Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ev İhtiyaçlarınız Ofix’te!

Yayınlandı

tarihinde

Ev İhtiyaçlarınız Ofix'te!

Merhaba sevgili beyaz yakalılar! “Nasılsınız?” diye sormayacağım, çünkü nasıl olduğunuz az çok tahmin edebiliyorum. Ben de sizler gibi, 1 aydır evden çalışıyorum ve “gönüllü karantina” nedeniyle evde kalmaktan fena halde bunaldım. Neyse ki, kütüphanemde yığınla kitap var, kitaplarım benim en kıymetli yol arkadaşlarım. Ve bir de sevgili şirketim Ofix.com var! Su mu lazım, bisküvi mi lazım, tuvalet kağıdı mı lazım, ev ihtiyaçları için veriyorum siparişi, 1 günde adrese teslim! Bana özel bir durum değil bu. Kendi şirketim diye söylemiyorum, uygun fiyat avantajı ve teslimat hızı bakımından üstüne başka rakip tanımam! 

Son 1 aydır hayatımızda birçok şey değiştiği gibi, ihtiyaçlarımız da değişti. Ofiste kullandığımız veya tükettiğimiz ürünlerin birçoğunu şu son 1 aydır belki bir kere bile aklımıza getirmemişizdir. (Rüyasında toner gören varsa, bilemem!) Ben de birçok insan gibi deniz kenarında yürümeyi, onu da geçtim, sokakta özgürce dolaşmayı özledim. Bu gibi özlemlerimizi ne zaman gerçekleştiririz, bilemiyorum. Ama görünen o ki, koronavirüs salgını en az birkaç hafta daha hayatımızı etkilemeye devam edecek. Ve maalesef bu süreyi de birçoğumuz gibi evde geçirmek zorundayız.

Benim sevgili şirketim Ofix.com‘da ürün gamımızı pazarın ihtiyaç ve beklentilerine uygun şekilde düzenlemeye ve gerekli güncellemeleri yapmaya büyük önem veriyoruz arkadaşlar. Son 1 ay içinde değişen pazar ihtiyaçlarına uygun şekilde devam eden ürün gamı yenileme çalışmalarımızın sonuçlarını almaya başladık. Bu sonuçları incelediğimizde, ürün gamımızdaki değişimlerin doğru bir temel üzerinde ve başarılı bir şekilde ilerlediğini görüyoruz.

Son 1 ayda ihtiyaçlarımız çok değişti.

Son 1 ayda Ofix.com‘da, 115 adet yeni ürünü satışa açtık. Bu ürünlerin 94 tanesi, doğrudan doğruya ev tüketimine yönelik temel gıda maddeleri ve temizlik ürünlerinden oluşmakta. Ürün dağılımında %55’lik oranla el hijyeni ürünleri ilk sırada yer alırken, %33’lük oranla karton bardaklar ikinci, %9’luk oranla temel gıda maddeleri üçüncü ve %3’lük oranla çocuklarla aktivite ürünleri dördüncü sırada yer alıyor.

Pazarın değişen ihtiyaçları, en çok sattığımız ürünler listesinde önemli değişimleri beraberinde getirdi. Özel kod bazında son 1 yılda ve son 1 ayda en çok sattığımız ürünleri incelediğimizde, pazarın nabzını daha yakından görebiliyoruz. Örneğin, muayene eldivenleri 36. sıradan 3. sıraya, çamaşır suları 27. sıradan 5. sıraya, sıvı sabunlar 34. sıradan 13. sıraya, temizlik bezleri 26. sıradan 19. sıraya, el dezenfektanları 99. sıradan 33. sıraya, iş eldivenleri 109. sıradan 37. sıraya, kolonyalar 70. sıradan 49. sıraya, maskeler ise 170. sıradan 93. sıraya yükseldi.

Bununla birlikte, son 1 yılda olduğu gibi son 1 ayda da en çok sattığımız ürünler listesinin ilk 2 sırası değişmedi. İlk sırada Kurukahveci Mehmet Efendi Türk Kahvesi 100 g ürünümüz, ikinci sırada ise Bal Küpü Küp Şeker 1 kg yer aldı. En çok sattığımız üçüncü ürün olan Copier Bond A4 Fotokopi Kağıdı 80 g/m² 500 Yaprak x 5 Paket ürünümüz ise son 1 ay içinde beşinci sıraya düştü. Bu değişimin en önemli nedeni şüphesiz ki, son 1 ay içinde evde geçirilen sürenin artması ve ev tüketimine yönelik başka ihtiyaçların ön plana çıkmasıdır.

Son 1 yıl içinde ilk 50’de olmayıp son 1 ay içinde ilk 50’ye giren ürünleri sorarsanız, birkaç tanesini söyleyeyim. Örneğin, Artı Plas Muayene Eldiveni Lateks Pudralı 100 Adet Beyaz – Medium, Ace Klasik Çamaşır Suyu 1 kg, Clean and Pure Alkol Bazlı El ve Cilt Dezenfektanı Jel – 500 ml, Selpak Professional Kutu Mendil 21 x 21.5 cm 50 Yaprak, Morning Fresh Islak Mendil 100 Adet. Son 1 aydır kesintisiz devam eden operasyonumuz sayesinde bu gibi nice ürünle kullanıcılarımızı koronavirüs salgınından koruyoruz sevgili beyaz yakalılar.

Önümüzdeki süreçte Ofix.com‘da ev tüketimine yönelik pek çok yeni ürünü satışa açacağız. Hayat normale dönünceye kadar bir kez daha zorunlu olmadıkça evden çıkmamanızı rica ediyor, ev ihtiyaçlarınızı karşılamak için sizleri Ofix.com‘a davet ediyorum.

Haftaya görüşmek üzere.

Ofixboy…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler