Bizi Takip Edin

Lifestyle

Koronavirüsü Birlikte Yeneceğiz!

Yayınlandı

tarihinde

Koronavirüsü Birlikte Yeneceğiz!

Merhaba sevgili beyaz yakalılar, hayatın yavaş yavaş normale dönmeye başladığı bir günde yeniden birlikteyiz. Sizi bilmem ama Ofixboy kardeşiniz bendeniz, 11 Mayıs itibariyle AVM’lerin yeniden açılmasına çok sevindim. Bu elbette her şeyin bittiği anlamına gelmiyor, fakat bir şeylerden başlamak lazımdı. Bu adım bence çok isabetli oldu. Maske ve eldivenlerimizi takacağız, hayatımızı “yeni normaller”e göre yaşamaya devam edeceğiz. 

AVM’lerin yeniden açılması, yaklaşık 2 aydır kapalı kalan işyerlerinde geri dönüş için hazırlıkların başlamasını sağladı. Ve tabii bu durum, koronavirüsten korunma önlemleri çerçevesinde dezenfeksiyon işlemlerinin önemini arttırdı. Pazarın ihtiyaçlarını yakından takip eden ve etkin çözümler üreten benim sevgili şirketim Ofix.com‘da kurumsal müşterilerimiz için dezenfeksiyon uygulaması içeren paket oluşturduk. Bu hafta sizlere biraz bu konudan bahsetmek istiyorum.

Koronavirüs hastalığına yol açan SARS-CoV-2 virüsünün sabun dahil pek çok temizlik maddesiyle etkisini yitirdiği bilinmekte. Bununla birlikte, 1 mm’nin milyonda biri ölçeğine indirgenmiş iyonların soğuk sisleme yöntemiyle uygulamasını içeren dezenfeksiyon işlemleri çok daha etkin sonuçlar doğuruyor. Bu teknoloji sayesinde uygulamanın nüfuz etme oranı, yüzeylere tutunması ve etkin koruma süresi artıyor.

Ofix.com‘da kurumsal müşterilerimiz için hazırladığımız paket sayesinde işyerlerine, nano-gümüş iyon dezenfeksiyon uygulaması, havalandırma-iklimlendirme cihazları ve kanalları dezenfeksiyonu, hava filtreleri dezenfeksiyonu, yönlendirme levhaları ve bilgi yazıları ile sosyal mesafe şeritlerinden oluşan çözümler sunuyoruz. Gerek sitemizdeki başvuru sayfasından, gerekse satış ekibimizin çalışmalarıyla müşterilerimize ulaşıyoruz. Müşterilerimizden gelen olumlu dönüşlerle beraber Mayıs sonu itibariyle uygulamaya başlayacağız. Henüz başvuru işlemi yaptırmadıysanız, gerekli işlemleri burayı tıklayarak yapabilirsiniz.

Instagram’da canlı yayınlara başladık.

Benim sevgili şirketim Ofix.com, Instagram‘ı çok etkin bir şekilde kullanıyor arkadaşlar. Sosyal izolasyona önem verdiğimiz ve evden çalışmaya devam ettiğimiz bugünlerde Instagram hesabımız üzerinden canlı yayın serisine başladık. “Ofisteki gibi her Cuma öğle molasında buluşalım!” konseptiyle başlattığımız canlı yayınlarda, farklı disiplinlerden ve alanında uzman konukları ağırlayacağız.

Geçen hafta gerçekleştirdiğimiz ilk canlı yayında konuğumuz, YOO Mimarlık dizayn ofis direktörü Seda Bilir Aksu oldu. “Evden çalışma alanı oluştururken dikkat edilmesi gerekenler” konulu etkinliğimizde Seda Bilir Aksu‘yla yaklaşık 40 dakikalık güzel bir canlı yayın gerçekleştirdik. Etkinliklerimizin ikincisini, uzman psikolog Burcu Türk‘le “pandemi dönemi ve sonrası iş hayatında çalışan psikolojisi” üzerine gerçekleştireceğiz. Etkinliklerimizin tarihini ve saatini buradan takip edebilirsiniz.

19 Mayıs Kutlu Olsun!

Bu vatan kolay kazanılmadı arkadaşlar, kıymetini iyi bilelim. Tüm okurlarımın 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun!

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler