Bizi Takip Edin

Lifestyle

DDoS saldırısı nedir?

Yayınlandı

tarihinde

DDoS saldırısı hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Günümüzde siber güvenlik teknolojileri, fiziksel güvenlik teknolojilerinden daha önemli hale geldi. Siber güvenlik risk analizleri, internet üzerinden iş yapan kurumlar açısından büyük önem taşıyor. Siber güvenliği tehdit eden konulardan biri olan DDoS saldırısının teknik yönden kolay ve maliyetinin düşük olması, pek çok suç örgütünün bu konuya yoğunlaşmasına neden oldu. Öyle ki internet üzerinden çalışan sistemleri durma noktasına getirebilen DDoS saldırısını sırf tehdit ve şantaj amaçlı kullanan birtakım yapılar mevcut. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, DDoS saldırısı hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

Kısaca DDoS Saldırısı

Türkçeye dağınık servis engelleme olarak çevrilebilen DDoS (Distributed Denial of Service) saldırısı kısaca, kötü amaçla bir hedefe normalin üzerinde internet trafiği yönlendirerek ilgili servisin normal kullanıcıları tarafından erişime engellenmesi demek. Bir örnekle açıklamak gerekirse, bir mağazanın girişinin 50 müşterinin girebileceği kadar büyük olduğunu düşünelim. Bu mağazadan alışveriş yapılmasını engellemek isteyen bir kişi, para verip 200 kişi toplamış ve mağazanın girişine doldurmuş olsun. Bu sırada gerçekten alışveriş yapmak isteyen bir müşteri, kalabalıktan içeri giremeyeceği için hizmet alamayacaktır.

Teknik açıdan birçok detayı bulunan DDoS saldırısı, temelde binlerce farklı bilgisayar üzerinden belli bir adrese doğru istek göndererek web sunucusunun kaldıramayacağı noktaya eriştiğinde çökertilmesini hedefler. Bu işlem için daha çok bilgisayarlarına virüs veya korsan yazılım bulaştırılmış sıradan internet kullanıcıları tercih edilir. Bu kullanıcılar genellikle, kaynağı belli olmayan e-postayla gelen bir eklenti açtığında veya sosyal medya ağlarından indirdikleri birtakım oyunlar ya da uygulamalarla bu virüs veya korsan yazılımlara maruz kalır. Böylelikle bilgisayarları veya internete bağlı mobil cihazları birer zombi haline gelir. Virüsler veya korsan yazılımlar yayıldıkça, zombi sayısı belli bir büyüklüğe ulaşır. DDoS saldırısı sırasında zombilere aynı anda sinyal gönderilerek hedef siteye doğru trafik oluşturmaları sağlanır.

DDoS saldırısı sırasında kullanıcılar, çoğu zaman bu durumun farkında değildir. İnternete bağlı bilgisayarları veya mobil cihazları arka planda hedef siteye ulaşmaya çalışır. Zombi haline getirilen cihazlar dünyanın herhangi bir yerinde olabileceği için bu saldırılara dağınık (distributed) adı verilmekte. Üstelik, DDoS saldırısı sırasında zombi cihazlar kullanıldığı için saldırıyı aslında kimin başlattığını tespit etmek neredeyse imkansız. Hal böyle olunca, pek çok devlet kurumu, özel şirketler ve bireysel kullanıcılar, DDoS saldırısı riskine karşı güvenlik önlemlerini arttırmaya çalışıyor.

DDoS saldırısı hangi siteleri hedef alır?

Küresel düzeyde yüksek profilli bir siber saldırıdır ve hedef sitelere zarar vererek ülke ekonomilerini ciddi kayıplara sürükleyebilir. Siber dünyadaki iş hacmi, DDoS saldırısı konusunda en önemli motivasyon kaynağı. Dijitalleşme ve e-dönüşüm konularının öne çıktığı küresel ekonomide DDoS saldırısı riski, aslında internet üzerinden iş yapan tüm siteler için geçerli. Bu saldırılar tüm dünyada şirketlerin itibarlarına zarar veriyor, satışların düşmesine ve borsada değer kaybetmelerine yol açıyor. DDoS saldırıları en çok online alışveriş siteleri ve bankaları hedef alıyor. Ayrıca, resmi kurumların internet siteleri ve online bahis siteleri de hedef alınabilmekte.

DDoS saldırısı nasıl anlaşılır?

Bir internet sitesine DDoS saldırısı düzenlendiğinde, sistem hızı normale göre çok yavaşlar. Zombi cihazlar üzerinden normalin üzerinde ağ trafiği oluşturulduğu için web sunucusu bu yükü kaldıramaz. Sunucunun kapasitesi sınırlı olduğu gibi, sunucuyu internete bağlayan kanalın kapasitesi de sınırlıdır. Aşırı miktarda gelen UDP, SYN ve GET/POST istekleri karşılanamadığı için sistem, bazı veya tüm kullanıcı isteklerini yok sayar ve sonunda kullanılamaz hale gelir.

DDoS saldırısından korunmak için neler yapmak gerekir?

Saldırıları tümüyle önlemek için kesin bir yöntem olmasa da siber saldırı risklerini azaltacak, sistem güvenliğini arttıracak ve ağ altyapısını güçlendirecek bazı önlemlerden bahsedebiliriz. Her şeyden önce, ister bireysel kullanıcılar olsun, isterse kurumsal şirketler, internete bağlanan tüm cihazlarda güvenlik duvarı ve antivirüs programları etkin bir şekilde kullanılmalı. Antivirüs programları güncel olmalı, sistem güncellemeleri zamanında yapılmalı. Kurumsal bir şirkette çalışıyorsanız, ağ trafiğinizi anlık olarak izlemeli, olağan dışı bir durumla karşılaştığınızda ağ altyapınızı ve bant genişliğinizi buna uygun şekilde yapılandırmalısınız. İçerik dağıtım ağı (CDN) verilerinizi birden çok sunucuda saklamalı, DDoS saldırısını fark ettiğiniz anda yedek sunucuyu devreye almalısınız.

Bireysel kullanıcılar DDoS saldırısından korunmak için, internette kullandıkları siteleri, özellikle de alışveriş yaptıkları siteleri çok iyi tanımalı. Üyesi olmadığınız sitelerden veya kaynağı belirsiz adreslerden gelen e-postaları açmamalısınız. Phishing (oltalama) saldırısı ile gönderilen linkleri tıklarsanız, açılacak ekranları doldurmasanız bile linkle birlikte bilgisayarınız veya mobil cihazınızda kayıtlı şifrelerin ve dijital verilerin ele geçirilmesi mümkündür. Bilgisayarınızda veya mobil cihazlarınızda kullandığınız şifreler, istenmeyen birçok durumu önlemede oldukça faydalıdır. Bu cihazları yalnızca siz kullansanız bile her ihtimale karşı şifrelerinizi kayıt etmemelisiniz. SSL sertifikası olmayan internet sitelerine güvenmemeli, sosyal medya ağlarından herhangi bir oyun veya uygulama indirmemelisiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
3 Yorum

1 Yorum

  1. remta satış

    1 Eylül 2020 saat 12:46

    Sektörümüzden dolayı bize de DDoS saldırısı yapıyorlar. Bilgilendirme için teşekkürler.

  2. SEO

    16 Ocak 2021 saat 13:47

    Yakın bir zamanda saldırı aldığımız saldırı şekli. Datacenter dan aldığımız bilgiye göre sırf bu saldırıyı yapabilmeleri için ciddi para harcamışlar. Ücretsiz bir saldır şeklinin olmadığı belirtilmişti. Ama önlenebiliyor.

  3. Harun

    6 Nisan 2022 saat 12:31

    Son zamanlarda artan saldırı şekli. Herkesi bilgilendirmek bence çok iyi bir davranış. Elimden geldiğince yaymaya çalışıyorum bende.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler