Bizi Takip Edin

Lifestyle

Mobbing nedir?

Yayınlandı

tarihinde

Mobbing hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

İş hayatında en çok karşılaşılan sorunlar arasında mobbing üst sıralarda yer alıyor. İlk olarak 1984 yılında İsveç’te iş hayatında güvenlik ve sağlık konulu bir raporda Prof. Heinz Leymann tarafından kullanılan mobbing kavramı, Türkçeye “yıldırma” veya “bezdirme” olarak çevrilmekte. Aslına bakarsanız mobbing, iş hayatında belli bir grup tarafından yapılan tüm psikolojik tacizleri kapsar. Bununla birlikte, bir çalışanın başka bir çalışana psikolojik baskı uygulaması mobbing değildir. Nitekim mobbingden bahsedebilmek için bazı şartların oluşması gerekir. Bunların başında, psikolojik baskının tek bir kişi tarafından değil, belli bir grup tarafından uygulanması geliyor. Mobbinge işyerlerinin yanı sıra kamu kurumlarında da rastlanılmakta ve mobbingle mücadele için gerekli adımlar atılmakta. İşyerlerinde ise maalesef bu konuda istenilen sonuçlar alınamıyor. Çalışanların ruh sağlığını bozan mobbing, bazı durumlarda intihara sürükleyecek kadar tehlikeli boyutlara ulaşabiliyor. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, mobbing konusunu ele alacağız ve mobbinge karşı neler yapılması gerektiği hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

Kısaca Mobbing

Mobbingle ilgili son yıllarda artan farkındalıklar “Mobbing nedir?” sorusunun kamuoyu tarafından sıkça sorulmasını sağlamakta. Mobbingle mücadelede her şeyden önce yapılması gereken en önemli şey, “Mobbing nedir?” sorusunu doğru şekilde yanıtlamaktır. Çünkü mobbingle mücadelede başarılı olmak için öncelikle mobbingi iyi tanımak gerekir. Sözcük anlamı itibariyle mobbing, İngilizce mob sözcüğünden gelmekte. Mob sözcüğü İngilizcede, “şiddete başvuran yasa dışı insan kitlesi” anlamına geliyor. Sözcüğün Latince kökü ise “eşkıyalık” anlamına gelen mobile vulgus deyiminden gelmekte. Bu yönüyle mobbingin en önemli davranışsal belirtisi, kişinin maruz kaldığı psikolojik şiddetin belli bir gruptan geliyor olmasıdır. Bu çerçevede 1990’lı yıllarda mobbing kavramı, işyerlerinde çalışanlara belli bir grup tarafından uygulanan psikolojik şiddeti ifade edecek şekilde kullanılmaya başlandı. Mobbingle ilgili yapılan araştırmalar derinleştikçe, mobbingin iş hayatında maddi ve manevi bakımdan yol açtığı zararların boyutları daha iyi anlaşıldı. Bu çalışmalar sayesinde mobbingle mücadelede neler yapılabileceği de incelendi. Mobbingi cezalandırmaya dönük çeşitli hukuki düzenlemeler yapıldı. 

Mobbingin diğer maddi unsurlarına baktığımızda, çalışana uygulanan psikolojik şiddetin sistematik hale gelmesi, uzun süre devam etmesi ve çalışanın itibarına zarar vermesi gerektiğini söyleyebiliriz. Çalışanın özgüvenini ve özsaygısını azaltan mobbinge karşı çalışanın herhangi bir tepki vermemesi de önemlidir. Başka bir deyişle, işyerinde belli bir grup tarafından kendisine yapılan sataşmalara cevap veren, aynı ölçüde veya misliyle karşılık veren kişiler mobbing mağduru kapsamında değerlendirilmez. Bu gibi durumlarda çalışanın belli bir grupla arasında çatışma olduğu sonucuna ulaşılır. Oysa mobbingde uygulanan psikolojik şiddet tek taraflıdır ve çatışma yoktur. Yani mağdur karşı tarafa psikolojik şiddet uygulamaya çalışmaz. Grubun uyguladığı psikolojik şiddet, çalışanın kişiliğine, mesleki konumuna, sosyal ilişkilerine ve ruh sağlığına zarar verebilir. Gerekçesi ne olursa olsun grubun gerçekleştirdiği tüm kasıtlı olumsuz tutum ve davranışlar mobbingin kapsamında genişlemeye neden olur. Bu bakımdan mobbingle mücadelede psikolojinin yanı sıra sosyoloji, hukuk, yönetim bilimi gibi farklı disiplinlerin ortak çalışmalar yapmaları gerekir. 

Mobbingin kapsamı nedir?

Mobbingin tanımında yer alan psikolojik şiddet olgusu, içinde pek çok farklı olguyu barındırmakta. Bunlar içinde en çok baskı kurma, rahatsız etme, dışlama, gözden düşürme, motivasyonu ve özgüveni azaltma davranışlarının öne çıktığını söyleyebiliriz. Bu şiddet türünde herhangi bir fiziksel şiddet yoktur. Bununla birlikte mağdurda ileri derecede stres, depresyon, kaygı bozukluğu gibi şikayetler oluşur. Hangi yaş, cinsiyet, eğitim durumu ve sosyal statüde olursa olsun tüm insanlar, hayatları boyunca psikolojik şiddete maruz kalabilirler. Fakat psikolojik şiddetin mobbinge dönüşmesi için belli bir grup tarafından, uzun süre ve sistematik şekilde uygulanması gerekir. Psikolojik şiddette kişi, istemediği birtakım davranışları yapmaya psikolojik yöntemlerle zorlanır. Mobbingde ise daha çok kişinin bulunduğu konumu terk etmesi veya istifa etmesi istenir. Mağdurun hissettiği aşağılanma, dışlanma, öfkelenme, cezalandırılma vb. duygular ruh sağlığını ciddi ölçüde bozar. Bunun sonucunda mağdur, fiziksel açıdan da bazı sorunlar yaşamaya başlar. Örneğin baş ağrısı, baş dönmesi ve uykusuzluk bunlar içinde en önemlileridir. 

Aslına bakarsanız mobbing uygulamak, işyerlerinin yanı sıra okul, hastane ve benzeri ortamlarda da görülebiliyor. Fakat bu gibi ortamlarda mobbingle mücadele daha etkin şekilde yapılmakta. Çünkü mobbinge başvuran kişilerin kamu görevlisi olması, önleyici mekanizmaları daha etkin şekilde devreye sokuyor. İşverenler veya şirket yöneticileri ile çalışanlar tarafından uygulanan mobbingde ise şikayetler çoğu zaman çözümsüz kalıyor. Veya yıllarca süren hukuki davalarla sonuçsuz kalabiliyor. Oysa çalışanın bulunduğu statüyü küçümsemek, onu tecrit etmek, farklı düşüncelerinden dolayı onu hor görmek, hukuk sistemimizde mobbinge bağlı olarak cezalandırılan davranış şekilleridir. Ayrıca sözünü kesmek, kişiye lakap takmak, sataşma amaçlı mail göndermek, iş düzenini bozmak gibi davranışlar da belli bir grup tarafından gerçekleştirildiğinde mobbing kapsamında değerlendirilir. Ne var ki davaların uzun sürmesi, mağdurların başvuru şansını azaltıyor. Bu nedenle mağdur, çoğu zaman iş değiştirme yoluyla mobbingden kurtulmayı seçebiliyor. Mobbingin kapsamı içinde yer alan konularla ilgili olarak işverenlerin aldıkları önlemler de yetersiz kalabiliyor. 

Kimler mobbing uygular?

Mobbing kavramını uluslararası literatüre kazandıran Prof. Heinz Leymann‘a göre mobbinge başvuranlar, iktidar açlığı içinde olan, aşırı derecede kontrolcü ve korkak, nevrotik kişilik bozukluğuna sahip kimselerdir. Mobbingin yayılmasında en önemli neden ise grup içinde yer alma çabası ve dışlanma korkusudur. Dolayısıyla mobbingi başlatan kişi veya kişilerin aslında mağdurla ilgili belirli bir amaçları vardır. Ancak mobbingin yayılmasıyla birlikte grup psikolojisi ağır basar. Ve bu ilk amacın ötesinde sonuçlar ortaya çıkar. Mobbingi uygulayanlar içinde çalışanın amirleri veya astları olabileceği gibi, meslektaşlarının olması da mümkündür. Çalışanların yanı sıra kamu görevlileri de mobbinge başvurabilir. Uygulanan mobbing açık ve doğrudan olabileceği gibi, gizli ya da dolaylı yoldan da olabilir. Gerekçesi ve türü ne olursa olsun, mobbingin cezalandırılması için öncelikle mobbingi uygulayan kişilerin objektif yöntemlerle tespit edilmesi gerekir. Bu konuda tanık ifadeleri, sağlık raporları, kamera kayıtları, bilirkişi raporları vb. maddi kanıtlar önem taşır. Mağdur eğer mobbing davası açacaksa bu kanıtlardan yararlanmalıdır. 

Mobbing kimleri hedef alır?

İşyerlerinde mobbingle ilgili yapılan araştırmalara göre mobbing, aslında tüm çalışanlara ve her zaman uygulanabilen bir suçtur. Nitekim, çalıştığınız işyerinde iktidar açlığı içinde olan, nevrotik kişilik bozukluğuna sahip birisi varsa, çevresindekileri size karşı örgütlemesi için fazla bir nedene ihtiyacı yoktur. Konumu için gerekli yeterliliğe sahip olmayan yöneticiler veya çalışanlar da yine, kendilerinden daha donanımlı kişileri bir tehdit olarak algılayabilir. Bu nedenle onları saf dışı bırakmak için mobbinge başvurabilirler. Bununla birlikte mobbing daha çok yaratıcılık gerektiren işlerle uğraşan, alanında büyük deneyim sahibi, zeki ve çalışkan, kendisinden beklenenleri başarıyla yerine getiren ve dini, felsefi, kültürel bakımdan farklı düşünce, davranış veya inançlara sahip kişileri hedef alır. Yani mobbinge genellikle üstün kavrayış ve analitik düşünce yetenekleri sayesinde yaptıkları işlere artı değer katan kişiler maruz kalır. Şirketi bir üst lige taşıma potansiyeli olan, sorunları hızlıca çözen, liderlik yeteneği olan kişilerin mobbingle karşılaşması mümkündür.

Mobbingin etkileri nelerdir?

Mobbingin kişide yarattığı ilk değişim, motivasyon düşüklüğü ve verimlilik kaybıdır. Yöneticiler veya işverenlerden gelmesi durumunda ise mobbingin ruh sağlığını bozma etkisi daha yüksektir. Sürekli ve her konuda eleştiriye maruz kalmak, kişinin savunma mekanizmalarını fazlaca kullanmasına neden olur. Küçümsendiği için kendini kabul ettirme ihtiyacı oluşur. Sorduğu soruların veya yolladığı maillerin cevapsız kalması işe duyduğu ilgiyi azaltır. Mobbingi bizzat uygulayanlar kadar görmezden gelenler de mobbingin etkilerinin artmasına neden olur. Çünkü mağdurun hissettiği değersizlik duygusunu arttırır. Kendisini değersiz hisseden mağdur, olgu ve olaylara kontrol dışı tepkiler gösterir. İşe ilgisi azaldıkça odaklanma sorunları yaşar. Mobbingin etkileri özellikle ileriki aşamalarda kişinin duyduğu kaygı ve stresi tahammülü güç bir noktaya taşır. Uğradığı mobbingi maddi kanıtlarla ispat eden çalışanlar, iş sözleşmelerini haklı nedenle sonlandırıp mobbing tazminatı için hukuki yollara başvurabilir. Fakat ispatın oluşmaması durumunda sadece istifayla yetinme yoluna gidebilirler. 

Mobbing karşısında neler yapmak gerekir?

Mobbinge maruz kalıyorsanız yapmanız gereken ilk şey, şikayetleriniz hakkında maddi kanıtlar toplamaktır. Daha sonra, yöneticinize veya işvereninize bu kanıtları sunarak şikayetlerinizi net bir şekilde iletmelisiniz. Mobbingle ilgili olarak her türlü davranış, açıklama, mail, bu görüşme sırasında mobbingin ispatı olarak sunulmalıdır. Mobbingin çalışanlardan gelmesi, sorunların kısmen daha kolay çözümünü sağlar. Ancak yöneticiler veya işverenlerden gelmesi durumunda çözümü zordur. İşverenler mobbing tazminatı ödeme konusuna sıcak bakmadıkları için şikayetleri görmezden gelebilirler. Dolayısıyla taraflar arasındaki görüşmelerle mobbing sona erebilir. Ancak durumun daha kötü hale gelmesi de mümkündür. Bu nedenle şikayetlerinizi iletirken her türlü sonuca hazır olmalısınız. Bu gibi durumlarda aşırı karamsarlık yanlış olduğu gibi, aşırı iyimserlik de yanlıştır. Nitekim çalışma hayatında mobbing örnekleri incelendiğinde, görüşmelerin her iki yönde de sonuçlanabileceğini söyleyebiliriz. 

Mobbingle ilgili yaptığınız görüşmelerin sonuçsuz kalması durumunda, şikayetlerinizi iletebileceğiniz farklı kanallar mevcuttur. Bunlar içinde özellikle Alo 170 Çalışma Hayatı İletişim Merkezi, en sık başvurulan kanallardan biridir. Bu hattı her gün binlerce çalışan arayarak iş hayatlarıyla ilgili çeşitli sorunlarını iletmekte. Bunlar içinde mobbing şikayetleri de önemli bir paya sahip. Bunun yanı sıra, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi‘ne Alo 150 Hattı veya e-Devlet üzerinden de şikayetinizi iletebilirsiniz. Sisteme düşen şikayetler bu kanallar üzerinden dikkatle incelenerek çalışanlara kısa süre içinde dönüş yapılmakta. Diğer taraftan kamuda görev yapmaktaysanız ve şikayetleriniz kurum içinde çözülememişse Kamu Denetçiliği Kurumu‘na başvurabilirsiniz. Mobbinge karşı yargı yoluna başvurmak isterseniz mobbing dilekçesi hazırlayarak şikayetlerinizi yargıya taşıyabilirsiniz. Nitekim Yargıtay‘ın bu konuda mağdurlar lehine vermiş olduğu çok sayıda emsal kararı mevcut. Yargıdan istediğiniz sonucu alamamanız durumunda, Anayasa Mahkemesi veya TBMM Dilekçe Komisyonu‘na bireysel başvuru hakkınızı kullanabilirsiniz. İç hukuk yollarının tükenmesi durumunda ise AİHM‘e başvurabilirsiniz. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Homeopati

    22 Şubat 2022 saat 18:24

    Mobbing konusunda aklıma hep İbni Sina’nın iki kuzu ve bir kurt deneyi gelir. Kuzulardan birini kurdu görecek şekilde koyar ve her iki kuzuyu da besler. Kurdu görmeyen kuzu, sakince, huzurlu bir şekilde beslenip büyürken diğer kuzu maalesef ölür. İşte bu deneyde ki gibi mobbing te insanları sessizce yok eden bir şey… Söylenecek çok şey var ama zaten yazı olması gerekeni tam olarak anlatmış…

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler