Bizi Takip Edin

Girişimcilik

Kahvenin Tarihini Değiştiren Dört İnsan

Yayınlandı

tarihinde

Kahvenin tarihini değiştiren insanlarla ilgili bilgiler Ofix Blog'da...

 

 

Gün içinde en sık tüketilen içeceklerden biri olan kahvenin tarihinde bazı isimlerin önemi büyük. 9. yüzyılda Habeşistan’da bulunan kahvenin tüketimi 11. yüzyıldan itibaren pek çok topluma yayıldı. Kahvenin günümüzdeki tüketim şeklini kazanması ise 19 ve 20. yüzyılda gerçekleşti. Henri Nestle’yle birlikte ortaya çıkan sütlü kahve, Daniel Peter’in geliştirdiği dehidrasyon yöntemi, Max Morgenthaler’in icat ettiği nescafe ve Kurukahveci Mehmet Efendi’nin geliştirdiği pişirme tekniği kahvenin tarihinde çok önemli birer dönüm noktası oldu. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, kahvenin tarihini değiştiren dört insanı okurlarımıza kısaca tanıtacağız. 

Henri Nestle

1830’lu yıllarda İsviçre’nin Lozan kentinde eczacılık yapmakta olan Henri Nestle, eczanede ilaç hazırlamanın yanı sıra kimyasal yağlar üzerinde çalışmaktaydı. Üzerinde yoğunlaştığı konuların başında kozla tohumları ve fındık yağı geliyordu. Kozla tohumu üretiminde kullandığı teknikler sayesinde, 1840’lı yıllarda önemli bir maddi güce erişti. Bu dönemde en fazla eksikliği hissedilen ürünlerin başında bebek maması geliyordu. Şehirlerde anne sütü bulmak kolay değildi, inek sütü ise bebeklerin sindirim sistemi için uygun değildi. Bebek mamaları üzerine çalışmalarını yoğunlaştıran Henri Nestle, dünyanın ilk süt bazlı bebek mamasını 1867 yılında piyasaya sundu.

1870’lerde Henri Nestle, konsantre sütlerle ilgili çalışmalarını geliştirdi ve sütlü çikolata ile kahve üzerine yoğunlaştı. 17. yüzyılda Avrupa’ya yayılan çikolatanın tüketim şekli genellikle acı olsa da çikolataya kimi zaman şeker katıldığı da görülmekteydi. Fakat, kakao çekirdekleri Amerika’dan getirildiği için çikolatanın fiyatı oldukça yüksekti ve kullanımı henüz kitleselleşmemişti. Kahve ise daha çok elit kesim tarafından tüketilen bir içecekti ve Amerika’dan getirilen kahve çekirdeklerinin tadı çok acıydı.

Henri Nestle’nin konsantre sütlerle ilgili yaptığı çalışmalar, sütlü çikolata ve sütlü kahvenin doğuşunu sağladı. Nestle’nin ürettiği konsantre sütler, bileşimindeki yağ oranı azaltıldığı için daha sağlıklı ve lezzetliydi. Henri Nestle’nin kullandığı yöntemden daha etkili bir yöntem geliştiren Daniel Peter ise sütlü kahveyi çok daha lezzetli hale getirdi. 19. yüzyılda Nestle’nin öncülüğünde sütlü kahve önce İsviçre’de, ardından Avrupa’da en popüler içeceklerden biri haline geldi.

Daniel Peter

1875 yılında Daniel Peter, geliştirdiği sütlü çikolata formülünden Henri Nestle’ye bahsetti. Formülü ilgiyle karşılayan Henri Nestle, konsantre süt üretimiyle ilgili olarak Daniel Peter’in geliştirdiği yöntemden büyük bir hayranlık duydu. Ve Peter’e birlikte çalışmayı teklif etti. Teklife olumlu karşılık veren Daniel Peter ile Henri Nestle, 1879 yılında yeni bir ortaklık kurdular. Bu ortaklığın öncesinde Daniel Peter, Henri Nestle’den süt bazlı ürünler hakkında çeşitli bilgiler alıyor, yaptığı deneylerle bu bilgileri genişletiyordu. Fakat, hâlâ yeterince bilgi sahibi değildi. Bilgi eksikliğini gidermek için Fransa’nın Lyon şehrinde bir çikolata fabrikasında işçi olarak çalışmaya başladı.

2 hafta süreyle çalıştığı fabrikada Daniel Peter, kendisine anlatılanları hızlıca öğrendi ve ülkesine geri döndü. Öğrendikleri arasında çikolata üretiminin yanı sıra kahve çeşitleri, kahve yetiştiriciliği, kahve çekirdeği türleri vb. konularla ilgili çok önemli bilgiler vardı. Ülkesine döndükten sonra, önce çikolata işine girdi. Ardından kahve çekirdeklerini incelemeye başladı. Kısa süre içinde, ham maddesi kakao, şeker ve sütten oluşan yeni ürün tipleri geliştirmeyi başardı.

Daniel Peter’in geliştirdiği özel yöntem, daha önce Henri Nestle’nin karşılaştığı bir sorunu kökünden çözüyordu. Nitekim, Henri Nestle’nin sütlü çikolata üretiminde kullandığı su ve yağ yeterince iyi karışmıyordu. Daniel Peter’in geliştirdiği yöntemde üretim için gerekli su, sütün dehidrasyonundan sağlanıyor, yağ ise kakao çekirdeklerinden alınıyordu. Sütlü çikolata üretiminde başarılı sonuçlar veren bu yöntem, sütlü kahve üretiminde de başarılı sonuçlar verdi. Günümüzde bu lezzet, Coffee-Mate Nestle ürünleriyle yaşatılmakta. Cappuccino Nestle çeşitleri ise espresso bazlı kahve türleri içinde süt ve kahve bileşimine farklı bir boyut kazandırıyor.

Max Morgenthaler

Evde veya ofiste hemen her gün tükettiğimiz içeceklerden biri olan nescafe, Nestle bünyesinde Ar-Ge çalışmaları sürdüren Max Morgenthaler tarafından icat edildi. Kahvenin tarihini büyük ölçüde değiştiren bu yeni ürün tipinin doğuşunda 1930 yılı milat oldu. Dönemin Brezilya hükümeti, düşen kahve satışlarını arttırmak için gıda ve içecek firmalarını hazır kahve üretiminde yeni yöntemler geliştirmeleri konusunda teşvik etmişti. 1929 Bunalımı nedeniyle ağır darbeler alan Nestle, hazır kahve üretimi konusunda şimdiye kadar denenmiş tüm yöntemleri incelemek ve kahvenin doğal tadını bozmayan yeni bir pişirme şekli geliştirmek üzere Ar-Ge çalışmaları başlattı. Ekibin yönetimini ise Max Morgenthaler üstlendi. 

5 yıl boyunca devam eden Ar-Ge çalışmaları istenildiği gibi gitmedi. Bunun üzerine Nestle, 1936 yılında hazır kahve konusundaki çalışmalarını sonlandırdığını açıkladı. Fakat, bu projeye tutkuyla bağlanan Max Morgenthaler’in çalışmalarını sürdürmesine izin verildi. Birkaç ay sonra Max Morgenthaler, istediği sonuçlara ulaştı. Geliştirdiği yöntemde filtre kahve, püskürtmeli kurutma yöntemiyle kurutuluyordu. Demlenen kahve ısıtılmış bir kulenin tepesinden püskürtülerek damlacıkların toz halinde aşağıya düşüşü ve kuruması sağlanıyordu. Taze kahve sıcak hava kaynağında damlacık şekline dönüşüp anında kuruduğu için tadını kaybetmiyor, kahve çekirdeklerinin doğal tadında herhangi bir bozulma oluşmuyordu.

Bu yöntem sayesinde Max Morgenthaler, nescafeyi icat etmiş oldu. Nescafenin icadı, 20. yüzyılda kahve tüketim alışkanlıklarının değişmesinde çok etkili oldu. Max Morgenthaler tarafından geliştirilen bu yöntem, kullanımı yüzlerce yıl öncesine dayanan kahve için yeni bir pişirme tekniğiydi. Kahvenin geleneksel pişirme şeklinden farklı olarak hazır kahve olarak tüketimi, kahve pazarının büyümesini ve sektöre yeni oyuncuların girmesini sağladı. İlk olarak 1938 yılında pazara sunulan nescafelerde kahvenin suda çözünmesini kolaylaştırmak için özel karbonhidrat bileşiklerinden yararlanıyor ve bu sayede kahvenin lezzeti artıyordu. Zaman içinde bu bileşikler terk edildi ve nescafenin lezzeti günümüzdeki şeklini aldı. Nescafe Gold çeşitleri ise kahve ve süt bileşimine farklı bir lezzet kazandırdı.

Kurukahveci Mehmet Efendi

Kahvenin tarihini değiştiren isimlerden biri de Kurukahveci Mehmet Efendi’dir. 1870’li yıllarda Eminönü’ne bağlı Tahtakale semtinde Tahmis Sokağı’nda babası Hasan Efendi, İstanbul’un en iyi kahvelerinin satışını yapmaktaydı. 1875 yılında Hasan Efendi’nin vefatının ardından işleri, 18 yaşındaki oğlu genç Mehmet devraldı. Ticaretten pek anlamayan Hasan Efendi’den farklı olarak genç Mehmet, işleri büyütmek ve rekabette öne geçmek istiyordu. Bu dönemde Tahmis Sokağı, kahve satışı yapan çok sayıda dükkana ev sahipliği yapmaktaydı. Tahtakale’deki rekabet ortamında genç Mehmet, rakiplerinden farklı olarak çekirdek kahve değil, dövülmüş ve çekilmiş kahve satışını başlattı.

Çiğ kahve çekirdeklerini özenle kavurup dibekte öğüterek pişirmeye hazır şekilde tüketiciye sunan Mehmet Efendi, Türklerin dünya içecek kültürüne armağan ettiği Türk kahvesinin tarihinde büyük bir öneme sahip. Mehmet Efendi’nin kahve satışına getirdiği bu yenilik, ününün Tahtakale ve Eminönü’nü aşıp hemen tüm İstanbul’a yayılmasını sağladı. Üstelik, o güne kadar yalnızca kahve ismiyle anılan bu içeceğin artık Türk kahvesi olarak anılmasını sağladı. Mehmet Efendi ise Kurukahveci lakabıyla anılmaya başlandı. Kurukahveci Mehmet Efendi kahveleri, Türk halkının kahve tüketim şeklinin günümüzdeki halini almasını sağladı.

Kanuni döneminde Yemen’den, 17. yüzyılda ise Güney Amerika’dan ve özellikle de Brezilya’dan getirilen kahveye Türk kahvesi adının verilmesi, Kurukahveci Mehmet Efendi’nin geliştirdiği yöntem sayesinde oldu. Kavrulmuş ve öğütülmüş kahvenin pişirilmesinden servisine kadar tüm aşamalarda yapılanlar, zaman içinde bir tür ritüel halini aldı. Kurukahveci Mehmet Efendi fiyat konusunda da daima tüketici lehine bir politika izledi. Ve kahve fiyatlarının ucuzlamasını sağladı. Henüz işlerin başına yeni geçtiği dönemde, kahveyi daha düşük fiyattan satmaya başladı. Terazisinin dirhem kefesine müşteri lehine 5 dirhem koymayı da alışkanlık haline getirdi. O günden bu yana Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesi fiyatı piyasa ortalamasına göre normal düzeyde seyretmekte.

Kahvenin tarihini değiştiren dört insanı kısaca tanıttığımız bu yazımızı bitirirken, online ofis marketiniz Ofix üzerinden satışı devam eden tüm kahve çeşitlerine kahveler kategorimizden ulaşabileceğinizi belirtmek istiyoruz.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Girişimcilik

2025’te Beyan Edilen Gelir 2,3 Katrilyon TL’yi Aştı

Yayınlandı

tarihinde

2025 yılında 5 milyon 586 bin 760 mükellef yıllık gelir vergisi beyannamesi verdi. Beyan edilen toplam matrah 2 trilyon 394 milyar TL’ye ulaşırken, tahakkuk eden gelir vergisi tutarı 710 milyar TL’yi geçti.

Rakamlar büyük ama asıl dikkat çeken nokta, beyanname sürecinin artık yalnızca mali müşavirlerin takip ettiği teknik bir konu olmaktan çıkması. Serbest çalışanlardan şirket ortaklarına, kira geliri elde edenlerden birden fazla işverenden ücret alanlara kadar geniş bir kesim için gelir beyanı doğrudan gündemde.

İş dünyası tarafında bu tablo, kayıtlı gelirlerin ve vergi uyumunun ne kadar önemli hâle geldiğini gösteriyor. Özellikle büyüyen işletmelerde, gelir-gider takibinin düzenli yapılması; istisna, indirim ve belgelerin yıl içinde kontrol edilmesi son dakikadaki sürprizleri azaltıyor.

Kısacası beyanname dönemi geldiğinde hesap yapmak yerine, yıl boyunca düzenli takip yapmak gerekiyor. Çünkü finansal disiplin sadece vergi zamanında değil, işletmenin günlük kararlarında da fark yaratıyor.

Okumaya Devam Et

Girişimcilik

Martı’dan Sürücüsüz Araç Hamlesi: Türkiye’de Yeni Dönem Başlayabilir

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’nin önde gelen mobilite platformlarından Martı, sürücüsüz ulaşım teknolojileri için önemli bir iş birliğine imza attı. Şirket, ABD merkezli otonom sürüş teknolojileri geliştiricisi Tensor ile yaptığı anlaşmayla gelecekte yapay zekâ destekli sürücüsüz araçları platformuna entegre etmeyi hedefliyor.

Bu iş birliğiyle birlikte Martı kullanıcıları, ilerleyen dönemde uygulama üzerinden sürücüsüz paylaşımlı araç çağırma imkanına kavuşabilir. Ancak bu sistemin hayata geçmesi için yalnızca teknik altyapının değil, Türkiye’deki yasal düzenlemelerin de tamamlanması gerekiyor.

Seviye 4 Otonom Sürüş Teknolojisi Kullanılacak

Tensor’un geliştirdiği araçlar, Seviye 4 otonom sürüş teknolojisine sahip. Bu teknoloji, belirli yol ve trafik koşullarında insan müdahalesine ihtiyaç duymadan aracın tamamen kendi kendine hareket edebilmesini sağlıyor.

Martı’nın planı, bu araçları kademeli olarak filosuna dahil ederek şehir içi ulaşımda yeni bir dönem başlatmak.

Türkiye, Otonom Ulaşım Sürecine Hazırlanıyor

Son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde sürücüsüz araç testleri hız kazanırken, Türkiye de bu dönüşüme hazırlanıyor. Martı ile Tensor arasındaki iş birliği, otonom ulaşım teknolojilerinin ülkemizde yaygınlaşması adına atılan önemli adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Şirket yetkilileri, yapay zekâ destekli ulaşım çözümlerinin şehir içi mobilitenin geleceğinde önemli rol oynayacağını vurguluyor.

Ne Zaman Kullanıma Sunulacak?

Şimdilik sürücüsüz araçların Türkiye’de ne zaman hizmet vermeye başlayacağına ilişkin resmi bir tarih paylaşılmış değil. Sürecin; testler, yasal izinler ve teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından ilerlemesi bekleniyor.

Yine de Martı’nın bu yatırımı, Türkiye’de sürücüsüz paylaşımlı ulaşımın artık uzak bir gelecek değil, üzerinde çalışılan somut bir hedef olduğunu gösteriyor.

Okumaya Devam Et

Girişimcilik

Elon Musk’ın yapay zeka girişimi xAI’de taşlar yerinden oynamaya devam ediyor.

Yayınlandı

tarihinde

Ayın başında tablo şuydu: 11 kurucu ortaktan sadece ikisi şirkette kalmıştı.
Şimdi o iki isim de yok. Business Insider’ın aktardığına göre Manuel Kroiss ve Ross Nordeen da xAI ile yollarını ayırdı.

Kroiss’in yakın çevresine ayrılık kararını ilettiği konuşuluyor. Nordeen’in ise cuma günü şirketten ayrıldığı söyleniyor.

Musk kısa süre önce xAI için “ilk seferde doğru kurulmadı” demişti. Şirketin şu an baştan, daha sağlam bir şekilde yeniden kurulduğunu ifade ediyor. Bu arada xAI’nin SpaceX tarafından satın alınmasıyla birlikte SpaceX, xAI ve X (eski Twitter) aynı çatı altında toplandı. Tüm bunlar olurken SpaceX’in halka arz planları yaptığı da konuşuluyor.

Kroiss ve Nordeen doğrudan Musk’a bağlı çalışan iki kritik isimdi. Kroiss, şirketin pretraining ekibini yönetiyordu. Nordeen ise Musk’ın en yakınındaki operasyon isimlerinden biriydi. Daha önce Tesla’da çalışan Nordeen’in, Musk’ın Twitter’ı satın aldığı dönemdeki büyük işten çıkarmaların planlanmasında da rol aldığı biliniyor.

TechCrunch da konuyla ilgili xAI’ye ulaşıp yorum istemiş durumda.

Kaynak : TechCrunch

Okumaya Devam Et

Trendler