Her toplumun kendine has bir kahve kültürü var diyebiliriz. Nitekim kahvenin tarihçesi adeta bir Dünya yolculuğu. Doğum yeri Etiyopya. Kahve çekirdeğinin ilk kullanımı ise beklediğinizden daha farklı diye tahmin ediyoruz. Yabani bir bitki olan kahvenin çekirdeği, ilk olarak Etiyopya’nın yerli halkı tarafından un haline getirilip ekmek yapımında kullanılıyor. Bizim bildiğimiz Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesi ile henüz aralarında yüzyıllar varken. İlgi çekici ve merak uyandıran bir hikâye değil mi? Gelin birlikte kahvenin dünya turuna ve günümüz yaşantısında en sevdiğimiz Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesine doğru bir yolculuğa çıkalım.
Kahvenin Dünya Yolculuğu
İlk başlarda sihirli meyve olarak anılan kahve çekirdeğinin kaynatılmış suyu, tıbbi amaçlarla kullanılıyor. Etiyopya’dan sonraki durağı, Arap Yarımadası oluyor. Habeşistan’da neredeyse 300 yıl boyunca kendine has bir pişirme yöntemi ile halk arasında yerini alıyor. 14.yy’a geldiğimizde ise yepyeni bir pişirme yöntemi ortaya çıkıyor ve kahve çekirdekleri kavrulduktan sonra kaynatılarak tüketilmeye başlıyor. Habeşistan’dan Aden, Kahire ve Mekke’ye doğru yolculuğunu sürdürüyor. 17.yy’da Avrupa’ya yolculuğu başlıyor. Venedikli tüccarlar ile Avrupa’ya taşınan kahve, kısa diyebileceğimiz bir sürede tüm kıtayı etkisi altına alıyor. Avrupa koloniciliğinin bu süreci hızlandırdığını söyleyebiliriz. Kahvenin dimağ açan kokusu ve enfes lezzetini düşününce bu pek de sürpriz olmuyor.
Sonuç olarak kahve; Afrika, Asya, Avrupa ve Amerika’da sevilerek tüketilen bir içecek haline geliyor. Elbette tüm bu kıtalarda sevenlerinin kahveye türlü türlü isimler verdiğini ve çeşitli pişirme yöntemleri kullandığını görüyoruz. “Kahvenin lezzetini etkileyen faktörler nelerdir” diyorsanız; filtreleme, öğütme, demleme, su sıcaklığı, kahve miktarı vb. konular çerçevesinde elde edilen lezzetlerde de çeşitli değişiklikler olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde Brezilya, Kolombiya ve Vietnam’da ağırlıklı olarak kahve tarımı yapılıyor. İşlenen kahve çekirdekleri ise tüm Dünyada damakları şenlendiriyor. Ancak kahvenin Türk kültüründeki yeri ve anlamı ise bambaşka bir hikaye. Gelin Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesinin tarihçesine bakmadan önce Türklerin kahve ile tanışmasına bir bakalım.
Türk Kahvesinin Hayatımızdaki Yeri ve Değeri
Türkler ile kahvenin bir noktada buluştuğu tarih, Kanuni Sultan Süleyman dönemine denk geliyor. 16.yy’da Yemen Valisi, keyifle içtiği kahveyi İstanbul’a getiriyor. Bu lezzetti keşfeden saray halkı, kısa sürede müptelası oluyor desek abartmış olmayız. Türk tarihinde kahve, halktan önce bir saray içeceği olarak hayatımıza giriyor. Hatta sarayda kahvecibaşı rütbesindeki kişinin sadece kahveler ile ilgilendiği biliniyor. Sonrasında önemli ailelerin konaklarına oradan evlere ve son olarak halk arasına karışıyor kahve. Peki, Türk kahvesinin sırrı ne?
İsmini böylesine özelleştirerek Türk kahvesi olarak anılmasının başlıca nedeni, pişirme yöntemidir. Çiğ kahve çekirdekleri tavada kavrulur, dibekte özenle dövülür ve cezvede pişirilir. İlk kahvehanenin açılışı ise 1544’de 2 Suriyeli Arap’a dayanır. Sonrasında kahve, Türk kültürüne, geleneklerine, örf ve ananelerine yerleşir. İşte Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesi de lezzetini bu muazzam tarihten alıyor. Bu yüzden günümüzde en sevilen Türk kahvesi markası olarak anıldığını söyleyebiliriz.
Bilgi Hazinesi; Kahveye Dair Efsaneler
Yüzyıllara dayanan bir tarih söz konusu olduğunda çeşitli halk söylentileri de doğal olarak ortaya çıkıyor. Kahve eşliğinde siz de keyifli sohbetler etmek istiyorsanız, hikayelerimize kulak kabartabilirsiniz.
En meşhur efsane, Halid ya da Kaldi adıyla bilinen bir keçi çobanına aittir. Hikâyenin geçtiği zamanlar 800 yılına dayanıyor. Rivayete göre bu keçi çobanı, adı bilinmez bir meyveyi tüketen keçilerinde uyarıcı tesirleri fark ediyor. Meyveyi tüketen keçilerin son derece enerjik olduklarını görüyor. Kendisi de bu meyveden tükettiğinde aynı etkiler kendisinde de meydana geliyor. Durumu bir din adamına bildiriyor ve birkaç denemeden sonra bugün tükettiğimiz kahve ortaya çıkıyor.
Bir diğer efsane ise 14.yy sonlarında yaşamış Şeyh Şazili’ye dayanıyor. Bir şeyh sufisi olan Şazili, gece ibadetinde dinç ve uyanık kalabilmek için bu meyvenin çekirdeğinden elde ettiği kahveyi içiyor. Söylenceye göre kahveyi ilk içen kişilerden birisidir.
“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” vecizesi hemen hemen herkesin kulağına bir kere düşmüştür. Peki, bu deyişin hikayesini hiç merak ettiniz mi? Söylenene göre İstanbul’un Yemiş İskelesi’nden kahve satan Üsküdarlı bir kahveci varmış. Bu kahvehaneye her türden insan gelir kahvesini içer, sohbetini edermiş. Günün birinde iri yarı bir yeniçeri kahveciye herkese kendinden kahve ikram etmesini ama içeride tek başına oturan Rum’a vermemesini söyler. Herkese kahvesini dağıtan kahveci, en son iki kahve yapar ve Rum kaptanın yanına oturur. Sinirlenen yeniçeriye karşı da bu senin değil benim ikramım diyerek cevap verir. Aradan 40 yıl geçer bizim Üsküdarlı Kahveci o sırada yeniçeri ocağına kayıtlı bir askerdir. Çıkan bir isyan sırasında Rumlara esir düşer. Esir alınan yeniçeriler satışa çıkarıldığında bizim Üsküdarlı kahveciyi tepeden tırnağa silahlı bir Rum satın alır. Kahveci önce korkar ancak sonradan bu Rum’un yıllar önce kahve ikram ettiği kişi olduğunu fark eder. Rum bizim Üsküdarlı kahveciyi yedirir, içirir, eline parasını verir ve memleketine gönderir. İşte bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır sözü bu anlatılan gelmektedir.
En İyi Türk Kahvesi Hangi Marka?
Efsaneler, rivayetler ve deyişlerle yüzyıllardır hayatımızda yer alan Türk kahvesi, tüketmeyi en sevdiğimiz içecekler arasındadır. Öyle ki iyi günde, kötü günde, davetlerde, toplantılarda, sevdiklerimize, büyüklerimize konukseverliğimizi göstermek için bu kahveden ikram ederiz. Yani günümüzde de geçmişte olduğu gibi büyük bir yeri vardır Türk kahvesinin. Elbette üretimin sıklaşması, artık herkesin kendi evinde, işyerinde kolayca kahve yapabilmesi sayesinde artık pek bir kahvehane kalmadığını söyleyebiliriz. Peki, pek çok marka arasından en iyi Türk kahvesi hangisi?
Bu soruyu tüketicilere sorduğumuz zaman listenin başında Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesi yer alıyor. Lezzeti, kokusu ve aroması ile Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesinin seveni hayli fazla. O halde gelin şimdi de rotamızı Kurukahveci Mehmet Efendi’ye doğru çevirelim.
Kurukahveci Mehmet Efendi Türk Kahvesinin Tarihçesi
Türk kahvesinin en tanınan markası Kurukahveci Mehmet Efendi, 1871 yılında İstanbul’un Fatih semtinde Mehmet Efendi tarafından kurulmuştur. Bu kadar popüler ve eski bir işletme olmasının bir sırrı var elbette. 19 yüzyılın sonlarına kadar Türk kahvesi çiğ-kavrulmamış olarak satılıyordu. Kahve içmek isteyenler tavalarında, çekirdekleri kavurduktan sonra el değirmenlerinde öğüterek kahvelerini yapıyorlardı. Ancak Mehmet Efendi, kahve dükkanını babasından devraldıktan sonra ilk kez dolaplarda kavurduğu ve değirmende öğüttüğü kahve tozunu halka sundu. Böylelikle Türk kahvesi hem Türkiye’de hem dünyada Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesi olarak anılmaya başladı. Geçmişten günümüze aile üyelerinin işi devralması ile Mehmet Efendi kahveleri, vazgeçilmez lezzetlerimiz arasına girdi. Neden en sevilen diye soracak olursanız; çünkü Türk kahvesinin lezzetini, konusunu, aromasını geçmişten günümüze büyülü bir şekilde aktardı şeklinde yanıt verebiliriz.
Mehmet Efendi Türk Kahvesi Fiyatları Nelerdir?
Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesi günümüzde farklı gramajlarda ve hatta tek kullanımlık paketlerle üretiliyor. Markanın en çok tüketilen ürünlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
Mehmet Efendi Türk Kahvesi 100 Gr.
Kurukahveci Mehmet Efendi 250 Gr.
Mehmet Efendi Türk Kahvesi 500 Gr.
Mehmet Efendi 25’Li
Kurukahveci Mehmet Efendi Türk Kahvesi Koli
Kurukahveci Mehmet Efendi Tek Fincanlık
Mehmet Efendi Türk kahvesi fiyatı ise ürünün gramajına göre değişiyor. 100 gramlık paketlerinin fiyatı 24 TL’den başlarken gramajı arttıkça fiyatı da artıyor. Siz de damaklarınızı şenlendirmek ve Türk kahvesi lezzetini doyasıya yaşayıp hoş sohbetlere eşlik etmek için kahvenizi sitemizden temin edebilirsiniz. İster kişisel ister kurumsal alışverişlerinizde Ofix olarak kahvenin en güzelini size sunmaya devam ediyoruz.
Bazen adaylar, deneyim seviyelerinin çok üzerinde veya tamamen farklı alanlardaki pozisyonlara başvuru yapabiliyor.
Bu durum geri dönüş alma ihtimalini azaltabilir.
Başvuru yaparken iş ilanındaki kriterleri dikkatlice incelemek ve kendi yetkinliklerinizle karşılaştırmak faydalı olacaktır.
4. Çok Fazla Rekabet Olabilir
Bazı ilanlara yüzlerce hatta binlerce başvuru yapılabiliyor.
Bu durumda nitelikli adaylar bile geri dönüş almakta zorlanabilir.
Bu nedenle yalnızca popüler ilanlara değil, size uygun farklı fırsatlara da odaklanmanız önemlidir.
5. Ön Yazı Kullanmıyor Olabilirsiniz
Her zaman zorunlu olmasa da iyi hazırlanmış bir ön yazı sizi diğer adaylardan ayırabilir.
Özellikle neden o şirkette çalışmak istediğinizi ve pozisyona neden uygun olduğunuzu kısa ve net şekilde anlatmanız olumlu etki yaratabilir.
6. Başvurularınızı Takip Etmiyor Olabilirsiniz
İş arama süreci yalnızca başvuru yapmakla bitmez.
Başvurduğunuz pozisyonları takip etmek, profilinizi güncel tutmak ve yeni fırsatları düzenli olarak değerlendirmek gerekir.
Aktif adaylar genellikle daha fazla geri dönüş alma şansına sahiptir.
Umudunuzu Kaybetmeyin
Geri dönüş alamamak her zaman yetersiz olduğunuz anlamına gelmez.
Bazen doğru pozisyon henüz karşınıza çıkmamış olabilir, bazen de yoğun başvuru trafiği nedeniyle süreç beklediğinizden uzun sürebilir.
Önemli olan profilinizi sürekli geliştirmek, başvurularınızı bilinçli yapmak ve kariyer hedeflerinize uygun fırsatları değerlendirmeye devam etmektir.
Unutmayın; başarılı bir kariyer yolculuğu çoğu zaman doğru fırsatla doğru zamanda karşılaşmakla başlar.
Ofix Kariyerolarak adayların yetkinliklerine daha uygun fırsatlarla buluşmasını ve işverenlerin doğru adaylara daha hızlı ulaşmasını destekleyen çözümler geliştirmeyi hedefliyoruz.
Türkiye’nin heyecanla beklediği milli maç için geri sayım başladı. A Milli Futbol Takımımızın 14 Haziran Pazar günü saat 07.00’de oynayacağı karşılaşma öncesinde İstanbul’un birçok ilçesinde ücretsiz dev ekran etkinlikleri düzenleniyor.
Eğer maçı evde değil, kalabalık bir taraftar atmosferinde izlemek istiyorsanız sizin için İstanbul’daki ücretsiz maç izleme noktalarını derledik.
İstanbul’da Milli Maç Nerede İzlenir?
Arnavutköy
Arnavutköy Şehir Parkı
Hadımköy İstasyon Meydanı
Ataşehir
DasDas Avlu (Rezervasyonlu)
Bağcılar
Bağcılar Meydanı
Bahçelievler
Bahçelievler Hükümet Konağı Önü
Başakşehir
Başakşehir Millet Bahçesi
Bahçeşehir Gölet
Bayrampaşa
Muratpaşa Kapalı Pazar Alanı
Beşiktaş
Zorlu PSM Vestel Amfi (Rezervasyonlu)
Akmerkez Dekk Üçgen Teras (Rezervasyonlu)
Beykoz
Beykoz Meydanı
Beyoğlu
Tersane İstanbul
Büyükçekmece
Sahil Demokrasi Parkı Önü
Mimaroba Büyük Atatürk Parkı
Çatalca
Çatalca Millet Bahçesi
Çekmeköy
Şehit Üsteğmen Arif Kalafat Doğa Parkı
Esenler
Şule Yüksel Şenler Hanımlar Konağı
Esenyurt
Esenyurt Cumhuriyet Meydanı
Eyüpsultan
Eyüpsultan Meydanı
Fatih
Yedikule Hisarı (Rezervasyonlu)
Sepetçiler Kasrı (Rezervasyonlu)
Gaziosmanpaşa
Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Meydanı
Güngören
Güngören Belediye Stadyumu
Kadıköy
Kalamış Atatürk Parkı
Terminal Kadıköy
Kağıthane
Hasbahçe Mesire Alanı
Maltepe
Maltepe Park Meydan
Hilltown AVM Küçükyalı
Pendik
Pendik Sahil Meydanı
Sancaktepe
Sancaktepe Meydan Park
Sultanbeyli
Sultanbeyli Kent Meydanı
Sultangazi
Sultangazi Belediyesi Etkinlik Alanı
Şişli
Şişli Camii Önü
Tuzla
Tuzla Sahil İTÜ Yanı
Ümraniye
15 Temmuz Şehitler Meydanı
Üsküdar
Çamlıca Cami 1071 Konferans Salonu
Kandilli Camii Park Alanı
Akasya AVM
Zeytinburnu
Zeytinburnu 15 Temmuz Meydanı
Maç İzlemeye Gitmeden Önce Bunlara Dikkat
Listede yer alan bazı özel mekanlar rezervasyon sistemiyle ziyaretçi kabul ediyor. Özellikle Zorlu PSM, DasDas, Dekk, Yedikule Hisarı ve Sepetçiler Kasrı gibi alanlarda kapasite sınırlaması bulunabiliyor. Maç günü mağduriyet yaşamamak için ilgili mekanların duyurularını kontrol etmenizi öneririz.
Henüz Açıklama Yapmayan İlçeler
Bazı belediyeler henüz resmi izleme alanlarını duyurmuş değil. Şu an için Adalar, Avcılar, Bakırköy, Beylikdüzü, Kartal, Küçükçekmece, Sarıyer, Silivri ve Şile ilçelerinde resmi açıklama bulunmuyor.
Yeni duyurular geldikçe listemizi güncellemeye devam edeceğiz.
Maç Keyfi İçin Küçük Bir Hatırlatma
Dev ekran etkinliklerine giderken su, güneş gözlüğü ve şapka gibi ihtiyaçlarınızı yanınıza almayı unutmayın. Özellikle sabah saatlerinde oynanacak karşılaşmalarda erken saatlerde etkinlik alanında olmak hem yer bulmanızı hem de atmosferi daha iyi yaşamanızı sağlayacaktır.
Şimdiden iyi seyirler ve bol gollü bir milli maç diliyoruz.
İş saatinde sosyal medyada geçirilen birkaç dakika, mutfakta uzayan kahve molaları ya da Excel dosyasının arkasına saklanmış bir alışveriş sekmesi…
Şimdi ise yeni bir “gizli yardımcı” var: Yapay zeka.
Üstelik araştırmalar gösteriyor ki çalışanların yaklaşık 5 kişiden 1’i işlerinde yapay zeka kullandığını yöneticilerinden veya ekip arkadaşlarından gizliyor.
Peki ama neden?
Sonuçta yapay zeka kullanmak bugün birçok şirkette internet kullanmak kadar sıradan hale gelmiş durumda. Yine de bazı çalışanlar hazırladıkları raporları, yazdıkları mailleri veya oluşturdukları sunumları yapay zekanın desteğiyle hazırladıklarını söylemek istemiyor.
Sebebi aslında düşündüğümüzden daha basit.
Bir kısmı “İşim kolay görünecek” diye çekiniyor.
Bazıları “Yerime yapay zekayı koyarlar mı?” endişesi taşıyor.
Kimileri ise “Hazıra konmuş gibi görünmek istemiyorum” diye düşünüyor.
Kısacası sorun yapay zekanın kendisinden çok, onun nasıl algılandığında yatıyor.
Oysa işin ilginç tarafı şu:
Şirketler çalışanlarının daha verimli olmasını istiyor.
Çalışanlar daha verimli olmak için yapay zekadan yardım alıyor.
Ama sonra bunu kimseye söylemiyor.
Biraz garip bir denklem gibi duruyor.
Bugün birçok çalışan toplantı notlarını özetletiyor, uzun e-postaları sadeleştiriyor, rapor taslakları hazırlatıyor veya araştırmalarını hızlandırıyor. Yani yapay zeka çoğu zaman işi yapan kişi değil, işi hızlandıran bir yardımcı rolünde.
Tıpkı hesap makinesinin muhasebecinin yerini almaması gibi.
Asıl soru artık “Çalışanlar yapay zeka kullanıyor mu?” değil.
Çünkü kullanıyorlar.
Asıl soru şu:
Şirketler çalışanlarının bunu rahatça söyleyebileceği bir ortam oluşturabiliyor mu?
Belki de geleceğin ofislerinde performans değerlendirmeleri sırasında çalışanlar şu cümleyi kuracak: