Bizi Takip Edin

Lifestyle

Bipolar bozukluk nedir?

Yayınlandı

tarihinde

Bipolar bozukluk hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Psikolojik hastalıklar içinde bipolar bozukluk, tedavisi en zor ve etkileri en fazla hissedilen hastalıklardan biridir. Toplumun yaklaşık yüzde 3’ünde görülen bu hastalık, en çok 20-35 yaş arası kişilerde ortaya çıkmakta ve kişinin hem günlük hayatını, hem de iş hayatını olumsuz etkilemekte. Bipolar bozukluğun esas nedeni günümüzde tam olarak bilinmese de bu hastalığa yol açan etkenler içinde genetik faktörlerin payının yüksek olduğu konusunda genel bir kabul var. Kişinin hayatında ortaya çıkan büyük travmalar ve başka birtakım çevresel faktörler de bipolar bozukluğa yol açabilmekte. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, bipolar bozukluk hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Kısaca Bipolar Bozukluk

Tıp literatüründe manik-depresif hastalık olarak da ifade edilen bipolar bozukluk, iki farklı hastalık dönemiyle karakterize edilen psikolojik bir hastalıktır. Bu hastalığa sahip kişiler, manik dönem denilen dönemde son derece aktif, depresif dönem denilen dönemde ise tümüyle çökkün ve bitkin bir ruh haline sahiptir. Manik ve depresif dönemlerin dışında kişi, psikolojik bakımdan normal bir ruh haline sahiptir ve hem günlük hayatını, hem de iş hayatını düzgün bir şekilde sürdürür. Manik ve depresif dönemlerinde ise birbirinden tümüyle zıt kişilik özellikleri sergileyerek kendisini birçok sorunun içinde bulabilir. 

Bununla birlikte, tüm insanlar kendilerini bazen çok canlı, bazense çok bitkin hissedebilir. Fakat bu durum, kişide bipolar bozukluk olduğu anlamına gelmez. Nitekim bipolar bozukluk, çok ciddi bir psikolojik hastalıktır ve bir kişiye bu teşhisin konulabilmesi için hekim tarafından muayene edilmesi gerekir. Bunun dışındaki manik veya depresif davranışlar, kişide bipolar bozukluk olduğunu göstermez. Günlük stres, yorgunluk, geçim sıkıntısı vb. nedenlerle oluşan ve neden ortadan kalktığında sona eren yanlış davranış şekilleri, bipolar bozukluk kapsamında değerlendirilmemekte.

Manik Dönemin Genel Özellikleri

Bipolar bozukluk teşhisi konulan hastalar, manik dönemlerinde yani taşkınlık dönemlerinde aşırı coşkun bir ruh haline sahiptir. Kendilerini çok enerjik hissederler, her konuda heyecanlı ve sabırsız davranırlar. Normalde olduklarından çok daha enerjik hale geldikleri bu dönemde daha fazla aktivite gösterirler. Daha az uyurlar, daha hızlı konuşurlar, yaptıkları işleri daha kısa sürede tamamlarlar. Ne var ki, aşırı heyecanlı ve coşkulu oldukları için yaptıkları işlere dikkatlerini yoğunlaştıramazlar. Çok kolay hata yaparlar, konuşmalarında konudan konuya hızlıca atlayıp tutarlılığı koruyamazlar. Duygu ve düşünce dünyaları bu hızlı değişime ayak uyduramayınca, kendilerini korumak için aşırı duyarlılık geliştirirler. Akla gelmeyecek noktaları öne çıkarırlar, risk almaktan kaçınmazlar.

Hastalar manik dönemde, ayakları yere basmayan plan ve projeler geliştirip bunları çevrelerine kabul ettirmeye çalışırlar. Savundukları abartılı düşünceler, kendilerini çok özel ve ayrıcalıklı hissetmelerini sağlar. Abartmanın dozu yükseldikçe, özgüvenleri de yükselir ve projelerin kapsamı genişler. Çevrelerinde kendilerine ve projelerine yönelik ilgi ve beğeni gördüklerinde, abartmanın kapsam ve sınırlarını genişletirler. Haliyle, iş hayatında yönetici pozisyonunda bulunan bipolar bozukluk sahibi kişiler, şirketin ayakları yere basmayan projelere büyük kaynaklar aktarmasına, maddi kayba uğramasına ve rekabet gücünün zayıflamasına yol açabilir.

Depresif Dönemin Genel Özellikleri

Bipolar bozukluk tanısı konan kişilerin depresif dönemleri, manik dönemin tümüyle tersine seyreder. Depresif dönemde hastalar mutsuz, umutsuz, karamsar, kendisini değersiz hisseden ve özgüveni düşük bir ruh hali içindedir. Kendilerini son derece yorgun hissederler, günlük aktivitelerini yapmakta bile güçlük çekerler. Daha fazla uyurlar, yataktan kalkmakta zorlanırlar. Konuşmaları kesik kesiktir, olayları hep en kötü tarafından ele alırlar. Kendilerini güvende hissetmezler, sürekli ve her şeyden kaygı duyarlar. Depresif dönemde hastalar, kendilerini her şeyden dolayı suçlu hisseder, kendileriyle en alakasız konulardan bile pişmanlık duyarlar. Hayattan zevk almama duygusu, depresif dönemin en yoğun noktasında intihar düşüncesini akıllarına getirir.

Depresif dönemde hastaların unutkanlık düzeyleri yüksektir, kendileri için çok önemli şeyleri bile hatırlamakta güçlük çekerler. İştahları azaldığı için düzgün beslenemez, bol karbonhidratlı yiyeceklere yönelirler. Kilo sorunları varsa, aldıkları fazla kilolardan dolayı büyük bir pişmanlık hissederler. Depresif davranışları günlük hayatlarını olduğu gibi, iş hayatlarını da olumsuz etkiler. Gelecek vizyonlarını yitirdikleri için ileriyi göremezler. Sorunları aşılması gereken bir engel olarak değil, şirketin sonunu getirecek bir durum olarak değerlendirirler. Yönetici pozisyonundaki hastaların depresif dönemleri, şirketin sorun çözme becerisini zayıflatır. Personel düzeyindeki hastaların depresif dönemleri ise şirketin enerjisini düşürür, hedeflerine ulaşmasını zorlaştırır.

Bipolar Bozukluk Sahibi Kişilerle Doğru İletişim Şekilleri

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bipolar bozukluk ciddi bir psikolojik hastalıktır ve bu nedenle, hastalığın tanısının konulmasından tedavi süreçlerine kadar tüm aşamaların hekim gözetiminde gerçekleşmesi gerekir. Bipolar bozukluğun tedavisi çok uzun yıllar sürebildiği gibi, tam iyileşmenin sağlanamadığı birçok vakıayla da karşılaşılabilmekte. Tedavi sürecinde sinir sisteminde olumlu dönüşüm sağlayacak etken maddelerin kullanılması gerektiği gibi, hastayla kurulacak doğru iletişim şekilleri de büyük önem taşımakta. Hem günlük hayatta, hem de iş hayatında bipolar bozukluk sahibi kişilerle kurulacak bozuk iletişim şekilleri, hastanın kendisine olduğu gibi çevresine de zarar vermesine yol açabilir.

Bipolar bozukluk sahibi kişilerle doğru bir iletişim kurabilmeniz için her şeyden önce, bipolar bozukluğun ne olduğunu bilmelisiniz. Manik ve depresif dönemde hastaların hangi davranış şekillerini geliştirdiğine dikkat etmelisiniz. Nitekim bu dönemler, hastalığın ilk yıllarında çok uzun sürebilirken, ilerleyen yıllarda daha kısa sürelerle ortaya çıkmakta. Konuyla ilgili yapılan bilimsel araştırmalara göre bipolar bozukluk sahibi kişilerin ilk 10 yılda manik ve depresif dönemleri ortalama 2.5 yıl sürmekte. İlk 10 yılın ardından ortalama süre 1-2 yıla düşmekte. İleri düzeyde bipolar bozukluk sahibi hastalar ise ortalama 6 ayda bir bu döngüyü yaşayabilmekte.

Manik Dönemde Doğru İletişim

Hastalığın manik döneminde kişiler, birçok duygu ve düşüncelerini fazla düşünmeden, akıllarına geldiği gibi ifade eder, eleştiriye tahammül gösteremezler. Kendilerini aşırı özgüvenli hissettikleri için davranışlarında bir tür kibir görülür. Manik dönemde hastayla kurulacak en doğru iletişim şekli, özgüvenini sarsmayacak ve enerjisini doğru yönlere aktarmasını sağlayacak iletişim şekilleridir. İster yönetici, isterse personel düzeyinde olsun, bu kişilerin geliştirdiği projeleri, yaptığı işleri sağlam şekilde temellendirmesini istemelisiniz. Daha fazla veri veya piyasa analizi yapmasını sağlamalı, karşılaşılabilecek olası engeller hakkında onu mutlaka bilgilendirmelisiniz. Aksi yöndeki her tutum ve davranış, hastanın kendisine ve şirkete zarar vermesine yol açabilir.

Depresif Dönemde Doğru İletişim

Hastalığın depresif döneminde ise kişiler, manik dönemin tam tersine, herhangi bir plan veya proje geliştirmek istemez, ellerindekilerini kaybetmekten korkarak düşüncelerini açıklamaya bile çalışmazlar. Bu dönemde onlarla kurulacak en doğru iletişim şekilleri, kendilerini güven altında hissettirecek, onlara değer verdiğinizi gösterecek iletişim şekilleridir. Örneğin, şirketin cirosundaki düşüşten yersiz yere kendisini sorumlu tutan bir hasta için, ciroyu arttırmaya dönük görüşlerini ifade edebileceği ortamlar yaratabilirsiniz. Bu sayede hem yersiz endişelerinden ve suçluluk duygusundan kurtulur, hem de görüşlerine değer verildiğini görerek kendisini değerli ve anlamlı hisseder.

Diğer taraftan, hem günlük hayatlarını, hem de iş hayatlarını düzgün bir şekilde sürdürmek için bipolar bozukluk sahibi kişilerin de dikkat etmesi gereken bazı konular var. Her şeyden önce, kendileriyle ilgili farkındalıklarını olabildiğince arttırmalılar. Bu hastalıktan kurtulmak için tıbbi tedavinin yanı sıra, gerekli yaşam tarzı değişikliğini mutlaka gerçekleştirmeliler. Hastalıklarından dolayı herhangi bir utanç duymamalı, hatta bu konuda aile ve arkadaşlarıyla konuşmaktan çekinmemeliler. Stresten uzak durmaya çalışmalı, uyku düzenlerini korumalı, sağlıklı beslenmeli, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkları hayatlarından çıkarmalılar. Doğru iletişim şekilleriyle ilgili olaraksa, daha fazla empati yapmaya çalışmalı, olayları objektif bir şekilde değerlendirmeyi alışkanlık haline getirmeliler.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Yaz Sıcaklarında Kurtarıcı: Vantilatör Seçmenin ve Kullanmanın Püf Noktaları

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Vantilatör alacaklar için yaz geldiğinde herkesin aklından aynı şey geçer:
“Biraz serinlesek yeter.”

İşte tam bu noktada devreye en pratik çözümlerden biri girer: vantilatörler.
Klimaya göre daha ulaşılabilir, daha az elektrik tüketen ve neredeyse her ortamda kullanılabilen bu cihazlar, özellikle son yıllarda yeniden popüler hale geldi.

Ama iş sadece “bir vantilatör alayım” demekle bitmiyor.
Doğru ürünü seçmek, doğru şekilde kullanmak ve biraz da bakımını yapmak gerekiyor.

Bu yazıda vantilatörlerle ilgili bilmen gereken her şeyi sade sade anlatıyoruz.

Vantilatör Kullanmanın Avantajları

Vantilatör basit bir cihaz gibi görünür ama sağladığı konfor düşündüğünden daha fazladır.

Sıcak havalarda en büyük etkisi, ortamı gerçekten “soğutmak” değil, havayı hareket ettirmesidir.
Bu hareket, vücudun terleme yoluyla serinlemesini hızlandırır. Yani aslında seni serinleten şey rüzgâr hissidir.

Kapalı bir ortamdaysan, vantilatörün bir diğer avantajı da hava sirkülasyonudur.
Uzun süre kapalı kalan bir odada oluşan o ağır hava hissi, vantilatör çalıştığında kısa sürede dağılır. Özellikle ofis ortamlarında bu fark çok net hissedilir.

Bir de işin ekonomik tarafı var.
Klimalarla kıyaslandığında çok daha az elektrik tüketir. Bu da özellikle uzun süreli kullanımlarda ciddi bir tasarruf anlamına gelir.

Üstelik çoğu model hafif ve taşınabilirdir.
Yani sabit bir yere bağlı kalmazsın. İhtiyaç neredeyse vantilatör de orada olur.

Vantilatör Seçerken Nelere Dikkat Etmeli?

Burada en sık yapılan hata şu:
Görüntüsüne bakıp karar vermek.

Oysa asıl önemli olan nerede ve nasıl kullanacağın.

Küçük bir çalışma masası için dev bir sanayi tipi vantilatör almak da, geniş bir salon için mini bir masaüstü model seçmek de aynı şekilde verimsiz olur.

Alan büyüdükçe, cihazın gücü de artmalı.
Aksi halde çalışır ama etkisini hissettirmez.

Hız ayarları da önemli bir detay.
Günün her saatinde aynı rüzgârı istemezsin. Bazen hafif bir esinti yeterli olur, bazen daha güçlü bir hava akışı gerekir. Bu yüzden farklı hız seçenekleri sunan modeller her zaman daha kullanışlıdır.

Bir de ses konusu var.
Özellikle uyurken ya da odaklanman gereken bir iş yaparken, vantilatör sesi can sıkıcı olabilir. Bu yüzden sessiz çalışan modeller bir adım öne çıkar.

Son olarak yön ayarı.
Havanın sabit bir noktaya değil, odanın geneline yayılması genelde daha konforlu bir kullanım sağlar.

Vantilatörler Hakkında Kapsamlı Bir Kılavuz

Vantilatör Çeşitleri

Piyasada çok fazla seçenek var ama aslında kullanım şekline göre ayrılıyorlar.

Ayaklı vantilatörler en bilinen model.
Yüksekliği ayarlanabilir, geniş alanlarda etkili olur ve ev–ofis dengesini en iyi kuran tiptir.

Duvar tipi vantilatörler daha çok yer kazanmak isteyenler için.
Özellikle dar alanlarda oldukça işe yarar.

Sanayi tipi vantilatörler ise bambaşka bir kategori.
Depolar, atölyeler, büyük iş alanları… Güçlüdür, geniş alanı rahatlıkla çevirir.

Masaüstü modeller ise daha kişisel kullanım içindir.
Çalışma masasında, küçük bir alanda direkt serinlik sağlar.

Tavan vantilatörleri ise biraz daha kalıcı çözümdür.
Hem dekoratif durur hem de geniş alanlarda dengeli bir hava akışı sağlar.

Vantilatörle Tasarruf Gerçekten Mümkün mü?

Kısa cevap: Evet.

Ama biraz doğru kullanım gerekiyor.

Örneğin vantilatörü pencereye yakın konumlandırırsan, dışarıdaki serin havayı içeri taşıyabilirsin.
Ya da içerideki sıcak havayı dışarı atacak şekilde kullanabilirsin.

Gece saatlerinde, hava zaten serinlemişken vantilatörle desteklemek çoğu zaman klimaya ihtiyaç bırakmaz.

Yani mesele sadece cihazı çalıştırmak değil, biraz doğru konumlandırmak.

Vantilatör Bakımı Nasıl Yapılmalı?

Genelde ihmal edilen ama performansı direkt etkileyen konu bu.

Zamanla pervanelerde toz birikir.
Bu hem hava kalitesini düşürür hem de cihazın verimini azaltır.

Aslında çözümü basit:
Belirli aralıklarla pervaneleri ve ızgarayı temizlemek yeterli.

Temizlik yaparken cihazın fişini çekmek önemli.
Basit bir detay gibi görünür ama çoğu kişi bunu atlıyor.

Bazı modellerde yağlama ihtiyacı da olabilir.
Kullanım kılavuzuna bakarak ilerlemek en sağlıklısı.

Bir de kablo kontrolü.
Ufak bir hasar bile ileride sorun çıkarabilir, o yüzden gözden kaçırmamakta fayda var.

Evde ve Ofiste Kullanım

Vantilatörün en güzel tarafı şu:
Neredeyse her ortama uyum sağlar.

Evde salon, yatak odası, mutfak…
Nerede ihtiyaç varsa orada kullanılır.

Ofiste ise çoğu zaman fark yaratan detaylardan biridir.
Hava dolaşımı arttığında ortam daha yaşanabilir hale gelir, bu da direkt çalışan konforuna yansır.

Açık alanlarda bile işe yarar.
Balkon, bahçe, küçük organizasyonlar… Taşınabilir modeller burada ciddi avantaj sağlar.

Vantilatörler Hakkında Kapsamlı Bir Kılavuz

İşyerlerinde ve Evlerde Vantilatör Kullanımı

Vantilatörün en güzel tarafı şu:
Neredeyse her ortama uyum sağlar.

Evde, ofiste ya da açık alanda… Nerede ihtiyaç varsa orada devreye girer. Ama kullanım şekli biraz ortama göre değişir.

İşyerlerinde kullanım

Yaz aylarında ofis ortamı çok hızlı bunaltıcı hale gelebilir. Özellikle kalabalık alanlarda hava kısa sürede ağırlaşır. İşte bu noktada vantilatör, ortamın havasını hareketlendirerek ciddi bir rahatlama sağlar.

Sadece serinlik değil, çalışma konforu açısından da fark yaratır. Hava dolaşımı arttıkça ortam daha yaşanabilir hale gelir, bu da çalışanların odağını ve verimini doğrudan etkiler.

Bir de işin maliyet tarafı var.
Klima kullanımını biraz dengelemek ya da tamamen azaltmak isteyen işletmeler için vantilatörler oldukça iyi bir alternatif sunar.


Evlerde kullanım

Evde ise kullanım daha esnek.
Salon, yatak odası, mutfak… Günün hangi saatinde neredeysen vantilatör de oraya taşınır.

Özellikle akşam saatlerinde, hava biraz serinlediğinde vantilatör tek başına bile yeterli olur. Klimaya göre daha hafif bir serinlik verir ama çoğu zaman aranan şey de zaten bu.

Ayrıca kapalı kalan odalarda oluşan o ağır havayı dağıtmak için de oldukça işe yarar. Kısa sürede ortamın daha ferah hissettirmesini sağlar.


Açık alanlarda kullanım

Vantilatör sadece kapalı alan işi değil.
Balkon, veranda, bahçe… Hatta küçük organizasyonlarda bile rahatlıkla kullanılabilir.

Pikniklerde, yaz akşamı buluşmalarında ya da barbekü sırasında taşınabilir bir vantilatör, ortamın havasını tamamen değiştirir. Özellikle rüzgâr olmayan günlerde farkı daha net hissedersin.


Kısaca…

Vantilatör küçük bir dokunuş gibi görünür ama bulunduğu ortamın havasını gerçekten değiştirir.
Serinlik sağlar, havayı dolaştırır, ortamı daha yaşanabilir hale getirir.

Doğru yerde ve doğru şekilde kullanıldığında, hem konforu artırır hem de gereksiz enerji tüketiminin önüne geçer.

Evinde ya da ofisinde daha ferah bir ortam yaratmak istiyorsan, ihtiyacına uygun vantilatör modellerine göz atabilirsin.
Farklı kullanım alanlarına hitap eden pratik ve tasarruflu seçenekler Ofix’te seni bekliyor.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Trendler