Bizi Takip Edin

Girişimcilik

Aziz Sancar: DNA onarımını aydınlatan bilim insanı…

Yayınlandı

tarihinde

Aziz Sancar ve bilimsel çalışmaları hakkında merak ettikleriniz Ofix Blog'da...

Türk bilim insanı Aziz Sancar, 1970’li yıllardan itibaren moleküler biyoloji alanında birçok çalışmaya imza attı. DNA onarımı konusundaki çalışmalarıyla 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü‘nü kazanan üç bilim insanından biri olmayı başaran Aziz Sancar, Orhan Pamuk‘tan sonra Nobel Ödülü kazanan ikinci Türk oldu. Mardin’de dünyaya gelen, İstanbul’da tıp okuyan, mezun olduktan sonra Mardin’e hekim olarak geri dönen Aziz Sancar, kazandığı burs sayesinde Amerika’ya gittiğinde henüz İngilizce bilmiyordu. Amerika’ya uyum sağlamada da oldukça zorlandı. Fakat DNA onarımı konusunda elde edilecek başarıların insanlık için önemini görüyor, bu motivasyonla çalışmalarını inatla sürdürüyordu. Hocası Claud Rupert‘ın yapamadığını yaparak onarım enzimlerini saflaştırıp sürecin nasıl işlediğini aydınlatması, moleküler biyolojide yeni bir sayfa açmasını sağladı. 2015 yılında iki bilim insanıyla birlikte paylaştığı Nobel Kimya Ödülü, Aziz Sancar ismini bilim alanında milli gururumuz haline getirdi. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, Aziz Sancar‘ın hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. 

Aziz Sancar kimdir?

Aziz Sancar, 8 Eylül 1946 tarihinde Mardin’in Savur ilçesinde çiftçi bir ailenin on çocuğundan yedincisi olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başladı, ailesine bahçe işlerinde yardım etti. Ailenin tüm bireyleri çiftçilikle uğraşıyordu. Kendi bahçeleri olan Sancar ailesi fakir olmasa da varlıklı bir aile de değildi. Kendi imkanlarıyla geçinmeye çalışırken ailenin tüm bireyleri işlere yardım ediyordu. Ceviz hasadı yapılacağı zaman küçük Aziz ağaçların tepesine tırmanıyor, cevizlerin toplanmasına yardımcı oluyordu. Okuma yazma bilmeyen annesi ve babası, çocuklarının iyi bir eğitim alması için ellerindeki olanakları seferber ediyordu. Küçük Aziz bir taraftan bahçe işlerine yardım ederken, bir taraftan da okumasını sürdürdü. İmkanlar kısıtlı olduğu için bazı şeylerden de mahrum kaldı. Örneğin, ortaokul ikinci sınıfa kadar okul harici bir ayakkabısı yoktu. Yaz aylarında yalın ayak dolaşıyordu. Buna rağmen ilk, orta ve lise eğitimini Mardin’de tamamladı. Lise yıllarında en büyük hayali ise futbolcu olmaktı. 

O yıllar hakkında “En büyük aşkım spordu. Kaleciydim ben. Mardin’de iki amatör takımdan birinin kalecisiydim. Reflekslerim çok iyiydi, o yüzden kaleciliği seçtim,” değerlendirmesini yapan Aziz Sancar, lise son sınıfa geldiğinde futbolcu olmaktan vazgeçti. Aziz Sancar‘ın bilim dünyasına adım atması bu sayede gerçekleşti. İlkokuldan lise son sınıfa kadar tüm derslerde birinci olan Aziz Sancar, sınavlardan hep 10 alıyordu. Kaleci olması durumunda eğitimine devam edemeyecekti. Okuyup iyi bir insan olmak, ülkesi için iyi işler yapmak en büyük idealiydi. Abileri içinde subay ve mühendis olmayı başaran isimler vardı. İyi bir eğitim almak konusunda rol modelleri abileriydi. Liseyi bitirdikten sonra üniversite için kimya ve tıp sınavlarına girdi. Sonunda tıp okumaya karar verdi ve 1963 yılında İstanbul’a gitti. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde 6 yıl süren tıp eğitimini 1969 yılında birincilikle bitirdi. Kazandığı bu başarı, Aziz Sancar‘ın başarı hikayesi içinde yalnızca bir ilk adımdı. 

Aziz Sancar’ın Amerika Yılları

Lisans eğitimini tamamladıktan sonra Aziz Sancar doğum yeri olan Savur’da bir sağlık ocağında 1.5 yıl doktor olarak görev yaptı. Doğup büyüdüğü yere hekim olarak dönen Aziz Sancar, bilimsel çalışmalarını sürdürmek istiyordu. 1970’li yıllarda ülkemizde yaşanan siyasi olaylar, Aziz Sancar‘ı bilimsel çalışmalardan koparmadı. Kendisi milliyetçi safta yer alıyor, ülkesinin geleceğinden endişe ediyordu. Fakat Türkiye’nin daha iyi noktalara gelmesinin yolunun sokak çatışmalarından geçmediğini görüyor, bilimsel çalışmalara yöneliyordu. Bu dönemde kazandığı TÜBİTAK bursu, Aziz Sancar‘ın hayatı içinde en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Johns Hopkins Üniversitesi‘nde başlayan Amerika’daki eğitim serüveni, daha sonra Dallas Teksas Üniversitesi‘nde devam etti. Dallas’ta moleküler biyoloji programına devam eden Aziz Sancar, DNA onarımı konusunda önemli çalışmaların içinde yer aldı. Kızılötesi ışınların hasar görmüş DNA üzerindeki etkileri konusunda doktora döneminde ve sonraki süreçte yaptığı çalışmalar, Aziz Sancar ismini moleküler biyolojide zirveye taşıdı. 

Aziz Sancar Amerika’ya gittiğinde henüz 26 yaşındaydı. Dallas Teksas Üniversitesi‘nde danışmanı Claud Rupert‘tı. Kızılötesi spektroskopi üzerine çalışmalar yapan Claud Rupert, kızılötesi ışığın çiçekler üzerindeki etkisi üzerine yoğunlaşmıştı. Bu çalışmalar sırasında, görünür ışık ile aktive olan enzimlerin DNA’daki hasarları onardığını gözlemledi. Fakat hangi enzimlerin hangi hücreleri onardığını aydınlatamadı. Deney için kullandığı hücrelerin hangilerinin hasarlı, hangilerinin yetkin olduğunu bilemiyordu. DNA onarımı sürecinin işleyişini aydınlatamadığı için standart bir prosedür geliştiremedi. Dallas Teksas Üniversitesi‘nde çalışmalarını sürdüren Aziz Sancar bu konuya çok ilgi duydu. DNA onarımı sürecinin nasıl gerçekleştiğini aydınlatmak, moleküler biyolojide bir devrime imza atabilirdi. DNA onarımı yoluyla başta kanser olmak üzere pek çok hastalığa çare bulunabilir, kalıtımsal hastalıklar tarihe karışabilirdi. Böylelikle yüksek lisans ve doktora çalışmalarında bu konuya odaklandı. Hocası Claud Rupert‘ın yapamadığını yaparak onarım enzimlerini saflaştırıp sürecin nasıl işlediğini aydınlattı. 

Aziz Sancar’ın Bilimsel Çalışmaları

Aziz Sancar Amerika’ya gittiğinde İngilizce bilmiyordu. 6 ayda öğrendiği İngilizceyle derslerinde hızla ilerledi. Amerika’ya uyum sağlaması ise pek kolay olmadı. Hatta bir dönem okulu bırakarak Mardin’e döndü. Ancak vazgeçmeye niyeti yoktu. DNA onarımı konusu biyokimya alanında bir devrime imza atabilir, birçok hastalığın tedavisinde umut ışığı olabilirdi. Bu yönüyle Aziz Sancar‘ın başarı hikayesi, başarıya giden sürecin kararlılık ve azimden geçtiğinin en somut örneklerinden biriydi. Çalışmalarını sürdürebilmek için yeterli kaynağı yoktu. Aldığı burs eğitim masrafları için yeterli olmadığı gibi, insani ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmiyordu. Gecelerini araştırma laboratuvarının bodrum katında geçiriyor, duş ihtiyacını karşılamak için yangın hortumunu kullanıyordu. Durumun fark edilmesi üzerine kendisine burs bulundu ve çalışmalarını sürdürmesi sağlandı. Zor koşullar altında tamamladığı doktorasının ardından Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde çalışmaya başladı. Doçentliğini DNA onarımı alanında tamamladıktan sonra Kuzey California Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü‘nde profesörlüğe atandı. 

Bilimsel çalışmaları sırasında Aziz Sancar, fotoliyaz enziminin yapısını çözmeyi başardı ve “DNA molekülü nasıl tamir edilir?” sorusunun cevabını buldu. Fotoliyaz enziminin işlevi, ışık enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürmekti. Bu enzimin oluşmasını sağlayan geni klonlayan ve bakterilerde çoğaltan Aziz Sancar, enzimin nasıl çalıştığını aydınlattı. Biyokimya alanında bilinen binlerce enzim içinde yalnızca fotoliyaz enzimi, işlevini ışık enerjisiyle yerine getirmekteydi. Genin kodladığı enzim sayesinde kızılötesi ışınları, hasar görmüş DNA’nın onarımını kusursuz şekilde gerçekleştiriyordu. 1977 yılında tamamladığı doktora çalışmasında DNA onarımını ortaya koyan Aziz Sancar, böylelikle birçok alanda yeni çalışmaların başlamasını sağladı. DNA onarımı mümkün olduğuna göre kanserle mücadele de mümkün olabilirdi. Vücutta işlevini yitiren hücrelerin DNA onarımıyla eski haline getirilmesi, yaşlanma mekanizmalarını yavaşlatabilirdi. DNA’nın yapı taşı olan nükleotidler, enzimlerle izole edilerek çıkarılabilir, hasarlı bölgenin doldurulmasıyla DNA onarımı sağlanabilirdi. Bu yönteme, “çıkarma yoluyla nükleotid tamiri” adını verdi. 

Aziz Sancar ve DNA Onarımı

DNA onarımı konusunda daha önce pek çok bilim insanı çalışma yapmış olsa da süreci aydınlatan kişi Aziz Sancar oldu. Sancar‘ın DNA onarımı ile ilgili çalışmalarının odak noktasında, onarımın ne zaman minimum, ne zaman maksimum düzeyde gerçekleştiğini belirlemek vardı. Bu başarıldığı takdirde onarım potansiyellerinin az olduğu durumlarda ilaç tedavisi uygulanabilirdi. İlaçların etkilerini arttırmak, yan etkilerini azaltmak için de DNA onarımı mekanizmasından yararlanılabilirdi. DNA kararlı bir molekül değildi. Vücutta biriken toksinler, UV ışınları, rastgele mutasyonlar ve diğer nedenlerle sürekli değişiyordu. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların büyük bölümü DNA’yı tahrip ediyordu. Vücuttaki DNA onarım mekanizmaları kanseri önleyemediği gibi, kanser hücrelerinin çoğalmasını sağlıyordu. DNA onarımı konusunun aydınlatılması, kanserle mücadelede büyük bir devrim anlamına gelebilirdi. Çıkarma yoluyla nükleotid tamiri yöntemi, kanser hücrelerinin normal hücrelerden daha önce öldürülmesini sağlayabilirdi. Kanser hücrelerinin çoğalmasını önleyecek bu yöntem sayesinde kanser ilaçlarının DNA’ya verdiği zararlar ortadan kalkabilirdi. 

Bilimsel çalışmaları sayesinde Aziz Sancar bugüne kadar pek çok ödüle layık görüldü. 1984 yılında ABD Ulusal Bilim Vakfı Genç Araştırmacı Ödülü‘nü kazanması, Aziz Sancar isminin bilim çevrelerinde büyük ilgi görmesini sağladı. 1990 yılında kazandığı Amerikan Fotobiyoloji Derneği Ödülü ile moleküler biyoloji alanındaki çalışmalarının başarısı bir kez daha tescillenmiş oldu. 1995 yılında ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü Ödülü‘nü kazandı. 1997 yılında ise TÜBİTAK Bilim Ödülü‘ne layık görüldü. 2004 yılında ABD Fen ve Sosyal Bilimler Akademisi Ödülü‘nü kazanarak ismini bilim çevrelerinde tekrar duyurdu. Bir yıl sonra Amerikan Ulusal Bilimleri Akademisi‘ne üye olan ilk Türk olmayı başardı. 2006 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Üyeliği‘ne kabul edilen Aziz Sancar, 2007 yılında Vehbi Koç Ödülü‘ne layık görüldü. 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü‘nü kazanarak ülkemize büyük bir milli gurur yaşattı. DNA onarımı ile ilgili olarak geliştirdiği Maxicell yöntemi, halihazırda pek çok araştırmacı tarafından proteinlerin saflaştırılması ve DNA’nın incelenmesi çalışmalarında kullanılmakta. 

Tüm okurlarımızın her gününün bir başarı hikayesi ile geçmesini diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Girişimcilik

Elon Musk’ın yapay zeka girişimi xAI’de taşlar yerinden oynamaya devam ediyor.

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ayın başında tablo şuydu: 11 kurucu ortaktan sadece ikisi şirkette kalmıştı.
Şimdi o iki isim de yok. Business Insider’ın aktardığına göre Manuel Kroiss ve Ross Nordeen da xAI ile yollarını ayırdı.

Kroiss’in yakın çevresine ayrılık kararını ilettiği konuşuluyor. Nordeen’in ise cuma günü şirketten ayrıldığı söyleniyor.

Musk kısa süre önce xAI için “ilk seferde doğru kurulmadı” demişti. Şirketin şu an baştan, daha sağlam bir şekilde yeniden kurulduğunu ifade ediyor. Bu arada xAI’nin SpaceX tarafından satın alınmasıyla birlikte SpaceX, xAI ve X (eski Twitter) aynı çatı altında toplandı. Tüm bunlar olurken SpaceX’in halka arz planları yaptığı da konuşuluyor.

Kroiss ve Nordeen doğrudan Musk’a bağlı çalışan iki kritik isimdi. Kroiss, şirketin pretraining ekibini yönetiyordu. Nordeen ise Musk’ın en yakınındaki operasyon isimlerinden biriydi. Daha önce Tesla’da çalışan Nordeen’in, Musk’ın Twitter’ı satın aldığı dönemdeki büyük işten çıkarmaların planlanmasında da rol aldığı biliniyor.

TechCrunch da konuyla ilgili xAI’ye ulaşıp yorum istemiş durumda.

Kaynak : TechCrunch

Okumaya Devam Et

Başarı Hikayeleri

Ayn Rand: “Ben merkezliyim” deyip kaçmayın… kadın bunu felsefeye çevirmiş

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Bir yerde mutlaka denk geldiniz:
Atlas Shrugged efsane” diyen biri…
Ya da LinkedIn’de “birey ol, sürü olma” temalı bir paylaşım.

Peki kim bu Ayn Rand ve neden hâlâ konuşuluyor?

Spoiler: Bencilliği savunuyor ama sandığınız gibi değil.

Kısaca Ayn Rand kim?

Ayn Rand, 1905’te Rusya’da doğuyor, genç yaşta ABD’ye göç ediyor. Romanlarıyla hem edebiyat hem de felsefe dünyasında olay yaratıyor.

En bilinen kitapları:
The Fountainhead ve Atlas Shrugged

Ama asıl bomba: Kendi felsefesini kuruyor → Objektivizm

Objektivizm ne diyor?

Çok basit üç cümleyle özetleyelim:

1. Gerçeklik gerçektir.
“Ben öyle hissediyorum” demek, gerçeği değiştirmez.

2. En büyük rehber akıl.
Hisler değil, mantık karar verir.

3. Hayatının amacı: kendi mutluluğun.
Evet, kulağa iddialı geliyor.

“Rasyonel bencillik” meselesi

Rand’ın bencillikten kastı:
“Kimseyi ez geç” değil.

Daha çok şu:
Kendi hayatını ciddiye al.
Kendi emeğini savun.
Başkaları için kendini sürekli feda etmek zorunda hissetme.

Yani:
“Kendini yok sayma” diyor aslında.

Biraz da magazin tarafı..

  • Hollywood’da figüranlık yapmışlığı var.
  • Hatta gelecekteki eşiyle bir film setinde tanışıyor.
  • Bir tiyatro oyunu yazıyor ve jürisini seyirciler arasından seçtiriyor. (Evet, interaktif içerik 1930’lar edition.)

Kadın içerik üreticiliği olayını zamanından önce çözmüş.

Neden bu kadar tartışılıyor?

Çünkü şunu söylüyor:
“Toplum için yaşamak zorunda değilsin.”

Kimi bunu özgürleştirici buluyor,
kimi fazla sert.

İki taraf da haksız sayılmaz.

Son soru:

Kendi mutluluğunu merkeze almak mı daha cesur bir duruş, yoksa fazla mı ‘ben merkezli’?

Yorumlarda düşünceler serbest

Okumaya Devam Et

Girişimcilik

Cüneyt Arkın: Sinemaya adanmış bir hayat…

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Cüneyt Arkın'ın başarı hikayesi Ofix Blog'da...

28 Haziran Salı günü sanat dünyamızdan bir yıldız kaydı. Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncusu Cüneyt Arkın hayatını kaybetti. 300’den fazla sinema filmi, birçok dizi ve tiyatro oyununda seyircisine unutulmaz anlar yaşatan Cüneyt Arkın‘ın vefatı ülkemizde büyük bir üzüntü yarattı. Yeşilçam melodramlarının yakışıklı jönü, oynadığı her rolü adeta yaşadı, her rolün hakkını verdi. 1970’li yıllarda rol aldığı tarihsel içerikli filmlerde Malkoçoğlu, Kara Murat, Battal Gazi karakterleriyle milli bilinci güçlendirdi. Yenilmez ve yiğit direnişçi rolleriyle Türk insanının gönlünde taht kurdu. Filmlerinde dublör kullanmayı reddetti. Bu nedenle sayısız kaza geçirdi. Aldığı yaralar bedeninde kalıcı hasarlar meydana getirdi. Fakat en ufak bir pişmanlık duymadan yoluna devam etti. Oyunculuğun yanı sıra senaristlik, yönetmenlik ve yapımcılık alanlarında da önemli başarılara imza attı. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, Cüneyt Arkın‘ın hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. Bu vesileyle kendisine rahmet, yakınlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz. 

(daha&helliip;)

Okumaya Devam Et

Trendler