Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste Jason Mraz Modu

Yayınlandı

tarihinde

En güzel 10 Jason Mraz şarkısı için öneriler Ofix Blog'da...

Amerikalı şarkıcı ve söz yazarı Jason Mraz, soul müzik türünün günümüzde en dikkat çeken isimlerinden biri. 2008 yılında çıkarttığı üçüncü albümündeki I’m Yours şarkısıyla dünya müzik listelerinde 76 hafta boyunca ilk 10’da yer almayı başaran ve bugüne kadar iki Grammy Ödülü kazanan Jason Mraz, müzik kariyeri boyunca birbirinden güzel çalışmalara imza attı. Soul müziğin tüm karakteristik özelliklerini taşıyan bu çalışmalarıyla Jason Mraz, müziğin uyandırdığı duygu ve heyecanların, yarattığı enerjinin ne denli yoğun olabileceğini gösterdi. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ofiste enerjinizi yükseltebilecek en güzel 10 Jason Mraz şarkısı önereceğiz.

Kısaca Jason Mraz

Jason Mraz, 23 Haziran 1977 tarihinde ABD’nin Virginia eyaletine bağlı Mechanicsville kasabasında dünyaya geldi. Aslen Çek kökenli olan Jason Mraz‘ın anne ve babası, Jason 5 yaşındayken boşanmıştı. Buna rağmen Mechanicsville’de rahat bir çocukluk dönemi geçirdi. Müziğe ve dansa ilgisi henüz bu dönemlerde ortaya çıkmıştı. Lise eğitimini Lee Davis’te tamamladıktan sonra, 1995 yılında New York’a gitti ve Amerikan Müzik ve Drama Akademisi‘nde müzik ve dans eğitimi aldı.

New York’ta geçen üniversite yıllarının ardından Jason Mraz, 1999 yılında Güney Kaliforniya’da San Diego şehrine yerleşti. Müzik piyasasında genç yeteneklerin büyük ilgi gördüğü bu şehirde, Elgin Park grubuna katıldı. Beste yapmaya küçük yaşlarda başlayan Jason Mraz‘ın en büyük hayali, günün birinde kendi albümünü yapıp adını kitlelere duyurmaktı. Bu dönemde tanıştığı perküsyonist Toca Rivera‘yla birlikte Java Joe’daki Ocean Beach‘te 3 yıl boyunca canlı müzik yaptı. Programları dinleyiciler tarafından büyük beğeni toplayan Mraz, bölgede geniş bir hayran kitlesi edindi. 

2001 yılında Jason Mraz, hayatının fırsatını yakaladı ve Elektra Records‘la albüm sözleşmesi imzaladı. Bir yıl süren çalışmaların ardından, ilk albümü Waiting for My Rocket to Come‘ı 2002 yılında çıkarttı. John Alagia‘nın yapımcılığını üstlendiği albümün en başarılı çalışmalarından biri olan The Remedy (I won’t Worry) şarkısı müzik severler tarafından büyük beğeni topladı. Amerika’da müzik piyasasının nabzını tutan Billboard 200 listesine 55. sıradan girmeyi başaran bu albüm, bir yıl içinde 500 bin satış rakamına ulaştı. Katıldığı programlarda canlı performanslarıyla kitleleri etkilemeyi başaran Mraz, henüz ilk albümüyle adını büyük kitlelere duyurmayı başardı.

Jason Mraz’ın Müzik Serüveni

Jason Mraz‘ın müzik serüveninde en önemli dönüm noktası, 2005 yılında çıkarttığı Mr. A-Z albümüydü. ABD’de ilk hafta içinde 100 binin üzerinde satan bu albüm, Billboard 200 listesine 5. sıradan girmeyi başardı. Atlantic Records‘tan çıkarttığı ve yapımcılığını U2, The Rolling Stones gibi ünlü müzik gruplarının albümlerini hazırlayan Steve Lillywhite‘ın üstlendiği bu albümde kullandığı pop rock ve caz temaları ile blues temaları, soul müzik türünde Jason Mraz isminin farklılaşmasını sağladı. Albümün öne çıkan şarkıları ise Life is Wonderful ile Geek in the Pink şarkılarıydı.

2008 yılında Jason Mraz, üçüncü albümünü We Sing. We Dance. We Steal Things. ismiyle çıkarttı. Yine Atlantic Records‘tan çıkan bu albüm, daha büyük bir başarı yakaladı ve Billboard 200 listesine 3. sıradan girdi. Albümün en başarılı çalışması ise şüphesiz ki I’m Yours şarkısıydı. Dünya müzik listelerinde 76 hafta boyunca ilk 10’da yer alan bu şarkı, Jason Mraz isminin tüm dünyada tanınmasını sağladı. Albümün satış rakamı dünya genelinde 20 milyonu aştı. Bu albüm sayesinde Mraz artık tüm dünyanın tanıdığı bir soul müzik sanatçısı haline geldi. 

2012 yılında Jason Mraz, dördüncü albümünü Love is A Four Letter Word ismiyle çıkarttı. Yapımına 2009 yılında başlanan albümün tamamlanması 3 yıl sürdü. Bunun nedeni, şarkıların her defasında farklı şekilde çalınması ve kayıtlar sırasında üzerine yeni bir şeyler eklenmesiydi. Albümün aslında 2011 yılında tamamlandığı açıklanmıştı. Fakat Marz ve ekibi tüm albümü akustik soundla tekrar kaydetmek isteyince süreç uzadı. Bununla birlikte, bu albüm de dinleyicilerin büyük beğenisini topladı ve Billboard 200 listesine 2. sıradan girdi.

Jason Mraz‘ın müzik serüveni, 2014 yılında çıkarttığı Yes! albümü ile 2018 yılının Ağustos ayında çıkarttığı Know albümüyle devam etti. Şarkılarını “ruh halini değiştirmek ve umutla bakabilmek” için yazdığını sık sık belirten Mraz, 2010 yılında en iyi pop vokal kategorisinde iki Grammy Ödülü‘ne layık görüldü. 19 Temmuz 2013 tarihinde Live Park‘taki konseriyle Türk dinleyicilerinden de tam not almayı başardı. Antarktika seyahatiyle küresel ısınma sorununa dikkat çeken Jason Mraz, aynı zamanda da çevre duyarlılığı oldukça yüksek bir müzik insanı.

En Güzel 10 Jason Mraz Şarkısı

Jason Mraz‘ın müzik serüvenini bu şekilde kısaca özetledikten sonra yazımızın bu kısmında, en güzel 10 Jason Mraz şarkısı önereceğiz. Aynı zamanda da soul müzik türünün en başarılı örnekleri arasında yer alan bu şarkılarla ofiste Jason Mraz modu yaşayabilir, kendinizi bambaşka bir ruh hali içinde hissedebilir, birbirinden güzel ve yaratıcı çalışmalara imza atabilirsiniz.

I’m Yours

Listemizin ilk sırasında, I’m Yours şarkısı var. Dünya müzik otoritelerince Jason Mraz‘ın en iyi şarkısı olarak kabul edilen bu şarkı, tüm zamanların en iyi soul müzik şarkıları içinde ilk 10’da yer almakta. Şarkıda aşkın gücünü anlatan Jason Mraz, aşk ve özgürlük ilişkisine kendi penceresinden bir yorum getiriyor. Hareketli ritmi ve Mraz‘a eşlik eden vokallerin başarılı performansıyla renk kattığı bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

The Remedy (I won’t Worry)

En güzel 10 Jason Mraz listemizin ikinci sırasında, The Remedy (I won’t Worry) var. İlk albümünün ilk hit şarkısı olan bu şarkıda Jason Mraz, pop temaları ile pop rock temalarını bir araya getiriyor. Lauren Christy, Graham Edwards ve Scott Spock‘la birlikte yaptıkları bu şarkıda, Amerikan toplumundaki yabancılaşmayı ironik bir şekilde ele alıyor. Şarkıda geçen “You can turn off the sun but I’m still gonna shine and I’ll tell you why” (Güneşi kapatabilirsin ama ben hâlâ parlayacağım ve neden olduğunu anlatacağım) sözü dikkat çekici. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Life is Wonderful

Jason Mraz‘ın dünya genelinde en fazla çalınıp söylenen şarkılarından biri olan Life is Wonderful şarkısını, en güzel 10 Jason Mraz şarkısı listemizde üçüncü sıraya koyuyoruz. Hayatı kendi penceresinden sorgulayan ve anlamlandırmaya çalışan bu şarkıda Mraz, “Life is so full of love” (Hayat aşk dolu) diyerek hayatın harika olduğuna işaret ediyor. Bu şarkının en güzel canlı kayıtlarından birini buradan dinleyebilirsiniz.

Geek in the Pink

En güzel 10 Jason Mraz şarkısı listemizin dördüncü sırasında Geek in the Pink var. Mr. A-Z albümünün Life is Wonderful‘dan sonra ikinci hit şarkısı olan bu şarkıda Jason Mraz, telafisi olmayan tek şeyin zaman olduğunun altını çiziyor. Reggae, hip hop ve pop rock temaları içeren bu şarkıyla Mraz, soul müziğe farklı bir renk kazandırmakta. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

I won’t Give Up

Love is A Four Letter Word albümünün en başarılı çalışmalarından biri olan I won’t Give Up şarkısını en güzel 10 Jason Mraz şarkısı listemizde beşinci sıraya koyuyoruz. Sözlerini Michael Natter‘le birlikte yazdıkları bu şarkıda Jason Mraz, gerçek aşkın sonsuza kadar devam edeceğini vurguluyor. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Lucky

En güzel 10 Jason Mraz şarkısı listemizin altıncı sırasında Lucky var. Colbie Caillat ve Tim James Fagan‘la birlikte yaptıkları bu şarkı, We Sing. We Dance. We Steal Things. albümünün en başarılı çalışmalarından biri. Şarkıda Jason Mraz, gerçek aşkı bulan kişilerin ne kadar şanslı olduğuna işaret ediyor. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Best Friend

Yes! albümünün en başarılı çalışmalarından biri olan Best Friend şarkısını en güzel 10 Jason Mraz şarkısı listemizde yedinci sıraya koyuyoruz. İnsanın en iyi arkadaşının aşk olduğunu vurgulayan şarkıda Jason Mraz, hayatın aşk sayesinde güzel ve anlamlı hale geldiğini anlatıyor. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

The Woman I Love

En güzel 10 Jason Mraz şarkısı listemizin sekizinci sırasında, The Woman I Love var. Love is A Four Letter Word albümünün en başarılı çalışmalarından biri olan bu şarkıda Mraz, pop rock temaları ile soul müziği harmanlamakta. David Hodges‘le birlikte yaptıkları bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Living in the Moment

Aynı albümün bir diğer başarılı çalışması Living in the Moment‘i, en güzel 10 Jason Mraz şarkısı listemizde dokuzuncu sıraya koyuyoruz. Rick Nowels‘le birlikte yaptıkları bu şarkıda Mraz aklında, kalbinde ve ruhunda huzur bulanların hayatın her anını tadını çıkartarak yaşayacaklarına işaret ediyor. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Make It Mine

En güzel 10 Jason Mraz şarkısı listemizin onuncu sırasında, Make It Mine var. We Sing. We Dance. We Steal Things. albümünde yer alan bu şarkıda Mraz, gerçek aşkı bulacağı zamana kadar kişinin umudunu yitirmemesi gerektiğini anlatıyor. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler