hayatı ve başarı hikayesi Ofix Blog'da...

Sanat tarihimizde “harika çocuk” olarak anılan Suna Kan, müziğe 5 yaşındayken babasından aldığı derslerle başladı. Viyola sanatçısı babası Nuri Kan, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası‘nda görev yapıyordu. Küçük Suna‘nın ileride iyi bir keman virtüözü olması için eğitimine büyük önem verdi. Suna da kendisi gibi doğuştan yetenekliydi. Öyle ki, ilk konserini henüz 9 yaşındayken Ankara Devlet Konservatuarı‘nın konser salonunda verdi. Küçük Suna‘nın yeteneğinden çok etkilenen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Suna‘nın yurt dışında eğitim alması gerektiğini düşündü. İdil Biret ile Suna Kan için özel olarak çıkartılan bir kanunla “harika çocuklar” için yeni bir dönem başladı. Paris’te müzik eğitimini birincilikle tamamlayan Suna Kan, yurda döndükten sonra klasik Batı müziği çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Ülkemizde bu müzik türünün geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Yurt dışı etkinliklerde de ülkemizi başarıyla temsil etti. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, Suna Kan‘ın hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. 

Suna Kan kimdir?

Suna Kan, 21 Ekim 1936 tarihinde Adana’da dünyaya geldi. Babası Nuri Kan, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası‘nda viyola sanatçısıydı. Ev ortamında küçük Suna müzikle hep iç içeydi. Babası ona küçük yaşlardan itibaren kemanı sevdirmek için özel bir çaba sarf etti. Müziğe babasının etkisiyle başlayan küçük Suna, ilk keman dersini 5 yaşındayken babasından aldı. Derslere daha sonra aile dostları Hulusi Karsel‘le devam etti. Müzik kulağı o kadar güçlüydü ki, en zorlu eserleri bile bir kez dinledikten sonra çalabiliyordu. Fakat babası ona yeteneğin tek başına bir anlam ifade etmediğini de öğretti. Çünkü eğitimle geliştirilmeyen yetenekler bir süre sonra kaybolup gidiyordu. Bu nedenle babası ona müzik eğitiminde özel bir farkındalık kazandırdı. Disiplinli olmayı öğretti. Ancak bu disiplin, baba korkusuyla gelen bir disiplin olmadı. Aksine, müziğe duyduğu sevgiden ve saygıdan gelen gerçek bir öz disiplindi. Bu anlayışla Suna Kan keman eğitiminde hızla ilerledi. 

Keman derslerinde kısa sürede kat ettiği mesafeyle Suna Kan, gerçekten de büyük bir yeteneğe sahip olduğunu gösterdi. İlk konserini henüz 9 yaşındayken Ankara Devlet Konservatuarı‘nda gerçekleştirdi. Konserde Mozart‘ın 5 Nolu Keman Konçertosu‘nu kusursuz şekilde çaldı. Dinleyen herkesi kendine hayran bırakan bu konser, Suna Kan‘ın hayatı içinde çok önemli bir dönüm noktası oldu. Konserin ardından kendisine artık herkes “harika çocuk” demeye başladı. Ülkede ekmeğin bile karneye bağlandığı bir dönemde harika çocuk Suna Kan, başarılarıyla dikkatleri üzerine çekti. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de Suna Kan‘ın başarılarından etkilenmişti. Ancak o yıllarda Suna Kan‘ın Türkiye’de eğitim imkanları sınırlıydı. Bu nedenle yurt dışına gönderilmesi gerekliydi. Bu süreçte Suna Kan, Ankara Devlet Konservatuarı sınavlarını kazandı. Avusturyalı eğitimci Walter Gerhardt ile keman eğitimini sürdürdü. Daha sonra Gilbert Back‘tan dersler aldı. 1948 yılında çıkartılan özel bir kanunla eğitim için yurt dışına gönderildi. 

Harika Çocuk Suna Kan

1940’lı yıllarda küçük bir çocuğun klasik Batı müziği alanında gösterdiği başarılar birçok bakımdan dikkat çekiciydi. Nitekim Suna Kan‘ın müzik yeteneği sadece yaşıtlarının çok üzerinde değildi. Birçok keman sanatçısının üzerinde yeteneklere sahipti. Üstelik bu dönemde ülkemiz bir taraftan II. Dünya Savaşı’nın getirdiği yokluklarla mücadele ediyordu. Bir taraftan da Cumhuriyet sonrası dönemde yaşadığı kabuk değişimini sorguluyordu. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk‘ün koyduğu “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma” hedefi, zamanla Batılılaşma çabasına dönmüştü. Bu çaba ise Batı taklitçiliğini beraberinde getirmişti. Çeşitli kesimlerde Batı taklitçiliğine yönelik tepkiler artmıştı. Böyle bir dönemde Suna Kan, sadece klasik Batı müziğindeki yeteneğiyle dikkat çekmedi. Aynı zamanda da “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma” hedefimizin bir simgesi haline geldi. Nitekim Suna Kan Türk halkının Mozart‘ıydı ve bu hedefi gerçekleştirme gücümüzün somut bir örneği oldu. Türk halkı onunla kendi Mozart‘ına kavuştu. 

1948 yılında çıkartılan özel bir kanun, Suna Kan gibi yeteneklerin yurt dışında eğitim almalarının önünü açtı. Kanunun ismi İdil Biret ve Suna Kan’ın Yabancı Memleketlere Müzik Tahsiline Gönderilmesine Dair Kanun‘du. Sonraki yıllarda kanunun ismi değişti ve Harika Çocuk Yasası oldu. Bu sayede başka harika çocuklar da aynı imkanlardan yararlandı. Kanun çıktıktan sonra Suna Kan, ailesiyle birlikte Roma’ya gitti. Fakat Roma’da çalışmak istediği keman hocası hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine Paris Konservatuarı‘nda eğitim almaya karar verdi. Paris’te Gabriel Bouillon ile eğitimine devam etti. 1952 yılında konservatuarı birincilikle bitirdi. Ardından repertuar çalışmalarını sürdürdü. Aynı zamanda da uluslararası yarışmalara katıldı. 1955 yılında Viotti Yarışması‘nda kazandığı birincilik ödülü, “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma” hedefimize duyduğumuz güveni tazeledi. Bu başarının ardından Suna Kan, kazandığı birçok birincilikle Türk halkının gurur kaynağı olmayı sürdürdü. 

Yurda Dönüş

1957 yılında Suna Kan yurda döndü. Hemen ardından Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası‘nda solist sanatçısı oldu. Fakat sadece devlet törenlerinde değil, başka birçok ortamda da konserler verdi. 1960 yılından itibaren ülkemizin pek çok köşesinde oda müziği konserleri ve resitaller verdi. Bu süreçte en büyük destekçisi, 1960 yılında evlendiği müzisyen Faruk Güvenç‘ti. Birlikte birçok konserde seyirci karşısına çıktılar. Ayrıca ülkemizin ilk konser piyanisti Ferhunde Erkin‘le birlikte Suna Kan‘ın gerçekleştirdiği keman ve piyano konserleri de sanat dünyamıza renk kattı. Kan-Erkin ikilisi oda müziğini ve resitalleri farklı kesimlere ulaştırdılar. Klasik Batı müziğinin yalnızca şehirli ve elit bir tabakaya ait olmadığını gösterdiler. Üstelik konserleri sadece Anadolu’da ilgi görmedi. Yurt dışından da çeşitli konser teklifleri aldılar. Böylelikle başta Almanya olmak üzere pek çok ülkede konser verdiler. Suna Kan, Ferhunde Erkin‘in yanı sıra Gülay Uğurata ile de çeşitli konser programlarında yer aldı. 

Suna Kan ve arkadaşlarının uzun yıllar boyu sürdürdükleri çalışmalar, Türk halkının klasik Batı müziğine bakışını olumlu yönde etkiledi. Nitekim 1960’ların sınırlı imkanlarını dikkate aldığımızda verdikleri emeğin değerini daha iyi anlıyoruz. 1960’larda iletişim ve müzik kanalları bugünkü gibi yaygın değildi. Oysa Suna Kan ve arkadaşları, verdikleri konserlerle Türk halkına sadece klasik Batı müziğini götürmedi. Bu müzik türünün ülkemizde de sevilebileceğini gösterdiler. Bu çalışmalar 1970’lerde de kesintisiz devam etti. O yıllarda müzik dünyamızda hafif Batı müziğinin etkisi güçlüydü. Ancak başkent Ankara’da bile klasik Batı müziği icrası gerçekleştiren kurumlar çok sınırlıydı. Böyle bir dönemde Suna Kan, yanına eşi Faruk Güvenç‘i aldı. Ve orkestra şefi Gürer Aykal‘la birlikte Ankara Oda Orkestrası‘nın kurulmasını sağladı. Bu kurum çatısı altında yaptığı icralarla Türk halkının klasik Batı müziğine ilgisini arttırdılar. 1970’lerde pop müzikte öne çıkan senfonik düzenlemelerin arka planında Kan ve arkadaşlarının yarattığı kültürel değişimin payı büyüktür. 

Müziğe Adanmış Bir Hayat

1971 yılında Suna Kan devlet sanatçısı unvanını aldı. Uzun yıllar Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası‘nda solist ve baş kemancı olarak görev yaptı. Ayrıca 1986 yılına kadar Ankara Oda Orkestrası‘nın baş kemancısı olmayı sürdürdü. 1996 yılında Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Onur Altın Madalyası‘nı kazandı. 1997 yılında hayatı Müşerref Hekimoğlu‘nun bir kitabına konu oldu. Suna Kan: Öz Şarkısını Duyuran Keman isimli kitap, Suna Kan‘ın hayatı ve çalışmaları hakkında birçok noktaya ışık tuttu. 2018 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora payesi verildi. Suna Kan hayatı boyunca pek çok platformda ülkemizi temsil etti. Türk insanının klasik Batı müziğine açılan yüzlerinden biri oldu. Uzun yıllar devam eden müzik hayatını sonlandırdıktan sonra 2019 yılında huzurevinde yaşama kararı aldı. Bu kararı kamuoyunda bazı tartışmalara da konu oldu. Ve sevenlerini biraz üzdü. Fakat gerçekleştirdiği başarılarla Türk halkının gönlünde sahip olduğu yeri korumayı sürdürüyor. Kendisine nice uzun ömürler diliyoruz. 

Tüm okurlarımızın her gününün bir başarı hikayesi ile geçmesini diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Girişimcilik

2025’te Beyan Edilen Gelir 2,3 Katrilyon TL’yi Aştı

Yayınlandı

tarihinde

2025 yılında 5 milyon 586 bin 760 mükellef yıllık gelir vergisi beyannamesi verdi. Beyan edilen toplam matrah 2 trilyon 394 milyar TL’ye ulaşırken, tahakkuk eden gelir vergisi tutarı 710 milyar TL’yi geçti.

Rakamlar büyük ama asıl dikkat çeken nokta, beyanname sürecinin artık yalnızca mali müşavirlerin takip ettiği teknik bir konu olmaktan çıkması. Serbest çalışanlardan şirket ortaklarına, kira geliri elde edenlerden birden fazla işverenden ücret alanlara kadar geniş bir kesim için gelir beyanı doğrudan gündemde.

İş dünyası tarafında bu tablo, kayıtlı gelirlerin ve vergi uyumunun ne kadar önemli hâle geldiğini gösteriyor. Özellikle büyüyen işletmelerde, gelir-gider takibinin düzenli yapılması; istisna, indirim ve belgelerin yıl içinde kontrol edilmesi son dakikadaki sürprizleri azaltıyor.

Kısacası beyanname dönemi geldiğinde hesap yapmak yerine, yıl boyunca düzenli takip yapmak gerekiyor. Çünkü finansal disiplin sadece vergi zamanında değil, işletmenin günlük kararlarında da fark yaratıyor.

Okumaya Devam Et

Girişimcilik

Martı’dan Sürücüsüz Araç Hamlesi: Türkiye’de Yeni Dönem Başlayabilir

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’nin önde gelen mobilite platformlarından Martı, sürücüsüz ulaşım teknolojileri için önemli bir iş birliğine imza attı. Şirket, ABD merkezli otonom sürüş teknolojileri geliştiricisi Tensor ile yaptığı anlaşmayla gelecekte yapay zekâ destekli sürücüsüz araçları platformuna entegre etmeyi hedefliyor.

Bu iş birliğiyle birlikte Martı kullanıcıları, ilerleyen dönemde uygulama üzerinden sürücüsüz paylaşımlı araç çağırma imkanına kavuşabilir. Ancak bu sistemin hayata geçmesi için yalnızca teknik altyapının değil, Türkiye’deki yasal düzenlemelerin de tamamlanması gerekiyor.

Seviye 4 Otonom Sürüş Teknolojisi Kullanılacak

Tensor’un geliştirdiği araçlar, Seviye 4 otonom sürüş teknolojisine sahip. Bu teknoloji, belirli yol ve trafik koşullarında insan müdahalesine ihtiyaç duymadan aracın tamamen kendi kendine hareket edebilmesini sağlıyor.

Martı’nın planı, bu araçları kademeli olarak filosuna dahil ederek şehir içi ulaşımda yeni bir dönem başlatmak.

Türkiye, Otonom Ulaşım Sürecine Hazırlanıyor

Son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde sürücüsüz araç testleri hız kazanırken, Türkiye de bu dönüşüme hazırlanıyor. Martı ile Tensor arasındaki iş birliği, otonom ulaşım teknolojilerinin ülkemizde yaygınlaşması adına atılan önemli adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Şirket yetkilileri, yapay zekâ destekli ulaşım çözümlerinin şehir içi mobilitenin geleceğinde önemli rol oynayacağını vurguluyor.

Ne Zaman Kullanıma Sunulacak?

Şimdilik sürücüsüz araçların Türkiye’de ne zaman hizmet vermeye başlayacağına ilişkin resmi bir tarih paylaşılmış değil. Sürecin; testler, yasal izinler ve teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından ilerlemesi bekleniyor.

Yine de Martı’nın bu yatırımı, Türkiye’de sürücüsüz paylaşımlı ulaşımın artık uzak bir gelecek değil, üzerinde çalışılan somut bir hedef olduğunu gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Girişimcilik

Elon Musk’ın yapay zeka girişimi xAI’de taşlar yerinden oynamaya devam ediyor.

Yayınlandı

tarihinde

Ayın başında tablo şuydu: 11 kurucu ortaktan sadece ikisi şirkette kalmıştı.
Şimdi o iki isim de yok. Business Insider’ın aktardığına göre Manuel Kroiss ve Ross Nordeen da xAI ile yollarını ayırdı.

Kroiss’in yakın çevresine ayrılık kararını ilettiği konuşuluyor. Nordeen’in ise cuma günü şirketten ayrıldığı söyleniyor.

Musk kısa süre önce xAI için “ilk seferde doğru kurulmadı” demişti. Şirketin şu an baştan, daha sağlam bir şekilde yeniden kurulduğunu ifade ediyor. Bu arada xAI’nin SpaceX tarafından satın alınmasıyla birlikte SpaceX, xAI ve X (eski Twitter) aynı çatı altında toplandı. Tüm bunlar olurken SpaceX’in halka arz planları yaptığı da konuşuluyor.

Kroiss ve Nordeen doğrudan Musk’a bağlı çalışan iki kritik isimdi. Kroiss, şirketin pretraining ekibini yönetiyordu. Nordeen ise Musk’ın en yakınındaki operasyon isimlerinden biriydi. Daha önce Tesla’da çalışan Nordeen’in, Musk’ın Twitter’ı satın aldığı dönemdeki büyük işten çıkarmaların planlanmasında da rol aldığı biliniyor.

TechCrunch da konuyla ilgili xAI’ye ulaşıp yorum istemiş durumda.

Kaynak : TechCrunch

Okumaya Devam Et

Trendler