George Steiner’dan Edebiyat Üzerinden İnsan Ruhuna Bir Soru
Hiç fark ettin mi?
Aynı kitapları okuyoruz ama bambaşka yerlerden etkileniyoruz.
Bazılarımız geniş hikâyelerde kaybolmayı seviyor.
Bazılarımız ise daracık bir odada, bir insanın iç sesiyle yüzleşmeyi.
İşte George Steiner tam da burada duruyor ve basit gibi görünen ama rahatsız edici bir soru soruyor:
Tolstoy mu, Dostoyevski mi?
Ama bu soru, bir edebiyat tercihi değil.
Bir insanlık tercihi.

Steiner Ne Yapıyor Bu Kitapta?
George Steiner bu kitabında iki büyük yazarı karşı karşıya getirmiyor.
Onları iki farklı dünya görüşünün, iki farklı insan anlayışının sembolü olarak ele alıyor.
Bir yanda Tolstoy:
Hayata dışarıdan bakan, bütünü gören, toplumu, ahlakı, düzeni anlatan bir yazar.
Diğer yanda Dostoyevski:
İnsanın içine giren, karanlıkla yüzleştiren, suçla, inançla, çelişkiyle boğuşan bir ses.
Steiner’a göre mesele şu:
Hangi yazar seni daha çok rahatsız ediyorsa, sana daha yakındır.
Tolstoy: Hayat Bir Düzen Arayışı mı?
Tolstoy’un dünyasında insan, büyük bir tablonun parçasıdır.
Toplum vardır.
Ahlak vardır.
Sebep-sonuç vardır.
Steiner, Tolstoy’u şöyle konumlandırır:
Hayat anlaşılabilir, çözülebilir ve ahlaki bir çerçeveye oturtulabilir.
Tolstoy okurken şunu hissedersin:
“Her şey bir yere bağlanıyor.”
Savaşlar bile.
Aşklar bile.
Ölümler bile.
Tolstoy, insana umutlu bir bütünlük sunar.
Dostoyevski: İnsan Bir Çelişkiler Yığını mı?
Dostoyevski’de ise düzen yoktur.
Netlik yoktur.
Huzur hiç yoktur.
İnsan, kendi içinin en karanlık köşelerinde dolaşır.
Steiner’a göre Dostoyevski şunu söyler:
İnsan mantıklı değildir.
İnsan tutarlı değildir.
İnsan tehlikelidir.
Dostoyevski karakterleri hata yapar.
Yanlış düşünür.
Kendini sabote eder.
Ve en rahatsız edici olan şudur:
Onlara bakarken kendini görürsün.
Steiner’ın Asıl Mesajı: Edebiyat Kim Olduğunu Söyler
Bu kitap bir “hangisi daha iyi?” tartışması değildir.
Steiner net konuşur:
Tolstoy’u seçiyorsan, hayatta bir anlam ve düzen arıyorsun.
Dostoyevski’yi seçiyorsan, insanın çözülemezliğini kabul ediyorsun.
Biri seni rahatlatır.
Diğeri seni sarsar.
Ama ikisi de şunu yapar:
Sana kendini gösterir.
Bu Kitap Neden Rahatsız Edici?
Çünkü Steiner okura şunu fısıldar:
Hangi yazarı sevdiğin, nasıl bir insan olduğunla ilgilidir.
Bu yüzden bu kitap akademik değildir ama ağırdır.
Çünkü edebiyat üzerinden, karakterine dokunur.
Kaçtığın şeyleri hatırlatır.
Görmezden geldiklerini önüne koyar.
Sonuç: Aslında Soru Şu
Tolstoy mu, Dostoyevski mi?
Yani:
Hayat düzenli mi?
Yoksa kaotik mi?
İnsan iyiye mi meyilli?
Yoksa karanlığa mı?
Steiner cevap vermez.
Çünkü cevabı senin vermeni ister.
Ofix’ten Küçük Bir Not
Yoğun iş temposu, hedefler, toplantılar, teslim tarihleri…
Bazen insan kendini sadece “iş yapan biri” gibi hissediyor.
Ama bazen:
Bir masa başı molası,
Bir kahve,
Birkaç sayfa kitap…
İnsana şunu hatırlatıyor:
Sadece çalışan değiliz.
Düşünen, çelişen, arayan insanlarız.
Belki de bu yüzden bazı kitaplar bizi rahatlatmaz.
Ama tam da bu yüzden gereklidir.