Bizi Takip Edin

Lifestyle

İşe girerken yapılan kan testinde nelere bakılır?

Yayınlandı

tarihinde

İşe girerken yapılan kan testinde bakılan değerlerin anlamları Ofix Blog'da...

İşe girerken istenen sağlık raporu İSG açısından büyük önem taşıyor. Kişinin iş için uygun olup olmadığını gösteren bu rapor, genel sağlık durumu hakkında bilgi veriyor. İşe girerken yapılan kan testi sayesinde genel sağlık durumunuz hakkında pek çok şey öğrenebilirsiniz. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, işe girerken yapılan kan testinde bakılan değerler hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

WBC nedir?

İşe girerken yapılan kan testinde bakılan değerlerden en önemlisi WBC değeridir. Kandaki lökosit yani akyuvar veya beyaz kan hücresi düzeyini gösteren WBC değeri, sağlıklı bir yetişkinde 5.00 ile 10.00 arasındadır. WBC değerinin yüksekliği, vücutta bazı hastalıkların veya enfeksiyonların varlığına işaret eder. Çünkü vücut, hastalıklarla veya enfeksiyonlarla baş edebilmek için fazla miktarda lökosit üretmiş demektir. Bununla birlikte aşırı stres, kortizon kullanımı, yanma ve yaralanma gibi doku hasarları ve gebeliğin son aylarında da WBC değeri yükselebilir.

Kan testinde WBC değeriniz yüksek çıkmışsa, kesin nedeni anlamak için mutlaka hekiminize başvurmalısınız. WBC değeriniz 5.00’ın atında çıkmışsa, bu da bazı hastalık veya enfeksiyonların varlığına işaret ediyor olabilir. Özellikle karaciğer ve damar hastalıkları, viral kaynaklı enfeksiyonlar, HIV virüsünün neden olduğu AIDS gibi hastalıklar, WBC değerinin düşmesine yol açmakta. Bununla birlikte sağlıksız beslenme, vücut direncinin azalması, vitamin ve mineral eksikliği gibi nedenlerden dolayı da WBC değeriniz düşmüş olabilir. Herhangi bir hastalığınız veya enfeksiyonunuz yoksa, WBC düşüklüğünü gidermek için sağlıklı beslenme konusuna dikkat etmelisiniz.

LYM nedir?

LYM, bir çeşit akyuvar hücresidir. Nitekim lenfositler, birkaç farklı türde beyaz kan hücrelerinden biridir ve bağışıklık sisteminde farklı işlevleri yerine getirir. Sağlıklı bir yetişkinde LYM değeri 1.30 ile 4.00 arasındadır. İşe girerken yapılan kan testinde LYM değeriniz yüksek çıkmışsa bu durum su çiçeği, tüberküloz, kabakulak, grip, sarılık veya kan hücresi iltihabı gibi hastalıkların belirtisi olabilir. LYM değerindeki düşüklük ise bağışıklık sistemi bozukluklarına ve vücut direncinin düştüğüne işaret eder. LYM değerinizi normal düzeyde tutmak için bağışıklık sisteminizi güçlendirecek önlemler almalısınız.

MON nedir?

Kandaki monosit düzeyini gösteren MON değeri, vücutta belli mikropların olup olmadığına işaret eder. Beyaz kan hücrelerinin bir başka türü olan monositler, vücuda belli mikroplar girdiğinde artış gösterir. Sağlıklı bir yetişkinde MON değeri 0.15 ile 0.70 arasındadır. İşe girerken yapılan kan testinde MON değeriniz yüksek çıkmışsa bu durum maya ve parazit enfeksiyonları, huzursuz bağırsak sendromu, akciğer hastalıkları veya koroner bozukluklara işaret ediyor olabilir. Fakat MON düşüklüğü, herhangi bir hastalığın belirtisi olarak değerlendirilmemekte. Stres veya B12 eksikliği gibi nedenlerden dolayı MON değeriniz düşük çıkabilir.

GRA nedir?

Kandaki granülosit düzeyini gösteren GRA değeri, bağışıklık sisteminin virüs ve bakterilerle mücadele gücünü yansıtır. Bağışıklık sisteminin ihtiyaç duyduğu proteinleri bünyesinde barındıran granülositler, kemik iliğinde üretilir ve vücutta bir enfeksiyon başladığında hızlı bir şekilde çoğalır. Sağlıklı bir yetişkinde GRA değeri 2.50 ile 7.50 arasındadır. İşe girerken yapılan kan testinde GRA değeriniz 7.50’nin üzerindeyse bu durum, herhangi bir enfeksiyona yakalanmış olabileceğinize işaret eder. GRA değeriniz eğer 7.50’nin çok üzerindeyse, kemik iliği hastalıklarına yakalanmış olabilirsiniz. Bu gibi durumlarda başka hangi testleri yaptırmanız gerektiğini hekiminize danışmalısınız.

RBC nedir?

RBC değeri, kandaki kırmızı kan hücresi yani eritrosit düzeyini gösterir. Dokuların çalışması için gerekli oksijeni taşıyan hemoglobinleri içeren eritrositler, kişinin genel sağlık durumunu doğrudan etkilemekte. Sağlıklı bir yetişkinde RBC değeri 4.00 ile 5.50 arasındadır. İşe girerken yapılan kan testinde RBC değeriniz 4.00’ın altındaysa bunun nedeni kansızlık, kemik iliği yetmezliği, kronik böbrek hastalığı, iç veya dış kanamalar, lösemi veya tiroid bozuklukları olabilir. RBC yüksekliği ise kalp hastalıkları, uyku apnesi veya böbrek kanserine işaret edebilir.

HGB nedir?

Kandaki hemoglobin düzeyini gösteren HGB değeri, vücudun kansızlık sorunu olup olmadığını gösterir. Sağlıklı bir yetişkinde HGB değeri 12.00 ile 17.50 arasındadır. İşe girerken yapılan kan testinde HGB değeriniz 12.00’dan düşük çıkmışsa bu durum, böbrek veya karaciğer hastalıkları, hipotiroidi veya talasemiye işaret ediyor olabilir. HGB değerinizin yüksek çıkmasının nedenleri ise aşırı su kaybı, yüksek irtifada yaşamak, sigara ve tütün kullanımı veya aşırı fiziksel egzersiz olabilir.

HCT nedir?

HCT değeri, kandaki kırmızı kan hücrelerinin oranını gösterir. Sağlıklı bir yetişkinde HCT değeri 36.00 ile 52.00 arasındadır. İşe girerken yapılan kan testinde HCT değeriniz bu düzeyin altında veya üzerinde çıkmışsa bazı hastalıklar veya sağlık sorunları yaşıyor olabilirsiniz. Nitekim HCT düşüklüğü, kronik yorgunluk sendromu, saç dökülmesi veya nefes darlığına işaret edebilir. HCT yüksekliği ise kas ve eklem ağrıları ile baş ağrısı şikayetlerine yol açabilir.

MCV nedir?

Kandaki kırmızı kan hücrelerinin ortalama hacmini gösteren MCV değeri, dokulara taşınan oksijen miktarına işaret eder. Sağlıklı bir yetişkinde MCV değeri 76 ile 96 arasındadır. İşe girerken yapılan kan testinde MCV değeriniz 76’dan düşük çıkmışsa bu durum, demir ve B6 eksikliği, kansızlık, böbrek yetmezliği veya çölyak hastalığına işaret ediyor olabilir. 96’dan fazla çıkması ise siroz, hipotrodizyum veya aşırı kansızlığa işaret ediyor olabilir.

MCH nedir?

MCH değeri, tek bir kırmızı kan hücresinde bulunan ortalama hemoglobin miktarını gösterir. Sağlıklı bir yetişkinde MCH değeri 27 ile 32 arasındadır. İşe girerken yapılan kan testinde MCH değeriniz bu aralıktan düşük veya yüksek çıkmışsa nefes darlığı, yorgunluk ve halsizlik, baş ağrısı gibi şikayetlerle karşılaşabilirsiniz.

RDW nedir?

Kırmızı kan hücrelerinin hacminin ne kadar değişkenlik gösterdiğini ifade eden RDW değeri, diğer değerlerle birlikte karşılaştırma yaparak kişide herhangi bir hastalık olup olmadığını anlamaya yarar. Sağlıklı bir yetişkinde RDW değeri 11.80 ile 15.60 arasındadır. İşe girerken yapılan kan testinde RDW değeriniz bu aralığın altında veya üzerindeyse diğer değerlerle karşılaştırmalar yapılarak herhangi bir hastalığınızın olup olmadığı anlaşılmaya çalışılır.

PLT nedir?

PLT değeri, kanın pıhtılaşmasında önemli bir rol üstlenen hücre pulcuklarının miktarını gösterir. Sağlıklı bir yetişkinde PLT değeri 150 ile 400 arasındadır. PLT düşüklüğü lösemi, kansızlık, Hepatit C veya AIDS gibi hastalıklara işaret edebilir. PLT değeriniz yüksek çıkmışsa hemolitik anemi, demir eksikliği veya iltihaplı bazı hastalıklar yaşıyor olabilirsiniz.

PCT nedir?

Kandaki prokalsitonin miktarını ifade eden PCT değeri, enfeksiyonların klinik teşhisi için kullanılır. Sağlıklı bir yetişkinde PCT değeri için genel bir standart olmasa da bu değerin yüzde 30’un altında olması beklenir. Yüzde 30’un üzerindeki değerler için başka değerlerle karşılaştırmalar yapılır.

MPV nedir?

MPV değeri, kanın pıhtılaşmasına yarayan bileşenlerin yaklaşık boyutlarını ifade eder. Sağlıklı bir yetişkinde MPV değerinin 8 ile 15 arasında olduğu kabul edilse de MPV değerinin PLT değeriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmeye göre kişide şeker hastalığı, kan kanseri, yüksek tansiyon veya D vitamini eksikliği tespit edilebilir.

PDW nedir?

PDW değeri, kandaki trombosit dağılım genişliğini ifade eder. Sağlıklı bir yetişkinde PDW değeri 9 ile 14 arasındadır. Bazı bulaşıcı hastalıklar, doğum kontrol hapları ve kansızlık nedeniyle PDW değeri yüksek çıkabilir. PDW düşüklüğü ise hepatit, kızamık, kanser veya bazı ilaçların yan etkilerine bağlı olarak oluşabilir.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Geçici Dövme

    12 Aralık 2019 saat 16:49

    Çok sık kan veren bir tip değilim, lakin bu yazı sayesinde biraz daha bilinçlendim. Doktor korkusu fazla sanırım bende, fotoğraflarda ki kan tüplerinden bile bir korku kapladı içimi.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler