Bizi Takip Edin

Lifestyle

Stok fotoğrafçılığı nedir?

Yayınlandı

tarihinde

Stok fotoğrafçılığı hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Dijital fotoğraf makineleri yaygınlaşmadan önce basılı materyallerde veya reklam ya da afiş çalışmalarında istenilen fotoğraflara ulaşmak hem çok zor, hem de masraflıydı. Fotoğrafçılara veya ajanslara ait katalogları taramak ciddi bir iş yükü oluşturduğu gibi, büyük bir zaman ve emek kaybına yol açıyordu. Stok fotoğrafçılığı, istenilen fotoğraflara internet üzerinden hızlı ve kolay ulaşım imkanı sunduğu gibi, maliyet bedellerinde de ciddi bir düşüş meydana getirdi. Günümüzde stok fotoğrafçılığı, görsel materyallerin hazırlanmasında temel kaynaklardan biri haline geldi. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, stok fotoğrafçılığı konusunu ele alacağız.

Stok fotoğrafçılığı nasıl ortaya çıktı?

Stok fotoğrafçılığı en kısa tanımıyla, genel kullanıma uygun bir şekilde herhangi bir marka veya işletmenin reklamını içermeyen görsel ihtiyaçlarının düşük maliyetle karşılanması olarak tanımlanabilir. Ticari tasarımlar için kullanılan stok fotoğrafları kişiler, objeler, doğa olayları, yiyecekler ve içecekler gibi pek çok konuyu içerebilir. Stok fotoğrafçısı, çektiği fotoğrafların telif haklarını belirli şartlar ve komisyonlar karşılığında stok fotoğraf sitelerine devrediyor. Satışı gerçekleştiren site, stok fotoğrafçısına bu doğrultuda ödeme yapıyor. Stok fotoğrafçısı ile stok fotoğraf sitesi arasındaki çalışma şartları, siteden siteye farklılık gösterebilmekte. Bununla birlikte, stok fotoğrafçılığının fotoğraf satışlarına belli bir düzen ve istikrar kazandırdığı da söylenebilir.

2000’li yıllardan itibaren dünya genelinde internetin yaygınlaşması ve e-ticaretin gelişmesi, siteler arası rekabette öne geçebilmek için yeni arayışları gündeme getirdi. İnternet üzerinden ürün satışında arama motorlarında üst sıralarda çıkabilmek için e-ticaret siteleri, kendi konseptlerine uygun içerikler üreterek ziyaretçi sayılarını arttırmayı amaçladı. İnternet üzerinden yapılan işlemlerin sayısı arttıkça, üretilen içeriklerde görselleştirmeler daha ön plana çıktı, görsel ihtiyaçlar arttı. Stok fotoğraf sitelerinin faaliyete başlamasıyla birlikte stok fotoğrafçılığı, özellikle de internet üzerinden yapılan yayın, reklam ve diğer çalışmalarda ihtiyaç duyulan görsellerin karşılanmasını sağlayan temel kaynaklardan biri haline geldi.

Bu yönüyle stok fotoğrafçılığı, görsel tasarım ticareti olarak da tanımlanabilir. Başka deyişle, gelişigüzel fotoğraflar çekip internette satmak değildir. Stok fotoğrafçılığında belirli bir çizgiyi tutturmak için iyi bir fotoğraf çekmenin püf noktaları ile stok fotoğraflarına niçin ihtiyaç duyulduğuna ve ne tür fotoğrafların talep edildiğine dikkat etmelisiniz. Her türlü yeniliğe ve yaratıcılığa açık olan bu alanda büyük başarılara imza atabilmek için hem teknik bilgi, hem de vizyon sahibi olmalısınız. Stok fotoğraf sitelerinde fotoğraf bulmak için yapılan aramalarda yüzlerce, hatta binlerce fotoğraf içinde sizin fotoğrafınızın tercih edilebilmesi için bilgi ve yaratıcılık çok önemli.

Stok fotoğraf nasıl çekilir?

Stok fotoğraf çekmek istiyorsanız, herhangi bir fotoğraf makinesi veya akıllı cihaz kullanabilirsiniz efendim. Fakat, ışık ayarının düzgün olmasına ve çözünürlüğünün yüksek olmasına dikkat etmelisiniz. Bu kriterlere uygun olmayan fotoğraflar üzerinde sonradan düzeltmeler yapmak hem zaman kaybına, hem de görüntü kalitesinin bozulmasına yol açabilmekte. Ve tabii, neyi nasıl çekeceğinize doğru şekilde karar vermelisiniz. Bu kararı verirken, belirli birtakım konseptleri akılda bulundurmanız pek çok bakımdan yararlı olur. Örneğin doğa yürüyüşü, akşam yemeği, kahve keyfi, arkadaşlarla sohbet, vb. konseptleri zihninizde netleştirirseniz, daha nitelikli fotoğraflar çekebilirsiniz.

Fotoğrafınızda eğer objeleri değil de kişileri çekmek istiyorsanız, stok fotoğraf sitelerinde karşılaşacağınız model sözleşmesi uygulamasına hazırlıklı olmalısınız. İster birinci dereceden bir yakınınız olsun, isterseniz yoldan geçen hiç tanımadığınız bir kişi, fotoğrafınızda yer alan herkes için sizden bir model sözleşmesi doldurmanız istenecektir. Eğer böyle bir sözleşmeniz yoksa, kişileri içeren stok fotoğraflarını siteye yüklemeniz ve satışını gerçekleştirmeniz mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, kişilerin fotoğrafını çekmeden önce gerekli şartları mutlaka sağlamalısınız.

Stok fotoğraf nasıl satılır?

Stok fotoğrafınızı çektikten sonra stok fotoğraf sitesine yüklerken, sitede belirtilen şartları yerine getirmelisiniz. Fotoğrafınızı siteye belirtilen şekilde ve kalitede yüklemeli, kullanıcıların bu fotoğrafa hızlı ve kolay bir şekilde ulaşması için doğru anahtar sözcükleri ve etiketleri seçmelisiniz. Bu seçimde, fotoğrafınızın konsepti esas belirleyici olacaktır; fotoğrafınızın konusu neyse, buna uygun sözcükler kullanmalısınız. Fotoğrafınıza ayrıca, görüntüye giren tüm objeleri de birer etiket olarak ekleyebilirsiniz. Genel kullanıcıların arama potansiyellerini gözeterek seçeceğiniz sözcükler, fotoğrafınızın erişim sayısını ve ticari başarısını arttıracaktır.

Fotoğrafı yükleyip ilgili kısımları doldurduktan sonra geriye kalan tek şey, fotoğrafınızın yayına alınmasını ve ardından satışının gerçekleşmesini beklemek olacaktır. Satıştan alacağınız komisyon, sitenin hizmet şartlarına bağlı olarak farlılık gösterebilir. Stok fotoğrafın değerinin ve komisyon miktarının belirlenmesinde farklı kriterler uygulanabilmekte. Bu kriterler içinde ebat, en önemlilerinden biri. Nitekim fotoğrafınızın ebatı, çekim sırasında kullandığınız cihazın megapiksel değerine göre farklı olacaktır. Stok fotoğrafları içinde genellikle çözünürlük değeri ve baskı boyutu yüksek olan fotoğrafların fiyatı daha yüksek olmakta.

Stok fotoğrafçılığı para kazandırır mı?

Stok fotoğraf sitelerinin farklı birtakım üyelik ve fotoğraf indirme koşulları mevcut. Bunlardan bir kısmından fotoğraf indirmek için üye olmak veya herhangi bir ücret ödemek gerekmiyor. Bir kısmında ise üye olmak ve fotoğraf başına belli bir ücret ödemek gerekiyor. Stok fotoğrafçılığında maddi anlamda başarılı sonuçlar elde etmek için, bu işi bir hobi olarak yapmanın ötesinde, profesyonel olarak takip etmeli ve kendi çizginizi oluşturmalısınız. Stok fotoğrafçılığı, aynı zamanda da küresel bir pazar. Satışlar internet üzerinden gerçekleştiği için, dünyanın belki hiç bilmediğiniz bir coğrafyasından bile fotoğrafınızın alımı gerçekleştirilebilir. Doğru fotoğrafları doğru kişilerle buluşturmayı başarırsanız, bu işten güzel bir maddi gelir elde edebilirsiniz.

Bununla birlikte, stok fotoğraf sitelerinde fotoğraf eleştirmenleri ve kullanıcılardan gelen yorum ve eleştirileri de dikkate almanızda yarar var. Hatta bazı sitelerde fotoğraf eleştirmenlerinin görüşü alınmadan fotoğrafların satışa açılması gerçekleşmemekte. Fotoğrafınıza gelen her beğeni ve güzel yorum, satış başarısının artmasına olumlu bir katkı sağlayacaktır. Bu nedenle, stok fotoğrafçılığını profesyonel bir meslek olarak sürdürmek istiyorsanız, fotoğraflarınıza yapılan yorum ve eleştirileri mutlaka takip etmeli, gerekli değişimleri sağlayarak kendinizi geliştirmelisiniz.

En iyi stok fotoğraf siteleri hangileridir?

Stok fotoğraf siteleri içinde Depositphotos, ShutterStock, Dreamstime, Fotolia, Stockxpert siteleri daha geniş kitleler tarafından kullanılmakta. İstediğiniz stok fotoğrafları bu sitelerden uygun fiyat avantajıyla satın alabilirsiniz. Ücretsiz stok fotoğraf siteleri içinde ise Freeimages, Pixnio, Max Pixel, Pixabay, Pxhere siteleri daha fazla tercih ediliyor.

Ofix’li olmanın şimdi tam zamanı!

Stok fotoğrafçılığı konusunu ele aldığımız bu yazımızı bitirmeden önce, online ofis marketiniz Ofix.com‘da Nisan ayı boyunca geçerli olan Tanışma Paketi Kampanyamızı hatırlatmak istiyoruz. Ofis sarf malzemelerinde kurumsal müşteri pazarında çok önemli bir konumda bulunan sitemizde, yeni kurumsal müşterilerimizin ilk alışveriş deneyimlerini desteklemek için, 200 TL ve üzeri ilk alışverişlerinde 75 TL değerindeki tanışma paketimizi hediye ediyoruz. Paketimizin içinde Eczacıbaşı, Focus, GP Batteries, Bigpoint, Le Color, Tesa gibi markaların birbirinden güzel ürünleri yer almakta. Ofix Kurumsal için henüz üyelik kaydı oluşturmadıysanız, gerekli işlemleri buradan kolayca yapabilir, tanışma paketi fırsatlarımızdan yararlanabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler