Bizi Takip Edin

Lifestyle

Obeziteyi önlemek için neler yapmak gerekir?

Yayınlandı

tarihinde

Obeziteyi önleme yolları hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Dünya Sağlık Örgütü‘nün yaptığı araştırmalara göre obezite, dünya genelinde hızlı bir artış içinde. Ülkemiz maalesef, obezitede dünya dördüncüsü, Avrupa birincisi. Ülkemizde her üç yetişkinden biri obez. Çocuklarda bu oran beşte bir düzeyinde. Son 20 yılda obezite 3 kat artarak hızlı bir yükseliş ivmesi yakaladı. Obeziteden kurtulmak için yapılan sağlık harcamalarında da her yıl yüksek bir artış kaydediliyor. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, obezite konusunu ele alacağız ve obeziteyi önleme yolları hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Obezite nedir?

Önce biraz obeziteden bahsedelim efendim. Dünya Sağlık Örgütü‘nün tanımına göre obezite, sağlığı bozacak şekilde vücutta anormal ve aşırı miktarda yağ birikmesidir. Halk arasında aşırı şişmanlık olarak bilinen obezitenin en önemli nedenleri sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, hormonal bozukluklar ve genetik yatkınlık olarak ifade edilebilir. Bununla birlikte, şişmanlık kavramından farklı olarak obez kavramı tıbbi bir terimdir ve bir kişiye obez denilebilmesi için vücut kitle indeksinin hesaplanması gerekir.

Vücut kitle indeksi nasıl hesaplanır?

Vücut kitle indeksi, obezite tanısı için kullanılan oldukça pratik bir yöntemdir. Bu yöntemde, vücudun kilogram cinsinden ağırlığı metre cinsinden boy uzunluğunun karesine bölünüyor. Çıkan sonuç 25’ten küçükse kişinin normal, 25-29 arasındaysa kilolu, 30 ve üzerindeyse obez olduğu kabul ediliyor.

Obezite niçin önemlidir?

Obezite ciddi bir sağlık sorunu olduğu gibi, beraberinde birçok hastalığa da yol açabilmekte. Özellikle de insülin direnci, diyabet, hipertansiyon ve kalp damar hastalıkları ile bazı kanser türleri ve kas iskelet sistemi hastalıkları obeziteyle yakından ilişkili. Dünya genelinde her yıl 3 milyona yakın kişi obezite ve yol açtığı sağlık sorunlarından dolayı hayatını kaybediyor. Obezite ayrıca, kişinin özgüven kaybı yaşamasına yol açıyor ve eğitim hayatı ile iş hayatını olumsuz etkiliyor.

Obeziteyi önleme yolları nelerdir?

Obezite konusunu bu şekilde kısaca ele aldıktan sonra, yazımızın bu kısmında obeziteyi önleme yolları hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. Fakat şunu özellikle vurgulayalım. Burada paylaşacağımız bilgiler yalnızca koruyucu hekimlik bağlamında olup hiçbir tedavi edici niteliğe sahip değildir. Eğer obezite şikayetiniz varsa, vakit geçirmeksizin hekiminize başvurup gerekli tedavi süreçlerini hekiminizin gözetiminde sürdürmelisiniz.

Sağlıklı beslenmelisiniz.

Obeziteyi önleme yollarından en önemlisi sağlıklı beslenmedir. Obeziteyi önlemek için her şeyden önce sağlıklı beslenmeli, günlük ihtiyaç duyduğunuz kaloriyi doğru şekilde karşılamalısınız. Daha çok sebze ağırlıklı beslenmeli, tükettiğiniz lif miktarını arttırmalı ve yüksek, hatta toksik kalori içeren gıdaları beslenme programınızdan çıkartmalısınız. Et tüketim şekliniz kızartma yerine ızgara olmalı. Fast food alışkanlığınız varsa bundan vazgeçmeli, yağda kızarmış yiyecekler ve asitli şekerli içeceklerden uzak durmalısınız. Nişasta ve beyaz unlu gıda tüketiminizi sınırlandırmalı, kızarmış veya közlenmiş besinler yerine mevsimlik sebzeler ve bakliyatları tercih etmelisiniz.

Özellikle de mevsim geçişlerinde fazla kilolardan kurtulmak için ezbere birtakım diyetlere yönelik ilgi artıyor. Oysa haftada 2, 3, hatta 5 veya 7 kilo verdirmeye dönük diyetlerin hiçbirine kesinlikle itibar etmemelisiniz. Çünkü ezbere diyetler, potansiyel bir metabolik sendrom nedenidir ve kişiyi zayıflatmaktan çok hasta eder. Obeziteyi önleme yolları içinde sağlıklı beslenme programınızı isterseniz bir diyetisyen gözetiminde hazırlayabilirsiniz. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu gıdaları dengeli tüketip günlük egzersizlerinizi yaparsanız, fazla kilolarınızdan kolayca ve sağlıklı bir şekilde kurtulabilirsiniz. Acele edip de ezbere diyetleri uygulamaya başlarsanız, orta ve uzun vadede daha büyük sağlık sorunları yaşayabilirsiniz.

Ara öğünleri sınırlandırmalısınız.

Beslenme konusunda en yaygın yanlışlardan biri, az ve sık yemek yeme alışkanlığıdır. Oysa, az bile olsa sık yemek yenildiğinde kan şekeri yükseliyor ve pankreasın insülin salgılaması gerekiyor. Midenin uzun süre boş kalması elbette asit düzeyini arttırır, fakat mideye kısa aralıklarla yiyecek gelmesi hem kan şekerini yükseltiyor, hem de hazmı zorlaştırıyor. Bu yanlış beslenme alışkanlığı nedeniyle kişide önce insülin direnci, ardından diyabetin gelişmesi mümkündür. Obeziteyi önleme yolları içinde ara öğünleri günde en fazla 2’yle sınırlandırmalı, ara öğünlerinizden birini 1 porsiyon meyve ile yapmalısınız. Bu sınırın üzerine çıktığınızda çeşitli sağlık sorunlarına kapı aralamanız mümkündür.

Meyve tüketiminiz günde 1 porsiyonu geçmemeli.

Her şeyin azı karar, çoğu zarar. Meyve tüketimi konusunda da aynı durum geçerli. Günde 1 porsiyondan fazla meyve tüketirseniz, kan şekeriniz yükselir, hızlı acıkır ve daha fazla kalori alırsınız. Meyveler, en güçlü antioksidan kaynaklarımızdan biridir ve vücudumuzda oluşan serbest radikallerle mücadelede çok önemli rollere sahiptir. Fakat fazla tüketilmeleri durumunda yarardan çok zarar verirler. Obeziteyi önleme yolları içinde günlük meyve tüketiminiz 1 porsiyonla sınırlı kalmalı. Ve tabii, her meyvenin 1 porsiyonunun farklı olduğunu da unutmamalısınız. Bazı meyveler için belirtmek gerekirse 1 porsiyon, 1 orta boy armut, 8-10 adet çilek veya dut, 1 küçük boy elma, ince 1 dilim karpuz veya kavun, 3-4 adet kayısı, 5-6 adet erik, 10-12 adet kiraz, yarım muz veya nar ile eşdeğerdir.

Bisküvi, kraker, gofret gibi atıştırmalıklardan uzak durmalısınız.

Masa başı işlerde çalışanlar, iş sırasında bisküvi, kraker, gofret gibi atıştırmalık tüketmeyi tercih edebiliyorlar. Eğer kilo sorununuz yoksa ve bu gibi ürünler sizi motive ediyorsa, aşırıya kaçmadığınız sürece bunları tüketebilirsiniz. Fakat kilo almaya başladıysanız ve obezite endişeniz varsa, atıştırmalık ürün tüketiminden kesinlikle uzak durmalısınız. Hacmi itibariyle küçük görünen bir bisküvi veya krakerde çok yüksek miktarda kalori bulunabilir. Gün içinde fazla hareket etmiyorsanız bunun anlamı fazla kilo demektir.

Günlük su tüketiminize dikkat etmelisiniz.

Hem sağlıklı yaşamak, hem de fazla kilolardan kurtulmak için günlük su tüketimi konusuna gereken önemi vermelisiniz. Günlük ortalama 2 bin kalorilik bir beslenme programınız varsa, tüketeceğiniz su miktarı kesinlikle 2 litrenin altında olmamalı. Ve tabii, tüketeceğiniz suyun içilebilir nitelikte olmasına dikkat etmelisiniz. Nitekim, bir suyun içilebilir nitelikte olması, yalnızca temiz olması anlamına gelmez. Temiz suların içilebilir nitelikte olup olmadığını çıplak gözle anlamak çok zor olduğu için, bu konuda çeşitli denetimler yapan ve raporlar yayınlayan kurumların uyarılarına kulak kabartmanızda yarar var. Ofisinizde su tüketirken de dikkatli olmalı ve bardak, su sebili ve damacanalar üzerinde gerekli hijyen koşullarının sağlanmasına özen göstermelisiniz.

Egzersiz yapmalısınız.

Vücudunuzda biriken aşırı kilolardan kurtulmak için egzersizlere önem vermeniz şart. Obeziteyi önleme yolları içinde egzersizlerin önemi büyük. Özellikle de kalça ve karın kaslarınızı çalıştıran egzersizler günlük rutinlerinizden biri haline gelirse, kilo vermeniz ve formda kalmanız kolaylaşır. Obezite nedeniyle kas ve eklem ağrıları yaşamaktaysanız, yüzme ve bisiklete binme gibi egzersizler bu sorunlardan kurtulmanıza da yardımcı olacaktır. Egzersiz süresini ise yarım saatten fazla tutmamanızda yarar var. Ağır egzersizleri uzun süre yapmak eklem sağlığının yanı sıra kalp sağlığı için de zararlı.

Kilonuzu takip etmelisiniz.

Aşırı kilolar başınıza bela olduğu için tartılmaktan kaçınıyorsanız, bunun doğru bir yaklaşım olmadığını belirtelim. Tam aksine, kendinizle yüzleşmeniz açısından gün aşırı tartılmaktan kaçınmamalısınız. Kilonuzu takip altına alırsanız, obezite konusundaki farkındalıklarınız artar ve aşırı kilolarla baş etmeniz kolaylaşır. Yeter ki, motivasyonunuzu ve mücadele azminizi yitirmeyin. Kilo verme sürecinizi hızlandırmak adına zayıflama ilacı kullanmaktan da kaçınmalısınız. Nitekim zayıflama ilaçları, obezite tedavisinde ancak hekim gözetiminde kullanılabilecek ilaçlardır. Bilinçsizce tüketilen zayıflama ilaçları, mide kanamasından kalp krizine kadar pek çok sağlık sorununu beraberinde getiriyor.

Hediye çaylar bizden, zayıflaması sizden!

Obezite konusunu ele aldığımız ve obeziteyi önleme yolları hakkında faydalı bilgiler paylaştığımız bu yazımızı bitirmeden önce, online ofis marketiniz Ofix.com‘da devam etmekte olan Çaykur Ürünlerinde Hediye Fırsatı! kampanyamızı hatırlatmak istiyoruz. Kampanyamız kapsamında Çaykur markasının 1000 gramlık Filiz, Tiryaki veya Kamelya çaylarından alanlara, zayıflamaya yardımcı olan ve vücut direncini yükselten Artı marka nane veya ıhlamur çaylarını hediye ediyoruz. Sitemizde devam etmekte olan diğer kampanyaları buradan inceleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler