Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofis Dostu Ataşlar

Yayınlandı

tarihinde

Ataşlar hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Kağıtları birbirine tutturmak için kullanılan ataşlar, eğitim ve iş hayatımızın vazgeçilmezleri arasında. Kağıdın icadından yüzlerce yıl sonra icat edilen bu basit araçlar, çeşitli belge ve evraklarımızın kenarlarının kırışmasını önlüyor, kaybolmalarını engelliyor. Ofis dostu ürünler arasında yer alan ataşlar hem fiyatları, hem de sağladığı pratik çözümler nedeniyle ofislerde büyük ilgi görüyor. Ofix sitesinin online alışveriş rehberi Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ataşlar hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

“Ataç” mı “ataş” mı?

Önce kafa karıştıran bir konuya kısaca temas edelim efendim. “Tutturgaç” olarak da bilinen ataş sözcüğü, dilimize Fransızca attache sözcüğünden geçti. Bu sözcükteki “ch” harfleri Fransızca okunuşunda “ş”, İngilizce okunuşunda “ç” sesini veriyor. Bu nedenle, ataç sözcüğünü kullananlar aslında İngilizce okunuşunu esas almış oluyor. Fakat, sözcüğün kaynağı Fransızca olduğu için Türk Dil Kurumu ataş sözcüğünü esas almakta. Dolayısıyla, bu sözcüğü “ataç” yerine “ataş” diye okuyup yazmak daha doğrudur.

Ataşlar niçin önemlidir?

İç içe geçen ve halka oluşturan basit tasarımları nedeniyle son derece işlevsel olan ataşlar, çeşitli kağıtları bir araya getirmek ve yüzeylerde kırışmayı önlemek için en sık kullandığımız ürünlerden biri. Nitekim ataşlar, kağıtları kolayca bir araya getirmemizi ve düzenli bir şekilde saklamamızı sağlıyor. Öğrenciler ve ofis çalışanları için en önemli kırtasiye ürünleri arasında yer alan ataşlar, ofiste çeşitli belge ve evraklarımızın kaybolmasını önlüyor. Bizi gereksiz emek ve zaman kaybından kurtarıyor.

Teknolojik ürünler her ne kadar hayatımızda daha fazla yer almaya başlasa da zaman zaman çıktı almamız gerekebiliyor. Kağıtları birleştirmek için kullanabileceğimiz zımbalar, kağıtlarda delik oluşmasına yol açmakta. Oysa ataşlar, kağıtlara hiçbir zarar vermeksizin bir araya gelmelerini sağlıyor. Kağıtları bir araya getirdikten sonra bir şeyler eklemek veya çıkartmak için de yine ataşlar çok daha pratik bir kullanım imkanı sunuyor.

Bu bakımdan, ofis masamız veya çekmecemizde birkaç tane ataş bulundurmamızda büyük fayda var. İhtiyaç duyduğumuzda kullanmak için hazır bulunduracağımız ataşlar, bize zaman kazandıracak ve iş tempomuz içinde bir yavaşlama ortaya çıkmasını engelleyecektir. Ataşlar ayrıca, birbirinden güzel renkleriyle ofis masamızda ve belgelerin üzerinde çok hoş görüntüler oluşturuyor, farklı bilgi kategorileri yaratmaya olanak sağlıyor.

Ataşlar hayatımıza nasıl girdi?

Ataşın icadı, 19. yüzyılın sonlarında gerçekleşti efendim. Bu döneme kadar kağıtları bir arada tutturmak için daha çok iğne kullanılıyordu. Günümüzdeki ataşlara benzeyen ilk bükülmüş çelik tel klipsi, 1867 yılında Samuel B. Fay tarafından patentlendirildi. Gerçi bu klipsler kağıtları birleştirmek için de kullanılabilir olsa da Fay bunları kumaş yüzeylerde kullanılması için tasarlamış ve patentini buna göre almıştı. Dahası, bu ürünlerin satışından önemli bir ticari başarı elde edilemedi. Fakat bu ürünler, kağıtları birleştirmek için iğne dışında farklı alternatiflere ilham kaynağı oldu.

Ataşın icadına giden süreçte bir diğer önemli gelişme 1877 yılında yaşandı. Erlman J. Wright tarafından patenti alınan kağıt kordonu, gazeteleri sabitlemek için kullanılmaya başlandı. Çelik tel klipslerden sonra büyük ilgi uyandırmayı başaran kağıt kordonlar, gazete kağıdı gibi ince kağıtları bir araya getirmek için uygun özellikteydi. Fakat, daha kalın kağıtları bir araya getirmede yeterli değildi. Üstelik, kağıtlar delinmeden bunları kullanabilmek de mümkün değildi.

Bugün bildiğimiz şekliyle ataşı icat eden kişi William D. Middlebrook oldu. 9 Kasım 1899 tarihinde Middlebrook tarafından patenti alınan bu icat, hem son derece basit, hem de işlevseldi. İcadın ticari başarısının büyük olacağını düşünen Cushman & Denison şirketi, Middlebrook‘un patentini satın aldı. GEM markalı ilk ataşlar aynı tarihte piyasaya sunuldu ve beklenildiği gibi de oldu. Ürünlerin piyasaya çıkmasının üzerinden henüz 1 yıl bile geçmeden, ofislerde kağıtları tutturmak için kullanılan iğnelerin yerini bu ataşlar aldı.

1900’lerin başlarında GEM ataşları, ofislerde yaygın bir kullanım olanağı buldu. Hal böyle olunca, kısa sürede taklitleri üretilmeye başlandı ve ataşlarda farklı tasarımlar da denendi. 1930’lu yıllarda ataş üretiminde makineleşme arttı ve çeliğin yanı sıra farklı metaller ile plastik gibi farklı materyaller de kullanılmaya başlandı.

Ofis dostu ataşlar Ofix’te!

Online ofis marketiniz Ofix’in verilerine göre ataşlar, ofislerin en sık sipariş verdiği ürünler arasında. Peki ofisler, en çok hangi ataşları sipariş veriyor dersiniz? Yazımızın bu kısmında, ofislerin en sık sipariş verdiği ataşlar içinde ilk üçte yer alanları kısaca tanıtacağız.

Delta 179 Ataş No: 4

Listemizin ilk sırasında, Delta 179 ataş No: 4 var. Bir Türk markası olan Delta, 50 yıldan uzun bir süredir ofis ve kırtasiye ürünlerinde öncü markalardan biri olmayı sürdürüyor. Ürünleri yerli pazarların yanı sıra yurt dışı pazarlarda da büyük ilgi gören Delta‘nın ürün yelpazesi her geçen gün artıyor. Delta‘nın en çok satan ürünlerinden biri olan 4 numaralı ataşları, 33 mm boyutunda. Krom kaplama bu ürünlerin paket içi miktarı 100 adet.

Delta 175 Ataş No: 3

Listemizin ikinci sırasında, Delta 175 ataş No: 3 var. Krom kaplama ve 30 mm boyutunda olan bu ürünlerin paket içi miktarı 100 adet.

Delta 171 Ataş No: 2

Listemizin üçüncü sırasında, Delta 171 ataş No: 2 var. Krom kaplama ve 25 mm boyutunda olan bu ürünlerin de paket içi miktarı 100 adet.

Ofix.com‘da satışı devam eden tüm ataşları kıskaçlar ve ataşlar kategorisinden inceleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Yaz Sıcaklarında Kurtarıcı: Vantilatör Seçmenin ve Kullanmanın Püf Noktaları

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Vantilatör alacaklar için yaz geldiğinde herkesin aklından aynı şey geçer:
“Biraz serinlesek yeter.”

İşte tam bu noktada devreye en pratik çözümlerden biri girer: vantilatörler.
Klimaya göre daha ulaşılabilir, daha az elektrik tüketen ve neredeyse her ortamda kullanılabilen bu cihazlar, özellikle son yıllarda yeniden popüler hale geldi.

Ama iş sadece “bir vantilatör alayım” demekle bitmiyor.
Doğru ürünü seçmek, doğru şekilde kullanmak ve biraz da bakımını yapmak gerekiyor.

Bu yazıda vantilatörlerle ilgili bilmen gereken her şeyi sade sade anlatıyoruz.

Vantilatör Kullanmanın Avantajları

Vantilatör basit bir cihaz gibi görünür ama sağladığı konfor düşündüğünden daha fazladır.

Sıcak havalarda en büyük etkisi, ortamı gerçekten “soğutmak” değil, havayı hareket ettirmesidir.
Bu hareket, vücudun terleme yoluyla serinlemesini hızlandırır. Yani aslında seni serinleten şey rüzgâr hissidir.

Kapalı bir ortamdaysan, vantilatörün bir diğer avantajı da hava sirkülasyonudur.
Uzun süre kapalı kalan bir odada oluşan o ağır hava hissi, vantilatör çalıştığında kısa sürede dağılır. Özellikle ofis ortamlarında bu fark çok net hissedilir.

Bir de işin ekonomik tarafı var.
Klimalarla kıyaslandığında çok daha az elektrik tüketir. Bu da özellikle uzun süreli kullanımlarda ciddi bir tasarruf anlamına gelir.

Üstelik çoğu model hafif ve taşınabilirdir.
Yani sabit bir yere bağlı kalmazsın. İhtiyaç neredeyse vantilatör de orada olur.

Vantilatör Seçerken Nelere Dikkat Etmeli?

Burada en sık yapılan hata şu:
Görüntüsüne bakıp karar vermek.

Oysa asıl önemli olan nerede ve nasıl kullanacağın.

Küçük bir çalışma masası için dev bir sanayi tipi vantilatör almak da, geniş bir salon için mini bir masaüstü model seçmek de aynı şekilde verimsiz olur.

Alan büyüdükçe, cihazın gücü de artmalı.
Aksi halde çalışır ama etkisini hissettirmez.

Hız ayarları da önemli bir detay.
Günün her saatinde aynı rüzgârı istemezsin. Bazen hafif bir esinti yeterli olur, bazen daha güçlü bir hava akışı gerekir. Bu yüzden farklı hız seçenekleri sunan modeller her zaman daha kullanışlıdır.

Bir de ses konusu var.
Özellikle uyurken ya da odaklanman gereken bir iş yaparken, vantilatör sesi can sıkıcı olabilir. Bu yüzden sessiz çalışan modeller bir adım öne çıkar.

Son olarak yön ayarı.
Havanın sabit bir noktaya değil, odanın geneline yayılması genelde daha konforlu bir kullanım sağlar.

Vantilatörler Hakkında Kapsamlı Bir Kılavuz

Vantilatör Çeşitleri

Piyasada çok fazla seçenek var ama aslında kullanım şekline göre ayrılıyorlar.

Ayaklı vantilatörler en bilinen model.
Yüksekliği ayarlanabilir, geniş alanlarda etkili olur ve ev–ofis dengesini en iyi kuran tiptir.

Duvar tipi vantilatörler daha çok yer kazanmak isteyenler için.
Özellikle dar alanlarda oldukça işe yarar.

Sanayi tipi vantilatörler ise bambaşka bir kategori.
Depolar, atölyeler, büyük iş alanları… Güçlüdür, geniş alanı rahatlıkla çevirir.

Masaüstü modeller ise daha kişisel kullanım içindir.
Çalışma masasında, küçük bir alanda direkt serinlik sağlar.

Tavan vantilatörleri ise biraz daha kalıcı çözümdür.
Hem dekoratif durur hem de geniş alanlarda dengeli bir hava akışı sağlar.

Vantilatörle Tasarruf Gerçekten Mümkün mü?

Kısa cevap: Evet.

Ama biraz doğru kullanım gerekiyor.

Örneğin vantilatörü pencereye yakın konumlandırırsan, dışarıdaki serin havayı içeri taşıyabilirsin.
Ya da içerideki sıcak havayı dışarı atacak şekilde kullanabilirsin.

Gece saatlerinde, hava zaten serinlemişken vantilatörle desteklemek çoğu zaman klimaya ihtiyaç bırakmaz.

Yani mesele sadece cihazı çalıştırmak değil, biraz doğru konumlandırmak.

Vantilatör Bakımı Nasıl Yapılmalı?

Genelde ihmal edilen ama performansı direkt etkileyen konu bu.

Zamanla pervanelerde toz birikir.
Bu hem hava kalitesini düşürür hem de cihazın verimini azaltır.

Aslında çözümü basit:
Belirli aralıklarla pervaneleri ve ızgarayı temizlemek yeterli.

Temizlik yaparken cihazın fişini çekmek önemli.
Basit bir detay gibi görünür ama çoğu kişi bunu atlıyor.

Bazı modellerde yağlama ihtiyacı da olabilir.
Kullanım kılavuzuna bakarak ilerlemek en sağlıklısı.

Bir de kablo kontrolü.
Ufak bir hasar bile ileride sorun çıkarabilir, o yüzden gözden kaçırmamakta fayda var.

Evde ve Ofiste Kullanım

Vantilatörün en güzel tarafı şu:
Neredeyse her ortama uyum sağlar.

Evde salon, yatak odası, mutfak…
Nerede ihtiyaç varsa orada kullanılır.

Ofiste ise çoğu zaman fark yaratan detaylardan biridir.
Hava dolaşımı arttığında ortam daha yaşanabilir hale gelir, bu da direkt çalışan konforuna yansır.

Açık alanlarda bile işe yarar.
Balkon, bahçe, küçük organizasyonlar… Taşınabilir modeller burada ciddi avantaj sağlar.

Vantilatörler Hakkında Kapsamlı Bir Kılavuz

İşyerlerinde ve Evlerde Vantilatör Kullanımı

Vantilatörün en güzel tarafı şu:
Neredeyse her ortama uyum sağlar.

Evde, ofiste ya da açık alanda… Nerede ihtiyaç varsa orada devreye girer. Ama kullanım şekli biraz ortama göre değişir.

İşyerlerinde kullanım

Yaz aylarında ofis ortamı çok hızlı bunaltıcı hale gelebilir. Özellikle kalabalık alanlarda hava kısa sürede ağırlaşır. İşte bu noktada vantilatör, ortamın havasını hareketlendirerek ciddi bir rahatlama sağlar.

Sadece serinlik değil, çalışma konforu açısından da fark yaratır. Hava dolaşımı arttıkça ortam daha yaşanabilir hale gelir, bu da çalışanların odağını ve verimini doğrudan etkiler.

Bir de işin maliyet tarafı var.
Klima kullanımını biraz dengelemek ya da tamamen azaltmak isteyen işletmeler için vantilatörler oldukça iyi bir alternatif sunar.


Evlerde kullanım

Evde ise kullanım daha esnek.
Salon, yatak odası, mutfak… Günün hangi saatinde neredeysen vantilatör de oraya taşınır.

Özellikle akşam saatlerinde, hava biraz serinlediğinde vantilatör tek başına bile yeterli olur. Klimaya göre daha hafif bir serinlik verir ama çoğu zaman aranan şey de zaten bu.

Ayrıca kapalı kalan odalarda oluşan o ağır havayı dağıtmak için de oldukça işe yarar. Kısa sürede ortamın daha ferah hissettirmesini sağlar.


Açık alanlarda kullanım

Vantilatör sadece kapalı alan işi değil.
Balkon, veranda, bahçe… Hatta küçük organizasyonlarda bile rahatlıkla kullanılabilir.

Pikniklerde, yaz akşamı buluşmalarında ya da barbekü sırasında taşınabilir bir vantilatör, ortamın havasını tamamen değiştirir. Özellikle rüzgâr olmayan günlerde farkı daha net hissedersin.


Kısaca…

Vantilatör küçük bir dokunuş gibi görünür ama bulunduğu ortamın havasını gerçekten değiştirir.
Serinlik sağlar, havayı dolaştırır, ortamı daha yaşanabilir hale getirir.

Doğru yerde ve doğru şekilde kullanıldığında, hem konforu artırır hem de gereksiz enerji tüketiminin önüne geçer.

Evinde ya da ofisinde daha ferah bir ortam yaratmak istiyorsan, ihtiyacına uygun vantilatör modellerine göz atabilirsin.
Farklı kullanım alanlarına hitap eden pratik ve tasarruflu seçenekler Ofix’te seni bekliyor.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Trendler