Bizi Takip Edin

Lifestyle

Karpal tünel sendromu nedir?

Yayınlandı

tarihinde

Karpal tünel sendromu hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Karpal tünel sendromu, ev veya işyerinde ellerini sık kullanan kişilerde görülen en yaygın sağlık sorunlarından biri. Günün büyük bir bölümünü bilgisayar kullanarak geçiren beyaz yakalılarda bu sorun daha sık görülüyor. Parmaklarda uyuşmayla başlayıp kola yayılan ağrılarla kendisini belli eden karpal tünel sendromu, ellerini sık kullanan birçok kişinin yaşam kalitesini ve iş performansını olumsuz etkilemekte. Oysa, ellerimizi kullanırken ve özellikle de bilgisayar başındayken alabileceğimiz basit birtakım önlemlerle bu sorunu önlemek mümkün. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, karpal tünel sendromu hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Kısaca Karpal Tünel Sendromu

Tıp literatüründe kısaca, median sinirin el bileğinde geçtiği kanal içinde sıkışması sonucu oluşan hastalık şeklinde tanımlanmakta. Bilek seviyesinde yer alan karpal tünelin içinde, parmaklarımızın hareketini sağlayan tendonlar ve median sinir yer almakta. Karpal kanaldaki tendonlar, kasları kemiklere bağlayan lifli bağ dokusunu oluşturur. Median sinir ise parmakların hissetmesini ve bazı hareketleri yapmasını sağlar. Üst kısmı kalın bir yapıyla örtülü olan karpal kanalda oluşan daralma, median sinirin kanal içinde baskı altına alınmasına ve görevini yapamamasına yol açar. Tıp literatüründe karpal tünel sendromu olarak tanımlanan bu hastalık, parmaklarda uyuşma ile başlayıp ellerde ve kollarda şiddetli ağrılara neden olur.

Karpal tünel sendromu en çok kimlerde görülür?

Bu hastalık, ellerini sık kullanan kişilerde daha çok görülmekte. Elle yapılan işlerle uğraşan, aynı el ve bilek hareketlerini sürekli tekrar eden ve ellerini zorlayarak kullanan kişiler, karpal tünel sendromuna daha sık yakalanmakta. Günün büyük bir bölümünü bilgisayar başında geçiren beyaz yakalılarda bu sorun daha sık görülmekte. Beyaz yakalıların yanı sıra müzik aleti çalanlar, marangozluk veya bahçıvanlık gibi işlerde çalışanlar, titreşimli el aleti kullananlar ve uzun süre ellerini kullanarak telefon ile konuşanlarda bu hastalık sık görülebiliyor. Ayrıca diyabet, tiroit, obezite ve gut hastaları ile hamilelerde bu hastalık zaman zaman görülebiliyor. Yaş aralıklarında ise 30-50 yaş aralığı bu hastalığı daha sık yaşamakta. Bununla birlikte, 40-60 yaş grubu kadınlarda karpal tünel sendromu diğer yaş gruplarına oranla 4 kat fazla görülmekte.

Karpal tünel sendromu belirtileri nelerdir?

Karpal tünel sendromunun ilk ve en önemli belirtisi, parmaklarda uyuşma ve karıncalanmadır. Bu şekilde başlayan karpal tünel sendromu parmaklarda ve elde his bozukluğu yaratarak kola yayılan ağrılara yol açar. Bu belirtiler daha çok akşam saatlerinde ortaya çıkar ve gece boyunca artarak devam edebilir. Öyle ki, hastayı uykusundan uyandıracak kadar ağır ve şiddetli hale gelebilir. Hasta, ellerini sallayıp ovalayarak bu belirtileri gidermeye çalışır. Hafif dereceli ağrılarda kısa süreli çözüm sağlayan bu durum, ilerleyen vakıalarda sonuç vermez. Ağrılar çoğu zaman kola, boyuna, hatta omuza kadar yayılır. Bu gibi vakıalarda parmaklarda güçsüzlük, tutma ve kavrama hareketlerinde zorlanma, hatta parmak kaslarında erime oluşabilmekte.

Karpal tünel sendromunu nasıl önlenir?

Şimdi de bu hastalığı önlemek için neler yapılabileceğine kısaca temas edeceğiz. Fakat şu noktayı özellikle vurgulamak istiyoruz. Burada paylaşacağımız bilgiler yalnızca koruyucu hekimlik bağlamında olup hiçbir tedavi edici niteliğe sahip değildir. Eğer şikayetiniz varsa, vakit geçirmeden hekiminize başvurarak muayene olmalısınız. Vakıanın durumuna göre gerekli tedavi süreci hakkında en doğru bilgileri hekiminizden alabilirsiniz. Tedavi sürecinin gecikmesi durumunda kalıcı sakatlıklar yaşayabilirsiniz.

İş yaparken el ve bileklerinizi fazla zorlamamalısınız.

Esasen el ve bileklerde oluşan zorlamalar nedeniyle ortaya çıktığı için bu hastalığı önlemek için her şeyden önce, el ve bileklerinizi fazla zorlamamaya dikkat etmelisiniz. İş yaparken bu konuda alabileceğiniz basit birtakım önlemlerle, el ve bileklerinizi zorlamaktan kaçınabilirsiniz. Özellikle de el bileklerinizi uzun süre bükülü tutmamaya dikkat etmelisiniz. Aksi durumda, karpal tünel içindeki median siniri zarar görebilir ve parmaklarınızı hareket ettirmekte zorluk çekebilirsiniz.

Çalışma alanınızı ergonomik şekilde düzenlemelisiniz.

Çalışma alanlarının ergonomik şekilde düzenlenmesi, birçok meslek hastalığının önlenmesine büyük katkı sağlıyor. Masa başı işlerde çalışıyor ve günün büyük bir bölümünü bilgisayar başında ve mouse kullanarak geçiyorsanız, çalışma alanınızı ergonomik şekilde düzenlemeniz çok önemli. Çalışma alanınızda karpal tünel sendromu karşısında alabileceğiniz en etkili önlem, mousela çalışırken bileklerinizi rahatlatmak için mouse pad kullanmaktır. Klavye kullanırken de bileklerinizi masaya dayamamalı, ellerinizi uzun süre aynı pozisyonda tutmamalısınız. 

Parmak egzersizleri yapmalısınız.

Parmak egzersizleri, el ve bilek kaslarını güçlendirmek için çok faydalı. Ellerinizi uzun süre ve zorlayıcı şekilde kullanmamanız gerektiği gibi, uzun süre hareketsiz bırakmaktan da kaçınmalısınız. Doğru şekilde yapacağınız basit parmak egzersizleri, hastalık karşısında etkin bir koruma sağlayacak ve ellerinizle yaptığınız işlerde daha yüksek bir performans göstermenize yardımcı olacaktır. Bununla birlikte bu egzersizler, rahatsızlık başladıktan sonra sonuç vermemekte. Egzersizleri tedavi için değil, rahatsızlığı önlemek için yapmanız gerektiğini özellikle vurgulayalım.

Parmak egzersizleri için şu teknikleri uygulayabilirsiniz. İlk olarak, bileklerinizi düz tutup parmaklarınızı kendinize çekerek bu şekilde 5 saniye kadar bekleyebilirsiniz. Parmaklarınızı gevşettikten sonra elinizi sıkarak yumruk yapabilirsiniz. Yumruğunuzu aşağıya bükerek 5 saniye bekleyebilirsiniz. Yumruğunuzu açtıktan sonra ellerinizi ve kollarınızı aşağıya bırakarak 5 saniye dinlendirebilirsiniz. Bu egzersizleri en geç 2 saatte bir tekrarlarsanız, karpal tünel sendromu karşısında etkin bir koruma sağlayabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Editörün Seçtikleri

Kasko Fiyatlarını Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Yayınlandı

tarihinde

Araç sahiplerinin poliçe yenileme dönemlerinde en çok merak ettiği konuların başında kasko fiyatları gelir. Aynı model iki aracın sahiplerinin farklı primler ödemesi birçok kişinin kafasını karıştırabilir. Kasko primi araç, sürücü ve poliçe kapsamına dair onlarca farklı unsura bağlı olarak hesaplanır.

Kasko Fiyatları Neye Göre Belirlenir?

Kasko fiyatları neye göre belirlenir sorusunun cevabı sigorta şirketlerinin yürüttüğü kapsamlı risk analizinde saklıdır. Aracın markası, modeli ve üretim yılı, kasko priminin temelini oluşturan Kasko değer listesi üzerinden değerlendirilir. Bu listeye göre belirlenen rayiç bedel yükseldikçe olası bir hasar durumunda ödenecek tazminat tutarı da artacağından prim de buna paralel şekilde yükselir. Bunlara ek olarak aracın yaşı da önemli bir belirleyicidir. Sıfır araçlarda yüksek piyasa değeri nedeniyle primler yüksek seyrederken orta yaşlı araçlarda yedek parça bulunabilirliği sayesinde genellikle daha uygun fiyatlar ortaya çıkar. Çok eski araçlarda ise teknik risklerin artması nedeniyle primler tekrar yükselebilir. HDI Sigorta, araç ve sürücü profiline uygun kapsamlı kasko çözümleriyle ihtiyaçlara en uygun teminat yapısını oluşturmanıza yardımcı olur. Doğru teminatlar ve güncel risk analiziyle hazırlanan bir kasko teklifi hem bütçeyi korur hem de olası bir hasar durumunda maddi açıdan güvence altına alır.

Kasko Fiyatlarında Poliçe Kapsamının Etkisi

Kasko fiyatları nasıl belirlenir konusunda araç ve sürücü özelliklerinin yanında, poliçeyi satın alırken yapılan tercihler de fiyatı doğrudan şekillendirir. Muafiyet uygulaması bunun en belirgin örneklerinden biridir. Hasar durumunda belirli bir oranı kendi üstlenmeyi kabul eden sürücüler primlerinde ciddi indirimler elde edebilir. İhtiyari Mali Mesuliyet, ikame araç, orijinal cam teminatı gibi ek teminatlar poliçenin koruma kapsamını genişletirken maliyeti de bir miktar artırır. Öte yandan araca eklenen takip cihazı, alarm sistemi gibi güvenlik donanımları hırsızlık riskini azalttığı için prim üzerinde olumlu bir etki yaratabilir. Tek sürücü indirimi ve bazı meslek gruplarına özel avantajlar da poliçe fiyatını etkileyen diğer unsurlar arasında yer alır.

Kasko Fiyatlarını Etkileyen Diğer Unsurlar

Yukarıda sayılan temel faktörlerin dışında aracın kullanım amacı da prim hesaplamasında rol oynar. Ticari amaçla ya da yoğun şekilde kullanılan araçlar şahsi kullanımdaki araçlara kıyasla daha yüksek risk taşıdığından daha yüksek primlere tabi tutulabillir. Benzer şekilde aracın yedek parça maliyeti de belirleyicidir. Lüks ya da ithal segmentte yer alan araçların onarım maliyetleri yüksek olduğundan kasko primleri de buna paralel şekilde artar. Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, her araç sahibi için farklı ve kişiselleştirilmiş bir prim ortaya çıkar.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Arabada Kablosuz Şarj Telefonu Neden Isıtıyor?

Yayınlandı

tarihinde

Arabada telefonu kablosuz şarja bırakıyorsunuz, bir süre sonra elinize aldığınızda cihaz neredeyse cayır cayır yanıyor. Peki neden?

Kablosuz şarj, enerjiyi kablo yerine manyetik alan üzerinden aktarıyor. Ancak bu sistem tamamen kayıpsız çalışmıyor. Aktarım sırasında kaybolan enerjinin bir kısmı ısıya dönüşüyor.

Telefonun şarj pedi üzerinde yanlış konumda durması da ısınmayı artırabiliyor. Bobinler tam hizalanmadığında şarj verimliliği düşüyor ve daha fazla ısı ortaya çıkıyor.

Bir de işin araç tarafı var. Navigasyon, GPS, mobil veri, CarPlay veya Android Auto aynı anda çalışırken telefon zaten ciddi enerji harcıyor. Üzerine bir de güneş altında kablosuz şarj eklenince cihazın ısınması pek şaşırtıcı değil.

Isınmayı azaltmak için ne yapabilirsiniz?

Telefonu şarj pedine düzgün yerleştirin, çok kalın kılıfları çıkarın ve mümkünse telefonu doğrudan güneşte bırakmayın. Araç içini serin tutmak da işe yarayabilir.

Telefon rahatsız edecek kadar sıcak hale geliyorsa şarja biraz ara vermek en doğrusu.

Kısacası kablosuz şarj çok pratik, ancak telefonunuz sürekli fazla ısınıyorsa kablo hâlâ en serin seçenek olabilir.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

LinkedIn yeni Instagram mı?

Yayınlandı

tarihinde

Instagram’ın son yıllardaki en büyük değişimi yeni özellikler ya da arayüz güncellemeleri değil, kullanıcı davranışları oldu.

Bir zamanlar insanlar bu platforma günlük hayatlarından kesitler paylaşmak, arkadaşlarının neler yaptığını görmek ya da hoşuna giden anları arşivlemek için giriyordu. Tatiller, aile buluşmaları, gün batımları, kahve fotoğrafları… Instagram’ın temelinde sosyal paylaşım vardı.

Bugün ise platformun kullanım amacı büyük ölçüde değişmiş durumda.

Artık birçok kişi Instagram’ı ürün satmak, müşteri kazanmak, kişisel marka oluşturmak veya uzmanlığını sergilemek için kullanıyor. İçerik üreticileri, girişimciler, danışmanlar ve markalar için Instagram, yalnızca bir sosyal medya uygulaması değil; aynı zamanda bir pazarlama ve satış kanalı.

Bu değişim doğal olarak kullanıcıların karşılaştığı içerikleri de dönüştürdü.

Feed’de artık arkadaşlarınızın paylaşımlarından çok;

  • “Bunu nasıl başardım?”
  • “10 adımda…”
  • “DM’den yazın.”
  • “Link biyoda.”

gibi satış ve kişisel marka odaklı içeriklerle karşılaşmak oldukça sıradan hale geldi.

Elbette bunda yanlış olan bir durum yok. Dijital dünya değişiyor ve platformlar da kullanıcıların ihtiyaçlarına göre evriliyor. Instagram’ın iş geliştirme, pazarlama ve girişimcilik açısından sunduğu fırsatlar da yadsınamaz.

Ancak bu dönüşümün bir sonucu da var.

Instagram, insanları birbirine bağlayan bir sosyal ağ olma kimliğinden uzaklaşıp, herkesin kendini ve işini görünür kılmaya çalıştığı dev bir vitrine dönüşüyor.

Belki de bu yüzden birçok kullanıcı, eski Instagram’ı özlediğini söylüyor. Çünkü platform artık daha az “sosyal”, daha fazla “profesyonel” hissettiriyor.

Bu değişim aynı zamanda ilginç bir soruyu da beraberinde getiriyor:

LinkedIn yeni Instagram mı ?

Belki tam anlamıyla değil. Ancak kişisel marka oluşturma, uzmanlık sergileme, müşteri kazanma ve profesyonel ağ kurma gibi amaçlar düşünüldüğünde, iki platform arasındaki sınır her geçen gün biraz daha belirsizleşiyor.

Birkaç yıl sonra Instagram ile LinkedIn arasındaki en belirgin farkın, kullanıcıların paylaştığı içerikler değil; sadece platformların kültürü olması kimseyi şaşırtmayabilir.
Belki de ihtiyaç duyduğumuz şey, Instagram’ın eski haline dönmesi değil; insanları yeniden birbirine bağlayacak yeni bir platformun ortaya çıkmasıdır.

Kim bilir… Belki de Silikon Vadisi’nde bugün birileri bunun üzerinde çalışıyordur.

Ve eğer gerçekten ilk günkü Instagram hissini yaşatacak yeni bir sosyal ağ çıkarsa, sanırım hiçbirimiz “Hayır, ben mevcut platformlarda kalayım.” demeyiz.

Okumaya Devam Et

Trendler