Bizi Takip Edin

Lifestyle

Deodorant kullanırken nelere dikkat etmek gerekir?

Yayınlandı

tarihinde

Deodorant kullanımı hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Sıcak yaz günlerinde ter kokusuyla baş etmede en önemli araçlardan biri deodorantlardır. Kişisel bakımına özen gösterenlerin günlük rutinlerinden biri olan deodorant kullanımı, doğru şekilde yapıldığında etkili ve faydalı sonuçlar doğurur. Deodorant kullanırken nelere dikkat etmeniz gerektiğini bilirseniz, yanlış kullanım şekillerinden uzak durabilirsiniz. Bu konuda özellikle hamilelerin dikkatli olması gerekir. Hamilelik döneminde artan terlemeyle birlikte oluşan ter kokusuyla baş etmek adına yanlış deodorant kullanımı bazı alerjik etkilere yol açabilir. Çevrenize güzel kokular saçmanız sizin için olduğu kadar başkaları için de önem taşır. Doğru deodorant kullanımı sayesinde kendinizi daha özgüvenli hissedebilir, çevrenize daha güzel mesajlar verebilirsiniz. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, deodorant kullanırken nelere dikkat etmek gerektiği hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

Deodorant kullanımı neden önemlidir?

Terlemek aslında, vücudun ısı dengesini korumak için yerine getirdiği doğal bir süreçtir. Ter bezleri sağlıklı şekilde çalıştığı sürece terleme sorunsuz şekilde gerçekleşir. Ne var ki, cilt üzerindeki gözeneklerin tıkalı olması, cilt üzerinde oluşan bakteriler ve diğer birçok nedenden dolayı terleme süreci sağlıklı şekilde gelişmeyebilir. Bu gibi durumlarda ter kokusu oluşur ve bu koku, kişiyi olduğu kadar çevresini de rahatsız eder. Özellikle sıcak yaz günlerinde artan terlemeye bağlı olarak ter kokusuyla ilgili şikayetler de artar. Kalabalık bir ortamda çalışanlar için ter kokusu son derece olumsuz bir durumdur. Ter kokusunu bastırmak için çoğu zaman deodorant kullanılır. Veya oda kokularından yararlanılır ya da ortama hava girişi sağlanır. Ancak yanlış deodorant kullanımı ter kokusunu önlemediği gibi, bu kokunun daha da dayanılmaz hale gelmesine yol açabilir. Çünkü ter kokusunun oluşması, cilt üzerinde bir şeylerin zaten yanlış gittiğinin habercisidir. Bu yanlışa bir de yanlış deodorant kullanımı eklenince, ortaya çıkan sonuçlar daha da dayanılmaz hale gelebilir. 

Terlemeyle ilgili yapılan bilimsel araştırmalar sırasında terin aslında herhangi bir kokuya sahip olmadığı görülmüştür. Terleme sırasında vücut, artan ısı miktarını dengelemek için su atar. Cildin tamamında görülebilecek terleme, ter bezlerinin bulunduğu bölgelerde daha yoğun şekilde gerçekleşir. Terin kokuya yol açmasının en önemli nedeni ise cilt üzerinde oluşan bakterilerdir. Ter bezlerini barındıran ve gün içinde havayla yeterince temas etmeyen koltuk altı bölgeleri, bakterilerin kolayca üreyebileceği en ideal bölgelerdir. Koltuk altı bakımı konusunda oluşabilecek ihmaller nedeniyle bu bölgede bakteriler hızlıca çoğalabilir. Gün içinde aşırı terleme şikayeti yaşıyorsanız, ter kokusu konusunda çok daha dezavantajlı bir durumla karşılaşabilirsiniz. Fakat ne var ki, ter kokusunu bastırmak adına deodorant kullanıyorsanız, bundan etkin bir sonuç alamazsınız. Çünkü deodorantlarda koku için kullanılan etken maddeler havaya karışarak bir süre sonra etkisini yitirir. Deodorantları esasen temiz cilde ve bakterilerden kurtulmak için uygulamanız gerekir. Ter kokusundan deodorantlarla ancak bu şekilde kurtulabilirsiniz. 

Duş almak ter kokusundan kurtulmanız için yeterli olmayabilir.

Eğer duş aldığım halde ter kokusundan kurtulamıyorum, gibi bir şikayetiniz varsa, bunun nedeni büyük bir olasılıkla koltuk altınıza yerleşen bakterilerden kurtulamamış olmanızdır. Duş sırasında koltuk altı bölgesi temizlense bile bakterilere karşı etkin çözüm sağlanamadığında duşun hemen ardından terlemeyle birlikte kötü koku oluşumu gözlenebilir. Bu gibi durumlarda deodorant kullanımı etkin sonuç almanızı sağlayabilir. Çünkü deodorantlar, bakterileri etkisiz hale getirebilecek etken maddelere sahiptir. Doğru deodorant kullanımı bakterilerden ve ter kokusundan kurtulmanıza katkı sağlar. Ancak, deodorantı cildiniz temizken uygulamanız gerekir. Cildinizi temizlemeden yapacağınız uygulamalar gözeneklerin tıkanmasına, terlemenin artmasına ve bakterilerin çoğalmasına yol açabilir. Gün içinde gereğinden fazla kullanılan deodorantlar da yine ter kokusundan kurtulmayı sağlamaz. Üstelik, terlemenin artmasına ve kötü kokuların çoğalmasına yol açabilir. 

Hamileler deodorant kullanabilir mi?

Deodorant kullanımı ile ilgili en çok merak edilen konulardan biri, hamilelikte deodorant kullanımı konusudur. Hamilelik süresi boyunca vücutta pek çok fizyolojik ve hormonal değişim meydana gelmekte. Vücudun bağışıklık sisteminden sindirim ve dolaşım sistemine kadar birçok sistemi etkileyen bu değişimler, cilt üzerinde de bazı sonuçlar doğurur. Cilt renginin koyulaşması, karın ve kalça bölgesinde oluşan cilt çatlakları, bacaklarda meydana gelen varisler bunlardan birkaçıdır. Hamilelik nedeniyle vücutta oluşan değişimlerden biri de ter bezlerinin normalden daha fazla çalışmasıdır. Terleme oranındaki artış bazen 20, 30 kat, hatta 40 kat düzeyine ulaşabilir. Özellikle 8. haftadan itibaren koltuk altı bölgesi sürekli ıslak duruma gelebilir ve yoğun bir ter kokusu oluşabilir. Hamilelikte artan ter kokusu nedeniyle kadınlar, bu dönemde daha fazla deodorant kullanmaya yönelir. Ancak yanlış ve bilinçsiz deodorant kullanımı nedeniyle cilt üzerinde kızarıklık ve yanma ile egzama gibi şikayetler oluşabilir. 

Seçilen deodorant markası ne olursa olsun, tüm deodorantlarda bazı kimyasal maddeler bulunur. Bu maddelerin bir kısmı, hamilelik döneminde vücutta meydana gelen değişimler nedeniyle anne üzerinde alerjik etkilere yol açabilir. Aynı etkilerin bebekler üzerinde oluşup oluşmadığı konusunda net bir bilimsel sonuca ulaşmak güçtür. Cilde uygulanan deodorantın anne karnındaki bebeğe zarar verip vermediği hakkında net bir şey söyleyemeyiz. Ancak annede oluşabilecek alerjik reaksiyonlardan bebeğin de etkilenebileceğini söyleyebiliriz. Bu nedenle gebelikte parfüm ve deodorant kullanımı sırasında son derece dikkatli olmak gerekmekte. “Hamileler deodorant kullanabilir mi?” sorusuna kesin olarak evet veya hayır cevabını veremeyiz. Ancak cilt hassasiyeti olan ve deodorant kullanımı nedeniyle alerjik etkilere maruz kalan annelerin hamilelik dönemi boyunca deodorant kullanmaması gerekir. “Hamilelikte hangi deodorant kullanılır?” diye merak ediyorsanız, bu soruya genel olarak annede alerjik etki yaratmayan deodorantlar şeklinde cevap verebiliriz. 

Deodorantı temiz ve kuru cilde uygulamalısınız.

Deodorant kullanımı hakkında kısaca bu bilgileri paylaştıktan sonra yazımızın bu kısmında, deodorant kullanırken nelere dikkat etmek gerektiğini ele alacağız. Bu konuların başında, deodorantı temiz cilt üzerine uygulamak geliyor. Temiz cilde uygulanan deodorantlar bakterilerle mücadele etme ve ter kokusunu önlemede daha başarılı sonuçlar doğurur. Kişisel bakım ve temizlik işlemi sırasında cilt gözenekleriniz açılır, cildiniz nefes almaya başlar, ter atma süreci kolaylaşır. Cilt gözenekleriniz kapalıyken deodorant kullanımı gerçekleştirirseniz, etken maddeler ter kokusunu önlemede başarılı sonuçlar vermez. Terlemenin artmasıyla birlikte kötü kokular da artar. Bu konuda en önemli yanlış, deodorantı ter kokusunu bastırmak için kullanmaktır. Oysa deodorantların esas işlevi bu değildir. Temiz cilde uygulayacağınız deodorant yalnızca güzel kokmanızı sağlamaz, aynı zamanda da ter kokusuna kalıcı çözüm sağlar. Ve tabii, deodorantı uygulamadan önce cildinizi iyice kurulamalısınız. 

Giysilerinize sinmiş ter kokusunu deodorantla bastıramazsınız.

Deodorant kullanımı ile ilgili en önemli yanlışlardan biri de deodorantları giysiler üzerine uygulamaktır. Özellikle sıcak yaz günlerinde artan bu yanlış kullanım şekli, hem deodorantların israf edilmesine, hem de giysilerin daha da kötü kokmasına ve bazen renk değişimi oluşmasına neden olmakta. Deodorantların amacı giysilerin daha güzel kokmasını sağlamak değildir, ter kokusuna yol açan bakterileri etkisiz hale getirmektir. Bu nokta zaten deodorantlar ile parfümler arasındaki en önemli farklardan biridir. Daha güzel bir kokuya sahip olmak için parfüm kullanmayı tercih edebilirsiniz. Fakat parfümlerin bakterileri önleme gibi bir amacı yoktur. Parfüm ve deodorant aynı anda kullanımı ise üzerinizde rahatsız edici bir koku oluşmasına neden olur. Giysilerinize sinen ter kokusundan kurtulmak içinse deodorant veya parfüm kullanmak yerine giysilerinizin temizliğini sağlamalısınız. Hiçbir deodorant veya parfüm, giysilerinize sinen ter kokusundan kurtulma konusunda temizlik ürünlerinden daha başarılı sonuç vermez. 

Deodorant kullanımı abartıya gelmez.

Hangi marka deodorant kullanırsanız kullanın, deodorantların bileşiminde bazı kimyasal maddeler mevcuttur. Herhangi bir cilt hassasiyetine sahip olmayan kullanıcılar, doğru deodorant kullanımı sırasında bu maddelerin herhangi bir zararlı etkisiyle karşılaşmaz. Ancak deodorant kullanımı sırasında aşırıya kaçılması, cilt üzerinde yanma ve kaşıntı gibi reaksiyonların oluşmasına neden olabilir. Gebelikte bu durumla daha sık karşılaşılabilir. Gebelikte deodorant kullanımı konusunda en küçük bir abartı bile vücudun aşırı reaksiyon göstermesine yol açabilir. Sprey deodorantlar için olduğu gibi roll on çeşitleri için de aynı durum geçerlidir. Emzirirken roll on kullanmak miktarı dengelemek için faydalı olabilir. Ancak oluşabilecek reaksiyonları ihmal etmemek gerekir. Sprey deodorant veya roll on kullanımı sırasında oluşabilecek en küçük bir şikayette kullanımı sonlandırmak, anne ve bebek sağlığı için daha doğrudur. 

Deodorant uygulayacağınız bölgeleri seçerken dikkatli olmalısınız.

Deodorant sprey nereye sıkılır, diye merak ediyorsanız, genel olarak ter bezlerinin bulunduğu bölgelere şeklinde cevap verebiliriz. Bu bölgelerin başında şüphesiz ki koltuk altları gelir. Koltuk altlarındaki ter bezlerinin ter atma kapasitesi, diğer bölgelerdekine oranla 10 kat daha fazla olabilir. Ter kokusu şikayeti olanların deodorant uygulamak için ilk ve en önemli tercihi koltuk altlarıdır. Koltuk altlarına uygulanan deodorantlar ter kokusundan kurtulmak için daha başarılı sonuçlar verir. Ancak diğer bölgelere uygulanan deodorantlar, ter kokusundan kurtulmak için istenilen sonuçları vermeyebilir. Özellikle ayaklara deodorant uygulamak doğru bir yaklaşım olmayabilir. Ayaklarınız gün boyunca çorap ve ayakkabının içinde kalıp havayla yeterince temas kuramayacağı için ayaklara deodorant uygulamak daha güzel bir kokunun oluşmasını sağlayamayabilir. Ayak kokusundan kurtulmak için ayak bakımınıza önem verebilirsiniz. Kokuyu bastırmak için deodorant kullanımı, ayak kokusunun artmasına yol açabilir. 

Cilt dostu deodorantlar Ofix’te!

Deodorant kullanırken nelere dikkat etmek gerektiği konusunu ele aldığımız bu yazımızı bitirmeden önce, deodorant siparişlerinizi Ofix üzerinden verebileceğiniz hatırlatmasını yapmak istiyoruz. Özellikle sıcak yaz günlerinde deodorant ve roll on kullanımı artarken Ofix olarak biz de kullanıcılarımızın bu ihtiyaçlarını karşılamak için ekonomik ve kaliteli seçenekler sunuyoruz. Cilt dostu ürünlerle kullanıcılarımızın bu ihtiyaçlarını karşılarken, sağladığımız uygun fiyat avantajı sayesinde kişisel bakım harcamalarında tasarruf yapmalarına yardımcı oluyoruz. Sitemizde kişisel bakım ürünleri kategorimizde yer alan kolonya ve deodorantlar ürün grubumuzda birçok markanın dilediğiniz ürününe uygun fiyat avantajıyla sahip olabilirsiniz. Sitemizde satışı devam eden deodorantlar kategorisini inceleyebilirsiniz. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler