Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ayak bakımı nasıl yapılır?

Yayınlandı

tarihinde

Ayak bakımı hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Yaz aylarının gelişiyle birlikte vücudumuzda oluşan ter miktarı artıyor, terden beslenen bakterilerin yarattığı kötü kokular istenmeyen durumlara yol açabiliyor. Ayak bakımını ihmal eden kişilerde oluşan ayak kokusu nedeniyle özgüven kaybı yaşanıyor, iş performansı ve verimlilik düşüyor. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, ayak bakımı hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Ayak bakımı için ılık su ve antibakteriyel sabun kullanabilirsiniz.

Ayak bakımı için günde yalnızca birkaç dakikanızı ayırmanız yeterli. Bu süre içinde ayak bakımınızı rahatlıkla yapabilirsiniz. Günlük ayak bakımı için ılık su ve antibakteriyel sabun kullanabilirsiniz. Sabun konusundaki tercihiniz ayak bakımı için özel olarak hazırlanmış doğal karışımlı sabunlar da olabilir. Suyun ise fazla sıcak veya soğuk olmaması gerekir. Her iki durum da ayaklarda çatlamalar veya deri döküntülerine yol açabilir.

Tuzlu su veya sirkeli sudan yararlanabilirsiniz.

Günlük ayak bakımı, kronik ayak kokusu gibi bazı şikayetleri önlemede yetersiz kalabilmekte. Bu gibi durumlarda bir dermatologa danışmakta yarar var. Eğer ayaklarınızın nem dengesini sağlamakta zorluk çekiyorsanız, haftada 2 kez ayaklarınızı tuzlu su veya sirkeli suyun içinde 10 dakika kadar bekletebilirsiniz. Tuz için 1 litre suya 4 çay kaşığı yeterli, sirke içinse 1 su bardağı. Nitekim tuz ve sirke, ayak derinizin nem dengesini doğal yollarla kontrol altına almanıza yardımcı olabilir. Sirke konusunda elma sirkesi iyi bir seçim olabilir.

Parmak aralarının temizliğine dikkat etmelisiniz.

Ayak bakımı konusunda en sık yapılan hataların başında, ayak bakımının ayakları ılık ve sabunlu su içinde 10-15 dakika kadar bekletmekten ibaret olduğunu sanmak geliyor. Oysa bunu yaparak yalnızca ayaklarınızı dinlendirebilir, kötü kokuları bir miktar bastırabilirsiniz. Parmak aralarını temizlemek için yeterli olmayan bu yöntem, ayak bakımından istenilen sonuçların alınmasını önlemekte. Ayak bakımı konusunda etkin sonuç almak için parmak aralarının temizliğine dikkat etmelisiniz.

Ölü hücreleri temizlemelisiniz.

Cildimizi kaplayan hücreler zaman içinde fonksiyonlarını yitirip derinin üst kısmında birikmekte. Cildimizin nefes alabilmesi ve kendisini yenileyebilmesi için ölü hücrelerden temizlenmesi gerekir. Ayak bakımı sırasında ayaklarınızdaki ölü hücreleri temizlemelisiniz. Ayaklarda ölü hücreler, en çok topuk kısmında birikir. Bunlardan kurtulmak için topuk taşı kullanabilirsiniz. Bununla birlikte, topuk taşını ayağınızın diğer kısımlarında kullanmamalısınız. Ayaklarınıza bakım kremi veya losyon gibi kişisel bakım ürünleri uygulamak isterseniz, ölü hücrelerin üzerine değil, temizliğin ardından ayaklarınızı kuruladıktan sonra uygulamalısınız.

Tırnak fırçanız orta yumuşaklıkta olmalı.

Ayak bakımı sırasında tırnak aralarının temizliği için orta yumuşaklıkta bir tırnak fırçası kullanabilirsiniz. Gereğinden fazla sert bir fırça kullanırsanız, ayak sağlığı konusunda çeşitli sorunlar yaşayabilir, tırnaklarınızın ve ayak derinizin zarar görmesine yol açabilirsiniz. Fazla yumuşak fırçalar ise tırnak aralarını temizlemek için uygun değildir. Orta yumuşaklıkta bir fırça kullanırsanız, tırnaklarınıza ve ayak derinize zarar vermeden ayak bakımı konusunda güzel sonuçlar alabilirsiniz.

Ayaklarınızı yıkadıktan sonra mutlaka kurulamalısınız.

Ayak bakımı konusunda en sık yapılan hataların bir diğeri de ayakları kurulamamak. Ayaklarınızı yıkadıktan sonra kurulamazsanız, bakteri oluşumunu ve ayak kokusunu önleyemezsiniz. Üstelik, kuru ayaklara oranla nemli ayaklarda bakteriler çok daha hızlı çoğalır ve ayakların daha kötü kokmasına yol açar. Aynı şekilde, ayaklarınızı yeterince kurulamadan çorap veya terlik giymemelisiniz. Aksi durumda, ayaklarınızda deri döküntüleri kolaylıkla oluşabilir. Ayrıca, ayaklarınızı kurularken havlu ile ayaklarınıza fazla baskı yapmamalısınız. Aksi durumda, ayaklarınızda kızarıklık ve ağrı oluşabilir.

Eğer ayak kuruluğu şikayetiniz varsa, ayaklarınızı temizleyip iyice kuruladıktan sonra nemlendirici uygulayabilirsiniz. Ayaklarınıza nemlendirici uygulamak isterseniz de yine, ayaklarınızın mutlaka kuru olması gerekir. Islak ayak üzerine nemlendirici uygularsanız hem nemlendiricinin etkisini kaybetmesine, hem de deri döküntülerinin oluşmasına yol açabilirsiniz.

Ayaklarınız kuruduktan sonra pudra uygulayabilirsiniz.

Ayak bakımı konusunda pudra oldukça önemli. Nitekim, ayak pudrasıyla ayak derinizi dış etkenlerden koruyabilir, nem dengesini sağlamasına yardımcı olabilirsiniz. Ayak mantarına da iyi gelen ayak pudrası, cilt kızarıklıkları ve kaşıntıları azaltıyor, cildin kendini yenilemesini hızlandırıyor. Ve tabii, pudrayı ayaklarınızı iyice temizleyip kuruladıktan sonra uygulamalı, özellikle de parmak aralarınıza dikkat etmelisiniz.

Ayak tırnaklarınızı kesmeyi ihmal etmemelisiniz.

Yaz aylarında ayaklarda bakteriler kolayca çoğalabilmekte. Ayak tırnaklarınızı kesmeyi ihmal ederseniz, tırnak aralarında bakterilerin hızlı bir şekilde üreyebileceği elverişli bir ortam yaratmış olursunuz. Ayak tırnaklarınızı mümkünse her hafta, en geç iki haftada bir mutlaka kesmelisiniz. Tırnaklarınızı kesmeden önce yumuşamasını sağlamalı, kesim sırasında tırnak etlerini geriye doğru iterek zarar görmesini engellemelisiniz. Eğer tırnak uzatmayı tercih ediyorsanız, tırnaklarınızın sert kısımlarını ara sıra törpülemelisiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Batık Tırnak

    6 Şubat 2020 saat 23:19

    El ve ayak sağlığı merkezleri

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler