Bizi Takip Edin

Lifestyle

Kış Aylarında Ofiste Hastalıklardan Korunmanın 10 Temel Kuralı

Yayınlandı

tarihinde

Kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın 10 temel kuralı Ofix Blog'da...

Kış aylarında düşen hava sıcaklıkları, vücut direncimizi düşürüyor ve hastalıklara zemin hazırlıyor. Günün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz ofisimizde hastalıklar kolayca yayılabiliyor. Hem günlük hayatımızı, hem de iş hayatımızı olumsuz etkileyen hastalıklardan korunmak için bazı konulara dikkat etmemiz şart. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın 10 temel kuralı hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Ofisinizi sık sık havalandırmalısınız.

Kış aylarında ısınma ihtiyaçlarımız artıyor. Ofisimizin sıcaklığı düşmesin diye çoğu zaman ofisimizi havalandırmayı ihmal edebiliyoruz. Ofiste ısınmak için eğer klima kullanıyorsanız ve üstelik, klimanızın filtresini temiz tutmuyorsanız, havayla bulaşan enfeksiyonlara çok daha kolay yakalanabilirsiniz. Bu nedenle, kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın 10 temel kuralı listemizde ilk sıraya ofisi sık sık havalandırmayı koyuyoruz. Gün içinde yeterince temiz hava girişi sağlanmayan ortamlarda enfeksiyonlar hızla yayılacağı için ofisinizi sık sık havalandırmayı ihmal etmemelisiniz. Eğer çoğunlukla kapalı bir alanda çalışmak durumunda kalıyorsanız kesinikle hava temizleme cihazları ile bulundurğunuz alanda temiz hava ihtiyacınız karşılamalısınız.  

Ofis sıcaklığınıza dikkat etmelisiniz.

Kış aylarında ofis sıcaklığımızı korumak zorlaşıyor. Ofis sıcaklığı konusunda ideal aralık 20 ile 26 derece arasındadır. Ofis sıcaklığınızın 26 derecenin üzerine çıkması, terlemeye bağlı olarak vücudunuzda sıvı kaybını arttırır ve baş ağrısı, mide bulantısı gibi şikayetlere yol açar. Kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın 10 temel kuralı içinde ofis sıcaklığınızı 20 ile 26 derece arasında tutmaya dikkat etmelisiniz. Ofisinizde ısı kaybı yüksekse, pencere ve kapı bantları ile ısı izolasyonu sağlayabilirsiniz. Pencere ve kapılarınızın kasa kısımlarında çatlak veya kırılmalar oluşmuşsa, silikon kullanarak bu kısımları kapatabilirsiniz.

Temizlik ve hijyeni ihmal etmemelisiniz.

Günün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz ofisimizde hastalıklara yakalanmamak için temizlik ve hijyen konusuna büyük özen göstermeliyiz. Ofis temizliği için yapılması gereken işler günlük, haftalık ve aylık olarak değişebilmekte. Ofisinizde en sık kullandığınız alanların günlük temizliği çok önemli. Kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın 10 temel kuralı içinde günlük temizliğinizi sıkı tutarsanız hem hastalıklara yakalanma riskiniz azalır hem de haftalık ve aylık temizlik işleriniz azalır. Ofisinizde kendi çalışma alanınıza gösterdiğiniz özeni tuvalet ve banyo temizliği için de göstermelisiniz. Bu gibi ortamlarda çamaşır suları mikroplara karşı etkin bir koruma sağlamakta.

Ellerinizi sık sık yıkamalısınız.

En sık kullandığımız ofis araç ve gereçleri, mikropların yayılması için en elverişli yüzeylerdir. Ofis eşyalarımızın üzerinde mikroplar kolayca çoğalıp yayılabilir. Bu gibi durumların önüne geçmenin en iyi yolu, bu araçları kullandıktan sonra ellerimizi yıkamaktır. Kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın 10 temel kuralı içinde elleri sık sık yıkamak konusuna büyük özen göstermelisiniz. Gün içinde ayrıca, ofis eşyalarınızı ıslak mendiller ile temizlemeniz de etkili bir yöntemdir. Fakat ellerinizi su ve sabun kullanarak temizlemenizi tavsiye ederiz. Çünkü ıslak mendillerle el temizliği hijyen koşullarını sağlamakta yetersiz kalabilmekte.

Hasta kişiye fazla yaklaşmamalısınız.

Hava yoluyla bulaşan birçok hastalıkta mikroplar, öksürük ve hapşırmayla 2 metreye kadar yayılabilmekte. Ofisinizde hasta bir iş arkadaşınız varsa, aranızdaki mesafenin 2 metreden az olmamasına dikkat etmelisiniz. Kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın 10 temel kuralı içinde bu konuda özellikle de öksürük ve hapşırma anlarında kendinizi korumalısınız. Öksüren veya hapşıran bir kişiye 2 metreden yakın olmanız durumunda solunum yoluyla mikrop geçişlerini engellemeniz zorlaşır. Mikroplar dolaylı yoldan bulaşabileceği gibi doğrudan temas yoluyla da bulaşabilir. Bu noktada özellikle de tokalaşma konusuna dikkat etmelisiniz. Enfeksiyona yakalanmış bir arkadaşınızla tokalaşmamayı tercih edebilirsiniz.

Özel eşyalarınızı kimseyle paylaşmamalısınız.

Ofiste kullandığımız özel eşyalarımız da yine, mikropların kolayca yayılabileceği yüzeyler arasındadır. Özellikle de kişisel bakım ürünlerinin paylaşılması, ofiste enfeksiyonların kolayca yayılmasına yol açmakta. Kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın 10 temel kuralı içinde özel eşyalarımızı kimseyle paylaşmamalı, başkalarının özel eşyalarını kullanmamalıyız. Ofisinizde eğer karton bardak değil de cam bardak veya kupa kullanılıyorsa, kendi bardak veya kupanızı çekmecenizde saklayabilir, temizliğini bizzat kendiniz sağlayabilirsiniz.

Bağışıklık sisteminizi güçlendirmelisiniz.

Kış aylarında vücut direncimiz çok kolay düşüyor ve hastalıklara daha kolay yakalanıyoruz. Vücut direncimizi yükseltmek için bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz şart. Kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın 10 temel kuralı içinde bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için her şeyden önce sağlıklı beslenmeliyiz. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineralleri günlük olarak yeterince aldığımızda, vücut direncimizi korumak daha kolay olacaktır. Kış aylarında bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için protein, probiyotik ve prebiyotik, yeşil sebze ve kabuklu deniz ürünleri ile kuruyemiş tüketimimizi arttırabiliriz. Böyle bir beslenme programı sayesinde vücudumuzda antikor üretimi artacak ve hastalıklara yakalanma riskimiz azalacaktır.

Yeterince su içmelisiniz.

Günlük su tüketimi konusundaki farkındalıklar bahar ve yaz aylarında artıyor. Oysa, kış aylarında da terlemeye bağlı olarak vücudumuzun su kaybı yüksek düzeylerde olabilmekte. Gün içinde yeterince su tüketmediğimizde başta ishal olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlıyoruz. Kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın kuralları içinde günlük ortalama 2000 kalorilik bir beslenme programınız varsa, tüketeceğiniz su miktarı kesinlikle 2 litrenin altına inmemeli. Hamilelerde ise bu miktar, 2.5 litreden az olmamalı. Ve tabii, bu miktarı çay, kahve veya bitki çaylarıyla değil, doğrudan içme suyuyla karşılamalısınız.

Uyku düzeninizi korumalısınız.

İyi ve kaliteli bir uyku, hastalıklar karşısında vücut direncimizi korumamıza büyük katkı sağlıyor. Kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın kuralları içinde günlük ortalama 6-8 saat arasında uyumaya dikkat etmelisiniz. Uyku sağlığı için yatış ve kalkış saatlerinizi olabildiğince sabit tutmaya çalışmalı, aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya dikkat etmeli, hafta sonunu uyuyarak geçirmemelisiniz. Vücudunuz için gerekli besinleri günlük düzenli şekilde alarak sağlıklı beslenebileceğiniz gibi, sağlıklı uykuyu da günlük düzenli şekilde almalısınız.

Egzersiz yapmalısınız.

Kış aylarında vücudumuzun hareket miktarı azalıyor. Buna bağlı olarak kas ve eklem ağrılarını daha fazla hissedebiliyoruz. Kış aylarında ofiste hastalıklardan korunmanın kuralları içinde basit egzersizler yaparak bu sorunların üstesinden gelebilirsiniz. Örneğin başı yavaşça öne, arkaya ve yanlara doğru eğmek, omuzları yukarı doğru 3 saniye kaldırmak, öne ve arkaya doğru hareket ettirmek gibi basit egzersizler yapabilirsiniz. Oturduğunuz yerde ellerinizi açıp kapatabilir, ayak bileklerinizle daire çizebilir, belinizi yanlara ve geriye doğru esnetebilirsiniz. Bu egzersizler sayesinde kas ve eklem sağlığı açısından pek çok riski ortadan kaldırabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Editörün Seçtikleri

Kasko Fiyatlarını Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Yayınlandı

tarihinde

Araç sahiplerinin poliçe yenileme dönemlerinde en çok merak ettiği konuların başında kasko fiyatları gelir. Aynı model iki aracın sahiplerinin farklı primler ödemesi birçok kişinin kafasını karıştırabilir. Kasko primi araç, sürücü ve poliçe kapsamına dair onlarca farklı unsura bağlı olarak hesaplanır.

Kasko Fiyatları Neye Göre Belirlenir?

Kasko fiyatları neye göre belirlenir sorusunun cevabı sigorta şirketlerinin yürüttüğü kapsamlı risk analizinde saklıdır. Aracın markası, modeli ve üretim yılı, kasko priminin temelini oluşturan Kasko değer listesi üzerinden değerlendirilir. Bu listeye göre belirlenen rayiç bedel yükseldikçe olası bir hasar durumunda ödenecek tazminat tutarı da artacağından prim de buna paralel şekilde yükselir. Bunlara ek olarak aracın yaşı da önemli bir belirleyicidir. Sıfır araçlarda yüksek piyasa değeri nedeniyle primler yüksek seyrederken orta yaşlı araçlarda yedek parça bulunabilirliği sayesinde genellikle daha uygun fiyatlar ortaya çıkar. Çok eski araçlarda ise teknik risklerin artması nedeniyle primler tekrar yükselebilir. HDI Sigorta, araç ve sürücü profiline uygun kapsamlı kasko çözümleriyle ihtiyaçlara en uygun teminat yapısını oluşturmanıza yardımcı olur. Doğru teminatlar ve güncel risk analiziyle hazırlanan bir kasko teklifi hem bütçeyi korur hem de olası bir hasar durumunda maddi açıdan güvence altına alır.

Kasko Fiyatlarında Poliçe Kapsamının Etkisi

Kasko fiyatları nasıl belirlenir konusunda araç ve sürücü özelliklerinin yanında, poliçeyi satın alırken yapılan tercihler de fiyatı doğrudan şekillendirir. Muafiyet uygulaması bunun en belirgin örneklerinden biridir. Hasar durumunda belirli bir oranı kendi üstlenmeyi kabul eden sürücüler primlerinde ciddi indirimler elde edebilir. İhtiyari Mali Mesuliyet, ikame araç, orijinal cam teminatı gibi ek teminatlar poliçenin koruma kapsamını genişletirken maliyeti de bir miktar artırır. Öte yandan araca eklenen takip cihazı, alarm sistemi gibi güvenlik donanımları hırsızlık riskini azalttığı için prim üzerinde olumlu bir etki yaratabilir. Tek sürücü indirimi ve bazı meslek gruplarına özel avantajlar da poliçe fiyatını etkileyen diğer unsurlar arasında yer alır.

Kasko Fiyatlarını Etkileyen Diğer Unsurlar

Yukarıda sayılan temel faktörlerin dışında aracın kullanım amacı da prim hesaplamasında rol oynar. Ticari amaçla ya da yoğun şekilde kullanılan araçlar şahsi kullanımdaki araçlara kıyasla daha yüksek risk taşıdığından daha yüksek primlere tabi tutulabillir. Benzer şekilde aracın yedek parça maliyeti de belirleyicidir. Lüks ya da ithal segmentte yer alan araçların onarım maliyetleri yüksek olduğundan kasko primleri de buna paralel şekilde artar. Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, her araç sahibi için farklı ve kişiselleştirilmiş bir prim ortaya çıkar.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Arabada Kablosuz Şarj Telefonu Neden Isıtıyor?

Yayınlandı

tarihinde

Arabada telefonu kablosuz şarja bırakıyorsunuz, bir süre sonra elinize aldığınızda cihaz neredeyse cayır cayır yanıyor. Peki neden?

Kablosuz şarj, enerjiyi kablo yerine manyetik alan üzerinden aktarıyor. Ancak bu sistem tamamen kayıpsız çalışmıyor. Aktarım sırasında kaybolan enerjinin bir kısmı ısıya dönüşüyor.

Telefonun şarj pedi üzerinde yanlış konumda durması da ısınmayı artırabiliyor. Bobinler tam hizalanmadığında şarj verimliliği düşüyor ve daha fazla ısı ortaya çıkıyor.

Bir de işin araç tarafı var. Navigasyon, GPS, mobil veri, CarPlay veya Android Auto aynı anda çalışırken telefon zaten ciddi enerji harcıyor. Üzerine bir de güneş altında kablosuz şarj eklenince cihazın ısınması pek şaşırtıcı değil.

Isınmayı azaltmak için ne yapabilirsiniz?

Telefonu şarj pedine düzgün yerleştirin, çok kalın kılıfları çıkarın ve mümkünse telefonu doğrudan güneşte bırakmayın. Araç içini serin tutmak da işe yarayabilir.

Telefon rahatsız edecek kadar sıcak hale geliyorsa şarja biraz ara vermek en doğrusu.

Kısacası kablosuz şarj çok pratik, ancak telefonunuz sürekli fazla ısınıyorsa kablo hâlâ en serin seçenek olabilir.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

LinkedIn yeni Instagram mı?

Yayınlandı

tarihinde

Instagram’ın son yıllardaki en büyük değişimi yeni özellikler ya da arayüz güncellemeleri değil, kullanıcı davranışları oldu.

Bir zamanlar insanlar bu platforma günlük hayatlarından kesitler paylaşmak, arkadaşlarının neler yaptığını görmek ya da hoşuna giden anları arşivlemek için giriyordu. Tatiller, aile buluşmaları, gün batımları, kahve fotoğrafları… Instagram’ın temelinde sosyal paylaşım vardı.

Bugün ise platformun kullanım amacı büyük ölçüde değişmiş durumda.

Artık birçok kişi Instagram’ı ürün satmak, müşteri kazanmak, kişisel marka oluşturmak veya uzmanlığını sergilemek için kullanıyor. İçerik üreticileri, girişimciler, danışmanlar ve markalar için Instagram, yalnızca bir sosyal medya uygulaması değil; aynı zamanda bir pazarlama ve satış kanalı.

Bu değişim doğal olarak kullanıcıların karşılaştığı içerikleri de dönüştürdü.

Feed’de artık arkadaşlarınızın paylaşımlarından çok;

  • “Bunu nasıl başardım?”
  • “10 adımda…”
  • “DM’den yazın.”
  • “Link biyoda.”

gibi satış ve kişisel marka odaklı içeriklerle karşılaşmak oldukça sıradan hale geldi.

Elbette bunda yanlış olan bir durum yok. Dijital dünya değişiyor ve platformlar da kullanıcıların ihtiyaçlarına göre evriliyor. Instagram’ın iş geliştirme, pazarlama ve girişimcilik açısından sunduğu fırsatlar da yadsınamaz.

Ancak bu dönüşümün bir sonucu da var.

Instagram, insanları birbirine bağlayan bir sosyal ağ olma kimliğinden uzaklaşıp, herkesin kendini ve işini görünür kılmaya çalıştığı dev bir vitrine dönüşüyor.

Belki de bu yüzden birçok kullanıcı, eski Instagram’ı özlediğini söylüyor. Çünkü platform artık daha az “sosyal”, daha fazla “profesyonel” hissettiriyor.

Bu değişim aynı zamanda ilginç bir soruyu da beraberinde getiriyor:

LinkedIn yeni Instagram mı ?

Belki tam anlamıyla değil. Ancak kişisel marka oluşturma, uzmanlık sergileme, müşteri kazanma ve profesyonel ağ kurma gibi amaçlar düşünüldüğünde, iki platform arasındaki sınır her geçen gün biraz daha belirsizleşiyor.

Birkaç yıl sonra Instagram ile LinkedIn arasındaki en belirgin farkın, kullanıcıların paylaştığı içerikler değil; sadece platformların kültürü olması kimseyi şaşırtmayabilir.
Belki de ihtiyaç duyduğumuz şey, Instagram’ın eski haline dönmesi değil; insanları yeniden birbirine bağlayacak yeni bir platformun ortaya çıkmasıdır.

Kim bilir… Belki de Silikon Vadisi’nde bugün birileri bunun üzerinde çalışıyordur.

Ve eğer gerçekten ilk günkü Instagram hissini yaşatacak yeni bir sosyal ağ çıkarsa, sanırım hiçbirimiz “Hayır, ben mevcut platformlarda kalayım.” demeyiz.

Okumaya Devam Et

Trendler