Bizi Takip Edin

Lifestyle

Verimli Toplantının 6 Püf Noktası

Yayınlandı

tarihinde

Verimli toplantının 6 püf noktası Ofix Blog'da...

Merhaba Ofixboy okurları! Bugünkü blogumuzun konusunu dün benimle aynı toplantıya katılan ofis arkadaşlarım rahatlıkla tahmin edeceklerdir. Anlatamam arkadaşlar; 2 saat süren ve verimsizlikten kırılan bir toplantıydı! Bizim patron yönetse, böyle olmazdı tabii (Selam patron!), ancak toplantıyı ismini vermemin sakıncalı olduğu başka bir şirketin başka bir çalışanı yönetince, ne yazık ki işler çığırından çıktı. Ben de efektif toplantı nedir, nasıl alınır, nasıl yönetilir, bunları derlemeye karar verdim. Çalışanlarınızın arkanızdan böyle konuşmasını istemiyorsanız, verimli toplantının 6 püf noktası işte huzurlarınızda…

Verimli Toplantının 6 Püf Noktası

1- Bu toplantı hakikaten de gerekli mi? Kendinize sormanız gereken ilk soru bu. Toplantı almaktaki amacınızı toplu bir e-posta atarak veya daha küçük bir grubu mutfakta sıkıştırarak gerçekleştirebiliyorsanız, onca insanı toplantı odasındaki sentetik serinliğe toplamanın hiç anlamı yok. Unutmayın, bu toplantılar size daha çok gerekecek; ikide bir toplantı alan insan durumuna düşmeyin. 

2- Toplantının konusuna hakim misiniz? Kendinize sormanız gereken ikinci soru bu. Toplantıda konuşulacak konulara hakim değilseniz toplantı uzar, cümleler toparlanamaz ve nihayetinde, toplantıyı iyi yönetemeyen bir insana dönüşürsünüz. Konuşulacak her şeyin ayrıntılarına hakim olmanız ve sormanız gereken sorulardan emin olmanız, toplantıyı çok daha sağlıklı almanızı sağlayacaktır.

3- Lafı uzatmayın, uzattırmayın. Sırf saat 14.00-16.00 arası toplantı odasını aldınız diye, o toplantıyı 2 saat yapmanıza gerek yok. Gereksiz taramadan kaçınıp konulara ve sorulara odaklanmanız, insanların arasında dönmesi muhtemel konu dışı muhabbetlere bir sınıf öğretmeni edasıyla müdahale etmeniz, toplantıyı daha kısa ve daha sonuca yönelik hale getirecektir.

4- 50 dakika kuralını mutlaka uygulamalısınız arkadaşlar. HBR yazarı David Silverman’ın bu harika önerisini ben de yazıma taşıyorum. Metnin orijinalini buradan okuyabilirsiniz. Toplantıdan toplantıya koştuğunuz günlerde toplantı aralarında bir çay kahve molası istediğinizi hatırlıyorsunuz, değil mi? Ya da öyle bir molanız olmadığı için toplantının başlangıcındaki 3-5 dakikada telefonunuzdan Twitter kontrolü yaptığınızı?

David Silverman diyor ki, 60 dakikada çözebileceğiniz sorun adedinin aynısını 50 dakikada da çözebilirsiniz. Bunun için biraz daha iyi odaklanmak ve konudan kopmamak yeterli. Bu yüzden, toplantı saatlerinizin bitişini tam saatten 10 dakika önceye göre ayarlarsanız (örneğin, 15.00-15.50) insanlara kendilerini toparlayabilecekleri, e-postalarını okumuş gibi yapıp çöp kutusuna yollayabilecekleri bir 10 dakika sunmuş olursunuz.

Bu maddedeki önerilerime, alıyor olduğunuz toplantıya bir 10 dakika kadar ara vermek de dahildir. Hatta, Apple’daki toplantılarda yarım saatte bir ara verildiğini okumuştum bir yerlerde. O da denenebilir. Sonuçta Apple bu, bir bildiği vardır muhakkak!

5- Bir toplantıyı başarıyla yönetmenizin en önemli şartı, davranışlarınızın insanları toplantıya odaklanmış halde tutabilmeye yönelik olmasıdır. Bu hususta 3 noktaya dikkat etmeniz gerekir; domine etmeyin, pozitif olun ve sorularınızı direkt sorun. Domine etmemek için, konuşmanızı bitirdikten sonra tekrar konuşmadan önce en az 3 kişinin konuşmasına izin verin. İnsanların kendilerini söz hakkına sahip hissetmeleri odaklanmalarını arttıracaktır. Pozitif olmak için, örneğin sözlerini bitirdikten sonra onlara teşekkür edebilirsiniz. Sorularınızı direkt sormak için, lafı dolandırmaktan kaçınmalısınız.

Toplantı sırasında yapacağınız herhangi bir şaka veya kuracağınız sarkazm dolu zekice cümleler, karşınızdakinin zeka seviyesi ve ruh haline göre size istediğiniz türden yanıtlar şeklinde dönmeyebilir. ‘‘Bu konuda bizimle paylaşmak istediğin bir şey var mı Mr. Morgan Freeman?’’ gayet yeterli ve sağlıklı bir soru cümlesidir. Sarkastik olmamayı deneyin, bunu başarabilirsiniz. 

6- Toplantıdaki maksimum insan sayısını 10’la sınırlandırmalısınız arkadaşlar. Çünkü Google’daki toplantılara 10 kişiden fazla çalışan kesinlikle alınmıyor. Google da benim hayatımda gördüğüm en başarılı şirket olduğu için, hiç sorgulamadan bu maddeyi buraya yazıyorum.

İşte bu kadar arkadaşlar. Verimli toplantının 6 püf noktası olarak bu maddeleri uygularsanız, siz de toplantılarından illallah edilen insanlardan biri olmaktan çıkar, son derece önemli kararların alındığı, konuların eksiksiz görüşüldüğü toplantıların liderine dönüşürsünüz. Kolay gelsin!

Ofixboy…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Başkak

    26 Mayıs 2022 saat 15:09

    Evden çalışma modeliyle birlikte toplantı yönetimi de daha dikkat edilmesi gereken bir durum aldı. Teşekkürler.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Editörün Seçtikleri

Kasko Fiyatlarını Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Yayınlandı

tarihinde

Araç sahiplerinin poliçe yenileme dönemlerinde en çok merak ettiği konuların başında kasko fiyatları gelir. Aynı model iki aracın sahiplerinin farklı primler ödemesi birçok kişinin kafasını karıştırabilir. Kasko primi araç, sürücü ve poliçe kapsamına dair onlarca farklı unsura bağlı olarak hesaplanır.

Kasko Fiyatları Neye Göre Belirlenir?

Kasko fiyatları neye göre belirlenir sorusunun cevabı sigorta şirketlerinin yürüttüğü kapsamlı risk analizinde saklıdır. Aracın markası, modeli ve üretim yılı, kasko priminin temelini oluşturan Kasko değer listesi üzerinden değerlendirilir. Bu listeye göre belirlenen rayiç bedel yükseldikçe olası bir hasar durumunda ödenecek tazminat tutarı da artacağından prim de buna paralel şekilde yükselir. Bunlara ek olarak aracın yaşı da önemli bir belirleyicidir. Sıfır araçlarda yüksek piyasa değeri nedeniyle primler yüksek seyrederken orta yaşlı araçlarda yedek parça bulunabilirliği sayesinde genellikle daha uygun fiyatlar ortaya çıkar. Çok eski araçlarda ise teknik risklerin artması nedeniyle primler tekrar yükselebilir. HDI Sigorta, araç ve sürücü profiline uygun kapsamlı kasko çözümleriyle ihtiyaçlara en uygun teminat yapısını oluşturmanıza yardımcı olur. Doğru teminatlar ve güncel risk analiziyle hazırlanan bir kasko teklifi hem bütçeyi korur hem de olası bir hasar durumunda maddi açıdan güvence altına alır.

Kasko Fiyatlarında Poliçe Kapsamının Etkisi

Kasko fiyatları nasıl belirlenir konusunda araç ve sürücü özelliklerinin yanında, poliçeyi satın alırken yapılan tercihler de fiyatı doğrudan şekillendirir. Muafiyet uygulaması bunun en belirgin örneklerinden biridir. Hasar durumunda belirli bir oranı kendi üstlenmeyi kabul eden sürücüler primlerinde ciddi indirimler elde edebilir. İhtiyari Mali Mesuliyet, ikame araç, orijinal cam teminatı gibi ek teminatlar poliçenin koruma kapsamını genişletirken maliyeti de bir miktar artırır. Öte yandan araca eklenen takip cihazı, alarm sistemi gibi güvenlik donanımları hırsızlık riskini azalttığı için prim üzerinde olumlu bir etki yaratabilir. Tek sürücü indirimi ve bazı meslek gruplarına özel avantajlar da poliçe fiyatını etkileyen diğer unsurlar arasında yer alır.

Kasko Fiyatlarını Etkileyen Diğer Unsurlar

Yukarıda sayılan temel faktörlerin dışında aracın kullanım amacı da prim hesaplamasında rol oynar. Ticari amaçla ya da yoğun şekilde kullanılan araçlar şahsi kullanımdaki araçlara kıyasla daha yüksek risk taşıdığından daha yüksek primlere tabi tutulabillir. Benzer şekilde aracın yedek parça maliyeti de belirleyicidir. Lüks ya da ithal segmentte yer alan araçların onarım maliyetleri yüksek olduğundan kasko primleri de buna paralel şekilde artar. Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, her araç sahibi için farklı ve kişiselleştirilmiş bir prim ortaya çıkar.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Arabada Kablosuz Şarj Telefonu Neden Isıtıyor?

Yayınlandı

tarihinde

Arabada telefonu kablosuz şarja bırakıyorsunuz, bir süre sonra elinize aldığınızda cihaz neredeyse cayır cayır yanıyor. Peki neden?

Kablosuz şarj, enerjiyi kablo yerine manyetik alan üzerinden aktarıyor. Ancak bu sistem tamamen kayıpsız çalışmıyor. Aktarım sırasında kaybolan enerjinin bir kısmı ısıya dönüşüyor.

Telefonun şarj pedi üzerinde yanlış konumda durması da ısınmayı artırabiliyor. Bobinler tam hizalanmadığında şarj verimliliği düşüyor ve daha fazla ısı ortaya çıkıyor.

Bir de işin araç tarafı var. Navigasyon, GPS, mobil veri, CarPlay veya Android Auto aynı anda çalışırken telefon zaten ciddi enerji harcıyor. Üzerine bir de güneş altında kablosuz şarj eklenince cihazın ısınması pek şaşırtıcı değil.

Isınmayı azaltmak için ne yapabilirsiniz?

Telefonu şarj pedine düzgün yerleştirin, çok kalın kılıfları çıkarın ve mümkünse telefonu doğrudan güneşte bırakmayın. Araç içini serin tutmak da işe yarayabilir.

Telefon rahatsız edecek kadar sıcak hale geliyorsa şarja biraz ara vermek en doğrusu.

Kısacası kablosuz şarj çok pratik, ancak telefonunuz sürekli fazla ısınıyorsa kablo hâlâ en serin seçenek olabilir.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

LinkedIn yeni Instagram mı?

Yayınlandı

tarihinde

Instagram’ın son yıllardaki en büyük değişimi yeni özellikler ya da arayüz güncellemeleri değil, kullanıcı davranışları oldu.

Bir zamanlar insanlar bu platforma günlük hayatlarından kesitler paylaşmak, arkadaşlarının neler yaptığını görmek ya da hoşuna giden anları arşivlemek için giriyordu. Tatiller, aile buluşmaları, gün batımları, kahve fotoğrafları… Instagram’ın temelinde sosyal paylaşım vardı.

Bugün ise platformun kullanım amacı büyük ölçüde değişmiş durumda.

Artık birçok kişi Instagram’ı ürün satmak, müşteri kazanmak, kişisel marka oluşturmak veya uzmanlığını sergilemek için kullanıyor. İçerik üreticileri, girişimciler, danışmanlar ve markalar için Instagram, yalnızca bir sosyal medya uygulaması değil; aynı zamanda bir pazarlama ve satış kanalı.

Bu değişim doğal olarak kullanıcıların karşılaştığı içerikleri de dönüştürdü.

Feed’de artık arkadaşlarınızın paylaşımlarından çok;

  • “Bunu nasıl başardım?”
  • “10 adımda…”
  • “DM’den yazın.”
  • “Link biyoda.”

gibi satış ve kişisel marka odaklı içeriklerle karşılaşmak oldukça sıradan hale geldi.

Elbette bunda yanlış olan bir durum yok. Dijital dünya değişiyor ve platformlar da kullanıcıların ihtiyaçlarına göre evriliyor. Instagram’ın iş geliştirme, pazarlama ve girişimcilik açısından sunduğu fırsatlar da yadsınamaz.

Ancak bu dönüşümün bir sonucu da var.

Instagram, insanları birbirine bağlayan bir sosyal ağ olma kimliğinden uzaklaşıp, herkesin kendini ve işini görünür kılmaya çalıştığı dev bir vitrine dönüşüyor.

Belki de bu yüzden birçok kullanıcı, eski Instagram’ı özlediğini söylüyor. Çünkü platform artık daha az “sosyal”, daha fazla “profesyonel” hissettiriyor.

Bu değişim aynı zamanda ilginç bir soruyu da beraberinde getiriyor:

LinkedIn yeni Instagram mı ?

Belki tam anlamıyla değil. Ancak kişisel marka oluşturma, uzmanlık sergileme, müşteri kazanma ve profesyonel ağ kurma gibi amaçlar düşünüldüğünde, iki platform arasındaki sınır her geçen gün biraz daha belirsizleşiyor.

Birkaç yıl sonra Instagram ile LinkedIn arasındaki en belirgin farkın, kullanıcıların paylaştığı içerikler değil; sadece platformların kültürü olması kimseyi şaşırtmayabilir.
Belki de ihtiyaç duyduğumuz şey, Instagram’ın eski haline dönmesi değil; insanları yeniden birbirine bağlayacak yeni bir platformun ortaya çıkmasıdır.

Kim bilir… Belki de Silikon Vadisi’nde bugün birileri bunun üzerinde çalışıyordur.

Ve eğer gerçekten ilk günkü Instagram hissini yaşatacak yeni bir sosyal ağ çıkarsa, sanırım hiçbirimiz “Hayır, ben mevcut platformlarda kalayım.” demeyiz.

Okumaya Devam Et

Trendler