Bizi Takip Edin

Lifestyle

Covid-19 aşısı yaptıranlar nelere dikkat etmeli?

Yayınlandı

tarihinde

Covid-19 aşısı yaptıranların nelere dikkat etmesi gerektiğini Ofix Blog'da bulabilir, Covid-19 aşısı sonrası süreci daha sağlıklı geçirebilirsiniz.

Merhaba sevgili okurlarım! Bu haftaki bloguma başlarken öncelikle çok güzel bir haberi paylaşmak istiyorum. Ofixboy kardeşiniz bendeniz, nihayet Covid-19 aşısı yaptıranlar arasındaki yerini aldı. İnsanlık için küçük ama benim için büyük bir adım olan bu gelişme vesilesiyle, başta aşımı yapan hemşire abla olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına teşekkürlerimi iletiyorum. Tabii, aşı olanlara sorulan ilk soru, “Herhangi bir yan etkisi oldu mu?” sorusudur. Olmadı dersem yalan olur. Oldu, ama bunda benim de kabahatim var. Çünkü aşının hemen ardından markete gittim, alışveriş yaptım, aşı olduğum koluma biraz fazla yüklendim. Hal böyle olunca, kolum gün boyunca ağrıdı. Bu haftaki blogumda, ben yandım eller yanmasın düşüncesiyle, Covid-19 aşısı yaptırdıktan sonra nelere dikkat etmek gerektiği konusunu ele alacağım. Aşısını henüz yaptırmayanlar bu konulara dikkat ederlerse süreci sorunsuz şekilde atlatabilirler. 

İlk 15 dakika kurum içinde kalmalısınız.

Aşı olmadan önce aşıyla ilgili bilgilendirme yapılıyor arkadaşlar. Bunun için önce bir form veriyorlar, altına okudum, onaylıyorum yazmanız isteniyor. Aşı olmadan önce sağlık görevlisi bir kez de sözlü bilgilendirme yapıyor. Herhangi bir alerjinizin olup olmadığını, yakın dönemde başka bir aşı olup olmadığınızı soruyor. Covid-19 aşısı için tercihiniz hangisi olursa olsun, herhangi bir alerjik hastalığınız yoksa aşının ardından ciddi bir sorunla karşılaşmazsınız. Konuyla ilgili klinik çalışmalara göre mevcut aşılardan hiçbirinde ciddi bir yan etkiye rastlanılmadı. Aşılama sonrasında görülen yan etkiler ise oldukça hafif düzeyde seyrediyor. Bu etkiler arasında yorgunluk, baş ağrısı, ateş, titreme, eklem ağrısı sayılabilir. Ayrıca kusma, ishal, aşı bölgesinde ağrı ve kızarıklık da oluşabilir. Bu gibi yan etkilere nadir olarak rastlansa da bu etkiler, aşının hemen ardından kendini belli etmeye başlıyor. 

Aşı olduktan sonraki 15 dakikayı kurum içinde geçirirseniz, olası bir yan etkinin belirmesi durumunda gerekli müdahale sağlık görevlileri tarafından hızlıca sağlanır. Genel sağlık durumunuz iyi olsa bile bu süreyi kurum içinde geçirmenizde yarar var. Üstelik, daha önce ortaya çıkmamış bir alerjik reaksiyonunuz da olabilir. Böyle bir durumu bugüne kadar fark etmemişseniz, aşının hemen ardından alerjik etkileri gözlemleyebilir, sağlık görevlilerine derhal bilgi verebilirsiniz. Tedbirsiz davranıp kurumu terk eder, hatta hemen araç kullanmaya kalkışırsanız, olası bir istenmeyen durum karşısında yaşayabileceğiniz olumsuzluklar artabilir. Covid-19 aşısı olduktan hemen sonra oluşabilecek kol ağrısı, baş dönmesi, ateş ve halsizlik gibi şikayetler için ayrıca, fazla evham yapmanıza gerek yok. Sonuçta, vücudunuza bir şey enjekte ediliyor ve bu şey hızlıca dolaşım sisteminize karışıyor. Vücudunuz buna ilk tepkiyi verdikten sonra normal duruma ivedilikle dönecektir. İşte, bu ilk 15 dakikayı kurum içinde kalarak daha sağlıklı geçirebilirsiniz. 

Aşı yerini temiz tutmalısınız.

Formunuzu imzaladınız, sağlık görevlisinin sözlü bilgilendirmesini dinlediniz, aşınızı oldunuz. Peki iş bitti mi? Hayır arkadaşlar, henüz değil. Aşı sırasında kolunuzda minicik bir delik açılıyor. Aşı öncesinde bu kısım enfeksiyon riskine karşı temizlenmekte. Aşının ardından pamuk ya da flaster bant ile üzeri kapatılıyor, havayla teması kesiliyor. Covid-19 aşısı olduktan hemen sonra pamuğu ya da flaster bandı kaldırıp aşı yerinin açıkta kalmasına veya giysilerinizle temas etmesine yol açarsanız, kolunuzda istenmeyen durumlar gelişebilir. Böyle bir durumda, ciddi bir hayati risk oluşmaz, ancak kolunuzun enfeksiyon kapmasını da istemezsiniz, değil mi? İlk 15 dakikayı kurum içinde geçirirken aynı zamanda aşı yerinin temiz kalması için pamuğu veya flaster bandı çıkarmamalısınız. 

Bununla birlikte, aşı yerinizi temiz tutmak adına pamuğu bastırmamalı, fazla baskı uygulamamalısınız. Aksi durumda bu bölgede kızarıklık, yanma, ağrı gibi şikayetler gelişebilir. Aşı yapılan yerde kızarıklık ve şişlik oluşmuşsa, bunun nedeni aşıya karşı vücudunuzun verdiği tepki olabileceği gibi, sizden kaynaklanan yanlış bir uygulama da olabilir. Aşı yerine uyguladığınız baskıyı kaldırdığınızda kızarıklık veya ağrı geçiyorsa, sorun sizden kaynaklanmış demektir. Covid-19 aşısı olduktan sonra kolunuzda kaşınma da hissedebilirsiniz. Kolunuzu kaşırken tırnaklarınızı değil de parmak uçlarınızı kullanırsanız, kaşıma sırasında cildinizde herhangi bir şikayet oluşmaz. Kolunuzda eğer ağrı, yanma, kızarıklık veya kaşıntı oluşmuşsa, bu şikayetlerinize iyi geleceğini düşündüğünüz krem ve benzeri ürünleri kullanmada acele etmemelisiniz. 

Aşı olduğunuz kolunuza fazla yüklenmemelisiniz.

Bu madde de diğerleri kadar önemli arkadaşlar. Zira, önemi tecrübeyle sabit! Aşı olduktan sonra ilk 15 dakikayı kurum içinde geçirdiniz, aşı yerinizi temiz tuttunuz, peki iş bitti mi? Hayır. Hiçbir yan etki veya şikayetiniz oluşmasa bile Covid-19 aşısı olduğunuz kolunuza gün içinde kesinlikle fazla yüklenmemelisiniz. Benim gibi markete gidip alışveriş yapmak bir tarafa, eğer ağır bir işte çalışıyor ve yük kaldırmanız gerekiyorsa, gün içinde bu konuda çok daha dikkatli olmalısınız. Aşı olduğunuz kolunuza gereğinden fazla yüklenirseniz, aşının ardından hiçbir şikayetiniz olmasa bile gün içinde kolunuzda mutlaka ağrı, kızarıklık, şişlik veya yanma hissedebilirsiniz. Ağır kaldırmak dışında, günlük işleriniz için herhangi bir plan değişikliği yapmanıza gerek yok. Aşı olduktan sonra işinize gidebilir veya çalışmalarınızı evden sürdürebilirsiniz. 

Kalabalık ortamlardan uzak durmalısınız.

Covid-19 aşısı olduktan hemen sonra oluşabilecek en önemli yanılgılardan biri, vücudun koronavirüse karşı bağışıklık kazandığına inanmaktır. Bunun sonucu olarak eski normallere kavuşmayı isteyebilir, hatta farkında bile olmadan kalabalık ortamlara karışabilirsiniz. Oysa, Covid-19 aşısı olduktan sonra vücudun bağışıklık kazanabilmesi için belirli bir sürenin geçmesi gerekmekte. İnaktif aşılar söz konusu olduğunda bu süre, 2. dozdan sonra en az 2 haftadır. Eğer mRNA aşısı olmuşsanız, ilk dozdan ancak 2 hafta sonra vücudunuzda antikor oluşmaya başlar. Dolayısıyla, Covid-19 aşısı olduktan hemen sonra kalabalık ortamlara karışırsanız, vücudunuz bağışıklık kazanmadan koronavirüse yakalanma ihtimaliniz artar. Ki medyaya yansıyan haberlere göre, Covid-19 aşısı olduktan hemen sonra koronavirüse yakalanan birçok kişi var. Aynı durumla karşılaşmak istemezsiniz, öyle değil mi? 

Her duyduğunuz şeye inanmamalısınız.

Covid-19 aşısı konusunda ne büyük bir bilgi kirliliği var, öyle değil mi arkadaşlar? Milyonlarca kişinin hayatını doğrudan etkileyen böylesine önemli bir konuda bilginin kendisi kadar, kaynağı da önemli. Son günlerde malumunuz, inaktif aşının mutasyonlar karşısında etkisiz olduğuna yönelik çeşitli söylemler dile getiriliyor. Bunları söyleyenler sanki elde kesin bilimsel veriler varmış gibi, kendilerinden o kadar emin ki! Ya hu, bu konuda yeterli veri olmadan bu kadar kesin bir sonuca nasıl ulaşıyorsunuz? Benzer bir durum, Covid-19 aşısı yan etkileri için de söz konusu. Filanca aşının ardından şöyle, falancasının ardından böyle yan etkiler oluşuyor, diyenler acaba hangi bilimsel çalışmaya dayanıyor? Bu gibi konularda henüz elde yeterli veri yok. Mevcut veriler ise çok sınırlı bilgiler veriyor. Bu bilgilere bakıp da Covid-19 aşısı yaptırmaktan kesinlikle uzak durmamalısınız. Aşı tercihi için de yine, evham yapmaya gerek yok. Kendinizi daha iyi hissedecekseniz, antikor testi yaptırtabilirsiniz. Ancak, yoğun risk altında değilseniz ve aşıdan sonra önlemlere uymaya devam ederseniz, aslında antikor testi yaptırmanıza da gerek yok. 

Rehavete kapılıp önlemleri ihmal etmemelisiniz.

Covid-19 aşısı olduktan sonra sizi bekleyen en önemli tehlikelerden biri de rehavete kapılıp önlemleri ihmal etmektir. Eğer aşı olduktan sonra koronavirüse yakalanmayacağınızı zannediyorsanız, bu konuda çok yanılıyorsunuz demektir. 2. dozu almış olsanız bile, vücudunuzda antikorun oluşmaması ihmali söz konusudur. Kaldı ki, antikor oluşsa bile hastalığı hafif de olsa geçirebilir ya da başkalarına bulaştırabilirsiniz. Bu gibi durumlarla karşılaşmamak için Covid-19 aşısı rehavetine karşı duyarlı olmalısınız. Maske, mesafe ve hijyen konusunda alacağınız önlemler yine aşı kadar önemini korumayı sürdürüyor. Bu noktada, maskesiz hayata ne zaman geçileceğini merak ediyor olabilirsiniz. Henüz bu aşamada değiliz arkadaşlar. Sürecin olabildiğince erkene çekilmesi için aşımızı olduktan sonra da önlemlere dikkat etmeliyiz. Ve şunu unutmamalıyız ki, koronavirüs belası bizden daha güçlü değil. 

Haftaya görüşmek üzere.

Ofixboy…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler