Bizi Takip Edin

Lifestyle

Adam olacak çocuk, kalem kutusundan belli olur!

Yayınlandı

tarihinde

Kalem kutuları hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Sömestr tatili dün itibariyle bitti ve okul zilleri yeniden çalmaya başladı efendim. 2 haftalık aradan sonra yüz binlerce öğrenci yeniden okul sıralarında yerlerini aldı. Ve tabii, yeni sömestr için okul alışverişleri de hız kesmeden devam ediyor. Okul malzemeleri konusunda yapılan seçimler, öğrencilerin tüm eğitim performanslarını etkiliyor. Bu malzemeler içinde kalem kutuları çok daha büyük bir öneme sahip. Ofix.com sitesinin online alışveriş rehberi Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, kalem kutusu alışverişlerinize ışık tutacak faydalı bilgiler paylaşacağız.

Kalem kutuları niçin önemlidir?

Bu yazıda kullandığımız kapak cümlesi, kalem kutularının önemini aslında çok güzel özetliyor efendim. Kalem kutuları aracılığıyla çocuklar, kendi eşyalarının sorumluluğunu almayı, bunlar için ayrılan bölümleri en doğru şekilde kullanmayı, ihtiyaç halinde bu bölümlerin başka hangi şekillerde kullanılabileceğini, farklı alternatifler ve çözüm yolları üretmeyi, aradıklarını nerede bulacakları konusunda güven duygularını geliştirmeyi, değer verdikleri şeyleri kaybetmemeyi öğrenirler. Dolayısıyla kalem kutuları, yalnızca okul malzemelerini taşımalarını sağlayan araçlardan ibaret değildir.

Kalem kutuları aracılığıyla çocuklara kazandırılabilecek olumlu kişilik özellikleri, okul hayatlarının ardından iş hayatlarında da büyük başarılar kazanmalarına katkı sağlayacaktır. Çocukların kalem kutularına baktığınızda, ileride nasıl insanlar olacaklarını tahmin edebilirsiniz. Çocuğunuz eğer kalem kutusunu dağınık bırakıyor, düzeltmek istemiyor ve aradığını bulamıyorsa, okul ve iş hayatında düzen konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya gelebilir.

Çocuğunuzun düzenli bir insan olmasını istiyorsanız, işe ilk önce küçük şeylerden başlamalı; kalemlerini ve diğer okul malzemelerini etrafa döküp saçmak yerine kalem kutusunun içinde her zaman düzenli bir şekilde saklamasını öğretmelisiniz. Dağınık kalem kutuları, düzensiz bir kişilik gelişiminin habercisidir. Üstelik, bir yazı aracının peşinde harcanan gereksiz zaman, çocukların telaşa kapılmalarına yol açar ve arandığı zaman bulunamayan bir kalem ya da bir silgi, özellikle de yazma becerisini henüz yeni kazanmakta olan çocukların yazı pratiklerini olumsuz yönde etkiler.

Kalem kutusu alırken nelere dikkat etmek gerekir?

Ülkemizde kalem kutularının oldukça geniş bir kullanım alanı var. Kimi çocuklar kalem kutularıyla okul öncesi dönemde tanışırken, kimi çocuklarsa okula başladıklarında tanışıyor. Okul malzemelerinin yanı sıra bu ürünlerin makyaj çantası, dikiş çantası, aksesuar çantası olarak kullanıldığını da görmekteyiz. Okul alışverişlerimizin ayrılmaz bir parçası olan kalem kutuları, özellikle de okulların açılmasına az bir süre kala en önemli konulardan biri haline geliyor. Çünkü çocuklar, hemen her gün bu ürünleri kullanıyor ve kazandıkları alışkanlıklar kişilik özelliklerini doğrudan etkiliyor.

Peki, kalem kutusu alırken nelere dikkat etmeliyiz? Yazımızın bu kısmında, kalem kutusu alışverişlerinize ışık tutacak faydalı bilgiler paylaşacağız.

Hacmi uygun olmalı. 

İlk olarak, almak istediğiniz kalem kutusu çocuğunuzun yaşına ve ihtiyaç duyduğu kalem türleri ile diğer okul malzemelerinin miktarına uygun hacimde olmalı. Gereğinden büyük ya da küçük kalem kutuları hem ihtiyaçlarını karşılamayacak, hem de parmak ve kol kaslarının gereksiz yere zorlanmasına yol açacak ve onları mutsuz edecektir. Fakat, çocuğunuz eğer tüm yazı araç ve gereçlerini yanında taşımak istiyorsa, bunun yanlış olduğunu ona mutlaka anlatmalısınız. Neye gerçekten ihtiyaç duyduğunu ve bu ihtiyacını nasıl karşılayabileceğini küçük yaşlarda öğrenmeye başlayan çocuklar, seçme ve karar verme davranışlarını olumlu yönde geliştirebilir.

Kullanışlı ve hafif olmalı. 

Kalem kutuları birbirinden güzel renklere ve tasarımlara sahip olabilmekte. Bunlar arasında fermuarlılar, şifreliler, mıknatıslılar ve mekanik aksamlılar ülkemizde daha fazla tercih ediliyor. Seçeceğiniz model hangisi olursa olsun, kullanışlı ve hafif olmasına dikkat etmelisiniz. Gerek okulda ders yaparken, gerekse evde ödevlerini yaparken en sık kullanacakları araçları içinde taşıyacakları kalem kutuları çocuklarınızı mutlu edebilmeli. Boş ağırlığı fazla olan, gereksiz detaylara sahip ve kullanışlı olmayan kalem kutuları çocuklarınızı hem mutsuz eder, hem de eğitim performanslarını olumsuz yönde etkiler.

Ağırlık eşit dağıtılmış olmalı.

Bazı kalem kutularında birden fazla bölme olabilmekte. Bu tür ürünleri tercih ediyorsanız, ağırlığın eşit olarak dağıtılmış olmasına dikkat etmelisiniz. Bölmeler arasında ağırlığın eşit dağıtılmadığı ürünlerin ergonomik tutuş özelliği yoktur. Bu tür ürünler hem kullanım esnasında, hem de eşyalar saklanırken can sıkıcı durumların ortaya çıkmasına yol açar. Bölmeli kalem kutuları konusunda çocuklar için en iyi ürünler, bölmeler arasında ağırlığın eşit dağıtıldığı ürünlerdir.

Çocuğunuzun beğenisine hitap etmeli.

Tüm okul alışverişlerinde olduğu gibi kalem kutusu alışverişlerinde de anne babaların dikkat etmesi gereken konulardan bir diğeri de alacağınız ürünlerin çocuğunuzun beğenisine hitap etmesidir. Hemen her gün kullanacakları bu ürünleri alırken mutlaka çocuklarınızın duygu ve düşüncelerini dikkate almalısınız. Kendi beğenilerine uygun ürünleri daha büyük bir keyifle kullanacak çocuklar, bu sayede okul malzemelerinden en iyi şekilde yararlanabilir ve olumlu kişilik özellikleri kazanabilir. Çocuğunuz eğer sevdiği çizgi film ya da çizgi roman karakterinin görselini taşıyan ürünleri tercih ediyorsa, yukarıda belirttiğimiz konulara uygun olduğu sürece, mutlaka bu ürünlere öncelik tanımalısınız.

Öğrenci dostu kalem kutuları Ofix.com’da!

Yazımızın bu kısmında, Ofix.com‘da bulabileceğiniz kalem kutuları hakkında bazı bilgiler vereceğiz. Eğer geniş hacimli bir kalem kutusu arıyorsanız, Vintage Label yamalı flower kalem kutusu iyi seçim olabilir. Tek bölmeli ve fermuarlı bu model, yazı araç ve gereçlerinin yanı sıra diğer okul malzemelerinin taşınması için de oldukça kullanışlı.

Daha küçük hacimler içinse Vintage Label papatya kalem kutusu iyi bir seçim olabilir. Bu ürünler de yine tek gözlü ve fermuarlı. Üzerindeki papatya desenleri çok hoş.

Eğer küçük ve sade bir kalem kutusu arıyorsanız, Vintage Label every things kalem kutusu iyi bir seçim olabilir. Renk tercihi olarak mavi, pembe, sarı ve siyah seçeneklerini değerlendirebilirsiniz.

Ofix.com‘da satışını yaptığımız tüm okul kırtasiye ürünlerini buradan inceleyebilirsiniz. Bu arada, Ofix Outlet sayfamızı ziyaret etmeyi unutmayın. Okul ürünleri kategorimizde yüzde 60’ın üzerinde indirim fırsatlarımız devam ediyor. Outlet sayfamızda birbirinden güzel etiketler, katalog dosyalar, levha ve haritalar, klasörler, ambalaj kağıtları ve kuru boyaları uygun fiyat avantajlarıyla sipariş verebilirsiniz.

Yeni sömestrin tüm öğrencilere ve ailelerine başarı ve mutluluk getirmesini diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler