Bizi Takip Edin

Lifestyle

Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken nelere dikkat etmek gerekir?

Yayınlandı

tarihinde

Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken dikkat edilmesi gerekenler Ofix Blog'da...

Bulaşıkları temizlemek için kullandığımız bulaşık makineleri evlerde, yemekhanelerde, kafe ve restoranlarda büyük bir kolaylık sağlıyor. Bulaşık makinesini doğru şekilde kullandığımızda bir taraftan bulaşık temizliğini hızlı ve kolay hale getiriyoruz. Bir taraftan da ekonomik bakımdan avantaj elde ediyoruz. Çünkü bulaşık makinesi kullanmak verimlilik ve tasarruf açısından oldukça faydalıdır. Fakat bulaşık makinesi kullanırken bazı konulara dikkat etmediğimizde ortaya çıkan sonuç bizi memnun etmeyebiliyor. Bu bağlamda özellikle bulaşık makinesi parlatıcısı kullanımı önemli bir konudur. Bulaşık parlatıcı çeşitlerini doğru ve uygun şekilde kullanmazsanız bulaşıklarınız ışıl ışıl bir görünüme sahip olmaz. Özellikle çatal, kaşık, bıçak gibi metal araçlarınızda mat bir görüntü oluşur. Cam eşyalarınızın görüntüsü de istediğiniz gibi olmaz. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. Bu bilgileri dikkate alırsanız bulaşıklarınız ışıl ışıl bir görünüm kazanır. Bu da bulaşıklarınızı tekrar yıkama ihtiyacından sizi kurtarır. 

Bulaşık makinenizi parlatıcı koymadan çalıştırmamalısınız.

Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, bulaşık makinesi parlatıcısının çok önemli bir görevi vardır. Bu görev, bulaşık makinesindeki suyun yüzeydeki gerilimini azaltmaktır. Nitekim bulaşık parlatıcısı çeşitlerinde yüzey gerilimini azaltan özel maddeler vardır. Parlatıcı bulaşıklara temas ettiğinde, suyun yüzeyde tutunmasını önler. Böylelikle makine içindeki su, bulaşıkların yüzeyinde damlalar halinde birikmez. Yüzeyde tutunamayacağı için akıp gidecek olan su iz bırakmaz. İyi bir bulaşık makinesi parlatıcısı, bulaşıkların üzerindeki suyun akışkan hale gelmesini sağlar. Bu sayede yüzeyde su lekelerinin oluşmasına izin vermez. Yüzeyde su tutunamayacağı için kurutma işlemi de kusursuz şekilde gerçekleşir. Su kalıntılarının yüzeyden tam olarak akıp gitmesi, kurutma işlemini iz bırakmadan tamamlamayı sağlar. Böylelikle bulaşıklar ışıl ışıl bir görünüm kazanır. Oysa bulaşık makinesi parlatıcısı kaliteli değilse veya yetersizse bu sonuçlar oluşmaz. Bulaşıklarda kalan su parçacıkları, kurutma işlemi sırasında iz ve leke oluşmasına neden olur. Özellikle cam eşyalar ve metal araçlarda bu durum daha yaygındır. 

Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken dikkat edilmesi gerekenler içinde ilk olarak parlatıcı kullanmanın önemini akılda tutmalısınız. Mutfak araç ve gereçlerinin temizliği ve hijyeni birçok bakımdan önemli bir konudur. Fakat temizlik ve hijyenin yanı sıra bunların görüntüsü de önemlidir. Nitekim yemek yemek, su içmek, içecek tüketmek için kullandığımız araç ve gereçlerin sadece temiz ve hijyenik olması yetmez. Pırıl pırıl bir görünüme sahip olmasını da önemseriz. Örneğin misafirinize çay ikram etmek istediğinizde bardağın üzerinde su lekelerinin olması hoş bir durum değildir. Makinenizi eğer parlatıcı koymadan çalıştırırsanız cam bardaklarda su lekeleri ile karşılaşmanız kaçınılmaz hale gelir. Mutfak eşyalarının şık ve tertemiz bir görünüme sahip olması, evlerde ve işyerlerinde ilgili kişilerin işlerine gösterdiği özenin bir yansımasıdır. Dolayısıyla bulaşıklarınızın temiz ve lekesiz görünmesi için bulaşık makinesi parlatıcısı kullanmanız şarttır. Temiz ve pırıl pırıl bir görünüme sahip mutfak eşyaları için bulaşık makinesi parlatıcısı kullanımına mutlaka dikkat etmelisiniz. 

Parlatıcıyı makinenizin parlatıcı haznesine koymalısınız.

Hangi markanın hangi model bulaşık makinesini kullanırsanız kullanın, makinenin deterjan haznesinin yanında parlatıcı haznesi mutlaka vardır. Makinenizin kapağının iç yüzeyinde deterjan ve parlatıcı haznesi yer alır. Eğer hepsi bir arada tabletlerinden kullanmıyorsanız, deterjanı deterjan haznesine koymanız gerekir. Parlatıcı haznesi ise parlatıcı koymak içindir. Bulaşık makinelerinde parlatıcı haznesi bulaşık yıkama süresince parlatıcıdan etkin şekilde yararlanmayı sağlar. Parlatıcıyı başka bir kısımda kullanmanız durumunda istediğiniz sonuçları alamazsınız. Bulaşık makineleri ülkemizde henüz yeterince yaygın değilken bulaşıkların üzerine parlatıcı dökmek gibi uygulamalara zaman zaman rastlıyorduk. Oysa bu kullanım şekillerinin bulaşıklara bir faydası yok. Üstelik suyla birlikte akıp gidecekleri için israfa neden oldukları da bir gerçek. Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken dikkat edilmesi gerekenler içinde parlatıcı haznesini doğru şekilde kullanmaya önem vermelisiniz. Diğer kullanım şekilleri bir taraftan bulaşıklarda iz kalmasını engelleyemez. Bir taraftan da israfa yol açar. 

Parlatıcı miktarına dikkat etmelisiniz.

Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken dikkat edilmesi gerekenler içinde parlatıcı miktarı da önemli bir konudur. Ne tür bir bulaşık makinesi kullanırsanız kullanın, makinenizin parlatıcı kullanımıyla ilgili bazı sınırları vardır. Bu sınırlar bir taraftan parlatıcının işlevini yerine getirmesini sağlar. Bir taraftan da gereksiz kullanımları önler. Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken bu sınırlara mutlaka dikkat etmelisiniz. Gereğinden fazla parlatıcı kullanmanız durumunda ürünler yeterince arıtılmaz. Bunun sonucunda makineden çıkardığınız mutfak eşyalarınızın üzerinde mavimsi bir görüntü oluşur. Bu görüntüyü özellikle metal ve cam mutfak eşyalarınızda görebilirsiniz. Bunların yüzeyine temas ettiğinizde kimyasal maddeler vücudunuza girer. Ayrıca makinenizde de lekeler oluşur. Diğer taraftan, gereğinden az miktarda parlatıcı kullanmanız durumunda bulaşık makinesi parlatıcısı işlevini yerine getiremez. Dolayısıyla, parlatıcı kullandığınız halde bulaşıklarınızda su lekesiyle karşılaşıyorsanız miktar konusunda farkındalıklarınızı arttırmanız gerekir. Aksi durumda ne yazık ki bulaşıklarınız yeterince temizlenmediği sonucunu yaratır. 

Parlatıcı derecesini doğru ayarlamalısınız.

Bulaşık makinenize parlatıcı koyduktan sonra parlatıcı derecesine dikkat etmeyi de ihmal etmeyin. Nitekim tertemiz ve pırıl pırıl bir görünüme sahip mutfak eşyalarına ulaşmak için parlatıcı derecesi de önemli bir konudur. Parlatıcıyı koymak için öncelikle makinenizin parlatıcı haznesini açın. Bu hazneye, maksimum çizgisini geçmeyecek şekilde parlatıcıyı koyun. Hazneyi kapattıktan sonra parlatıcı derecesini ayarlayın. Normal şartlar altında parlatıcı derecesi 0 ile 6 arasında değişir. Günümüzde birçok bulaşık makinesinde parlatıcı derecesi fabrika ayarlarında 5 olarak ayarlanmıştır. Ancak kullandığınız şebeke suyunun sertlik derecesi, parlatıcının kalitesi ve diğer nedenlerden dolayı parlatıcı derecesini değiştirmeniz gerekebilir. Doğru miktarda ve kaliteli bir parlatıcı kullandığınız halde yüzeyde iz oluşuyorsa şebeke suyunuzun sertlik derecesi iz oluşmasına sebep olmuş olabilir. Bu durumda parlatıcı derecesini 4 veya 3’e getirebilirsiniz. Bununla birlikte, parlatıcı derecesi ile miktarın aynı şey olmadığını unutmamalısınız. Bu gibi durumlarda daha az parlatıcı kullanmak yüzeyde daha fazla iz oluşmasına neden olur. 

Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken dikkat edilmesi gerekenler içinde bazen parlatıcı derecesini 6’ya çıkarmak da gerekir. Bunun nedeni şebeke suyunun sertlik derecesidir. Çünkü kireç miktarı yüksek şebeke suları karşısında parlatıcı çeşitleri bazen yetersiz kalır. Bunun sonucunda yüzeye yeterince nüfuz edemez. Ve su izlerini engelleyemez. Bu gibi durumlarda da yine parlatıcı miktarını kesinlikle arttırmamalısınız. Nitekim parlatıcı miktarı, makinenizin içindeki bulaşık miktarıyla ilgili bir konudur. Makineniz tam dolmuşsa, parlatıcı haznesini de maksimum çizgisine kadar doldurmalısınız. Oysa şebeke suyunuz çok sertse parlatıcı derecesini 6’ya getirmelisiniz. Bunu yaptığınız halde parlatıcıdan istediğiniz sonucu alamıyorsanız başka bir markanın ürününü kullanmak iyi bir seçimdir. Bazen piyasada çokça reklamı yapılan ürünler bile sert şebeke suları karşısında yetersiz kalabilir. Bu gibi durumlarda miktarı arttırmak bir taraftan israfa yol açar. Bir taraftan da yüzeyde mavimsi bir görüntü oluşturur. Normal şartlar altında parlatıcı derecesini 3’ün altına indirmek için ise bir sebep yoktur. 

Taşan parlatıcıyı temizlemelisiniz.

Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken en sık yapılan hatalardan biri parlatıcıyı hazneden taşırmaktır. Taşmanın miktarı ne olursa olsun aslında bu tür durumlarda az veya çok israf oluşur. Dahası, taşan parlatıcı makine içinde fazlaca köpük oluşturur. Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken dikkat edilmesi gerekenler içinde parlatıcıyı hızlıca dökmekten kaçınmalısınız. Dökme işlemi zaten fazla süren bir iş değildir. Bu yüzden aslında acele etmenize gerek yoktur. Eğer taşma durumu oluşmuşsa makineyi çalıştırmadan önce taşan kısmı mutlaka temizlemelisiniz. “Nasıl olsa makineye su girecek, kendisi çıkar” şeklinde bir düşünce doğru değildir. Bu doğru olsaydı zaten bulaşık makinesi parlatıcısı için ayrı bir hazne kullanmaya gerek kalmazdı. Bu haznenin amacı, parlatıcıyı doğru zamanda ve doğru şekilde kullanmaktır. Taşan parlatıcılar doğru parlatıcı kullanımını önler ve bulaşıklara zarar verir. Nitekim taşan parlatıcı da bulaşıkların üzerinde mavimsi bir görüntü oluşturur. 

Bulaşıkları doğru yerleştirdiğinizden emin olmalısınız.

Bulaşık makinesi kullanırken en sık yapılan bir başka hata da bulaşıkları makineye özensizce yerleştirmektir. Bulaşıkları makinenize adeta gelişigüzel yerleştirirseniz su ve deterjanın yanı sıra parlatıcı da etkinsiz kalır. Bulaşıkları makineye doğru yerleştirmek bu yüzden önemli bir konudur. Makineyi tam dolmadan çalıştırmamak bulaşık makinesinde tasarruf yöntemleri bağlamında etkin bir yöntemdir. Ancak bununla birlikte bulaşıkların yerleşim şekli de önemlidir. Gerek üst sepet olsun, gerekse alt sepette tüm bulaşıklar düzgün şekilde yer almalı. Püskürtme kolları sorunsuz şekilde dönmeli. Su yumuşatıcı bölümü işlevini yerine getirmeli. Çatal rafı püskürtme kolunu engellememeli. Eğer tablet deterjan kullanıyorsanız, bulaşıklarınızın üzerinde kalıntı kalmaması için bu konulara daha fazla dikkat etmelisiniz. Çünkü makinenizde bulaşıklar düzgün yerleşmezse kapaktaki hazneler işlevini tam olarak yerine getiremez. Bulaşıkları makinenize doğru şekilde yerleştirmek için dilerseniz ürünün kullanım kılavuzuna bakabilirsiniz. Özellikle kısa programlarda bazı ihmaller daha fazla su, deterjan ve parlatıcı kullanmaya yol açıyor. 

Hepsi bir arada ürünleri hayal kırıklığı yaratabilir.

Deterjan sanayisinde yaşanan gelişmeler sayesinde günümüzde birçok markanın hepsi bir arada ürünlerini piyasada bulmak mümkün. Bunlar içinde bazıları beklentilerinizi çok iyi karşılayabilir. Ancak bazılarının çok kötü sonuçlar vermesi de mümkündür. Bulaşık makinelerinde temizlik için farklı temizlik maddelerine ihtiyaç vardır. Bunların başında şüphesiz ki bulaşık makinesi deterjanı gelir. İyi bir bulaşık makinesi deterjanı, zorlu yemek kalıntılarını bile kolayca çıkarır. Ancak bu yeterli değildir. Bulaşık makinesinin en iyi performansı vermesi için özel parlatıcı ve tuza da ihtiyacı vardır. Hepsi bir arada çeşitleri söz konusu olduğunda piyasada iyi ürünlerin yanı sıra kötü ürünlerin de olabileceğini unutmamalısınız. Artan rekabet koşulları içinde bazı markaların maliyeti düşürmek için parlatıcı ve tuz kalitesini düşürmesi mümkündür. Kullandığınız hepsi bir arada ürünü beklentilerinizi karşılamıyorsa bu konudaki görüş ve düşüncelerinizi paylaşmanızda yarar var. İlgili markaya ve satış kanallarına yapacağınız geri dönüşler, standartlara aykırı ürünlerin piyasadan elenmesine katkı sağlar. 

Markasız ürünlerden uzak durmalısınız.

Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken dikkat edilmesi gerekenler içinde markalı ürünler daha iyi bir seçimdir. Oysa özellikle endüstriyel ortamlarda markasız ürünlerin de kullanıldığını maalesef görmekteyiz. Bulaşık makinesi parlatıcıları konusunda piyasada geniş bir çeşitlilik mevcut. Aslına bakarsanız, markalı ürünlerin formülleri aşağı yukarı birbirine benzer. Ancak markasız ürünlere sıra geldiğinde durum değişir. Nitekim endüstriyel ortamlar için üretilen bazı ürünlerde, fiyat avantajı sağlamak adına farklı kimyasal bileşikler kullanılabilmekte. Büyük otel ve restoranlar için markasız ve ucuz ürünler daha cazip görünebilir. Oysa bu ürünler sadece su izi bakımından değil, sağlık bakımından da riskli sonuçlar yaratır. Markasız ürünlerdeki kimyasal maddelerin yıkama sırasında yeterince arıtıldığından emin olamazsınız. Yüzeyde kalan kimyasal maddeler cildinize temas yoluyla geçince sağlık riskleri yaratır. Oysa markalı ürünlerde hiçbir marka sahibi, bu gibi durumlara kayıtsız kalamaz. İz bırakmayan ve kaliteli bir bulaşık makinesi parlatıcısı arıyorsanız mutlaka markalı ürünleri tercih etmelisiniz. 

Makinenizi temizlemeyi ihmal etmemelisiniz.

Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken dikkat edilmesi gerekenler içinde önemli konulardan biri de bulaşık makinesi temizliği konusudur. Bu konu da maalesef ülkemizde çokça ihmal edilmekte. Bulaşık yıkarken makinenin de nasıl olsa temizlendiği düşünüldüğü için bulaşık makinesini temizlemek pek akla gelmiyor. Oysa makinenin sepet kenarları kirli kalabilir. Su püskürtme kollarında yemek kalıntılarının birikmesi mümkündür. Tuz kabı ise genellikle en kirli kalan kısımdır. Bulaşık makinenizi temiz tutmazsanız deterjan ve parlatıcı yetersiz kalır. Özellikle püskürtme kolları tıkalıysa bulaşıklara yeterince su temas etmez. Bu gibi durumlarda akla çoğu zaman marka değişimi gelir. Gerçekten çok az kullanıcı, bulaşık makinesinin püskürtme kollarının temiz olup olmadığını kontrol eder. Oysa bu kısımlar temiz değilse alacağınız yeni ürünlerin de faydası olmaz. Püskürtme kolları yeterince su püskürtmüyorsa bulaşıkların üzerinde mavimsi bir görüntü oluşur. Yemek kalıntıları ve su izleri nedeniyle makinenizi tekrar çalıştırmanız gerekir. Ki bu da israf demektir. 

Ofiste yoksa Ofix’te var!

Bulaşık makinesi parlatıcısı kullanırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında faydalı bilgiler paylaştığımız bu yazımızı küçük bir hatırlatmayla tamamlamak istiyoruz. Online ofis marketiniz Ofix, ofislerin en çok sipariş verdiği bulaşık yıkama ürünlerine uygun fiyat avantajıyla sahip olma fırsatı sunuyor. Sitemizde satışı devam eden tüm bulaşık yıkama ürünlerini inceleyebilirsiniz. Kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak için de OfixPlus üyesi olabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler