Bizi Takip Edin

Lifestyle

Nefes darlığı nedir?

Yayınlandı

tarihinde

Nefes darlığı hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Sıcak yaz aylarında artan şikayetlerden biri olan nefes darlığı, ayrı bir sağlık sorunu olabileceği gibi başka birtakım hastalıkların da işareti olabilir. Nefes darlığı şikayeti olan hastaların yaşam kalitesi ve iş performansları ciddi ölçüde düşebilmekte. Korona önlemleri çerçevesinde kullanımı zorunlu hale gelen maskeler de yine nefes darlığı şikayetlerinin artmasına yol açmakta. Gün içinde nefes darlığı şikayeti yaşıyorsanız, bunun nedeni maskeler olabilir de olmayabilir de. Ofix Blog’da bu haftaki sağlık köşemizde, nefes darlığı konusunu ele alacağız. 

Kısaca Nefes Darlığı

Tıp literatüründe dispne olarak ifade edilen nefes darlığı, kişinin yeteri kadar nefes alamamasıdır. Normal durumlarda kişi, akciğer fonksiyonları düzgün şekilde çalıştığı için soluk alıp vermesini hissetmez. Nefes darlığında ise akciğerleri yeterince havayla dolmaz ve kişi, soluk alıp vermesini hisseder. Üstelik, soluk alıp vermesini güçlükle yerine getirir. Nefes darlığı şikayeti, nefesin yetmemesi veya hava açlığı çekme şeklinde ortaya çıkabilir. Nefes almada zorluk çeken hasta nefes kesilmesi ve nefes alamama hissi yaşar. Nefes yetmezliği nedeniyle rahat nefes alamamak ciddi bir sağlık sorunudur. Bunun yanı sıra nefes nefese kalma durumu da nefes darlığı başlığı altında değerlendirilmekte.

Nefes darlığı şikayeti olan hastalar, ağır efor gerektiren fiziksel aktiviteler yapmasalar bile soluksuz kalma ve çabuk yorulma şikayeti yaşarlar. Merdiven çıkmakta, hatta düz yolda yürümekte büyük zorluk çeken bu hastalar, dinlenme anlarında bile göğüs sıkışması hissedebilirler. En sık karşılaşılan nefes darlığı belirtileri herhangi bir olaya bağlı olmadan gelişen belirtilerdir. Nefes alamamak bazen somut birtakım olayların ardından da gelişebilir. Ve bu olaylar sona erince şikayetler sona erebilir. Örneğin spor veya ağır aktivitelere bağlı olarak gelişen akut nefes darlığı şikayetleri, akciğer ve kalpte oluşan baskı ortadan kalktığında kendiliğinden geçer. Kişi eğer dinlenirken de bu şikayeti yaşıyorsa, nefes darlığını ihmal etmeden mutlaka hekime başvurmalı.

Nefes darlığı belirtileri nelerdir?

Nefes darlığının en önemli belirtisi, nefes alıp vermede yaşanan güçlüktür. Nefes alamama durumuna bağlı olarak nefes daralması ve nefes açlığı çeken hastada hırıltılı solunum görülür. Ne kadar nefes alırsa alsın, hastada yeteri kadar nefes alamama hissi oluşur. Nefes darlığı ve öksürük çoğu zaman birbiriyle yakından ilgilidir. Nefes alırken zorlanma yaşayan hasta sıkça öksürmeye başlar. Yeterli nefes alamadığı için kendisini sürekli yorgun ve halsiz hisseder. Vücuda yeterince oksijen girişi sağlanmadığı için normalde rahatlıkla yapılabilecek aktivitelerde zorluk yaşar.

Nefes darlığına bağlı olarak yeterince oksijen alamayan hastalar, gece uykusunu tam uyuyamaz. Uyurken nefes alamama hissi uykunun kalitesini düşürür. Uykusu kesik ve kısa süreli olan hastalarda fiziksel ve bilişsel yeti kaybı oluşur. Dikkat dağınıklığı ve odaklanma güçlüğüyle başlayan bu belirtiler, zaman içinde bilinç bozukluğu ve hafıza kaybına kadar ilerleyebilir. Bu aşamada, nefes darlığına iyi gelen hareketler veya nefes darlığına iyi gelen bitkiler ile nefes darlığına kesin çözüm almak mümkün değildir. Nefes alma zorluğu, nefes açan bitkiler ile kısmen azaltılabilir. Nefes darlığına iyi gelen bitkiler veya hareketler, bu şikayetin ancak erken aşamadaki belirtilerini hafifletmeye katkı sağlar.

Nefes darlığının ileriki aşamalarında hasta, nefes alırken göğüs ağrısı hisseder. Kronik hale gelen ani öksürükler de yine bu aşamada görülebilir. Artan kronik öksürükler, kanlı balgam çıkarmasına neden olabilir. Balgam çıkarmada zorluk çeken hasta, öksürmekte de zorluk çeker. Beyaz balgam ve nefes darlığı çoğu zaman birbiriyle yakından ilişkilidir. Nefes alırken yaşadığı ağrılar nedeniyle boğulma hissi yaşayan hasta, gün içinde baş ağrısı ve baş dönmesi şikayetlerini sıkça yaşar. Daha ileriki aşamalarda kalp çarpıntısı, kilo kaybı ve ayaklarda oluşan şişlikler de yine nefes darlığı belirtileri arasındadır. Bu aşamada hasta, ağır bir fiziksel aktivite yapmasa bile nefes daralması yaşayabilir. Dinlenme sırasında soluk alıp vermede zorluk yaşanması da nefes darlığı belirtileri arasındadır.

Nefes darlığı nedenleri nelerdir?

Nefes darlığı nedenleri iki temel kategori altında incelenebilir. Bunlardan ilki, akciğere bağlı nedenler, ikincisi ise akciğere bağlı olmayan nedenlerdir. Nefes darlığı nedenleri çoğu zaman akciğere bağlı nedenler içinde gelişir. Akciğerde oluşan patolojiler, nefes darlığının oluşmasında en önemli nedenlerden biridir. Tıp literatüründe pnömoni olarak tanımlanan zatürre, nefes darlığının akciğere bağlı nedenleri arasında en sık karşılaşılan hastalıklardan biridir.

Akciğerde oluşan patolojiler arasında pnömotoraks olarak tanımlanan sönmüş akciğerler de nefes darlığına yol açmakta. Akciğer arterlerinde gelişen ani kan pıhtılaşması sonucu oluşan pulmoner emboli de yine nefes darlığının akciğere bağlı nedenleri arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra interstisyel akciğer hastalıkları olarak ifade edilen romatizmal hastalıklar, toz ve gazlara maruz kalma ve sigara kullanımı ile KOAH da nefes darlığı sebepleri arasında sayılabilir.

Nefes darlığının akciğere bağlı olmayan nedenleri arasında daha çok kalp sorunları belirleyicidir. Özellikle kalp yetmezliği ve tansiyon düşüklüğü durumunda nefes darlığı sıkça görülür. Bu konuda kalp sorunlarından sonra psikolojik sorunlar da önemli bir başlığı oluşturmakta. Özellikle panik atak ve anksiyete bozuklukları nefes darlığına yol açabiliyor. Soluk alıp vermeyi güçleştiren rahatsızlıklar da nefes darlığının nedenleri arasında. Dokulara yeterince oksijen taşınmasını engelleyen ve vücutta karbondioksit birikmesine yol açan bu hastalıklar arasında en önemlileri obezite ve yeme bozukluklarıdır.

Bu nedenlerden farklı olarak nefes darlığı şikayeti eğer akut olarak, yani aniden ortaya çıkıyorsa, bunun başka nedenleri olabilir. Örneğin kalp krizi geçirmekte olan hastalar, bir anda ve yoğun bir nefes darlığı yaşar. Solunum yolu tıkanıklıkları ve boğaza kaçan yabancı cisimler de nefes darlığının oluşmasına yol açabilir. Nedeni ne olursa olsun, nefes darlığı şikayeti yaşayanlar vakit geçirmeden en yakın sağlık kurumuna başvurmalı.

Nefes darlığı nasıl oluşur?

Akciğere bağlı nefes darlığının oluşumu, akciğer kapasitesinin düşmesiyle başlar. Hava yollarının daralmasına yol açan zatürre, astım, KOAH gibi hastalıklar, göğüste daralma hissi yaratır. Hava yolları tıkanan hastalar, yeterince nefes alamadığı için nefes açlığı hisseder. Akciğerlerde oluşan hırıltı ve ıslık sesine benzer sesin nedeni de yine hava yollarındaki tıkanıklıktır. Akciğer üşütmesi ve akciğer kanserinde hırıltının düzeyi yüksektir. Akciğer sönmesi yani pnömotoraks durumunda ise nefes darlığı çok daha ağrılıdır. Akciğerlerdeki kan damarlarında oluşan pıhtılaşma sonucu gelişen pulmoner embolide ise hasta, göğüs ağrısı şikayetlerini daha yoğun yaşar.

Kalbe bağlı nefes darlığının oluşumu ise kalpte oluşan baskıyla yakından ilgilidir. Spor veya ağır aktivitelere bağlı olarak gelişen akut nefes darlığı şikayetleri, bu baskı ortadan kalktığında kendiliğinden geçebilir. Bununla birlikte, kalbe bağlı nefes darlığının oluşumu genellikle ani olarak gelişmez, uzun zaman içinde gelişir. Özellikle dinlenirken oluşan şikayetler kalp yetmezliği ve kalp krizinin habercisi olabilir. Kişi nefes alıp vermesini sıklaştırarak bu durumları tolere etmeye çalışsa da kalıcı sonuç elde edemez. Ayrıca, kişide eğer kansızlık sorunu varsa, hemoglobin seviyesi normalin altında demektir. Bu durumda dokulara yeterince oksijen ulaşmadığı için kişi nefes darlığı hissi yaşayabilir.

Nefes darlığı tanısı nasıl konur?

Nefes darlığının sübjektif bir konu olması, tanı ve tedavi süreçlerini olumsuz etkilemekte. Nefes darlığını kişi çoğu zaman sık nefes alıp vermeyle geçiştirmeye çalışır. Çocuklarda nefes darlığı ise çok daha hayati sonuçlar yaratabilir. Çünkü çocuklar bu sorunu kolayca fark edemez. Nefes borusu darlığı nedeniyle yeterince oksijen alamayan çocuklarda çeşitli metabolik hastalıklar görülebilir. Bazen de kişi, üzerindeki psikolojik baskılar nedeniyle nefes almakta zorluk çekebilir. Ya da konuşurken nefes kesilmesi ve nefes sıkışması yaşayabilir. Ani nefes kesilmesi şikayetinden dolayı kendisini nefes darlığı hastası hissedebilir. Nefes açlığı çözümü için nefes egzersizleri yapmaya başlayabilir.

Tıbbi açıdan bakıldığında, nefes darlığı tanısı konulabilmesi için her şeyden önce, hastanın öyküsünün uzman hekim tarafından dinlenmesi gerekir. Hekimin yapacağı fizik muayenenin ardından hastaya akciğer grafisi, kan testleri ve solunum fonksiyon testleri uygulanır. İhtiyaç halinde tomografi, bronkoskopi, koroner anjiyografi gibi farklı testler de istenebilir. Bu testlerin sonuçlarına göre hastada nefes darlığının olup olmadığı tespit edilir. Nefes darlığının tedavisi için de yine hekime başvurmak gerekir. Nefes darlığına iyi gelen şeyler medikal tedavilerin yerini asla tutmaz. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonu nefes darlığı şikayetleri ihmal edilmesi halinde, akciğer hastalıklarının ilerlemesi hızlanır.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler