Bizi Takip Edin

Lifestyle

HoReCa Sistemi ile Atık Yönetimi

Yayınlandı

tarihinde

HoReCa Sistemi ile Atık Yönetimi

Horeca sistemi ile atık yönetimi, israfı azaltmak için daha fazla ve karmaşık stratejiler benimsenmesini önler. Çünkü geri dönüşüme girmeyen atık miktarını azaltır. Dolayısıyla hem satın alma maliyetlerinizi hem de karbon emisyonlarınızı düşürür.

Bir sorunla mücadelenin ilk şartı da elbette farkındalık. Doğal kaynakların hızla tükenmesi ve çevre kirliliği ile çalan tehlike çanları bu alandaki farkındalıkları artırdı. İşte israf ile mücadelede de artan farkındalık kuruluşları horeca sistemi ile atık yönetimi konusunda yatırımlar yapmaya zorluyor.

Peki, horeca sistemi nedir? Atık yönetimine nasıl katkılar sağlar? Sizin kuruluşunuz bu farkındalık politikalarının tam olarak neresinde?

Bu yazımızda gelecekle ilgili en önemli konulardan birini ele alıyoruz. İşte geleceğe dair büyük bir yatırım adımı olan horeca sistemi ile atık yönetimi üzerine detaylar:

Horeca Sistemi Nedir?

İsmini hotel, restoran ve cafe isimlerinin ilk hecelerinden alan HoReCa, yiyecek ve içecek sektörüne atıfta bulunan ikonik bir terimdir. Kısaca basit bir yemekten gecelemeye kadar catering işletmelerini tek bir şemsiye altına toplayan genel bir isimdir. Avrupa’da yaygın olarak kullanılan bir tanımlamadır.

Bu isim altındaki kuruluşlar, yiyecek ve içecek sektöründe hizmet verir. Dolayısıyla yoğun olarak metal, karton, kâğıt, plastik ve cam atık çıkartır. Bu yüzden horeca sistemi ile atık yönetimi bu atıkların ekonomiye geri kazandırmasında büyük bir adımdır.

Horeca sistemi atık yönetimi depolanan atıkların miktarını azaltırken bu konudaki maliyetleri de düşürür. Sadece israfın önüne geçmekle kalmaz, geri dönüşüm maliyetlerini azaltır. Çünkü hem ayrıştırılması hem de depolanması için daha az emek ve kaynak harcanır. Bunun yanında sürdürebilir restoran yönetiminin hem pratiğine hem de teorisine katkıda bulunur.

Avrupa’da uzun yıllardır uygulanan horeca sistemi ülkemizde ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kapsamında 2016 yılından beri uygulanmaktadır. Bu tarihten itibaren hotel, restoran ve cafe gibi geri dönüştürebilir atıkların yoğun sirkülasyon halinde olduğu işletmelerde uygulanmaya başlanmıştır.

Temel itibariyle horeca sistemi atık yönetimi amacı; belediyelerin yüksek bedeller ödeyerek yürüttükleri atık yönetimi maliyetlerini düşürmektir. Böylelikle bu atıkların depolanması, ayrıştırılması ve taşınması için gereken emek, zaman ve paradan tasarruf etmektir.

HoReCa Sistemi ile Atık Yönetimi

Horeca Sistemi Atık Yönetimine Nasıl Yardımcı Olur?

Horeca sisteminin atık yönetimine nasıl yardımcı olduğunu açıklamadan önce kısaca atık yönetiminin tanımını yapalım. Atık bertarafı veya diğer ismiyle atık yönetimi, kuruluşların atıkları önlemek, azaltmak, yeniden kullanmak ve elden çıkartmak için yaptığı işlemler bütünüdür.

Horeca sistemi ile atık yönetimi sayesinde evsel nitelikli geri dönüşebilir atıklar diğer atıklarla karışmayacak şekilde toplanır. Örneğin atıklar; çöp atık kovası, hijyenik malzeme atık kovası, kâğıt bardak atık kovası, plastik atık kovası ve cam atık kovası içinde ayrı ayrı biriktirilir.

Farklı işlevlere sahip bu atık kovaları yanında akıllı tartı da gıdanın hangi aşamada atığa dönüştüğünü tespit eder. Atığın türünü ve miktarını ölçebilen bu teraziler aynı zamanda verileri de toparlar. Böylelikle işletmeler atık azaltıcı aksiyonlarını belirleyebilirler.

Söz konusu bu atık yönetimi stratejileri horeca sektöründe kârlılık sorunlarına da çözüm sunar. Çünkü kuruluşlar için en büyük sorunlardan biri olan yüksek maliyetleri düşürür. Beraberinde kâr marjını yükseltir ve kaliteden ödün vermeden hizmet vermeyi sağlar.

Horeca sistemi ile atık yönetimi sürecinin sağladığı yararları maddeler halinde sıralamak gerekirse şu şekildedir:

  • Doğal kaynakların korunması
  • Hammadde ve enerji tasarrufu
  • Atık yönetimi maliyetlerinin azalması
  • Atık yönetiminde teknolojik yeni stratejilerin geliştirilmesi
  • İstihdama katkı sağlaması
  • İşletme yöneticilerinin atık yönetimi için ayırması gereken zamandan tasarruf etmesi
  • İşletmeyi daha hijyenik kılması
  • İşletmenin marka imajını yükseltmesi

Horeca yöneticileri atık yönetimi yaparken personellerinin eğitiminden, bilgilendirme detaylarına, uygun ekipmanın kullanımından toplama sıklığına kadar tüm detaylara vakıf olmalıdır. Ancak bu şekilde verimli bir atık yönetimi yapabilirsiniz ve avantajlarından yararlanabilirler.

HoReCa Sistemi ile Atık Yönetimi

Atık Yönetimi Ürünleri Satın Alırken Püf Noktalar

Metal, karton, kâğıt, plastik ve cam gibi geri dönüştürebilir atıklarlar. Bunlar horeca kapsamındaki kuruluşlarda sirkülasyonu yoğun malzemelerdir. Bu malzemelerin her biri özel tasarlanmış ayrı çöp kovalarında toparlanır. Böylellikle hem depolanması hem aktarılması hem de ayrıştırılmasını kolaylaştırır. Horeca sistemi ile atık yönetimi çalışmalarını kolaylaştırırken çevre dostu bir yaklaşım sergiler.

İşte bu etapta Global Horeca atık kova çeşitleri ihtiyacınız olan farklı tipteki atık toplama alanlarını oluşturur. Bu sayede işlerinizi kolaylaştırır. Bu kovalar sayesinde işletmelerin atık yönetimi çabaları daha az maliyet, emek ve zaman gerektirir.

Atık yönetimi için kullanılacak malzemelerin fonksiyonel olduğu kadar kaliteli malzemeyle üretilmiş olması da şarttır. Çünkü yoğun kullanımda deforme olmaması ve taşınma aşamasında darbelere dayanıklı olması gerekir. Bu sayede kısa vadede değiştirilmesi gerekmez ve ilave maliyetler getirmez.

İşletmenizin farklı bölümlerinde fonksiyonel olarak kullanabileceğiniz atık kovalarına Ofix   online satış mağazamızdan kolayca ulaşabilirsiniz. Global HoReCa markasının gelecek nesillere daha temiz bir doğa bırakabilmek amacıyla tasarladığı ürünleri Ofix güvencesi ile anında sipariş edebilirsiniz. Böylelikle atık yönetimi çalışmalarınızı çok daha verimli kılabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler