Bizi Takip Edin

Lifestyle

Mülakattan Sağ Çıkmanın Yolları

Yayınlandı

tarihinde

Mülakattan sağ çıkmanın yolları hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Merhaba sevgili beyaz yakalılar, yeni bir Ofixboy gününde daha birlikteyiz. Sizler için hazırladığım kariyer yönetimi yazıları umarım faydalı oluyordur. Bu hafta sizlere, mülakattan sağ çıkmanın yolları hakkında birkaç şey söyleyeceğim. İş hayatının olmazsa olmazlarından biri olan mülakatlarda başarılı olmanın püf noktalarını bilirseniz, sahip olduğunuz yetenekleri geliştirerek kendinizi en iyi ve en güzel şekilde ifade edebilir, kariyerinizde daha emin adımlarla yükselebilirsiniz. Mülakattan sağ çıkmanın yolları işte huzurlarınızda… 

Sözsüz iletişim pratikleri yapmalısınız. 

Beden diliyle ilgili yapılan araştırmalara göre, iletişimde sözcüklerden daha çok sözsüz iletişim unsurları etkin. Beden dilinizi doğru ve etkin bir şekilde kullanırsanız, sözcüklerle anlatabileceğinizden çok daha fazlasını beden dilinizle anlatabilir, karşınızdakileri etkilemeyi başarabilirsiniz. Mülakat sırasında ilk izlenim çok önemli. Mülakata başlarken karşı tarafa sözcüklerden önce beden dilinizle doğru mesajlar vermelisiniz. Bunu yapmak için karşınızdaki kişiyle göz teması kurmalı, omuzlarınızı fazla dik veya alçak tutmamalı, tokalaşırken elini fazla sıkmamalısınız. 

Dikkatli dinlemeli, gereksiz konuşmalardan kaçınmalısınız. 

Mülakatı yapan kişi, yerinize oturduğunuz an size işle ve şirketle ilgili pek çok bilgi aktarmaya başlayacaktır. Eğer karşınızdakine dikkatli bir şekilde kulak vermezseniz çok önemli şeyler kaçırabilirsiniz. Bu nedenle, iletişim sırasında düşünce akışınızı mülakatı yapan kişinin temposuyla bir tutmaya çalışmalı, dikkatinizi söylenenlere odaklamalı, araya soru sıkıştırmamalı, sormak istediğiniz soruları karşı taraf sözlerini bitirdikten sonra sormalısınız. Mülakatta her iki taraf da birbirini en kısa sürede ve en iyi şekilde tanımak ister. Dolayısıyla, işle ve şirketle ilgili konular dışında soru sormaktan kaçınmalı, size sorulan sorulara vereceğiniz cevapları gereksiz ayrıntılara boğmamalısınız. Kısa ve öz konuşursanız, karşı taraf üzerinde daha olumlu bir imaj yaratabilirsiniz. 

Kullanacağınız sözcükleri özenle seçmelisiniz. 

Mülakat sırasında argo ve uygunsuz sözcükler işverenin duymak isteyeceği en son sözcüklerdir. Hangi sektörde olursanız olun, mülakatların adaylar için resmi değerlendirme olduğunu unutmamalısınız. Kullanacağınız sözcükler günlük hayatta kullandığınız sözcüklerden farklı olarak siyasi, dini, ırksal veya etnik hiçbir çağrışımı olmayan sözcükler olmalı. Mesleğinizle veya sektörünüzle ilgili terim ve jargonları kullanırken fazla abartıya kaçmamalı, karşı taraf terim ve jargonlarla konuşuyorsa cevap verirken siz de aynı terim ve jargonları kullanmalısınız. 

Çaresiz de görünmemelisiniz, kibirli de.

Mülakat sırasında “Lütfen beni işe alın!” mesajı veren bakışlar veya imalarda bulunursanız, işverenin size ilgisi azalacaktır. Bu tür bakış veya imalar özgüven eksikliğinin en somut örnekleridir. Mülakat sırasında sakin olmalı ve kendinize güvenmelisiniz. Eğer işi yapabileceğinize inanıyorsanız, bu inancınız bakışlarınıza ve duruşunuza da yansır ve işverenin güvenini kazanabilirsiniz. Ancak, çizgiyi aşıp aşırı özgüvenli davranırsanız, bu durum kibir ve saygısızlık olarak algılanabilir. Mülakat sırasında ölçülü bir tevazu içinde olmalı, gereksiz nezaket oyunlarından kaçınmalı, karşı taraf sizi övdüğü zaman onu övme yarışına girmemelisiniz. Bu gibi davranışlar mesleki yeterliliğiniz hakkında şüphe uyandırır. 

Tüm okurlarıma başarılı mülakatlar diliyorum. 

Ofixboy…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler