Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste maske kullanıyor musunuz?

Yayınlandı

tarihinde

Ofiste maske kullanmanın önemi hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Tüm dünyada korku ve paniğe yol açan corona virüsü, enfeksiyonlardan korunma yollarına dair farkındalıkların artmasını sağladı. Şu an için ülkemizde corona virüsü vakıasına rastlanmamış olsa da solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonlara karşı farkındalıkların üst düzeye ulaştığını söyleyebiliriz. Kendimize ne kadar dikkat edersek edelim, toplu alanlarda enfeksiyonlara yakalanmamız mümkün. Özellikle hapşırma ve öksürük yoluyla vücudumuza giren mikroorganizmalar, enfeksiyonların hızla yayılmasına yol açıyor. Bunu önlemenin en iyi yollarından biri, toplu alanlarda maske kullanmak. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, günün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz ofiste maske kullanmanın önemi hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

Enfeksiyonlar nasıl bulaşır?

Enfeksiyonları kısaca bakteriler, virüsler, parazitler ve diğer mikroorganizmaların insan vücuduna girmesiyle ortaya çıkan hastalıklar şeklinde tanımlayabiliriz. Mikroorganizmaların vücuda girmesiyle birlikte, bağışıklık sisteminde belirli birtakım savunma mekanizmaları harekete geçiyor. Bu mekanizmalar yeterince güçlüyse ve kişinin vücut direnci yüksekse, enfeksiyon oluşumu ortaya çıkmıyor. Aksi durumlarda, mikroorganizmalar hızla çoğalıp kişiyi hasta ediyor ve başkalarına da bulaşıyor.

Enfeksiyonlar en çok solunum, temas, ara kaynaklar ve vektörler yoluyla bulaşmakta. Solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonlar içinde en sık nezle, grip, verem, boğmaca, suçiçeği, menenjit ve kızamık vakıalarıyla karşılaşılmakta. Temas yoluyla bulaşan enfeksiyonlar ya doğrudan, ya da dolaylı temas yoluyla bulaşabilmekte. Bunlar içinde doğrudan temas, insandan insana gerçekleşen fiziksel temastır. Uçuk ve bit enfeksiyonu gibi hastalıklar, doğrudan temas yoluyla bulaşmakta. Dolaylı temas ise mikrop bulaşan nesnelerle gerçekleşmekte. Örneğin, ofiste en sık kullandığınız masaüstü gereçler, kapı kolları, ofis telefonları, kumandalar ve elektrik düğmeleri, dolaylı temas yoluyla bulaşan enfeksiyonlar için risk oranı yüksek yüzeylerdir.

Diğer taraftan, ara kaynaklar yoluyla bulaşan enfeksiyonlar, mikroorganizmaların yaşam döngüsünü sağlayan su, kan, serum, çeşitli yiyecek maddeleri ve dışkı yoluyla gerçekleşmekte. Bu şekilde bulaşan enfeksiyonlar içinde en sık karşılaşılan vakıaların tifo, hepatit A ve kolera gibi hastalıklar olduğunu söyleyebiliriz. Vektör yoluyla bulaşan enfeksiyonlar ise mikroorganizmayı canlı bir organizmaya aktaran pire, kene veya sivrisinek gibi ara taşıyıcılarla gerçekleşen enfeksiyonlardır. Bu enfeksiyonlar içinde en sık karşılaşılan vakıanın ise sıtma olduğunu söyleyebiliriz.

Maske kullanmak enfeksiyonlardan korur mu?

Maske kullanmak, solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonlardan korunmak için oldukça etkili bir yöntemdir. Mevsim geçişlerinde ve kış döneminde ciddi bir artış ivmesi yakalayan nezle ve grip gibi vakıalar, toplu mekanlarda ve özellikle enfekte olmuş kişilerin arasındayken maske kullanıldığında önlenebilecek vakıalardır. Bununla birlikte, maske kullanmanın tek başına çözüm olmadığının da altını çizmekte yarar var. Nitekim, enfeksiyonlardan korunmak için sağlıklı beslenmeli, kişisel hijyeninize dikkat etmelisiniz. Ellerinizi sık sık yıkamalı, elleriniz yeterince temiz değilse ağız ve göz bölgenize temas sağlamamalısınız. Hapşıran veya öksüren kişilerden en az 1.5-2 metre uzakta durmalı, özel eşyalarınızı kimseyle paylaşmamalısınız. Açıkta satılan yiyecekleri tüketmemeli, ofisinizi sık sık havalandırmalısınız.

Ofiste maske kullanmak niçin önemlidir?

Günün büyük bir bölümünü ofiste geçiren beyaz yakalılar, enfeksiyonlara yakalanma riski oldukça yüksek gruplardan biridir. Ofis temizliği ve havalandırma konusuna ne kadar özen gösterilirse gösterilsin, ofislerde enfeksiyonların yayılması her zaman için mümkündür. Solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonlarda mikroorganizmalar, hapşırma veya öksürük yoluyla partikül veya toz parçacıklarının içinde havada uzun süre asılı kalabilmekte. Başka deyişle, ofisiniz ne kadar temiz ve havalandırılmış olursa olsun, ofiste enfekte olmuş bir hastanın hapşırması veya öksürmesi, özellikle 1.5-2 metre yakınlarındaki kişilerin enfeksiyona yakalanması için yeterli. Bu gibi durumlardan korunmak için ofiste maske kullanmayı ihmal etmemeli, maske kullanmanın sosyal ilişkilerinize zarar vereceğini düşünmemelisiniz.

Ofiste maske kullanırken nelere dikkat etmek gerekir?

Ofiste maske kullanmanın önemini bilmek yetmez, hangi tür maskeyi ne şekilde kullanmanız gerektiğini de bilmenizde yarar var. Nitekim, corona virüsü nedeniyle özellikle büyük şehirlerimizde oluşan korku ve panikten dolayı gerek dış mekanlarda, gerekse toplu taşıma araçları ve işyerlerinde maske kullanımının arttığını görüyoruz. Fakat ne var ki, bu maskelerin büyük bir bölümünün toz maskesi olması, enfeksiyonların yayılmasını önlemeye yeterli olmamakta.

Enfeksiyonlardan maske takarak korunabilmeniz için her şeyden önce, doğru maske tipini seçmelisiniz. Mavi yaka işyerlerinde kullanılan ventilli toz maskeleri, sıcak ve nemli ortamlarda tozdan korunmak için etkin çözümler sunsa da bu ürünlerdeki polipropilen dış tabakalar, solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonları önlemede yetersiz kalmakta. Enfeksiyonlardan korunmak için kullanılması gereken maskeler, cerrahi maske olarak ifade edilen maskelerdir. Mikroorganizmalara karşı partikül filtrasyonu güçlü olan bu maskeler, enfeksiyonlardan yüzde 80 düzeyinde koruma sağlamakta. Daha yüksek bir koruma sağlamak için, N95 maddeli maskeleri veya mikroplara karşı etken madde içeren T maskelerini tercih edebilirsiniz.

Ofiste maske kullanmak için doğru maske türüne karar verdikten sonra, maskenizi kullanım şeklinize de dikkat etmelisiniz. Bu noktada en sık yapılan hata, maskeyi yalnızca ağız bölgesinde kullanmak ve burnu dışarıda bırakmaktır. Ne var ki, burnu açıkta bırakan maskeler enfeksiyonlara karşı etkin bir koruma sağlayamamakta. Ofiste maske kullanırken, maskenizin ağız ve burun bölgenizi kaplamasına dikkat etmelisiniz. Maskeniz yumuşak ve esnek bir yapıya sahip olmalı, rahat nefes alıp vermenizi engellememeli. Tek kullanımlık olmalı, yıkanmak suretiyle tekrar tekrar kullanılmamalı. Cilde ve insan sağlığına zarar veren veya alerjik etkiler yaratan bir kimyasal ya da bitki özü içermemeli.

Online ofis marketiniz Ofix.com‘da satışı devam eden maskeleri buradan inceleyebilir, kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak için burayı tıklayabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Lyn Dekor

    11 Mart 2020 saat 21:28

    Ofiste maskeden ziyade toplu taşıma araçlarında özellikle metro ve tramvaylarda kesin takmak gerekiyor, dar bir alan, bir de mesai çıkışına geldiyseniz, üstüne okul çıkışı da denk geldiyse, adım atacak yer yok ve havasız, hayal etmek bile istemiyorum. Maske şart kısacası…

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler