Bizi Takip Edin

Lifestyle

Hafızamızı nasıl geliştirebiliriz?

Yayınlandı

tarihinde

Hafızayı geliştirme yöntemleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Güçlü bir hafızaya sahip olmayı kim istemez ki, öyle değil mi efendim!?… Hafızamızı geliştirmek, eğitim ve iş hayatı için bize sayısız fayda sağlar. Tüm beyin fonksiyonlarında olduğu gibi hafızamız da bazen zayıflayabiliyor. Hafıza zayıflığı eğer herhangi bir psikolojik travma veya hastalığa bağlı olarak ortaya çıkmamışsa, basit birtakım yöntemlerle aşılabilecek bir sorun. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, hafızayı geliştirme yöntemleri hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Hafıza nedir?

Hafızayı kısaca, bilgi ve deneyimlerimizi işleyip beynin yapısına uygun bir şekilde saklama yetimiz olarak tanımlayabiliriz. Arapça “hfz” kökünden gelen hafıza sözcüğü saklayan, muhafaza eden anlamına geliyor. Hafıza yetimiz, bilgi ve deneyimlerimizi işleyip sakladığı gibi, ihtiyaç duyduğumuzda bunları tekrar kullanabilmemizi de sağlıyor. Günümüzde bu sözcüğün yerine kullanılan bellek sözcüğü, psikolojinin yanı sıra bilgi teknolojileri alanında da kullanılan bir sözcük. Örneğin USB bellekler, elektronik ortamda çeşitli belge, resim veya programlarımızı saklıyor, ihtiyaç duyduğumuzda bunları kullanmamızı sağlıyor.

Bununla birlikte, insan hafızası dijital belleklerden farklı olarak işlenip geliştirilmeye açıktır. Nitekim, insanın düşünen bir varlık olması ve bilinç edimleriyle kendi kendisini nesne edinmesi, bu gelişimin önünü açıyor. Bilincimiz bir yönüyle, dış dünyanın yansımalarıyla oluşuyor, fakat bir yönüyle de kendi gerçekliğini inşa ediyor. Hafızamızın zayıflığından yakınıyorsak şayet, başta da belirttiğimiz gibi herhangi bir psikolojik travma veya hastalığa bağlı olarak ortaya çıkmayan bir durumsa bu, bilincimiz sayesinde hafızamızı güçlendirmemiz mümkündür. Eğer psikolojik travma veya hastalıklara bağlı bir hafıza zayıflığı yaşıyorsak, mutlaka hekimimize başvurmalı ve tıbbi destek almalıyız.

Hafızayı geliştirme yöntemleri nelerdir?

İnsan hafızası, sınırları belirsiz diyebileceğimiz kadar büyük bir veri depolama alanıdır efendim. Günümüzde hızla ilerleyen ve iş hayatımız içinde geniş yer tutan teknolojik ürünler, hafızamızı yeterince kullanmamızı ve geliştirmemizi engelliyor. Üstelik, tek bir hafıza türü yok; kısa süreli hafıza, uzun süreli hafıza, anısal hafıza, anlamsal hafıza ve işlemsel hafıza gibi farklı hafıza türleri var. Eğitim ve iş hayatımızda sıkça karşılaştığımız hafıza zayıflığı sorunu, bu hafıza türlerinden biri veya birkaçını geliştirdiğimizde aşabileceğimiz bir sorundur. Eski zamanlarla karşılaştırdığımızda modern insanlar, özellikle de beyaz yakalılar hafızalarının çok küçük bir bölümünü ve güçlükle kullanabiliyor. Peki, hafızamızı geliştirmek için neler yapabiliriz? Yazımızın bu kısmında, hafıza geliştirme yöntemleri hakkında özet bilgiler paylaşacağız.

Hayal Kurmak

Hayal kurmak, yaratıcı düşünce gücünü geliştiren en önemli beyin fonksiyonlarından biridir ve güçlü bir uyarıcı olduğu için unutmayı engeller. Beynin işitsel, görsel ve eylemsel tüm merkezlerini uyaran hayaller, motivasyon ve aktivasyon merkezlerinde oluşturduğu etkiyle hafızanın daha iyi bir şekilde çalışmasına katkı sağlar. Hayal kurma yetimiz, aynı zamanda da görsel zekamızın gelişmesine yardımcı oluyor ve kurduğumuz hayallerin etki gücü oranında sorun çözme becerimizi geliştiriyor. Hayal kurmaya henüz çok küçük yaşlarda başlıyoruz ve kurduğumuz hayaller öğrenme süreçlerimizi doğrudan etkiliyor. Hafızayı geliştirme yöntemleri içinde en etkili yöntemlerden biri olan hayal kurmak, yaptığımız işlerde görselleştirmelerden yararlanmamızı sağlıyor ve unutmayı engelliyor.

Çağrışım Kurmak

Çağrışım kurmak, tüm hafıza türlerinde gelişim sağlayan çok önemli bir yöntemdir. Gruplandırma veya ilişkilendirme yoluyla çağrışımlar kurduğumuzda hafızamız, bilgi ve deneyimlerimizin kolayca depolanmasını sağlıyor. Çağrışımlar, aynı zamanda da hafıza verilerinin ihtiyaç halinde kolayca kullanıma sunulmasını, yani hatırlanmasını sağlıyor. İster kısa süreli, isterseniz uzun süreli hafızanızda depolamak istediğiniz bilgileri mümkün olduğunca fazla çağrışımlar yaparak birbirleriyle ilişkilendirmelisiniz. Bilincinizde yaratacağınız imgeler ve imge zincirleri, hatırlamak istediğiniz konuları kolayca hatırlamanıza katkı sağlayacaktır. Hafızayı geliştirme yöntemleri içinde çağrışım kurmak, tüm hafıza türleri için en kolay ve en basit yöntemlerden biridir.

Etkili Dinlemek ve Not Tutmak

İş hayatında maalesef, birbirimizi etkili dinlediğimiz pek söylenemez. İş hayatımızın hızlı koşuşturmacası içinde hep yetiştirmemiz gereken bir şeyler oluyor ve karşı tarafın ne söylediğini anlamaya çalışmaktan çok, kendi işlerimizin en kısa sürede ve en güzel şekilde gerçekleşmesi için uğraşıyoruz. Aslında, karşımızdaki kişiyi etkili dinleyip söylediklerini not edersek, hafızamızın o konu üzerinde odaklanmasını sağlar ve unutmayı engelleyebiliriz. Bu nedenle, ofiste her an elinizin altında bir not defteri veya post-it ve kalem bulundurabilirsiniz. Ayrıca, bir konu hakkında bazı ayrıntıları hatırlamakta zorluk çektiğinizde, herhangi bir özgüven eksikliğine kapılmamalısınız. Sonuçta, çeşitli çevresel etkenlerden dolayı modern insan, hafızasının ancak küçük bir bölümünü kullanabiliyor. Gerekli önlemleri alırsanız, iş hayatınızı güzel bir şekilde sürdürebilirsiniz.

Sol Elimizi Kullanmak

Sol elimizi kullanmak da yine, hafızayı geliştirme yöntemleri içinde oldukça etkili bir yöntemdir. Genellikle sağ elimizi kullandığımız için, iş yaparken beynimizin yalnızca belirli merkezlerini uyarabiliyoruz. Oysa, su içmek veya dişlerimizi fırçalamak gibi günlük yaptığımız işler için zaman zaman sol elimizi kullandığımızda, beynimizin diğer bölümlerini de uyarmış olacağız. Bu bağlamda, solaklar da zaman zaman sağ ellerini kullanarak beyinlerinin diğer kısımlarında uyarı oluşumunu sağlayabilirler. Beynimizin farklı kısım ve fonksiyonlarını ne kadar etkin bir şekilde kullanabilirsek, hafızamızı geliştirmemiz o kadar kolay olacaktır.

Bulmaca Çözmek

Bulmaca çözmek, ülkemizde daha çok emeklilere özgü bir alışkanlık gibi değerlendiriliyor. Zihnimize emekli sözcüğü ile bulmaca sözcüğü arasında güçlü birtakım çağrışımlar yerleştiriyoruz. Oysa bulmaca çözmek, yalnızca emekliler için keyifli bir uğraş değildir, beyin fonksiyonlarının güçlenmesine katkı sağlayan çok keyifli bir iş, hatta zihnin ilacıdır. Öyle ki, bulmaca çözmenin Alzheimer hastalığına iyi geldiğini gösteren pek çok bilimsel inceleme mevcut. İster gazetelerin bulmaca ekleri olsun, isterse sudoku veya değişik birtakım mantık oyunları, bu etkinlikler sözcük dağarcığının ve işlem becerisinin gelişmesine büyük katkı sağlıyor. Bulmaca çözmek, aynı zamanda da farklı sözcük öbekleri ya da imgeler arasında çağrışım kurma yetimizi geliştiriyor. Bulmaca çözerken çevremizle kurduğumuz iletişim şekilleri, bulmacadan aldığımız keyfi arttırıyor.

Sağlıklı Beslenmek ve Egzersiz Yapmak

Özellikle de mevsim geçişlerinde hafızanızda zayıflama hissediyorsanız, bunun en önemli nedenleri sağlıksız beslenme ve gün içinde yeterince hareket etmemek olabilir. Bu dönemlerde vücudun karbonhidrat isteği artıyor. Fakat, karbonhidrat ağırlıklı beslendiğimizde, kan şekerimiz yükseliyor ve kanda yüksek miktarda şeker dolaşımını tehlikeli gören karaciğerimiz şekeri yağa dönüştürerek depolanmasını sağlıyor. Böylelikle, beynimizin temel besin maddesi olan glikoz, henüz beyne ulaşmadan yağ olarak depolanıyor ve beyin fonksiyonlarımız zayıflıyor. Bu durumun önüne geçmek için, hafıza zayıflığı hissettiğiniz dönemlerde mutlaka karbonhidrat tüketiminizi sınırlandırmalısınız. Gün içinde yapacağınız egzersizler, kan dolaşımınızı hızlandıracak ve beyne daha fazla oksijen taşınmasına katkı sağlayacaktır.

Stresten Uzak Durmak

Hafızayı geliştirme yöntemleri içinde stresten uzak durmak da önemli bir yöntemdir efendim. Stres konusunu daha önce Ofix Blog‘da yayınlamış olduğumuz Beyaz yakalılarda stres nasıl önlenebilir? yazımızda etraflıca incelediğimiz için burada tekrar ele almayacağız. Sadece şu noktanın altını çizelim. Stres altında çalışmak, vücudumuzdaki adrenal ve kortizol seviyesini yükseltiyor ve beyin fonksiyonlarımızı tehlike olarak algılanan koşulların üstesinden gelmeye koşullandırıyor. Başka deyişle, tüm ilgi ve dikkatimizi belli noktalara yoğunlaştırıp hafıza gibi bilişsel yetilerimizi baskılıyor. Gün içinde stres düzeyinizi azaltmak için bitki çayları ve özellikle de (kronik bir hastalığınız yoksa) ada çayı faydalı olabilir. Fakat, bitki çaylarını 2 bardaktan fazla tüketmememiz gerektiğini de ekleyelim.

Elektronik Araçlarla Mesafeyi Korumak

Hayatımızın büyük bir bölümünü online yaşıyoruz. Ofiste neredeyse her an, elimizin altında veya gözümüzün önünde bir elektronik araç var. Ofis ortamında kullandığımız elektronik araçlar, gün boyu devam eden güçlü bir manyetik alan yaratıyor. Telefonlarımız ve bilgisayarımızın yarattığı manyetik etkiler, beyin fonksiyonlarımızda zayıflama meydana getiriyor ve hafızamızdan etkin bir şekilde yararlanmamızı engelliyor. Hafıza geliştirme yöntemleri içinde elektronik araçlarla mesafeyi korumak da yine etkili bir yöntemdir. Gün içinde bu araçlara olabildiğince uzak durmalı, telefonumuzu mümkünse kulaklıkla kullanmalıyız. Ayrıca, uyku sürenize de dikkat etmeli, uyuduğunuz ortamda cep telefonu bulundurmamalısınız.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. pınar

    21 Ocak 2020 saat 22:46

    Gerçekten bilgi verici bir yazı olmuş.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler