Bizi Takip Edin

Lifestyle

Kış bavulu nasıl hazırlanır?

Yayınlandı

tarihinde

Kış bavulu hazırlamanın püf noktaları Ofix Blog'da...

Bavul hazırlamak çok basit bir iş gibi görünse de bazı konulara dikkat etmeyi gerektiriyor. Bavulunuzu doğru şekilde hazırlarsanız, seyahatlerinizi daha verimli bir şekilde gerçekleştirebilir, gereksiz emek ve zaman kaybına uğramazsınız. İyi bir kış tatili geçirmek istiyorsanız, kış bavulunuzu iyi hazırlamış olmanız şart. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, kış bavulu nasıl hazırlanır konusunu ele alacağız.

Seyahatinizi iyi bir şekilde planlamalısınız.

Bavul hazırlarken yapılan en önemli hataların başında, bavula gereksiz eşyaları tıkıştırmak geliyor. Bu durum aslında, plansız bir hazırlık sürecinin en açık yansıması. Seyahatinizi iyi bir şekilde planlarsanız, kış bavulu hazırlığınızı daha iyi yapar ve sonradan pişmanlık hissetmezsiniz. Seyahat sürenizi göz önünde bulundurursanız, gerekli niteliklere uygun bir çanta veya bavul seçmeniz kolaylaşır. Eğer kısa süreli bir seyahate çıkacaksanız, el ve sırt çantaları uygun olabilir. Uzun süreli seyahatler içinse uygun boyutta bir ya da birkaç bavul kullanmanız daha doğru olacaktır.

Seyahat edeceğiniz yerin hava şartlarına uygun kıyafetler seçerseniz, hiç giymeyeceğiniz kıyafetlerinizi yanınızda boşuna taşımak zorunda kalmazsınız. Seyahatiniz süresince kaç farklı kıyafet giyeceğinizi, her biri için farklı bir ayakkabı götürmeniz gerekip gerekmediğini iyi hesaplarsanız, gereksiz zahmete girmekten kurtulursunuz. Dahası, kışlık kıyafetler hacim bakımından çok yer kapladığı için, en ağır ve en fazla yer kaplayan kıyafetlerinizi seyahat sırasında üzerinize giyebilirsiniz. Bu sayede bavulunuzda diğer kıyafetlerinize yer açabilirsiniz.

Kış bavulu içinde kışlık kıyafetlerinize ek olarak, gideceğiniz yerde işinize yarayacak eşyalarınızı koymalısınız. Kalacağınız otel veya pansiyonda saç kurutma makinesi, elbise askısı gibi eşyalar varsa, bavulunuzu bu gibi eşyalarla doldurmanıza gerek yok. Gereksiz eşyalar hem yükünüzü arttırır, hem de vakit kaybettirir. Bununla birlikte, kış bavulu içinde bir-iki adet tişört olmasında yarar var. Kalacağınız otel veya pansiyonun çok sıcak olması durumunda bu tişörtlerle vücut sıcaklığınızı dengeleyerek terlemekten kurtulursunuz.

Kış bavulunun olmazsa olmazları nelerdir?

Kış aylarında düşen hava sıcaklıkları, vücut direncimizi düşürerek enfeksiyonlara zemin hazırlıyor. Bu nedenle, kış bavulu hazırlarken vücut ısınızı koruyacak eşyalara mutlaka yer vermelisiniz. Bunlar içinde atkı, bere ve eldiven en önemlileridir. Hatta gideceğiniz yer eğer çok soğuk olacaksa, bunların yedeğini de yanınızda bulundurmanızda yarar var. Ayrıca yün çoraplar, termal içlik, kalın kazaklar ve pantolonlar, bir adet hırka ve sıcak su torbası da kış bavulu içinde mutlaka yer alması gereken eşyalar içinde değerlendirilebilir.

Kıyafetlerinizi doğru şekilde katlamalısınız.

Kışlık kıyafetler hacim bakımından çok yer kapladığı için kış bavulu içinde yer sıkıntısı yaratabiliyor. Bu sorunun önüne geçmek için, kıyafetlerinizi doğru şekilde katlamalısınız. Hem bu sayede kırışmalarını engeller, seyahatiniz sırasında ütü yapmak gibi işlerle uğraşmak zorunda kalmazsınız. Bununla birlikte, kıyafetlerinizi çok fazla katlarsanız kırışmalarına yol açabilirsiniz. Kış bavulu içinde alanı verimli bir şekilde kullanmak için dilerseniz kıyafetlerinizi rulo şeklinde sarmayı deneyebilirsiniz. Kırışma ihtimali zor olan kıyafetlerinizi bavulunuzun alt kısmına, kolay kırışabilen kıyafetlerinizi ise üste yerleştirmelisiniz.

Ağırlığı tek bavulda toplamamalısınız.

Sık seyahat edenler gayet iyi bilir ki, en iyi bavul en küçük ve en hafif bavuldur. Seyahatiniz süresince yorulacağınız için, bavulunuz olduğundan daha ağır gelecektir. Bu nedenle, ağır bir kış bavulu hazırlamak yerine daha hafif iki-üç bavul kullanmanızda yarar var. Bavulunuz ayrıca, gereksiz süs ve detaylardan uzak olmalı ve işlevselliğiyle öne çıkmalı. Büyük boy bavullar içinde aradığınız eşyaları bulmanız zorlaşacağı için, makyaj malzemesi ve benzeri eşyalarınız için daha küçük boy el çantaları veya sırt çantaları kullanmalısınız.

Kış bavulu içinde hangi kişisel bakım ürünleri olmalı?

Bavullara kolayca tıkıştırılan ve düşünüldüğünden çok daha fazla yer kaplayan eşyaların başında kişisel bakım ürünleri geliyor. Seyahatlerimizde yanımızda götürmemiz gereken kişisel bakım ürünleri, yalnızca en gerekli ürünler olmalı. Bunlar içinde nemlendiriciler ilk sırada değerlendirilebilir. Kış aylarında vücudumuz, ısı kaybını önlemek için kan dolaşımını yavaşlatmakta. Bundan en çok etkilenen cildimiz yeterince beslenemediği için hızlı bir şekilde kurumakta ve cilt çatlakları oluşmakta. Ki bu durum, enfeksiyonların yayılmasını kolaylaştırmakta. Özellikle de kuru ciltler, bu sorunu daha ağır bir şekilde yaşamakta.

Kış bavulu içinde olması gereken kişisel bakım ürünleri içinde nemlendiriciler bu nedenle çok önemli. Ayrıca, yanınızda bir dudak nemlendiricisi bulundurmanızda da yarar. Seyahatiniz süresince dışarıda bulunacağınız zaman dilimlerinde dudak nemlendiricisi ile dudaklarınızı çatlamalardan koruyabilirsiniz. Bunlara ek olarak, vazgeçemediğiniz bir şampuan, bakım kremi ya da vücut losyonu kullanıyorsanız, bunların tatil boylarını tercih edebilir, ya da daha küçük şişelerle yanınıza alabilirsiniz. Fakat unutmayın ki yanınıza alacağınız her sıvı ürün, seyahat sırasında başınıza iş açabilir. Özellikle de uçak yolculuklarında yüksek hava basıncı nedeniyle istenmeyen durumlar oluşabiliyor.

El çantasında neler bulundurmak gerekir?

Seyahatiniz sırasında sıkça kullanmanız gereken ve ihtiyaç halinde kolayca ulaşmak istediğiniz eşyalarınızı el çantanızda bulundurmalısınız. Bunlar içinde şarj aleti, kulaklık, anahtarlık ve kullanmanız gereken ilaçlarınız ile not defteri ve kalem gibi eşyalarınızı ilk sıralarda değerlendirebilirsiniz. Uçak ya da otobüs biletinizi, kimliğiniz ve cüzdanınızı da el çantanızda taşıyabilirsiniz. Tablet ve fotoğraf makinesi gibi cihazlarınızı bavulunuza kesinlikle koymamalısınız. Bavulunuzda oluşan basınç nedeniyle cihazlarınızın zarar görmesi mümkündür. El çantanızda bir tane de termos bardak bulundurabilirsiniz. Kış aylarında dışarıda geçirdiğiniz zaman dilimlerinde, düşen vücut ısınızı yükseltmek için termos bardakla sıcak içecek tüketebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. GezgininKalemi

    16 Şubat 2019 saat 21:33

    Pratik öneriler için teşekkürler.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler