Bizi Takip Edin

Girişimcilik

Suna Kıraç’ın Başarı Hikayesi

Yayınlandı

tarihinde

Suna Kıraç'ın başarı hikayesi Ofix Blog'da...

Bugün günlerden 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Öncelikle tüm kadınların bu anlamlı gününü Ofix ailesi olarak en içten dileklerimizle kutluyoruz. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılan 8 Mart, her yıl olduğu gibi bu yıl da ülkemizde ve dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanacak. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bu hafta, Suna Kıraç‘ın hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşmak istiyoruz. Nitekim, Türkiye’nin ilk sanayicilerinden Vehbi Koç‘un dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelen Suna Kıraç, 79 yıllık ömrüne sığdırdığı birbirinden güzel başarılarla iş hayatında kadınlar için en önemli rol modellerinden biri olmayı başardı. Geçtiğimiz yıl hayata gözlerini yuman Suna Kıraç‘ı bu vesileyle rahmetle anarken, başarı hikayesinin nice kadınlara örnek olmasını temenni ediyoruz. 

Suna Kıraç kimdir?

Suna Kıraç olarak bilinen Suna Koç, 3 Haziran 1941 tarihinde Ankara’da Vehbi Koç ile Sadberk Koç‘un dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Vehbi Koç, Türkiye’nin ilk sanayicilerinden biriydi. 1938 yılında kurulan Koç Ticaret A.Ş.‘yle ticaret alanında önemli başarılar elde eden Vehbi Koç, çocuklarının eğitimine büyük önem veriyordu. Nitekim kendisi çok zor şartlar altında ve küçük yaşlarda iş hayatına atılmak durumunda kalmış, ilkokulu birincilikle bitirdiği halde eğitimine devam edememişti. Diğer üç çocuğu gibi küçük Suna‘nın da eğitimiyle yakından ilgilenen Vehbi Koç, çocuklarının iyi bir eğitim almasını ve kendisinden sonra işleri başarılı bir şekilde sürdürmesini istiyordu. Liseyi Arnavutköy Amerikan Kız Koleji‘nde bitiren Suna Koç, Boğaziçi Üniversitesi‘nde bankacılık ve finansman eğitimi aldı.

1950’li yıllarda Vehbi Koç, ticaretten sanayiye yönelmiş ve Türk sanayisi için çok önemli yatırımları birer birer hayata geçirmeye başlamıştı. Otomotivle başlayan sanayi yatırımları zaman içinde beyaz eşya, radyatör ve elektronik cihazlar ile genişlemekteydi. Sanayi alanında ülkede görülen eksiklikler, yabancılara olan ekonomik bağımlılığın devam etmesine yol açıyordu. Cumhuriyet’in tam bağımsızlık ilkesini uygulamak içinse ekonomik bağımsızlığın sağlanması gerekiyordu. Bu dönemde özel sektöre sağlanan destek ve teşviklerle birlikte ülkemizde sanayi sektörü gelişirken Vehbi Koç‘un temel önceliği ülkesine hizmet etmekti. 1963 yılında Türkiye’nin ilk holdingi olarak kurulan Koç Holding, kısa sürede sanayi sektörünün motor gücü haline geldi. Bu süreçte Vehbi Koç‘un en büyük yardımcıları çocuklarıydı. Suna Koç‘un iş hayatında en önemli ilham kaynağı da babası Vehbi Koç‘tu.

Suna Kıraç ve İş Hayatı

1960 yılında Arnavutköy Amerikan Kız Koleji‘nde son sınıfa geldiğinde genç Suna, Amerika’ya gidip işletme okumak istemişti. Kolejde başarılı bir öğrenciydi, İngilizceye hakimiyeti yüksekti, işletme alanında hırslıydı. Üstelik, yurt dışında okumak konusunda ailesinin maddi bir sorunu da yoktu. Fakat ne var ki, Vehbi Koç kızının yurt dışına gitmesine razı olmadı. Kızına, “Ben yaşlandım, sana hasret gitmek istemiyorum” diyen Vehbi Koç, “Benim tezgahım en iyi üniversitedir. Seni ben yetiştireceğim,” diyerek genç Suna‘yı yanına aldı. Başlangıçta bu duruma çok üzülen Suna, 1 Ekim 1960 tarihinde Koç Ticaret A.Ş.‘nin İstanbul şubesinde işe başladı. Babasıyla birlikte 35 yıl boyunca kesintisiz şekilde çalışacak olan genç Suna, ileride “Ben Vehbi Koç Üniversitesi mezunuyum. Bu benzersiz okulun ilk ve tek öğrencisiydim,” diyerek babasına duyduğu hayranlığı ifade edecekti. 

1960’ların ilk yarısında Suna Koç, bir taraftan babasının yanında çalışmalarını sürdürüyor, bir taraftan da Boğaziçi Üniversitesi‘nde bankacılık ve finansman eğitimi alıyordu. Kendisi Filiz Ofluoğlu‘na emanet edilmişti ve henüz bir stajyer statüsündeydi. Vehbi Koç‘un kızı olmaktan dolayı kendisine hiçbir ayrıcalık yapılmıyordu. Ki, kendisinin de hiçbir zaman böyle bir beklentisi olmadı. Öğrenmeyi çok seven ve babası gibi iş disiplinine büyük önem veren Suna Koç için 1960’lı yıllar çok önemli deneyimlere sahne oldu. Her şeyden önce, emeğiyle çalışmanın önemini anladı ve başarıya giden yolun çok çalışmaktan geçtiğini gördü. İş hayatında insanların başarılı olabilmeleri için yalnızca fırsatlar yeterli değildi. Bu fırsatları doğru şekilde değerlendirmek için liyakat esastı. Yeniliklere açık olmak, yaptığı işi en iyi şekilde yaparak alanında zirveye çıkmak gibi konularda da en önemli ilham kaynağı babasıydı.

Suna Kıraç ve İnan Kıraç

1960’ların ikinci yarısında Koç Holding, yerli ve milli sanayinin gelişmesinde çok önemli roller üstlendi. 1955 yılında Sütlüce’de Vehbi Koç, Lütfi Doruk ve General Electric ortaklığıyla kurulan Arçelik, sadece 10 yıl içinde Türkiye’de beyaz eşya ve elektrikli ev aletleri sektörünün gelişmesinde temel lokomotiflerden biri haline geldi. Üretimine buzdolaplarıyla başlayan Arçelik, İsrail merkezli Amcor firmasından kompresör alarak buzdolabı üretmekteydi. Ürünlerin gördüğü büyük ilginin ardından, beyaz eşya sektöründe yeni ürünlere yöneldiler. 1968 yılında Çayırova tesislerine taşınan Arçelik, bir süre sonra elektrikli ev aletlerine yöneldi. Bu dönemde Koç Holding bünyesinde yer alan ve Fiat kamyonlarının üretimini gerçekleştiren Otoyol‘un genel müdürlüğünü yapan İnan Kıraç, Suna Koç‘a evlenme teklif etti. 1969 yılında evlenen Suna-İnan Kıraç çifti, Koç Holding‘in büyümesinde hep çok önemli roller üstlendiler. 

Koç Holding bünyesinde yer alan Türkay, Gazal, Türk Elektrik Endüstrisi, Tofaş, Ram, Tat gibi şirketlerle Vehbi Koç, milli ekonominin gelişmesine dönük çok önemli projeleri hayata geçirdi. Bu süreçte damadı İnan Kıraç, Koç Holding‘de CEO’luk yapmaktaydı. Bu görevi sırasında İnan Kıraç ve Suna Kıraç, holdingin özellikle otomotiv sektöründeki yatırımlarının şekillenmesinde büyük sorumluluklar üstlendiler. Holding bünyesinde ilk yerli otomobili geliştirmek için sürdürülen çalışmalar, Otoyol tarafından geliştirilen fiberglas maddesiyle büyük heyecan yaratmış ve Anadol markasının doğuşunu sağlamıştı. O dönemde sac ile araba kalıbı yapmak oldukça maliyetliydi. Oysa fiberglas maddesi, maliyeti ciddi ölçüde azaltmıştı. 1984 yılına kadar üretimi devam eden Anadol‘un toplam satış rakamı 87 bine ulaştı. Bu süreçte Suna-İnan Kıraç çiftinin çok istemelerine rağmen çocukları olmadı. Bunun üzerine 1985 yılında İpek isimli kız çocuğunu evlat edindiler.

Suna Kıraç’ın ALS Direnişi

1996 yılında Suna Kıraç, sesinde bir kısılma hissetti ve bu durum uzun süre devam etti. Sesini duyurabilmek için giderek daha yüksek sesle konuşmaya başladı. Bu süreçte günlük aktivitelerini de yerine getirmekte zorlanmaya başladı. Yapılan muayenelerin ardından kendisine herhangi bir hastalık teşhisi konulmadı. Fakat şikayetleri artarak devam etti. 1998 yılında konuşma güçlüğü yaşamaya ve peltek konuşmaya başladı. İnan Kıraç‘ın mide ameliyatı için ABD’ye gittiklerinde o da muayene oldu ve kendisine ALS teşhisi konuldu. Tam adı Amyotrophic Lateral Sclerosis olan ALS hastalığı, sinir sistemindeki motor nöronların kaybıyla ortaya çıkan ve nedeni kesin olarak bilinmeyen bir hastalıktı. Motor nöronların kaybıyla ellerde ve bacaklarda başlayan kas erimesi, ileriki aşamalarda hastanın solunum cihazına bağlanmasına yol açıyordu.

1998 yılında Suna Kıraç‘a ALS teşhisi konulduğunda, en fazla 7 yıllık ömrü kaldığı söylenmişti. Birkaç yıl içinde solunum cihazına bağlanacağı, ardından hayatını kaybedeceği belirtilmişti. Hal böyle olunca, evde yeni dönem için hazırlıklara başlandı. Konuşma güçlüğü devam ederken kendisini yazı ile ifade etmeye başlayan Suna Kıraç, makineye bağlanmayı hiç istemiyordu. Hatta bir keresinde İnan Kıraç‘a, “O gün geldiğinde sana soracaklar, makineye bağlayalım mı, bağlamayalım mı? Sen muhakkak ‘hayır’ diyeceksin. Makineye bağlanmama izin vermeyeceksin!” demişti. Fakat 14 Şubat 2000 tarihinde hastaneye kaldırıldı ve makineye bağlandı. Suna Kıraç‘ı ALS direnişine iten en önemli unsur, kızı İpek‘in “Beni evlat olarak aldın, sana ihtiyacım var!” sözüydü. Bu sözün üzerine Suna Kıraç, 2020 yılına kadar ALS direnişini sürdürdü.

Başarılarla dolu bir ömrün ardından…

1997 yılında Suna Kıraç eğitim, sağlık ve sosyal hizmet alanlarında yaptığı katkılardan dolayı Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Devlet Üstün Hizmet Madalyası ile ödüllendirildi. 1999 yılında ise üstün yöneticilik ve liderlik vasıfları ile Koç Holding‘e, iş dünyasına ve Türk çocuklarının eğitimine katkılarından dolayı London Business School tarafından onur üyeliğine layık görüldü. 2006 yılında yayınlanan ve tüm gelirleri Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı‘na bağışlanan Ömrümden Uzun İdeallerim Var adlı kitabı 100 binin üstünde sattı ve yılın en çok okunan kitaplarından biri oldu. 15 Eylül 2020 tarihinde hayatını kaybettiğinde tüm sevenlerini derin bir üzüntüye boğdu. Fakat örnek yaşamı ve mücadeleci kişiliğiyle başta kadınlar olmak üzere iş hayatında ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. 

Tüm okurlarımıza başarı hikayeleri ile dolu bir hafta diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Girişimcilik

2025’te Beyan Edilen Gelir 2,3 Katrilyon TL’yi Aştı

Yayınlandı

tarihinde

2025 yılında 5 milyon 586 bin 760 mükellef yıllık gelir vergisi beyannamesi verdi. Beyan edilen toplam matrah 2 trilyon 394 milyar TL’ye ulaşırken, tahakkuk eden gelir vergisi tutarı 710 milyar TL’yi geçti.

Rakamlar büyük ama asıl dikkat çeken nokta, beyanname sürecinin artık yalnızca mali müşavirlerin takip ettiği teknik bir konu olmaktan çıkması. Serbest çalışanlardan şirket ortaklarına, kira geliri elde edenlerden birden fazla işverenden ücret alanlara kadar geniş bir kesim için gelir beyanı doğrudan gündemde.

İş dünyası tarafında bu tablo, kayıtlı gelirlerin ve vergi uyumunun ne kadar önemli hâle geldiğini gösteriyor. Özellikle büyüyen işletmelerde, gelir-gider takibinin düzenli yapılması; istisna, indirim ve belgelerin yıl içinde kontrol edilmesi son dakikadaki sürprizleri azaltıyor.

Kısacası beyanname dönemi geldiğinde hesap yapmak yerine, yıl boyunca düzenli takip yapmak gerekiyor. Çünkü finansal disiplin sadece vergi zamanında değil, işletmenin günlük kararlarında da fark yaratıyor.

Okumaya Devam Et

Girişimcilik

Martı’dan Sürücüsüz Araç Hamlesi: Türkiye’de Yeni Dönem Başlayabilir

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’nin önde gelen mobilite platformlarından Martı, sürücüsüz ulaşım teknolojileri için önemli bir iş birliğine imza attı. Şirket, ABD merkezli otonom sürüş teknolojileri geliştiricisi Tensor ile yaptığı anlaşmayla gelecekte yapay zekâ destekli sürücüsüz araçları platformuna entegre etmeyi hedefliyor.

Bu iş birliğiyle birlikte Martı kullanıcıları, ilerleyen dönemde uygulama üzerinden sürücüsüz paylaşımlı araç çağırma imkanına kavuşabilir. Ancak bu sistemin hayata geçmesi için yalnızca teknik altyapının değil, Türkiye’deki yasal düzenlemelerin de tamamlanması gerekiyor.

Seviye 4 Otonom Sürüş Teknolojisi Kullanılacak

Tensor’un geliştirdiği araçlar, Seviye 4 otonom sürüş teknolojisine sahip. Bu teknoloji, belirli yol ve trafik koşullarında insan müdahalesine ihtiyaç duymadan aracın tamamen kendi kendine hareket edebilmesini sağlıyor.

Martı’nın planı, bu araçları kademeli olarak filosuna dahil ederek şehir içi ulaşımda yeni bir dönem başlatmak.

Türkiye, Otonom Ulaşım Sürecine Hazırlanıyor

Son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde sürücüsüz araç testleri hız kazanırken, Türkiye de bu dönüşüme hazırlanıyor. Martı ile Tensor arasındaki iş birliği, otonom ulaşım teknolojilerinin ülkemizde yaygınlaşması adına atılan önemli adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Şirket yetkilileri, yapay zekâ destekli ulaşım çözümlerinin şehir içi mobilitenin geleceğinde önemli rol oynayacağını vurguluyor.

Ne Zaman Kullanıma Sunulacak?

Şimdilik sürücüsüz araçların Türkiye’de ne zaman hizmet vermeye başlayacağına ilişkin resmi bir tarih paylaşılmış değil. Sürecin; testler, yasal izinler ve teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından ilerlemesi bekleniyor.

Yine de Martı’nın bu yatırımı, Türkiye’de sürücüsüz paylaşımlı ulaşımın artık uzak bir gelecek değil, üzerinde çalışılan somut bir hedef olduğunu gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Girişimcilik

Elon Musk’ın yapay zeka girişimi xAI’de taşlar yerinden oynamaya devam ediyor.

Yayınlandı

tarihinde

Ayın başında tablo şuydu: 11 kurucu ortaktan sadece ikisi şirkette kalmıştı.
Şimdi o iki isim de yok. Business Insider’ın aktardığına göre Manuel Kroiss ve Ross Nordeen da xAI ile yollarını ayırdı.

Kroiss’in yakın çevresine ayrılık kararını ilettiği konuşuluyor. Nordeen’in ise cuma günü şirketten ayrıldığı söyleniyor.

Musk kısa süre önce xAI için “ilk seferde doğru kurulmadı” demişti. Şirketin şu an baştan, daha sağlam bir şekilde yeniden kurulduğunu ifade ediyor. Bu arada xAI’nin SpaceX tarafından satın alınmasıyla birlikte SpaceX, xAI ve X (eski Twitter) aynı çatı altında toplandı. Tüm bunlar olurken SpaceX’in halka arz planları yaptığı da konuşuluyor.

Kroiss ve Nordeen doğrudan Musk’a bağlı çalışan iki kritik isimdi. Kroiss, şirketin pretraining ekibini yönetiyordu. Nordeen ise Musk’ın en yakınındaki operasyon isimlerinden biriydi. Daha önce Tesla’da çalışan Nordeen’in, Musk’ın Twitter’ı satın aldığı dönemdeki büyük işten çıkarmaların planlanmasında da rol aldığı biliniyor.

TechCrunch da konuyla ilgili xAI’ye ulaşıp yorum istemiş durumda.

Kaynak : TechCrunch

Okumaya Devam Et

Trendler