Bizi Takip Edin

Lifestyle

Çay makinesinde tasarruf nasıl yapılır?

Yayınlandı

tarihinde

Çay makinesinde tasarruf yöntemleri Ofix Blog'da...

Merhaba sevgili okurlarım! Tasarruf konulu blog dizimin 16. bölümüne hoş geldiniz. Önceki bölümlerde tasarruf yöntemleri hakkında neler anlattım neler… Bu dizi böyle daha kaç bölüm gider, bilmiyorum. Ama emin olun, anlatacağım daha çok şey var. Bu hafta çay makinesinde tasarruf yöntemleri paylaşacağım. İster ofislerde olsun, isterse evlerde çay makineleri uzunca bir süredir hayatımızın bir parçası. Elektrikle çalışıyor olmaları en önemli avantajları. Fakat gereksiz ve yanlış kullanımları enerji sarfiyatını arttırıyor. Hepimizin bildiği gibi devir tasarruf devri. Tasarruf konusunda elimizdeki tüm imkanları kullanmamız gerekirken çay makinesinin enerji israfını görmezden gelemeyiz. Özellikle kalabalık ofislerde bu ürünler ciddi bir israf kaynağı haline gelebilir. Bu konuda işverenler gerekli önlemleri mutlaka alıyordur. Aksine pek ihtimal vermiyorum. Çünkü artan maliyetler herkesin malumu. Bu hafta paylaşacağım yöntemler umarım ofis ve ev bütçenize küçük de olsa güzel bir katkı sağlar. Hadi bakalım, başlıyoruz. Çay makinesinde tasarruf yöntemleri işte huzurlarınızda… 

İhtiyaçlarınıza uygun bir çay makinesi kullanın.

Çay makinesinde tasarruf yöntemleri listemin ilk sırasında, ihtiyaçlara uygun bir çay makinesi kullanmak var sevgili arkadaşlar. Günümüzde küçük ev aletleri üreticileri ürün tasarım süreçlerinde birçok detayı dikkate alıyor. Eskiden çay makineleri arasındaki en önemli farklılık hacim farklılığıydı. Oysa günümüzde hacim farklılığının yanı sıra başka özelliklerle çay makinesi çeşitleri gelişti. Bazı çay makinesi modelleri, kullanıcıya neredeyse hiç iş bırakmadan mükemmel bir çay deneyimi sunuyor. Oysa ihtiyaçları karşılamaktan uzak çay makineleri kullanım güçlüğü ve israf yaratıyor. Piyasada çeşitli çay makinesi modelleri bulmanız mümkün. Bunlar arasında sizin için en uygun olanı, ihtiyaçlarınıza en uygun olanıdır. Makinenizde örneğin su kaynadığında otomatik kapanma özelliği veya su soğuduğunda otomatik açılma özelliği varsa bazı durumlarda bu özellikler çay keyfinize keyif katar. Fakat bazı durumlarda bu özellikler israf kaynağı haline gelebilir. Çay tüketim alışkanlıklarınızı doğru değerlendirirseniz ihtiyaçlarınıza en uygun ürünü kolayca seçersiniz. Bu sizi gereksiz kullanım şekillerinden kurtarır. 

Kalabalık bir ev veya ofis için çay makinesi arıyorsanız, geniş hacimli bir çay makinesi seçmeniz gerekir. Piyasada çaycı olarak bilinen ürün çeşitleri bazı durumlarda yeterli olur. Ancak daha geniş hacimler için çay otomatı kullanmanız gerekir. Günümüzde birçok ofiste ve evde çaydanlıkların yerini çay makineleri almakta. Çay makinesinde çay demlemek birçok bakımdan daha pratiktir. Ancak ihtiyaçlarınızı karşılamaktan uzak çay makineleri çay keyfinize gölge düşürür. İster dökme çay olsun, isterse poşet çay kullanarak makinenizde lezzetli bir çay hazırlayabilirsiniz. Fakat örneğin 20 kişilik bir ofiste en iyi çay makinesi çeşitleri bile yetersiz kalır. Bu gibi durumlarda çay otomatları daha faydalıdır. Oysa çay otomatlarında çayın demlenme süresinin uzun olması, kullanıcıları çay makinelerine yönlendirmekte. Hayır arkadaşlar, çay makinesinde tasarruf yöntemleri bağlamında ihtiyaçlarınızı doğru şekilde belirlemelisiniz. En geniş çay makinesi çeşitleri bile kalabalık ofisler için uygun değildir. Bunların yerine çay otomatlarını kullanmak gerekir. 

Enerji tasarruflu ürünleri tercih edin.

Çay makinesinde tasarruf yöntemleri içinde bir diğer yöntem enerji tasarruflu ürünleri tercih etmektir sevgili arkadaşlar. Günümüzde beyaz eşyalarda enerji sınıfıyla ilgili farkındalıklar çok yüksek. Örneğin bulaşık makinesi almak istediğimizde ürünün hangi enerji sınıfında olduğunu kolayca görüyoruz. Oysa çay makinelerinde enerji sınıfıyla ilgili farkındalıklar henüz yeterli düzeye ulaşmadı. Çay makinelerinin çok küçük bir bölümünde enerji sınıfı hakkında bir bilgi mevcut. A+++ ifadesini taşıyan ürünler tasarruf yöntemleri bağlamında her zaman için daha avantajlıdır. Ürün bilgileri kısmında bu ifadeyi görmüyorsanız, ürün açıklamalarını mutlaka okuyun. Açıklamalar kısmında “enerji tasarruflu” ifadesi varsa bu önemli bir tercih nedenidir. Günümüzde birçok çay makinesi çeşidinde dual ısıtma sistemi mevcut. Bu sistem, yüzde 90 oranında enerji tasarrufu sağlamakta. Eğer iyi bir çay makinesi arıyorsanız, ürünün rengi ve tasarım detaylarından ziyade enerji sarfiyatını inceleyin derim. Enerji tasarrufu özelliğine sahip olmayan ürünlerin rengini ve modelini beğenmeniz tercih nedeni olmamalı. 

Ürünün teknik özelliklerini iyi öğrenin.

Hangi ürün söz konusu olursa olsun, bir ürünü en verimli şekilde kullanmanın yolu ürün özelliklerini iyi bilmektir sevgili arkadaşlar. Günümüzde elektrikli çaydanlık çeşitleri farklı ihtiyaçlara uygun pratik çözümler sunuyor. Örneğin saat ayarı bunlardan biridir. Kullandığınız çay makinesinde böyle bir özellik varsa çay programınızı kolayca yaparsınız. Makinenizde çay türü ayarı, lezzet ayarı, miktar ayarı gibi farklı pek çok özellik bulunabilir. Bu özellikler sayesinde çayı istediğiniz şekilde demlersiniz. Çayı beğenmeyip yenisini demlemeye çalışmazsınız. Örneğin su sertliği ayarı, çayı sert veya hafif demlemeyi sağlar. Veya miktar ayarını kullanarak çayı ihtiyacınız ölçüsünde demlemeniz mümkün. Çay makinesinde tasarruf yöntemleri bağlamında bu tür özellikler çok faydalıdır. İyi bir çay demlemenin püf noktaları çay makinelerinin teknik özellikleri sayesinde kolayca gerçekleşir. Diğer taraftan, çay makinelerinin teknik özellikleri arttıkça çaycı fiyatları artmakta. Örneğin konuşan çaycı fiyatları daha yüksektir. Ancak sevgili arkadaşlar, ihtiyaçlarınıza en uygun ürünü seçerseniz bu maliyet tasarrufla size geri döner. 

İhtiyacınızın üzerinde su ve çay kullanmayın.

Bakın arkadaşlar, israfla ilgili olarak bu konu çok önemli bir konudur. Çünkü ihtiyacın üzerinde su ve çay kullanmak çok yaygın bir israf şekli. Bu hatayı yapıyorsanız ivedilikle vazgeçin derim. Ayrıca çevrenizde bu hatayı yapan birilerini görürseniz uyarmaktan da geri durmayın. Çay makineleri tek seferde çok miktarda çaya ulaşmak için özel bir tasarıma sahiptir. Hangi marka olursa olsun, çay semaveri kullanarak çok miktarda çaya hızlı ve kolay şekilde ulaşırsınız. Fakat tek bardaklık çay için bardak poşet çay daha iyi bir seçimdir. Aksi durumda ne yazık ki su ve çay tüketiminiz artar. Buna ek olarak enerji sarfiyatınız da artar. Su, çay ve elektrik artık epeyce pahalı. İhtiyacınızın üzerinde su ve çay kullanarak yapacağınız israf ev ve ofis bütçesinde gereksiz yük oluşturur. Çay makinesinde tasarruf yöntemleri bağlamında bu konuya da dikkat etmek lazım. Düşük tüketim şekilleri için bardak poşet çayları tercih etmelisiniz. 

Çayı demledikten sonra makineyi otomatiğe alın.

Çay makinesinde tasarruf yöntemleri içinde en etkili yöntemlerden biri de çayı demledikten sonra makineyi otomatiğe almaktır sevgili arkadaşlar. Çay makinesinde çayı demledikten sonra iş bitmiyor. Bir de çayı taze tutmak lazım. Çayı demledikten sonra makinenizi otomatiğe almazsanız çayınız bayatlar. Bu da özellikle tiryakiler için kötü bir çay deneyimi anlamına gelir. Belki çayın taze mi bayat mı olduğunu anlamakta güçlük çekiyor olabilirsiniz. Fakat sevgili arkadaşlar, çay tiryakileri emin olun bunu kolayca anlar. Çayı demledikten sonra çay bitene kadar makinenin otomatikte kalması gerekir. Bunun anlamı, makinenin sürekli ısıtma yapması değildir. Çünkü makineniz sıcaklığı sabit tutmak için sadece gerektiğinde ısıyı arttırır. Çay makinelerinde çayı demleme süresi farklıdır. Ancak hemen hepsinde otomatiğe alma özelliği vardır. Çaycı modelleri ve fiyatları arasında seçim yaparken otomatik çalışma özelliği standart bir özelliktir. İyi bir elektrikli çay makinesi aldığınızda otomatik çalışma özelliğiyle güzel bir tasarruf yapmanız mümkün. 

Makinenizde kireç oluşmasına izin vermeyin.

Çay makinesinde tasarruf yöntemleri içinde bir diğer yöntem de çay makinesinde kireç oluşmasına izin vermemektir sevgili arkadaşlar. Hangi marka ve model çay makinesi kullanırsanız kullanın, makinenizin içinde zamanla kireç birikir. Demlik kısmı porselen veya cam olan çay makineleri bu konuda biraz daha avantajlı. Oysa çelik demliklerde kireç sorunu daha fazla oluşuyor. Üstelik çay demlemek için musluk suyu kullanıyorsanız, kireç sorunuyla daha sık karşılaşırsınız. Fakat içme sularının da kireç oluşmasına neden olması mümkün. Çay makinenizin içinde biriken kireç sadece çayın lezzetini bozmaz. Aynı zamanda da suyu ısıtma süresinin uzamasına neden olur. Ki bunun anlamı, gereğinden fazla enerji sarfiyatı demektir. Çay makinesinde tasarruf yöntemleri bağlamında makinenizdeki kireci temizleyerek önemli bir avantaj elde edersiniz. Kettle kireci nasıl temizlenir diye merak edenler gerekli bilgilere linki tıklayarak ulaşabilir. Ben bu konuyu daha önce ele almıştım. Düzenli aralıklarla kireci temizlediğinizde çay makinenizin enerji sarfiyatı düşer ve çayınızın lezzeti artar. 

Çay makinesinde tasarruf yöntemleri ile bu haftanın da sonuna geldik sevgili arkadaşlar. Haftayı kapatırken küçük bir hatırlatma yapayım. Benim sevgili şirketim Ofix, ofislerin en çok sipariş verdiği çay makinelerine uygun fiyat avantajıyla sahip olma fırsatı sunuyor. Sitemizde satışı devam eden tüm çay makinelerini çay makinesi kategorimizde inceleyebilirsiniz. Kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak için ise Ofix Plus üyesi olabilirsiniz. Tasarruf konulu blog dizim haftaya 17. bölümüyle huzurlarınızda olacak. Tekrar görüşünceye kadar hoşça kalın.

Ofixboy… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler