Bizi Takip Edin

Lifestyle

Aydınlatmada tasarruf nasıl sağlanır?

Yayınlandı

tarihinde

Aydınlatmada tasarruf yöntemleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Sonbahara girdiğimiz bugünlerde gün ışığından yeterince yararlanamıyor, ofiste aydınlatma sistemlerini daha fazla kullanıyoruz. Aydınlatmada tasarruf için gerekli önlemleri almadığımızda enerji maliyetimiz artıyor, kaynakları verimli bir şekilde kullanamıyoruz. Sonbahar ve kış döneminde ofiste enerji maliyetimizi düşürmek için aydınlatmada tasarruf konusuna özen göstermemiz şart. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, aydınlatmada tasarruf yöntemleri hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Akkor lambaları kompakt floresan lambalarla değiştirmelisiniz.

Ofislerde akkor lamba kullanımı eskiye oranla azalmış olsa da bazen dekoratif amaçlarla tercih edilebiliyor. Ne var ki, enerji maliyeti üzerinde akkor lambaların etkisi büyük. Ofisinizde akkor lamba kullanıyorsanız bunları kompakt floresan lambalarla değiştirerek yüzde 80 oranında tasarruf sağlayabilirsiniz. Üstelik, akkor lambalara oranla floresan lambaların kullanım ömrü çok daha yüksektir. Aydınlatmada tasarruf yöntemleri içinde akkor lambaları değiştirmek için harcayacağınız bütçe, orta ve uzun vadede size geri dönecektir.

Aydınlatma sisteminizi gerekmedikçe kullanmamalısınız.

Ofis aydınlatması konusunda en büyük yardımcınız gün ışığı olmalı. Özellikle sonbahar ve kış döneminde günler kısalıp havalar erken karardığı için gün ışığından yeterince yararlanmak mümkün olmayabiliyor. Ofis dekorasyonunuzu gün ışığından en iyi şekilde yararlanacak şekilde yaparsanız, aydınlatma sisteminiz üzerindeki yükü büyük ölçüde azaltabilirsiniz. Bunun için aydınlatmada tasarruf yöntemleri içinde ofis masanızı pencereye yakın olacak şekilde yerleştirmeli, ofis dolapları ve diğer ünitelerin gün ışığını kesmesini önlemelisiniz.

Ofisinizde kullanmadığınız oda veya bölümlerin ışığını kapalı tutmaya dikkat etmelisiniz. Öyle ki, odadan 30 saniyeliğine çıksanız bile ışığı kapatmanızda yarar var. Işıkları bu kadar kısa bir süre için bile olsa açıp kapatmanın ampuller üzerinde zararlı bir etkisi yok. Ofisinizde toplantı odası veya arşiv gibi bölümler, kullanılmadığı sürece ışığı kapalı kalması gereken ortamlardır. Bu gibi aydınlatmada tasarruf yöntemleri için gerekirse iş arkadaşlarınızı uyarmaktan çekinmemelisiniz.

Eğer farklı lokasyonlarda ve takip edilmesi güç bir aydınlatma sistemi kullanıyorsanız, belirlenen zaman diliminde sistemin enerjisini otomatik olarak kesen özel mekanizmalar kullanabilirsiniz. Nitekim bu mekanizmalar, tuvaletler gibi ışık kontrolü yapması zor olan ortamlar için hızlı ve kolay çözümler sunar. Ve tabii, bu gibi ortak kullanım alanlarında sensörlü sistemleri tercih etmek, tasarruf düzeyini arttıracaktır.

Ortamdaki ışık miktarına dikkat etmelisiniz.

Ofis aydınlatması için gerekli standartlar, ilgili mevzuatta EN12464-1 standartları şeklinde ifade edilmekte. Bu standartlara göre ofis içinde aydınlık seviyesi 500 lüx’ün altına inmemeli ve ortalama düzgünlük 0.6’nın üzerinde olmalı. Bu standartlar korunduğu sürece işverenler, ofis aydınlatması ve aydınlatmada tasarruf yöntemleri konusunda farklı tasarım türleri ve tercihlerinde bulunabilirler. Ofis aydınlatması hesapları buna göre yapıldığında, seçilen tasarım tür ve tercihlerinde görüş kalitesini korumak mümkün olacaktır.

Bununla birlikte, 500 lüx’lük ışık miktarı, yapılan işin niteliğine göre bazen yetersiz kalabilir. Örneğin, görsellik niteliği yüksek bir iş yapıyorsanız en az 750 lüx, ya da montaj veya kalite kontrolü gibi bir işle uğraşıyorsanız 1000 lüx’lük bir ışık miktarına ihtiyacınız vardır. Bu konularda da yine uzman kişilerden destek alabilirsiniz. Ofisinizde bazı ortamlar daha fazla ışığa ihtiyaç duyabilir. Fakat bu ortamlarda aydınlatmada tasarruf yöntemleri içinde çok sayıda düşük güçlü lamba kullanmak yerine, az sayıda yüksek güçlü lamba kullanmalısınız. Bu sayede ortamdaki ışık miktarı enerji maliyetinizde yüksek bir artış yaratmaz.

Özel ışıklandırmalarda abartıya kaçmamalısınız.

Özel ışıklandırma sistemleri, ofislerde enerji maliyetlerini arttıran konular arasında yer almakta. Ofisinizin belirli bir bölümünü öne çıkartmak ve ortamla kontrast oluşturup görüş kalitesini arttırmak için bu sistemleri tercih edebilirsiniz. Fakat, özel ışıklandırma sistemlerinizi şekillendirirken, ortamdaki toplam ışık miktarını dikkate almalısınız. Abartılı özel ışık sistemleri hem fotometrik açıdan sağlıksız bir durum yaratır, hem de enerji maliyetinizi yükseltir.

Aydınlatmada tasarruf yöntemleri içinde özel ışıklandırma sistemleri konusunda profesyonel destek alabilirsiniz. Bu gibi destekler, doğru zannedilen birçok uygulamanın daha verimli hale getirilmesini sağlamakta. Örneğin, dış mekan aydınlatmalarında çoğu zaman ışıldak kullanımı tercih edilebiliyor. Oysa ışıldaklar, enerji maliyetinin artmasına yol açmakta. Dış mekan aydınlatmasında ışıldak yerine halojen lamba kullanmayı tercih edebilirsiniz. Işıldak üzerinde 100 Watt’lık bir standart lambayla elde edebileceğiniz ışık miktarını 50 Watt’lık bir halojen lambayla elde edebilir, bu sayede aydınlatmada tasarruf sağlayabilirsiniz.

Aydınlatma sisteminizin periyodik bakımını ihmal etmemelisiniz.

Aydınlatma sisteminizin daha az enerji kullanması için periyodik bakımını yaptırmanız gerekir. Nitekim, aydınlatma sistemlerinde ve özellikle armatürler üzerinde biriken tozlar ortamdaki ışık miktarının azalmasına yol açıyor. Bazı durumlarda bu oran yüzde 50’nin bile üzerine çıkabilmekte. Aydınlatmada tasarruf yöntemleri içinde aydınlatma sisteminizi ve armatürlerinizi temiz tutarsanız daha az enerjiyle ofisinizde aydınlatma ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Temizlik için hafif nemli bir toz bezi yeterli olabilir.

Ofis dekorasyonunuzda açık renkleri tercih etmelisiniz.

Ofis dekorasyonunda renk tercihleri eskiye oranla günümüzde daha geniş bir yelpazeye yayılıyor. Dekorasyonda renk tercihinde bulunurken, ofisinizin gün ışığından yararlanma şekline dikkat etmelisiniz. Ofisiniz eğer yeterince ışık alıyorsa, renk seçiminiz için çok fazla alternatifiniz var demektir. Gün ışığından yeterince yararlanamıyorsanız, renk seçiminizde yalnızca açık renkleri değerlendirmeye almalısınız. Koyu renkler, ortamdaki ışığı emer ve hem çalışanların, hem de ziyaretçilerin enerjisini düşürür, yorgunluk hissini arttırır.

Aydınlatmada tasarruf yöntemleri içinde ofis duvarlarını ve tavanları açık renklere boyarsanız enerji maliyetinizin düşmesini sağlayabilirsiniz. Ofisinizde dekoratif lambalar kullanmayı tercih ediyorsanız, bunların açık renkli ve şeffaf gölgelikli olması iyi bir seçim olabilir. Toplantı odası dekorasyonunda aydınlatma konusunda abartıya kaçarsanız, katılımcıların toplantıya yoğunlaşmaları ve verimli olmaları zorlaşır. Işık miktarının az olması ise ilgi ve dikkatin dağılmasına, toplantının konusu ve amacından uzaklaşılmasına yol açabilir.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler