Bizi Takip Edin

Lifestyle

Bulaşık makinesinde tasarruf nasıl yapılır?

Yayınlandı

tarihinde

Bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri Ofix Blog'da...

Tasarruf yapabileceğimiz tüm kalemlerde alacağımız önlemler ofis ve ev bütçemize önemli bir katkı sağlayabilir. Fazla kişinin yaşadığı evlerde ve çok çalışana sahip ofislerde bulaşık makineleri elektrik, su ve deterjan sarfiyatıyla bütçe üzerinde önemli bir paya sahip. Her şeyin fiyatının hızla arttığı bu zaman diliminde bulaşık makinesinde elektrik, su ve deterjan sarfiyatını azaltacak önlemler sanırım herkesin çok işine yarayacaktır.

Elde yıkama yapmayın.

Bulaşıkların makinede iyi temizlenmeyeceğine inanmak büyüklerimizden kalan eski bir alışkanlık. Tıpkı çamaşır makinesinde yıkanan çamaşırları temiz bulmamak gibi bir durum bu. Eskiden her iş elle yapılıyordu. Çamaşır ve bulaşık makineleri yaygın değildi. Üstelik o yıllarda şimdiki teknolojiler de yoktu. Günümüzde bu makinelerin farklı yıkama tercihlerine göre değişen birçok özelliği mevcut. Ancak yine de makinede yapılan yıkama işleri elle yapılan yıkamadan hiçbir zaman daha geri değildi. Bulaşık makineniz eğer gerçekten de iyi yıkamıyorsa ya makinenizde, ya da kullanım şeklinizde bir sorun var demektir. Örneğin bulaşıkları doğru yerleştirmezseniz makineniz iyi yıkamayabilir. Ama bunun çözümü elde yıkama yapmak değildir. Eğer içinize sinmiyorsa bulaşıkları makineye koymadan önce bulaşık süngeri ile biraz sudan geçirebilirsiniz. Ancak iyi bir bulaşık makineniz varsa elde yıkamanıza gerçekten de gerek yok. 

Bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri içinde ilk sıraya koyduğum elde yıkama yapmama konusu özellikle su faturanızı yakından ilgilendiren bir önlemdir sevgili arkadaşlar. Bulaşık makinesi su tasarrufu konusunda harika çözümler sunan bir icat. Aslına bakarsanız Josephine Cochrane bulaşık makinesini icat ederken su tasarrufu yapmak gibi bir şey düşünmemişti. Hatta kendisi hayatı boyunca hiç bulaşık bile yıkamamıştı. Vaktini partilerde geçiren bu hanımefendi, hizmetçilerinin bulaşık yıkarken kırdığı tabaklar nedeniyle her defasında yeni bir yemek takımı almak zorunda kalıyordu. Sonunda duruma isyan etti. Ailesinin mühendislik alanındaki deneyimlerinden de yararlanarak kalktı ve bulaşık makinesini icat etti. İyi de yapmış hani, ellerine sağlık! Bu icatla sadece hizmetçilerini değil, aslında tüm insanlığı elde yıkama yapma zahmetinden kurtardı. Bu hanımefendinin kıymetini iyi bilelim sevgili arkadaşlar. Bulaşık makinesinde tasarruf için pek çok imkan mevcut. Bunların başında da su tasarrufu geliyor. Bulaşık makinesine bulaşıklarınızı düzgün şekilde yerleştirirseniz gerçekten de elde yıkama yapmanız gerek yok. 

Makinenizi tam olarak doldurmadan çalıştırmayın.

Gayet doğaldır ki bulaşıkları yıkamadan önce makinede biriktirmek gerekir. Evinize misafir gelse, olur da mutfağa girse, su içse, bardağı makineye koymak isterken makinedeki kirli bulaşıklarla karşılaşsa ne olur? Hiçbir şey olmaz! Misafir gelmeden önce makineniz tam dolmamışsa bulaşıkları yıkamanıza gerek yok. Bekleyin, tam olarak dolsun, dolduktan sonra çalıştırırsınız. Misafirinizi boş bir bulaşık makinesiyle karşılamak zorunda değilsiniz. Benzeri durumlarda da yine kendinizi kötü hissetmenize lüzum yok. Makineniz tam dolmadan yapacağınız yıkama işlemi elektrik, su ve deterjan sarfiyatını arttırır. Hatta misafirinize mahcup olmamak adına işi abartıp ön yıkama yaparsanız, makineyi yüksek sıcaklıkta çalıştırırsanız israfın boyutu artar. Bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri içinde bu gibi takıntılardan kurtulmanızı tavsiye ederim. 

Bulaşık makinesi bir yıkamada kaç litre su harcar, biliyor musunuz? Yaklaşık 12-15 litre su harcar. Elde yıkama yapmanız durumunda su sarfiyatı 120 litre ve üzerine çıkabilir. Gördüğünüz gibi arada yaklaşık 10 katlık bir fark mevcut. Ancak bu durum sizi yanıltmasın. Yani makineniz az doluyken yapacağınız yıkama işlemi elbette elde yıkamaya göre daha az su harcar. Fakat unuttuğunuz önemli bir şey var. Başta ne demiştim? Tasarruf konusunda alacağımız önlemler bir bütündür. Birini yapıp diğerini yapmadığımızda alacağımız sonuçlar yetersiz kalır. Makineniz az doluyken yıkama yaparsanız elde yıkamaya göre az su harcasanız da elektrik ve deterjan sarfiyatınız artar. İşte arkadaşlar, tasarruf konusuna bütünsellikle yaklaşmanın önemi burada net bir şekilde ortaya çıkıyor. Evde tasarruf yolları bir bakıma çok kolaydır. Fakat bunlar çoğu zaman gözden kaçar. Tasarruflu olmanın yolları hem bilgi, hem de bilinç konusudur. Ve bilinçli olmak, bilgili olmaktan çoğu zaman daha önemlidir. 

Makineniz dolmadan çalıştırmanız gerekiyorsa tasarruf modunu kullanın.

Diyelim ki misafiriniz gelecek ve evde yeterince temiz tabak, bardak, çatal, kaşık yok. O zaman, yine elde yıkama yapmıyoruz. Bulaşık makinesini tasarruflu modda çalıştırıyoruz. Böylelikle su tüketimi yarı oranında düşecektir. Tabii deterjanı da buna göre ayarlıyoruz. Bulaşık makinesi tasarruf modu zannetmeyin ki temizlik için yetersizdir. Hayır arkadaşlar, tasarruf modu da bulaşıklarınızı pırıl pırıl yapar. Peki tasarruf modu sadece su tasarrufu mu sağlar? Hayır arkadaşlar, elektrik tasarrufu da sağlar. Bu oran makinenizin markasına göre değişir. Ancak ortalama yüzde 20 ile 30 arasında bir elektrik tasarrufu yapabilirsiniz. Bununla birlikte, bu kullanım şeklinin istisnai bir durum olduğunu unutmamalısınız. Yani çok zorunlu olmadıkça makinenizi dolmadan çalıştırmamayı alışkanlık haline getirmelisiniz. Bu sayede evde tasarruf yöntemleri konusunda ev halkında daha güçlü bir bilinç oluşturabilirsiniz. En iyi tasarruf yöntemleri bile iyi bir rol modeli yoksa amacına ulaşamayabilir. Siz örnek olun ki diğerleri de sizi örnek alsın. 

Bulaşıklar çok kirli değilse ekonomik yıkama programını kullanın.

Bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri içinde sanırım en merak edilen konu budur. Bildiğiniz gibi bulaşık makinelerinde ekonomik yıkama programlarının süresi epeyce uzun. Bu süre yaklaşık 3-4 saat arasında değişiyor. Peki diyeceksiniz, makine bu kadar uzun süre çalıştığı halde nasıl tasarruf sağlamakta? Soru güzel bir soru, evet, bu nokta gerçekten de merak uyandırıyor. Ama bu sorunun güzel de bir cevabı var. Çünkü bulaşık makinesinde enerji sarfiyatının büyük kısmı suyu ısıtmak için harcanıyor sevgili arkadaşlar. Suyu 60 dereceye getirmek için makineniz ciddi bir enerji harcar. O kadar ki, yıkama sırasında harcadığı enerjinin yaklaşık yüzde 70 ile 80’ini sadece bunun için harcar. Oysa ekonomik yıkama programında suyun sıcaklığı 30-40 derece dolayındadır. Bu da suyu ısıtmak için harcadığı enerjiden ciddi bir tasarruf sağlar. Ekonomik yıkama programında su sarfiyatı da daha azdır. Dolayısıyla, ekonomik yıkama programının diyelim ki 4 saat sürmesi enerji tasarrufu bakımından handikap oluşturmaz. 

Bulaşık makinesi kullanıcıları ekonomik yıkama programının uzun sürmesinden dolayı bunu kullanmaya genellikle pek sıcak bakmıyor sevgili arkadaşlar. Oysa bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri içinde ekonomik yıkama programı önemli avantajlar sağlar. Bununla birlikte zamanlamayı da iyi yapmanız gerekir. Eğer makinenizi doğru bir zaman diliminde çalıştırırsanız bu süre sizin için sorun olmaktan çıkar. Mesela akşam yatarken makinenizi çalıştırırsanız sabah kalktığınızda bulaşıklarınızı tertemiz bulursunuz. Üstelik evinizde 3 zamanlı tarife mevcutsa saat 22:00’den sonra yapacağınız bulaşık yıkama işleriniz enerji tasarrufu konusunda daha da avantaj sağlar. Fakat tek zamanlı tarife kullanıyorsanız makineyi saat kaçta çalıştırdığınızın önemi yok. Ancak yine de ekonomik yıkama programı normal yıkamaya göre her zaman için daha tasarrufludur. Bulaşıklarınız eğer çok kirli değilse makinenizi 50 derece ve üzerinde çalıştırmanıza gerçekten de hiç gerek yok. Hatta bana sorarsanız, çok kirli bulaşıkları da 70 derecede yıkamanıza gerek yok. Deterjanlı suda biraz bekletin, kirler çözünsün. Sonra düşük derecede yıkayabilirsiniz. 

İyi bir bulaşık makinesi deterjanı kullanın.

Bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri içinde bu madde de diğerleri kadar önemlidir. Piyasada farklı markaların farklı kalitede bulaşık makinesi deterjanlarını bulabilirsiniz. Bunlar arasında kalitenin yanı sıra aynı zamanda da ciddi bir fiyat farkı vardır. Tasarruf konusunda en sık karşılaştığım hatalardan biri, ucuz ürünlerin tasarrufa daha fazla katkı sağlayacağı düşüncesidir. Oysa sevgili arkadaşlar, makinenizde kalitesiz bir bulaşık makinesi deterjanı kullanırsanız bir taraftan bulaşık temizliği içinize sinmez. Bir taraftan da daha fazla kaynak harcamış olursunuz. Çünkü bulaşıkları tekrar yıkamak zorunda kalırsınız. Diğer taraftan, bir ürünün fiyatının düşük olması da kalitesiz olduğunu göstermez. Bu konuda en güzeli, kaliteli markaların ürünlerini uygun fiyat avantajıyla satın almaktır. Bu noktada online kanallar perakende satışa göre daha avantajlıdır. Çünkü online kanallarda fiyatları yaklaşık yüzde 10 ile 20 arasında daha düşük bulabilirsiniz. Hele bir de güzel bir kampanyaya rastlamışsanız, bulaşık makinesi deterjanı harcamalarınızda ciddi bir avantaj elde edebilirsiniz. 

Bulaşık makinesi deterjanları konusunda eskiden kalma bir alışkanlığımız var. Nedense deterjan deyince aklımıza toz deterjanlar geliyor. Bunların daha iyi temizlediğini, diğerlerinin yetersiz kaldığını düşünebiliyoruz. Oysa sevgili arkadaşlar, deterjan sanayisinde elde edilen başarılar sayesinde günümüzde artık çok daha geniş imkanlar mevcut. Yeni teknolojiler sayesinde deterjanların gücü arttığı gibi, kullanım şekilleri de kolaylaştı. Tablet deterjanlar bu kolaylıklardan sadece biri. Ayrıca sıvı deterjanlar da yine temizlik işlerimizi kolaylaştırıyor. Yoğun formülleri sayesinde tablet ve sıvı deterjanlar, ihtiyaç duyduğumuz temizlik ve hijyeni sağlıyor. Bu noktada kimsenin aklına soru işareti gelmesin. Tablet deterjanlar da toz deterjanlar kadar başarılıdır. Hatta etkili tasarruf yöntemleri bağlamında çok daha avantajlıdır. Üstelik kullanım şekilleri de daha kolaydır. Bu ürünlerin bir diğer özelliği de farklı etkileri bir arada göstermeleridir. Yani bir taraftan kirleri temizler, bir taraftan da ışıl ışıl parlamalarını sağlarlar. Tablet deterjanların yanında başka ürün kullanmanıza gerek kalmaz. 

3 zamanlı tarifeniz varsa makineyi 22:00’den sonra çalıştırın.

Elektrik faturalarına gelen son zamlardan sonra 3 zamanlı tarife konusu çok önemli hale geldi sevgili arkadaşlar. Elektrik dağıtım şirketiniz eğer böyle bir imkan sağlıyorsa bu hizmetten mutlaka yararlanın derim. Sadece bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri bağlamında değil, tüm elektrikli araçlarda da bunun etkilerini görürsünüz. Tabii saat 17:00 ile 22:00 arasında elektrik tüketiminizi azaltmanız lazım. Ancak 22:00’den sonra çok uygun bir fiyatla elektrik kullanabilirsiniz. Gerçi bu değişim için elektrik sayacınızı değiştirmeniz gerekir. Bu da elbette bir maliyet yaratacaktır. Fakat sevgili arkadaşlar, emin olun orta ve uzun vadede siz kazançlı çıkarsınız. Hele bir de bulaşık makinesini saat 22:00’den sonra ekonomik programda çalıştırırsanız gerçekten de bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri konusunda büyük avantaj elde edersiniz. Fakat siz siz olun, bu tarifede bile yine de hiçbir elektrikli cihazı gereksiz kullanmayın. Sonuçta milli servetimiz boşa gitmesin. Harcadığımız gereksiz enerji nedeniyle doğadaki karbon ayak izimiz her geçen gün maalesef artıyor. 

Bulaşık makinenizi temiz tutmaya özen gösterin.

Bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri hakkında ele almak istediğim bir diğer konu da bulaşık makinesinin temizliğidir sevgili arkadaşlar. Bu konuda genel kanaat şu ki, bulaşıklar yıkanırken makinenin de nasıl olsa temizlendiğine inanılıyor. Bu kanaatin temelinde yatan yanılgı, bulaşık makinesinin sadece gözle görünen kısımlardan ibaret olduğunu zannetmektir. Oysa makinenin sepet kenarları, bıçak rafı, üst ve alt su püskürtme kolları gibi kısımlarının kirli kalması mümkündür. Özel tuz için stok kabı en fazla kirlenen kısımlardan biridir. Süzgeçler, çatal bıçak sepeti ve diğer kısımların da kirli kalması mümkündür. Sonraki yıkamalarda bu kalıntılar nedeniyle bulaşıklarınız yeterince temizlenmeyebilir. Eğer bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri bağlamında makinenizi temiz tutarsanız bu sorunlarla karşılaşmazsınız. Üstelik makinenizin performansı ve kullanım ömrü artar. Uzun süre temizliği ihmal edilen bulaşık makinelerinde ise enerji sarfiyatı arttığı gibi arıza riskleri de artar. O kadar ki, makinenizde parça değişimleri gerekebilir. Ve bu da ek maliyet demektir. 

Yeni bulaşık makinesi alacaksanız A+++ sınıfı ürünleri tercih edin.

Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte elektrikli araçlarda enerji sınıflandırması önemli konulardan biri haline geldi. Günümüzde artık hemen tüm elektrikli araçlarda enerji sınıfı, tercihleri etkileyen önemli bir kriterdir sevgili arkadaşlar. Bulaşık makinesi enerji tasarrufu konusunda A+++ sınıfı ürünler diğerlerine göre çok daha avantajlıdır. Evde tükettiğimiz enerjinin büyük kısmını mutfaktaki elektrikli araçlar harcıyor. Eğer bulaşık makinenizi değiştirmeyi düşünüyorsanız, alacağınız ürünün A+++ sınıfında yer almasını da özellikle tavsiye ederim. Üstelik bu ürünler sadece elektrikten değil, sudan da tasarruf etmenizi sağlar. Diğer taraftan A+ sınıfı ürünler günümüzde artık enerji tasarrufu konusunda pek cazip görünmüyor. A++ sınıfı ürünler ise orta derecede tasarruf sağlar. Bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri içinde en güzel sonuçları A+++ sınıfı ürünlerden alabilirsiniz. Bunların fiyatları diğerlerine göre bir miktar daha yüksektir. Ancak sevgili arkadaşlar, orta ve uzun vadede kazanacağınız avantajlar çok daha yüksek olacaktır. Bu ürünlerin yıllık elektrik sarfiyatı 240 kWh’ye kadar düşmekte. 

Bulaşık makinenizin doğru şekilde monte edildiğinden emin olun.

Bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri hakkında ele almak istediğim son konu, makinenin montaj şeklidir sevgili arkadaşlar. Maalesef bulaşık makinesinin yanlış montaj şekilleri enerji sarfiyatını arttırmakta. Eğer yeni taşındığınız evde ankastre bulaşık makinesi varsa montajın doğru olup olmadığını anlamanız güçtür. Ancak makine çevresinde aşırı ısınma oluşuyorsa montajın doğru yapılmamış olabileceğinden şüphe edebilirsiniz. Normal şartlar altında makine çevresinde sıcak havanın dolaşabilmesi için 5 cm’lik bir boşluk olması gerekir. Nitekim bu boşluk sayesinde makineye hava girer ve sıcak hava çıkışı gerçekleşir. Oysa montaj hataları nedeniyle makineniz ısıtma ve soğutma işlemleri için daha fazla enerji harcamak durumunda kalır. Ayrıca makinenizin kapısı serbestçe açılabilmeli. Normal şartlar altında bu konuda herhangi bir sorun yaşamazsınız. Ancak bazı inşaat veya montaj hataları nedeniyle bu konuda canınızı sıkan sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Bu gibi durumlarda yetkili servisinizle temasa geçerseniz en doğru çözümlere kolayca ulaşabilirsiniz. Makinenize ve kullanım alanınıza yapacağınız yanlış müdahaleler ciddi kayıplara yol açabilir. 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler