Bizi Takip Edin

Lifestyle

El Dezenfektanı Kullanma Rehberi

Yayınlandı

tarihinde

El dezenfektanı kullanma rehberi Ofix Blog'da...

Korona döneminde hayatımıza giren el dezenfektanları hem iş hayatımızda, hem de günlük hayatımızda önemli bir yere sahip. Koronavirüsten korunmak için en etkili araçlardan biri olan el dezenfektanları, doğru kullanıldığı zaman etkin bir koruma sağlar. Fakat yanlış kullanıldığı zaman, etkisini kaybeder ve bazı sağlık sorunlarına yol açar. Peki, el dezenfektanı kullanırken nelere dikkat etmek gerekir? Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, el dezenfektanı kullanma rehberi hazırladık. 

Dezenfektan nedir?

Dezenfektanı kısaca, canlı ya da cansız yüzeylerde hastalık yapan mikroorganizmaları uzaklaştıran ya da öldüren kimyasal madde olarak tanımlayabiliriz. Dezenfeksiyon işlemlerinde kullanılan dezenfektanlar, enfeksiyonlara yol açan patojen mikroorganizmaların etkisiz hale gelmesini sağlar. Bununla birlikte, her dezenfektan bakteri sporlarını ve tüm virüsleri öldürmek için yeterli değildir. Dezenfektanların yetersiz kaldığı durumlarda sanitizerler kullanılır. Nitekim sanitasyon, bir yüzeyde mikroorganizma sayısının emniyetli bir seviyeye düşürülmesi anlamına gelir. Bilimsel açıdan ifade etmek gerekirse, sanitasyon işlemi sırasında mikroorganizma sayısı 30 saniye içinde 5 log düşürülür ki, bunun anlamı mikroorganizmaların yüzde 99.99’unun ölümü anlamına gelir.

Sanitasyon işlemi daha çok tıbbi ortamların dezenfeksiyonunda kullanılır. Hastane, ameliyathane, sağlık ocağı vb. ortamlarda enfeksiyonların yayılmasını önlemek için dezenfektan kullanımı yetersiz kalabilir. Bununla birlikte, bu ortamların dışında günlük kullanımlar için saniter çözeltileri kullanmamak gerekir. Çünkü saniter çözeltiler yalnızca patojen mikroorganizmaları değil, ortamdaki neredeyse tüm mikroorganizmaları yok eder. Oysa bu mikroorganizmalar arasında ekosistem için gerekli ve faydalı türler de vardır. Korona döneminde hastane ve benzeri ortamlarda saniter çözeltilerin kullanımı artmış olsa da günlük kullanımlar için dezenfektan kullanımı yeterli görülmektedir. Özellikle alkol bazlı el dezenfektanları, koronavirüse karşı yeterli koruma sağlamaktadır.

El dezenfektanı ne işe yarar? 

El dezenfektanının esas işlevi, el hijyenini sağlayarak patojen mikroorganizmaların temas yoluyla enfeksiyona yol açmasını önlemektir. Piyasada farklı tür ve markalara ait çok sayıda dezenfektan bulmak mümkün. Dezenfektanların içeriği markalara göre çok az değişse de patojen mikroorganizmaları etkisiz hale getirmeye yeterli nitelikte olmaları gerekir. Dezenfektanlar arasında özellikle alkol bazlı olanları hem bakteri, hem de virüslere karşı etkin bir koruma sağlar. Dezenfektan alkol ve alkol bazlı el dezenfektanı çeşitlerinin etkisi diğer dezenfektan türlerine oranla çok daha yüksektir. Dezenfektanların bileşimindeki alkol, bakteri ve virüslerin hücre zarını parçalayarak yok olmasını mümkün kılar. Böylelikle kişi, kendi el hijyenini sağladığı gibi, bakteri ve virüslerin başkalarına yayılmasını da önlemiş olur.

Her dezenfektan el için kullanılabilir mi?

Dezenfektanlarda kullanılan etken maddelerden bir kısmı cilt üzerinde kullanım için uygun değildir. Yüzey dezenfektanı olarak ifade edilen dezenfektanlar, el için kullanıma uygun değildir. Yüzey dezenfektanları, evlerde ve ofislerde farklı yüzeylerin temizliği için en kullanışlı ürünler arasında yer almaktadır. Nitekim bu ürünler, genel alanların yanı sıra gıda üretim alanları, saniter alanlar ve çamaşırhaneler gibi farklı pek çok ortamda yüzey temizliği için kullanılmaktadır. Sıradan temizleyicilere oranla yüzey dezenfektanları, daha farklı bir kimyasal bileşime sahiptir. Bu bileşimleri sayesinde tek seferde yüzey temizliği sağladıkları gibi, aynı zamanda havayı da temizler ve ortamda kötü koku oluşumunu engeller.

Bununla birlikte, yüzey dezenfektanları cilt üzerinde kullanım için uygun değildir. Öyle ki, yüzey dezenfektanı kullanımını çıplak elle değil, temiz bir bez veya paspas gibi temizlik gereçleriyle yapmak gerekir. El dezenfektanı almadan önce kullanacağınız ürünün el için uygun olup olmadığına mutlaka dikkat etmelisiniz. Yüzey dezenfektanlarını ellerinizde kullanırsanız, çeşitli cilt tahrişleri, kızarıklık ve yanma gibi şikayetlerle karşılaşabilirsiniz. Ayrıca, ürünle birlikte gelen prospektüse bakmalı veya üzerindeki kullanma talimatlarını dikkatle okumalısınız. Herhangi bir cilt hassasiyetiniz varsa, el dezenfektanı kullanmadan önce bir dermatologa başvurmanızda yarar var.

El dezenfektanı ne zaman kullanılmalıdır?

El temizliği ve hijyeninde el dezenfektanları ikincil tercihtir. Her zaman için ilk önceliğiniz, ellerinizi su ve sabunla yıkamak olmalı. Fakat gün içinde su ve sabuna ulaşamadığınız durumlarda, el dezenfektanı ile ellerinizde koruma sağlayabilirsiniz. Bununla birlikte, ellerinizde gözle görünür derecede kir varsa, el dezenfektanı kullanmakla yetinmemelisiniz. Dezenfektanlar her ne kadar konsantre alkol içerse de gözle görünen kirleri temizlemez ve ellerinize temiz bir görünüm kazandırmaz.

Gün içinde şüpheli temasın ardından su ve sabunla ellerinizi yıkama imkanı bulursanız, el dezenfektanı kullanmak yerine ellerinizi yıkamayı tercih etmelisiniz. Ellerinizi yıkadıktan sonra ise bir kez de el dezenfektanı ile ellerinizi ovuşturmamalısınız. Böyle bir durumda, elinizdeki nemle birleşen el dezenfektanı kolay bir şekilde elinizden çıkmayacaktır. El dezenfektanı içindeki alkolün buharlaşması için ellerinizin kuru olması gerekir. Ellerinizi yıkadıktan sonra el dezenfektanı uygulamanıza gerek olmadığı gibi, böyle yapmanız durumunda alkol daha uzun süre ellerinizde kalır ve tahriş ile kızarıklığa yol açar.

El dezenfektanı hangi miktarda uygulanmalıdır?

El dezenfektanı için doğru miktar 2.5 cm çapında fındık tanesi kadardır. Bu miktarın altında kalan kullanım şekilleri, bakteri ve virüslere karşı yetersiz kalabilir. Üzerine çıkıldığında ise ellerde tahriş ve yanma hissi, egzama vb. şikayetler oluşabilir.

El dezenfektanı nasıl uygulanmalıdır?

El dezenfektanını doğru şekilde uygulamak için dezenfektanın avuç içine alınması ve parmak araları ile bilekleri kapsayacak şekilde ellere yayılması gerekir. Bu işlemi ne çok kısa sürede, ne de çok uzun sürede yapmamak gerekir. Her iki durumda da etken maddeler işlevini gerçekleştiremez. Parmak araları ile bileklerin ihmal edilmesi durumunda da yine el dezenfektanı yeterince etkili olamaz.

El dezenfektanı uygulaması ne kadar sürmelidir?

Alkol bazlı el dezenfektanları oldukça etkili dezenfektanlar olduğu için uygulamanın 2 ile 5 saniye arasında olması yeterlidir. Bu süre içinde ellerinizi iyice ovuşturursanız, dezenfektandaki etken maddeler ellerinize iyice yayılır. Ellerinizi ovuşturmaya 10-15 saniye kadar devam ederseniz, vücut ısınızla birlikte alkol buharlaşacağı için ellerinizde herhangi bir ıslaklık kalmaz.

Kolonyadan el dezenfektanı olur mu?

Kolonyalarda genellikle 70 derece ve üstü alkol kullanılır. 70 ile 90 derece arasında alkol içeren kolonyaların el dezenfektanı olarak kullanılması mümkündür. Fakat bununla birlikte, ağzı açık kalmış kolonyalardan alkol içeriği hızla buharlaşır. Böyle bir durumda kolonyanın sağlayacağı dezenfeksiyon son derece sınırlı olacaktır. 70 derece ve üstü alkol içeren kolonya çeşitlerini el dezenfektanı olarak kullanmak istiyorsanız, kullanımdan sonra ağzının sıkı şekilde kapalı kalmasını sağlamanız gerekir.

El dezenfektanı koklanabilir mi?

Kimyasal madde kapsamında olup yanlış kullanılması durumunda bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Dezenfektanlarda kullanılan kimyasal maddeler nedeniyle ortamda kötü koku oluşmaması adına dezenfektanlara parfüm veya güzel koku veren farklı kimyasallar karıştırılabilmekte. Cilde temas ettiğinde alkolle birlikte buharlaşıp giden bu kimyasallar, solunum yolları için zararlı olabilir. Bu nedenle, el dezenfektanı uyguladıktan sonra ellerinizin güzel kokup kokmadığını anlamak için ellerinizi burnunuza yaklaştırmamalısınız. Elleriniz güzel koksa da kokmasa da dezenfektanın kokusu birkaç saniye içinde zaten uçup gidecektir.

El dezenfektanı maske üzerinde kullanılabilir mi?

El dezenfektanını maske üzerinde kullanmak son zamanlarda oldukça yaygın bir uygulama haline geldi. Oysa maskeler, özellikle cerrahi maskeler, tek kullanımlık ürünler arasındadır ve bu ürünlerin sahip olduğu özellikler, yıkandığında ya da dezenfekte edildiğinde geri gelebilen özellikler değildir. Cerrahi maskelere alternatif olarak kullanılan kumaş maskeler ise koronavirüse karşı etkin bir araç değildir. Cerrahi maskelere oranla bez maske, baskılı maske ve desenli maske çeşitleri daha zayıf bir koruma sağlar. Maske kullanımında doğru zannedilen yanlışlar arasında yer alan maskeye el dezenfektanı veya kolonya uygulanması, bileşimlerinde bulunan etken maddelerin solunum yoluyla vücuda alınmasına yol açar. Maske yüzeyinde oluşan nem ise bakteri ve virüslerin çoğalması için elverişli bir ortam yaratır.

El dezenfektanı ile masa ve mobil cihazlar temizlenebilir mi?

Temizlik ve hijyen için geliştirilmiş özel ürünlerdir ve bu ürünleri yalnızca ellerde kullanmak gerekir. Evde veya ofiste masa ve diğer mobilyalar ile mobil cihaz ve diğer eşyalarınızın temizliğinde el dezenfektanlarını kullanmamalısınız. El dezenfektanlarındaki alkol ve etken madde miktarı, ancak sınırlı bir yüzeyde dezenfeksiyon sağlayacak şekilde özel olarak belirlenmiştir. Bu ürünleri geniş yüzeylerin temizliğinde kullanırsanız etkin sonuç alamazsınız. Yüzey temizliği için yalnızca yüzey dezenfektanlarını kullanmalısınız. Aynı şekilde, içeriğinde alkol olan hiçbir kimyasal maddeyi mobil cihazlarınız ve diğer elektronik eşyalarınızın üzerinde kullanmamalısınız. Aksi durumda, eşyalarınızın üzerinde renk açılması ve kötü bir görünüm oluşur. Dokunmatik ekranlar üzerinde de yine alkol bazlı ürünlerin zararlı etkileri olduğunu söyleyebiliriz.

El dezenfektanı kullanmanın ne gibi yan etkileri olabilir?

El dezenfektanlarında kullanılan etken maddeler özellikle sık kullanım halinde bazı yan etkilere yol açabilir. Bunlar içinde cilt kuruluğu ve cilt tahrişi, egzama ve yanma en sık karşılaşılan yan etkileridir. El dezenfektanı kullanırken bu gibi yan etkilerle karşılaşmamak için ürünleri gereksiz kullanmamalı, bunun için temastan olabildiğince kaçınmalısınız. Şüpheli temasın ardından el dezenfektanı kullanmanız gerekiyorsa, dezenfektanın ardından yumuşatıcı veya nemlendirici ürünler kullanabilirsiniz. Fakat bu ürünlerin alkol bazlı değil, su bazlı olmasına dikkat etmelisiniz. Alkol bazlı el dezenfektanının ardından ellerinize alkol bazlı nemlendirici uygularsanız, cildinizdeki tahriş ve yanma hissi artar.

Evde el dezenfektanı hazırlanabilir mi?

Korona döneminde temizlik ve hijyen konusunda artan farkındalıklar, dezenfektanlara ilgiyi arttırdı. Koronavirüse karşı etkin bir koruma sağlayan dezenfektanlar, aynı zamanda da ev ve ofis bütçesinde önemli bir yer tutmaya başladı. Bu nedenle, evde dezenfektan yapımı konusunda çeşitli arayışlar başladı. Fakat ne var ki, evde dezenfektan yapmak etkin bir sonuç vermeyebileceği gibi, bazı sağlık risklerine de yol açabilir. Kimyasal madde kapsamında yer alan dezenfektanların üretimi belirli birtakım standartlara uygun şekilde yapıldığında anlam taşır. Ev veya ofis ortamında doğal bile olsa çeşitli çözeltileri karıştırarak hazırlanan birtakım dezenfektanların koronavirüse karşı etkin bir koruma sağlayabileceğini söyleyemeyiz.

Online ofis marketiniz Ofix’te satışı devam eden tüm el dezenfektanlarını el dezenfektanları kategorisinde inceleyebilir, kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak için OfixPlus üyesi olabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler