Bizi Takip Edin

Lifestyle

Yenilikçi Şirket Olmada Kurumsal Dönüşümün Önemi

Yayınlandı

tarihinde

Kurumsal dönüşüm hakkında merak ettiğiniz konuları Ofix Blog'da bulabilir, şirketinizde kurumsal dönüşüm gerçekleştirebilirsiniz.

Küresel pazarda yenilikçi şirket olmada kurumsal dönüşümün önemi ortadadır. Nasıl mı? Çünkü birbirine benzeyen ürünler bu pazarda bolca olduğundan satıcılar ürünlerine kâr primi koyamayarak ya istedikleri kârı elde edememekte ya da iflasın eşiğine gelmektedirler. Yani söz konusu şirketler kurumsal dönüşüm gerçekleştiremedikleri için sürekli yeniliklere (inovasyonlara) gidemezler ve kârlı olarak büyüyemezler. Teknolojinin, bilişim teknolojisinin, daha açık bir ifadeyle internetin şekillendirdiği küresel pazar, adeta tek pazar haline gelmiştir. Bu nedenle de küreselleşme sürecinde emtialaşmadan kaynaklı kâr edememe sorununu tüm şirketler yaşamaktadır. 

Değişimden korkmamak gerek. Neden mi? Çünkü içinde bulunulan dönemdeki ortama ancak bu sayede adapte olunabilir. Laf kalabalığı yapıyorsun diyebilirsiniz; ama konunun önemi ortada. Ayrıca şirket yöneticilerine büyük sorumluluk düşmekte. Ne de olsa kurumsal dönüşümün gerekliliği de ortada. Yenilikçi şirketten kastettiğim nedir? Kısaca bundan da bahsetmek istiyorum. Yenilikçi şirket demek, sürekli yeniliklere gidebilen ve değişimi temele alan yenilikçi bakış açısına sahip şirket demektir. Peki diyeceksiniz yenilikçi şirket olmada kurumsal dönüşümün önemi nedir? Hemen belirteyim de kafanızda soru işareti kalmasın. Günümüzde yeniliklere hemen her şirket gidebilmekte; ama yenilikçi şirket olamamaktadır. Başka bir deyişle sürekli yeniliklere gidebilen şirketlerin sayısı fazla değildir. 

Şirket yöneticileri şirketlerini kurumsal dönüşüme uğratmazlarsa ürün ve hizmetlerine kâr primi koyamazlar. Çünkü müşteri ürün alırken yeni (ve farklı) özelliği olan ürünü tercih ederek fiyat farkını ödemeye razı olmaktadır. Peki diyeceksiniz birbirine benzeyen ürünlerin bolca olduğu küresel pazarda müşteri davranışı nasıldır? Bundan da bahsedeyim. Müşteri, birbirine benzeyen ürünlerden en ucuz olana yönelmektedir. Bu da şirket kapasite oranlarını düşürdüğünden kârlı olarak büyüyememe sorununa yol açmaktadır. Yaptığınız işin senaryosunu değiştirmezseniz yolda yaya kalırsınız. Yeni iş modelleri geliştirmeniz anlamlı büyümeniz için, kârlı olarak büyümeniz için elzem olmaktadır. Kısacası yaptığınız işi farklılaştırarak, yani iş modeli inovasyonuna giderek pekala kârlı büyüyebilirsiniz. 

İnovasyon nedir?

Farklı anlamları olan inovasyon kelimesi ülkemizde yenileşim ve yenilik anlamlarında kullanılmaktadır. Ben ise inovasyonu yenilik anlamında ele aldım. Başlıca anlamları icat, keşif ve buluş da olan bu kelimenin toplamda 50 farklı anlamı olduğu bilinmektedir. “İnovasyon da nereden çıktı?” diyebilirsiniz. Son yılların popüler kelimesi inovasyon, bir şirket için can suyu demektir. “Son yıllarda kârlarımız önemli oranda eridi”, “Artık para kazanamıyoruz”, “Bu gidişle batacağız” türünden lafları hemen hepimiz duymuşuzdur. Küreselleşmenin kıskacındaki şirketlerimizin yöneticilerinin söylediği bu laflarda haklılık payı var. Çünkü küreselleşme sürecinde adeta tek pazar söz konusu olduğundan şirketlerin kârı erimekte ve önlem almayanlar için iflas çok yakın olmaktadır. 

Kârı elde ettiren yeniliklere; uygulanmayanı uygulayıp kâr elde etmeye, alt pazar yaratan yeniliklere veya yepyeni pazarlar yaratan yeniliklere, bir şirkette ticari iyileşmeye neden olan yeni ve farklı uygulamalara inovasyon diyebiliriz. Ancak her yenilik, inovasyon olarak algılanmamalıdır. Kısacası yeniliğin, kârı da beraberinde getirmesi gerekmektedir. Farklılaşma yoluyla CRM gözetilerek inovasyona gidildiği bir realitedir. Müşterinin ihtiyaçlarının, sıkıntılarının ve şikayetlerinin göz önünde bulundurularak yeniliklere gidilmesi sonucunda, müşterinin temele alınmasıyla kârdan kâra koşabilirsiniz. Burada empati yapmak; yani müşterinin yerine kendinizi koymak zorundasınız. Ancak bu sayede kârı beraberinde getiren yeniliklere gidebilirsiniz. Günümüzde pazarlama anlayışı değişmiş; yeni pazarlama anlayışı “MİY” (İngilizce kısaltmasıyla CRM) olarak adlandırılmıştır. MİY; yani “müşteri ilişkileri yönetimi” pazarlama stratejisi, en temelde müşteri nezdinde sadakat yaratmaya dayanır. Peter Drucker‘ın da belirttiği üzere “her firmanın işi müşteriyi elde tutmaktır.” 

Emtialaşma süreci neyi ifade eder?

Değişimlerin hızlı yaşandığı dünyamızda deyim yerindeyse hiçbir şey yerinde saymamaktadır. Ünlü filozof Herakleitos‘un da belirttiği üzere “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” Sürekli yeniliklere gidebilen şirketler (yenilikçi şirketler), değişimden korkmayan şirketlerdir. Değişime ayak uydurmayan (kurumsal dönüşüme uğramayan) şirketler, kapasite kullanım oranını arttıramazlar. Yani kârlı büyüyemezler. Küreselleşme sürecinde müşteri davranışları da değişmekte ve bu durum şirketleri sıkıntıya sokmaktadır. Kısacası küresel pazarda nasıl pazar değiştiyse müşteri davranışları da değişmiştir. Önce kısaca küresel pazardan, sonra da müşteri davranışlarından bahsederek konuya giriş yapalım. 

Küresel pazar, bilişim teknolojisi sayesinde adeta tek pazar haline gelmiş ve bu pazarda birbirine benzer ürünler satışa konmuştur. Bundan dolayı da müşteri en ucuz ürüne yönelmiş ve şirketler kâr edemez duruma gelmiştir. Bu da söz konusu şirketlerin eninde sonunda batacağının göstergesi olmuştur. Peki bu sorundan çıkış yolu var mıdır? Hemen belirteyim. Evet, bu sorundan çıkış yolu vardır. Yeni kârlılık alanları bulursanız, yaptığınız işe farklılık katarsanız ya da küresel pazarda sattığınız ürünlere farklı özellikler eklerseniz kârınızı önemli oranda arttırmış olursunuz. Tabii kurumsal dönüşüme giden şirketler için bu belirtilenler söz konusu olmaktadır. Kısacası yenilikçi şirket olmak, yenilikçi şirket bakış açısına sahip olmak için kurumsal dönüşüm şarttır. Bilişim toplumunda ya da Yoneji Masuda‘nın ifadesiyle enformasyon toplumunda farklılaşma yoluyla inovasyonlara gidildiği de bir realitedir. 

Emtialaşma kaynaklı sorundan çıkış yolu nasıl mümkündür?

Emtialaşma kaynaklı sorun, kâr edememe sorunudur. Bu sorundan çıkış yolu ise değişimi temele alan kurum kültürüne sahip olmak için kurumsal dönüşümün gerçekleştirilmesidir. Ancak bu sayede sürekli yeniliklere gidilerek ürünlere kâr primi konabilir. Bu dönemde teknolojinin etkisiyle hızlı taklit etme yeteneği gelişmiştir. Ama söz konusu şirketler yeniliklere sürekli gidememektedir. Bunu aşmanın yolu, personel yönetiminden organizasyona kadar kurumsal dönüşümün gerçekleştirilmesidir. Bu sayede kapasite kullanım oranları arttırılır ve kârlı büyüme gerçekleştirilir. Bu bağlamda şirket yöneticilerinin kurumlarını dönüşüme uğratmaları elzemdir. 

Yaptığınız işi farklılaştırdığınızda yeni kârlılık alanları yaratır ve emtialaşmadan kaynaklı kâr edememe sorunundan kurtulursunuz. “Peki, bu nasıl olacak?” dediğinizi duyar gibiyim. Hemen belirtmek gerekirse iş modeli inovasyonuna giderek bunu başarabilirsiniz. Aynı sektörde ya da alanda (kârın eridiği sektörlerde) rekabet etmek isterseniz hatalara sürüklenir ve tabir yerindeyse deveye hendek atlatmak zorunda kalırsınız. Değişim rüzgarlarını arkanıza alarak içinde bulunulan dönem ve ortama göre davranmanızda fayda var. Aksi takdirde kârlı olarak büyüyemediğiniz gibi sonunda da batarsınız. Şirket yöneticileri, şirketlerini kurumsal dönüşüme uğratarak krizlere dahi dayanıklı hale getirirler. Ve hatta kriz dönemlerinde bile şirketlerini kârlı olarak büyütmektedirler; yani anlamlı büyüme söz konusu olmaktadır. Kriz döneminde farklı ürün üretimine gidebilen yenilikçi şirketler her daim avantajlı olmaktadır. 

Başarının Sırrı Kurumsal Dönüşüm Projesi

Kriz dönemlerinde iş modeli inovasyonuna giden şirketler daha başarılı olmaktadır. Buna bir örnek olarak, Toshiba ile UPS Kargo işbirliğinden bahsetmek istiyorum. Toshiba mühendisleri, UPS Kargo elemanlarını bilgisayar tamiri konusunda eğiterek şirket bünyesinde tamir servisi kurulmasına ön ayaklık etmişler ve sonuçta yapılan işin senaryosu değiştirilmiştir. Bu sayede, bilgisayar tamiri sürecinin uzamasıyla ilgili şikayetler azalmış, her iki şirket de kârını ve marka bilinirliğini önemli oranda arttırmışlardır. Kısacası, yeni ve farklı iş modelleri geliştirenler rekabette bir adım önde olmaktadır. Yaptığınız işin senaryosunu değiştirdiğinizde, yeni kârlılık alanları bulmuş olursunuz. 

Bu bakımdan, “Kurumsal dönüşüm nedir?” sorusunun kısaca cevaplanması, konunun açıklığa kavuşturulması açısından elzemdir. Şirketin personel yönetiminden organizasyonuna kadar dönüşüme uğratılması kurumsal dönüşüm olarak tanımlanabilir. Kurumsal dönüşüm içinde teknoloji yatırımı, insana ve Ar-Ge’ye yatırım gibi konular önem kazanmaktadır. En basitinden, şirketlerde inovasyon takımları oluşturularak bu takımlarda beyin fırtınası toplantıları yapılması söz konusu şirketler için başarının anahtarı olmaktadır. Bu takımlar, her departmandan uzmanların katılımıyla kurulabilir. Kurumsal dönüşüm kapsamında, sanayi toplumunun analizleri de terk edilmeli; SWOT analizi yerine 5N1K sorgulamasına gidilmelidir. Ancak bu sayede üretim öncesinden üretime, üretimden satış sonrasına kadarki tüm süreçler daha iyi değerlendirilerek maliyetler düşürülebilir, kârdan kâra gidilebilir. 

Bilişim toplumunda standartlaşmadan kurtulmak; yani farklılaşmak esastır. Farklılaşma yoluyla yeniliklere gidilir ve müşteri memnuniyeti ile müşteri sadakati artar. Günümüzde imaj toplantıları yerine grupça yapılan beyin fırtınası toplantıları daha önemli hale gelmiştir. Kurumsal dönüşüm kapsamında şirket yöneticileri beyin fırtınalarıyla farklılaşmanın önünü açıp iş modeli inovasyonunu sağlayacak olurlarsa, küresel rekabette öne çıkmayı başarırlar. Bu sayede müşteriler, farklılaşmış ürün veya hizmetlere konacak kâr primini ödemeye razı olurlar ve üstelik bu ürün veya hizmetleri başkalarına da tavsiye ederler. Günümüz koşullarında kitlesel reklamlardan ziyade kulaktan kulağa pazarlama yöntemleri daha başarılı sonuçlar doğurmaktadır. KDY‘de yeni yayınlanan Bukalemunun Akıllısı adlı kitabımda da belirttiğim üzere, emtialaşma sürecinde şirket yöneticilerinin misyonu değişmiştir. Bu misyon, yeniliği ve değişimi temele alan kurum kültürüne sahip olmada kurumlarını dönüşüme uğratmalarıdır.

Yaşar Karaçengel 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler