Bizi Takip Edin

Lifestyle

Avukatlık Ofisleri İçin Alışveriş Listesi

Yayınlandı

tarihinde

Avukatlık ofisleri tarafından en sık sipariş verilen 10 ürün hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Online ofis marketiniz Ofix, ofislerin sarf malzemesi ihtiyaçlarını karşılarken kurumsal müşteri portföyüne yönelik araştırmalarla ofislerin ihtiyaçlarını belirliyor, ürün çeşitliliğini bu ihtiyaçlara göre genişletiyor. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, avukatlık ofisleri tarafından son 1 yıl içinde en sık sipariş verilen 10 ürünü kısaca tanıtacağız.

Copier Bond A4 Fotokopi Kağıdı 80 g/m² 500 Yaprak x 5 Paket

Listemizin ilk sırasında, Copier Bond A4 fotokopi kağıdı 80 g/m² 500 yaprak x 5 paket var. Hem kaliteli, hem de uygun fiyat avantajına sahip bu ürünler, avukatlık ofisleri tarafından en sık sipariş verilen ürünümüz. Ve-Ge firmasının bir markası olan Copier Bond, fotokopi kağıdı pazarında çok özel bir yere sahip. Ürünlerinin yüksek baskı kalitesine sahip olması, çift taraflı çekimde sorunsuz kullanılabilir olması ve toner kullanımını azaltması en önemli tercih nedenleri arasında. 

Noki 4830 Eco A4 Delikli Poşet Dosya

Avukatlık ofisleri için alışveriş listemizin ikinci sırasında, Noki 4830 Eco A4 delikli poşet dosya var. Sektörde 20 yıldan uzun bir deneyime sahip olan Noki, kırtasiye sarf malzemeleri pazarında büyümeyi sürdürüyor. Ofix kullanıcılarının en sık sipariş verdiği ürünler içinde Noki ürünleri üst sıralarda yer almakta. Poşet dosyalar, evrak veya dokümanları delmeden dosyalama ve koruma imkanı sunan ince ve şeffaf dosyalardır. Arşivleme ihtiyaçlarına kolay ve ekonomik çözümler sunan bu ürünler sık kullanıldığı için çabuk biter ve eksikliği halinde işlerin aksamasına yol açabilir. Ofisinizde poşet dosyayı sık kullanıyorsanız, Noki kalitesine sahip bu ürünleri toplu sipariş verebilirsiniz. 45 mikron kalınlığındaki bu ürünlerin paket içi miktarı 100 adet. 

Noki Plastik Klasör Geniş

Listemizin üçüncü sırasında, Noki plastik klasör geniş var. Noki markası, plastik klasörler için de oldukça kaliteli ve kullanışlı bir ürün çeşitliliğine sahip. Avukatlık ofisleri tarafından sitemizden en sık sipariş verilen Noki geniş plastik klasörler, yaklaşık 540 sayfa kapasiteli. 28.5 x 32 x 7.5 cm ebatındaki bu ürünler PP dış kaplamaya sahip. 

Kurukahveci Mehmet Efendi Türk Kahvesi

Listemizin dördüncü sırasında, Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesi var. 150 yıla yakın bir geçmişi olan Kurukahveci Mehmet Efendi kahveleri, Türk halkının kahve tüketim şeklinin değişmesinde çok önemli bir rol üstlendi. Çiğ kahve çekirdeklerini özenle kavurup dibekte öğüterek pişirmeye hazır şekilde satışa sunan Kurukahveci Mehmet Efendi, Türk kahvesinin günümüze kadar devam eden tüketim şeklinin oluşmasını sağladı. Geleneksel kahve lezzetini almanızı sağlayan bu ürünlerde en kaliteli kahve çekirdekleri özenle seçilerek tüketime hazır hale getiriliyor. 

Selcup Karton Bardak

Avukatlık ofisleri için alışveriş listemizin beşinci sırasında, Selcup karton bardak var. Selcup markası, tekstil sektöründe 20 yıla yakın bir süredir hizmet veren bir marka. Tekstil sektöründe kazandığı deneyimleri ambalaj ve kullan-at ürünler alanında da değerlendiren Selcup, özel baskı teknikleriyle ürettiği bardaklarıyla müşteri memnuniyetini hep yüksek düzeyde tutmayı başarıyor. Kullandığı fleksografik baskı tekniği, üretimini yaptığı karton bardakların dayanıklılığını arttırıyor. Ürünleri aynı zamanda da çevre dostu. 

Faber-Castell 1425 Tükenmez Kalemler

Listemizin altıncı sırasında, Faber-Castell 1425 tükenmez kalemler var. Faber-Castell tükenmez kalemleri avukatlık ofislerinin yanı sıra hemen her ofiste görebilirsiniz. 250 yıldan uzun bir geçmişi olan Faber-Castell‘in ürünleri, ülkemizde hemen her yaş ve meslek grubundan kullanıcı tarafından büyük ilgi görüyor. 1425 tükenmez kalemler, iğne uçlu tükenmez kalemler olarak da bilinmekte. 0.7 mm uç kalınlığına sahip bu ürünlerin mürekkebi de yine Faber-Castell kalitesine sahip. Avukatlık ofisleri en çok mavi rengini tercih ediyor. 

Delta Zımba Teli No: 24/6

Avukatlık ofisleri için alışveriş listemizin yedinci sırasında, Delta zımba teli no: 24/6 var. 1950 yılında faaliyete başlayan Delta, günümüzde 45 ülkeye ihracat yaparak sektöründe en tanınmış markalardan biri olmayı başardı. Tümüyle yerli üretimi benimseyen Delta‘nın ürün grupları içinde zımba telleri, zımbalar, delgeçler, ataşlar, tel sökücüler öne çıkıyor. Ofisinizde çok sayıda belgeyle iş görüyorsanız bunların dağılıp kaybolmasını önlemek için bu ürünler iyi bir seçim olabilir. 

3M Post-it 654 Yapışkanlı Not Kağıdı

Listemizin sekizinci sırasında, 3M Post-it 654 yapışkanlı not kağıdı var. Dünyaca ünlü 3M firmasının bir markası olan Post-it ile hayatımıza giren yapışkanlı not kağıtları, önemli konuları hatırlamamızı sağlıyor, ofiste renkli bir görüntü yaratıyor. Ofisinizde kullanacağınız yapışkanlı not kağıtları ile çalışma ortamınızda renkli bir görüntü oluşturabilirsiniz. Avukatlık ofisleri tarafından en sık sipariş verilen 3M Post-it 654 yapışkanlı not kağıdı 76 x 76 mm ölçüsünde. 

Çaykur Rize Turist Dökme Çay

Avukatlık ofisleri için alışveriş listemizin dokuzuncu sırasında, Çaykur Rize Turist dökme çay var. 1000 gramlık bu ürünler, Karadeniz bölgesinde yetişen çay yapraklarından özenle seçilmekte, damağımızda güzel tatlar bırakmakta. Ofisimizde eğer çay demleniyorsa, ilk tercihimiz genellikle dökme çaylar oluyor. Sitemizdeki verilere göre avukatlık ofisleri dökme çaylar grubunda en çok Çaykur Rize Turist dökme çayını sipariş vermekte. 

Bal Küpü Küp Şekerler

Listemizin onuncu sırasında, Bal Küpü küp şekerler var. Tümüyle pancar şekeri ve arıtılmış suyla üretilen bu şekerler, 1 kg ağırlığında ve gluten içermiyor. 1992 yılında faaliyete başlayan Keskinkılıç Gıda‘nın bir markası olan Bal Küpü‘nün ürünlerinde arıtılmış suyun dışında başka bir katkı maddesi yok. Bu ürünler preslemenin ardından buharla kurutulduğu için çabuk eriyor, kullanıldıkları yüzeylerde köpük veya yağ oluşturmuyor. 1 kilogramlık paket içinde küp şeker adeti 360. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler