Bizi Takip Edin

Girişimcilik

Douglas Engelbart’ın Başarı Hikayesi

Yayınlandı

tarihinde

Douglas Engelbart ve mouseun icadı hakkında merak ettikleriniz Ofix Blog'da...

Amerikalı mühendis ve mucit Douglas Engelbart, bilgi paylaşım teknolojileri tarihinde çok önemli bir yere sahip. 1960’lı yıllardan itibaren geliştirdiği parametrik tasarım ve yapı bilgi modellemesi, önyükleme stratejisi, Bit eşlemli ekran, bilgisayar arabirimleri ve grafik arayüz tasarımları, bilgi paylaşım teknolojilerinde büyük değişimler yarattı. Bu gibi pek çok çalışma sayesinde bilgisayar ile insan etkileşiminin öncülerinden biri haline gelen Douglas Engelbart, patentini aldığı buluşlar içinde en çok mouse ile kamuoyunun ilgisini çekti. 1964 yılında basit bir ahşap kasa, iki metal tekerlek ve bir düğme kullanarak icat ettiği mouse, zaman içinde geliştirildi. Başta mouse olmak üzere pek çok icatla bilgisayar kullanımını kolaylaştıran ve yaygınlaştıran Douglas Engelbart, aynı zamanda dijital çağın öncülerinden biri olmayı başardı. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, Douglas Engelbart’ın hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. 

Douglas Engelbart kimdir?

Douglas Engelbart olarak bilinen Douglas Carl Engelbart, 30 Ocak 1925 tarihinde ABD’nin Oregon eyaletine bağlı Portland kentinde dünyaya geldi. Çocukluğunun ilk yıllarını Portland’da geçirdikten sonra, 8 yaşındayken ailesiyle birlikte Wisconsin eyaletine bağlı Johnson Creek’te bir çiftliğe taşındı. 1934 yılında babasını kaybetti. Eğitimini Portland’da sürdürdü ve 1942 yılında Franklin High School’dan mezun oldu. II. Dünya Savaşı sırasında ABD Donanması’nda radar teknisyeni olarak 2 yıllık askerlik görevini tamamladı. Daha sonra Oregon State University’de elektrik mühendisliği alanında lisans eğitimine başladı. Üniversite eğitimine devam ederken, bir taraftan da Filipinler’de ABD Donanması bünyesinde radyo ve radar teknisyeni olarak çalıştı. 1948 yılında üniversiteden mezun oldu. 

Askerlik döneminde ve ardından sürdürdüğü çalışmalarda Douglas Engelbart, ABD Donanması tarafından geliştirilen bilgi paylaşım teknolojilerine bizzat tanıklık etti. II. Dünya Savaşı koşullarında radyo dalgaları ve radar sistemleriyle ilgili yapılan çalışmalar, bilgi paylaşım teknolojileri alanında yeni gelişmelerin temellerini atmıştı. İlerleyen süreçte elde edilen kazanımlar sayesinde anlık veri paylaşımı kolaylaşacak, bu konuda bilgisayarların rolü artacaktı. Radyo dalgaları ve radar sistemleri ile farklı donanımların eş zamanlı çalışması sağlanmıştı. Artık bilgisayarları birbirine bağlamak, ortak bir yazılım üzerinden farklı donanımları uyumlu şekilde kullanmak konusunda da önemli çalışmalar yapılmaktaydı. O dönemde henüz işlevsel bir kullanıma sahip olmayan bilgisayarların yeni bir arayüzle kullanımını kolaylaştırmak konusunda da çeşitli çalışmalar yapılmaktaydı. Bu konularda kendisini geliştirmek için Douglas Engelbart, Berkeley’de bulunan California Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora yaptı. 

Douglas Engelbart ve SRI International

Kısa adıyla SRI olarak bilinen Stanford Araştırma Enstitüsü, 1946 yılında Stanford Üniversitesi bünyesinde kâr amacı gütmeyen bilimsel araştırma enstitüsü olarak kurulmuştu. Ekonomik kalkınmayı desteklemek için bilimsel araştırmalara kaynak sağlayan bu kurum, farklı alanlardan pek çok araştırmacıya özgür bir çalışma ortamı sunuyordu. Doktora eğitiminin ardından Douglas Engelbart, California Üniversitesi’nde 1 yıl süreyle yardımcı doçent olarak görev yaptı. Fakat akademik ortam daha çok öğrenci yetiştirmeye yönelik olduğu için, gerçekleştirmek istediği projelerle yeterince ilgilenemedi. Bu dönemde bir taraftan da Digital Techniques isimli bir şirket kurmuş ve veri depolama sistemleri ile ilgili bazı ürün geliştirme süreçlerinde yer almıştı. Akademik dünyanın kendisine uygun olmadığını anladıktan sonra üniversiteden ayrıldı ve 1957 yılında SRI’a katıldı. Burada Hewitt Cran için manyetik cihazlar ve elektroniklerin minyatürleştirilmesi üzerine çalışmaya başladı. 

SRI yılları Douglas Engelbart için oldukça verimli geçti. O kadar ki, kısa bir süre içinde aldığı patentlerin sayısı bir düzineyi geçti. 1962 yılında yayınladığı Augmenting Human Intellect: A Conceptual Framework (İnsan Zekasını Güçlendirmek: Kavramsal Bir Çerçeve) isimli çalışması, bilim çevrelerinde dikkatleri üzerine çekmesini sağladı. Bu makalede Douglas Engelbart, mimarlık ve mühendislik uygulamalarında zaman içinde benimsenecek parametrik tasarım ve yapı bilgi modellemesini tanıttı. Douglas Engelbart tarafından geliştirilen bu modelleme, herhangi bir yapının inşası için bütüncül bir bilgi oluşturma ve yönetme sürecini içeriyordu. Yapının planlama ve tasarımından inşaat ve işletmesine kadar uzanan yaşam döngüsünü dijital veriler üzerinden şekillendirme imkanı sunuyordu. Bu modelleme aynı zamanda da pek çok disiplinden elde edilmiş verileri bir araya getiriyor ve birlikte kullanımını sağlıyordu. Bu modelleme sayesinde Douglas Engelbart, ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı ARPA’dan (Advanced Research Projects Agency) finansman desteği aldı ve ARC’yi (Augmentation Research Center) kurdu. 

Douglas Engelbart’ın Bilimsel Çalışmaları

ARC’de sürdürdüğü bilimsel çalışmalar kapsamında Douglas Engelbart, önyükleme stratejisi ismini verdiği bir dizi düzenleme ilkesi geliştirdi. Ağ bağlantılı girişimler içinde insan zekasını geliştiren ve hızlı prototipleme imkanı sağlayan bu ilkeler, aynı zamanda da Douglas Engelbart’ın inovasyon stratejisini yansıtıyordu. Engelbart’ın bilimsel çalışmalarında esas amacı, bilgi paylaşım teknolojileri alanında yüksek performanslı organizasyonların ve prototiplerin geliştirilmesini sağlayacak bilişim altyapısını oluşturmaktı. Bu altyapı sayesinde yalnızca ARC ekibi değil, aynı zamanda tüm bilgi paylaşım teknolojileri uyumlu şekilde çalışabilirdi. Önyükleme stratejisi kapsamında sürdürdüğü çalışmalarda Douglas Engelbart Bit eşlemli ekranlar, mouse, hypertext, bağlantılı bilgisayarlar, bilgisayar arabirimleri ve grafik arayüz tasarımı gibi pek çok konuda önemli başarılar elde etti. ARPA tarafından finanse edilen çevrimiçi sistem NLS, günümüzde kullanımı sıradan hale gelen pek çok teknolojinin öncülüğünü yaptı. 

1968 yılında Douglas Engelbart, San Francisco’da bin kişilik bir kalabalığın karşısına geçerek dünyaya ağ tabanlı bilgi işlemini tanıttı. The Mother of All Demos (Tüm Demoların Anası) olarak anılan bu çalışma kapsamında paylaştığı bilgiler o günün koşulları içinde olağanüstü heyecan yarattı. Çünkü ağ tabanlı bilgi işlemi sayesinde bilgisayarlar, insanların çözmekte büyük zorluklar çektiği pek çok karmaşık sorunu kolayca çözebiliyordu. Bu sorunlar içinde nüfus sayımı verilerini tablolamaktan bir füzenin yörüngesini hesaplamaya kadar son derece karmaşık işlemler vardı. O güne kadar bilgisayarlarda kullanılan delikli kartlar, bu gibi işlemler için son derece yetersiz kalıyordu. Douglas Engelbart ve ekibinin geliştirdiği yeni teknolojiler, ağ bağlantısını kullanarak bilgisayarların işlem kabiliyetini arttırdığı gibi, bilgisayarda yapılabilecek işlemlerin sayısını da arttırmıştı. İlerleyen süreçte yalnızca kurumların değil, aynı zamanda kişisel bilgisayarların da ağa bağlanması gerçekleşti ve dijital çağın gelişimi hızlandı. 

Douglas Engelbart ve Mouseun İcadı

ARC bünyesinde gerçekleştirdiği çalışmalarla bilgisayar ile insan etkileşiminin öncülerinden biri haline gelen Douglas Engelbart, patentini aldığı buluşlar içinde en çok mouse ile kamuoyunun ilgisini ve beğenisini kazandı. 1960’ların ikinci yarısına kadar bilgisayarlar, kullanıcı dostu bir arayüze sahip değildi ve özel birtakım aracılar vasıtasıyla kullanılabiliyordu. Henüz SRI döneminde Douglas Engelbart, bilgisayar kullanımını kolaylaştırmaya dönük çeşitli çalışmaların içinde yer almıştı. Bu çalışmalar bir taraftan bilgisayar görüntülerinde iyileşme sağlarken, bir taraftan da resim, video ve ses dosyalarının bilgisayar üzerinde işlenmesini olanaklı kılıyordu. Bu dönemde Douglas Engelbart, bilgisayarda işlem yaparken farklı ve karmaşık komut dizilerini kullanmaktansa ekran üzerinde belli bir noktayı tıklayarak işlem yapmanın daha kolay olabileceğini düşünüyordu. 

Bu düşünce doğrultusunda, 1964 yılında ahşap bir kasa, iki metal tekerlek ve bir düğmeden oluşan yeni bir cihaz geliştirdi. Bu küçük cihaz hareket ettikçe, ekrandaki nokta da onunla birlikte hareket ediyordu. Douglas Engelbart aslında bir izleme aracı geliştirmek istemişti. Bu araç, klavye üzerinde daha fazla efor sarf ederek yapılacak işleri kolayca gerçekleştirebilirdi. Aracın görüntüsü ise bir fareyi andırıyordu. Bu nedenle mouse ismi tamamen kendiliğinden ortaya çıktı ve bu isim bir daha hiç değiştirilmedi. “Mouse ne zaman icat edildi?” sorusuna cevap olarak 1964 yılında icat edildiğini söyleyebiliriz. Fakat mouseun patenti 1970 yılında alındı. İnsan ile bilgisayar arasındaki etkileşimi arttırmada bir dönüm noktası olan mouseun icadı, o dönem için çok büyük bir buluştu. Bir ürün olarak geliştirilmesi ve piyasaya sunulması ise 15 yıllık bir çalışmanın ardından gerçekleşti. Mouseun icadı sonrasında bu konuda yaşanan en önemli gelişme, Apple’ın Macintosh bilgisayarlarıydı. 

Macintosh ve Mouse Kullanımı

Douglas Engelbart tarafından icat edilen mouse, ilk defa Macintosh ile birlikte kullanıcıların beğenisine sunuldu. Apple bünyesinde 1979 yılında başlatılan Macintosh projesi, ekranı ve klavyesiyle basit bir ev bilgisayarı tasarlama düşüncesine dayalıydı. Jef Raskin öncülüğünde sürdürülen bu çalışmalar sırasında, basit bir arayüzle bilgisayarı daha kolay şekilde kullanmanın mümkün olduğu anlaşıldı. Grafik arayüze sahip yeni bir komut sistemiyle bilgisayar teknolojilerinde yepyeni bir sayfa açılabilirdi. Bu konudaki en önemli ilham kaynakları ise Xerox Alto’ydu. Bireysel kullanıcılar için uygun olmayan bu ürünlerin geliştirilmesi Apple için yeni fırsatları beraberinde getirebilirdi. Macintosh’un grafik arayüze sahip olması, aynı zamanda Douglas Engelbart’ın mouse icadını da etkin şekilde kullanmaya imkan sağlıyordu. Apple bünyesinde sürdürülen çalışmalar sayesinde mouselar daha da geliştirildi ve işlevsel hale getirildi. 

Douglas Engelbart’ın laboratuvarı, 1970’lerin sonlarında Tymshare’e transfer edildi. 1984 yılında McDonnell Douglas tarafından satın alındıktan sonra adı Augment olarak değiştirildi. 1986 yılında Douglas Engelbart, çalışmalarına yeterince ilgi duyulmaması ve finans desteği sağlanmaması nedeniyle emekli oldu. 2 yıl sonra, kızı Christina ile birlikte Bootstrap Enstitüsü’nü kurdu. Tüm icatları içinde en çok ilgi göreni mouse oldu. Apple’ın ardından pek çok bilgisayar ve donanım şirketi, mouselar üzerine çalışmalar yaptı. 1990’ların sonlarına doğru donanım pazarında çok çeşitli mouse türleri ortaya çıktı. Farklı yaş ve meslek gruplarından hemen tüm kullanıcılar, mouselar sayesinde bilgisayarı daha etkin şekilde kullanma fırsatı yakaladı. 2000 yılında Douglas Engelbart, ABD’nin en yüksek teknoloji ödülü olan Ulusal Teknoloji Madalyası’na layık görüldü ve ödülü, ABD Başkanı Bill Clinton tarafından takdim edildi. 2013 yılında böbrek yetmezliğinden dolayı hayatını kaybedinceye kadar hep insanlarla iç içe oldu ve deneyimlerini özellikle gençlerle paylaşmaya önem verdi. 

Ofis dostu mouselar Ofix’te!

Douglas Engelbart‘ın hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaştığımız bu yazımızı bitirmeden önce, online ofis marketiniz Ofix’in verilerine göre ofislerin en çok sipariş verdiği mouselar içinde ilk üçte yer alan ürünleri kısaca tanıtacağız. Sitemizde kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak için OfixPlus üyesi olabilirsiniz.

Logitech M171 Kablosuz Mouse (910-004424) – Siyah

Listemizin ilk sırasında, Logitech M171 kablosuz mouse (910-004424) – siyah var. 97.7 x 61.5 x 35.2 mm ebadındaki bu ürünler, 1 adet AA pille çalışmakta. Etki mesafesi 10 metre olan bu ürünleri Windows, Mac, Linux gibi işletim sistemlerinde sorunsuz bir şekilde kullanabilirsiniz.  

Logitech M185 Nano Kablosuz Mouse – Gri

Listemizin ikinci sırasında, Logitech M185 Nano kablosuz mouse – gri var. Etki mesafesi 10 metre olan bu ürünler 2.4 GHz frekans kanalına sahip. 1 adet AA pille kullanabileceğiniz bu ürünlerin nano alıcısı var. Tüm işletim sistemlerinde sorunsuz şekilde kullanabileceğiniz bu ürünlerde kablosuz mouse keyfini yaşayabilirsiniz.  

Asonic AS-WM5 Kablosuz Optik Mouse – Siyah

Listemizin üçüncü sırasında, Asonic AS-WM5 kablosuz optik mouse – siyah var. 108 x 58 x 36 mm ebadındaki bu ürünler tak çalıştır özelliğine sahip. PC veya notebookta sorunsuz şekilde kullanılabilecek bu ürünlerin dpi değeri 1200, garanti süresi ise 2 yıl.  

Ofix’te satışı devam eden diğer mouseları inceleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza başarı hikayeleri ile dolu bir hafta diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Girişimcilik

Elon Musk’ın yapay zeka girişimi xAI’de taşlar yerinden oynamaya devam ediyor.

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ayın başında tablo şuydu: 11 kurucu ortaktan sadece ikisi şirkette kalmıştı.
Şimdi o iki isim de yok. Business Insider’ın aktardığına göre Manuel Kroiss ve Ross Nordeen da xAI ile yollarını ayırdı.

Kroiss’in yakın çevresine ayrılık kararını ilettiği konuşuluyor. Nordeen’in ise cuma günü şirketten ayrıldığı söyleniyor.

Musk kısa süre önce xAI için “ilk seferde doğru kurulmadı” demişti. Şirketin şu an baştan, daha sağlam bir şekilde yeniden kurulduğunu ifade ediyor. Bu arada xAI’nin SpaceX tarafından satın alınmasıyla birlikte SpaceX, xAI ve X (eski Twitter) aynı çatı altında toplandı. Tüm bunlar olurken SpaceX’in halka arz planları yaptığı da konuşuluyor.

Kroiss ve Nordeen doğrudan Musk’a bağlı çalışan iki kritik isimdi. Kroiss, şirketin pretraining ekibini yönetiyordu. Nordeen ise Musk’ın en yakınındaki operasyon isimlerinden biriydi. Daha önce Tesla’da çalışan Nordeen’in, Musk’ın Twitter’ı satın aldığı dönemdeki büyük işten çıkarmaların planlanmasında da rol aldığı biliniyor.

TechCrunch da konuyla ilgili xAI’ye ulaşıp yorum istemiş durumda.

Kaynak : TechCrunch

Okumaya Devam Et

Başarı Hikayeleri

Ayn Rand: “Ben merkezliyim” deyip kaçmayın… kadın bunu felsefeye çevirmiş

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Bir yerde mutlaka denk geldiniz:
Atlas Shrugged efsane” diyen biri…
Ya da LinkedIn’de “birey ol, sürü olma” temalı bir paylaşım.

Peki kim bu Ayn Rand ve neden hâlâ konuşuluyor?

Spoiler: Bencilliği savunuyor ama sandığınız gibi değil.

Kısaca Ayn Rand kim?

Ayn Rand, 1905’te Rusya’da doğuyor, genç yaşta ABD’ye göç ediyor. Romanlarıyla hem edebiyat hem de felsefe dünyasında olay yaratıyor.

En bilinen kitapları:
The Fountainhead ve Atlas Shrugged

Ama asıl bomba: Kendi felsefesini kuruyor → Objektivizm

Objektivizm ne diyor?

Çok basit üç cümleyle özetleyelim:

1. Gerçeklik gerçektir.
“Ben öyle hissediyorum” demek, gerçeği değiştirmez.

2. En büyük rehber akıl.
Hisler değil, mantık karar verir.

3. Hayatının amacı: kendi mutluluğun.
Evet, kulağa iddialı geliyor.

“Rasyonel bencillik” meselesi

Rand’ın bencillikten kastı:
“Kimseyi ez geç” değil.

Daha çok şu:
Kendi hayatını ciddiye al.
Kendi emeğini savun.
Başkaları için kendini sürekli feda etmek zorunda hissetme.

Yani:
“Kendini yok sayma” diyor aslında.

Biraz da magazin tarafı..

  • Hollywood’da figüranlık yapmışlığı var.
  • Hatta gelecekteki eşiyle bir film setinde tanışıyor.
  • Bir tiyatro oyunu yazıyor ve jürisini seyirciler arasından seçtiriyor. (Evet, interaktif içerik 1930’lar edition.)

Kadın içerik üreticiliği olayını zamanından önce çözmüş.

Neden bu kadar tartışılıyor?

Çünkü şunu söylüyor:
“Toplum için yaşamak zorunda değilsin.”

Kimi bunu özgürleştirici buluyor,
kimi fazla sert.

İki taraf da haksız sayılmaz.

Son soru:

Kendi mutluluğunu merkeze almak mı daha cesur bir duruş, yoksa fazla mı ‘ben merkezli’?

Yorumlarda düşünceler serbest

Okumaya Devam Et

Girişimcilik

Cüneyt Arkın: Sinemaya adanmış bir hayat…

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Cüneyt Arkın'ın başarı hikayesi Ofix Blog'da...

28 Haziran Salı günü sanat dünyamızdan bir yıldız kaydı. Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncusu Cüneyt Arkın hayatını kaybetti. 300’den fazla sinema filmi, birçok dizi ve tiyatro oyununda seyircisine unutulmaz anlar yaşatan Cüneyt Arkın‘ın vefatı ülkemizde büyük bir üzüntü yarattı. Yeşilçam melodramlarının yakışıklı jönü, oynadığı her rolü adeta yaşadı, her rolün hakkını verdi. 1970’li yıllarda rol aldığı tarihsel içerikli filmlerde Malkoçoğlu, Kara Murat, Battal Gazi karakterleriyle milli bilinci güçlendirdi. Yenilmez ve yiğit direnişçi rolleriyle Türk insanının gönlünde taht kurdu. Filmlerinde dublör kullanmayı reddetti. Bu nedenle sayısız kaza geçirdi. Aldığı yaralar bedeninde kalıcı hasarlar meydana getirdi. Fakat en ufak bir pişmanlık duymadan yoluna devam etti. Oyunculuğun yanı sıra senaristlik, yönetmenlik ve yapımcılık alanlarında da önemli başarılara imza attı. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, Cüneyt Arkın‘ın hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. Bu vesileyle kendisine rahmet, yakınlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz. 

(daha&helliip;)

Okumaya Devam Et

Trendler