Bizi Takip Edin

Lifestyle

GP ReCyko+ Pro kalem pilleri hiç denediniz mi?

Yayınlandı

tarihinde

GP ReCyko+ Pro kalem piller hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Efendim, geçtiğimiz hafta Ofix Blog okurlarıyla paylaştığımız gibi online ofis marketiniz Ofix.com, WWF Yeşil Ofis Programı‘nı tamamlayarak yeşil ofis unvanını elde etti. “Ofiste küçük bir adım at, doğada büyük fark yarat!” sloganıyla başlattığımız yeşil ofis programımıza Ofix.com kullanıcılarını da dahil etmek üzere bu hafta, GP Pillerde Kaçırılmayacak Fırsatlar! kampanyamızı başlattık. “Atığını azalt, tasarruf et!” diyen çevre dostu GP pillerde bu kampanya kapsamında yüzde 20’ye varan indirim fırsatları sunuyoruz. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, GP ReCyko+ Pro kalem piller hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Pilin Kısa Tarihçesi

Önce biraz pillerden bahsedelim efendim. Elektriğin keşfi MÖ 600’lere kadar geri gitse de kullanılmaya başlanması ancak 19. yüzyılda mümkün oldu. Bu dönemde ilk önemli gelişme, Luigi Galvani tarafından gerçekleştirildi. “Kurbağa deneyi” olarak bilinen deneyle, metal bir çubukla statik elektriği ölü bir kurbağanın bacağına dokundurarak hareket ettirmeyi başardı. Fakat, bu deneyde Galvani, canlı hücrelerin değil, kasların elektrik içerdiğine inandı.

Galvani‘den sonra elektrik üzerine çalışmalarını yoğunlaştıran Alessandro Volta, kas hücrelerinin içindeki sıvıda metal iyonlarını keşfetti ve bu hareketi bu iyonlarla açıkladı. Çalışmaları sonucunda Volta, tuzlu su çözeltisinin iki ucuna çinko ve bakır parçaları yerleştirerek elektrik akımı üretmeyi başardı. 1801 yılında yaptığı bu deneyin ardından, ilk pil icat edildi ve buna Volta pili ismi verildi. Bu icadın hemen ardından, elektrik üretimi ve depolanması için piller üzerine pek çok çalışma yapılmaya başlandı. Volta‘nın ölümünün ardından, bu şekilde üretilen elektrik biriminin adı Volt olarak kabul edildi.

Volta, elektrokimya alanında büyük bir devrime imza attı. Çinko ve bakır elektrotların sülfürik asit ve tuzlu suda reaksiyona girerek ürettiği elektrik enerjisi, Antik dönemden beri bilinen fakat kontrol edilemeyen elektriği kontrol edebilme imkanı sundu. Sonraki süreçte pillerin geliştirilmesinde Dr. William Cruickshank ve Humpry Davy gibi bilim insanlarının önemli katkıları oldu. Fakat bu piller, tekrar şarj edilemedikleri için tek kullanımlık pillerdi. Şarj edilebilen ilk pil, 1859 yılında Fransız fizikçi Gaston Plante tarafından icat edildi.

Pil üretim teknolojilerinde 20. yüzyıl, büyük değişimlere sahne oldu ve pillerin kullanımı hızla yaygınlaştı. 1947 yılında icat edilen nikel kadmiyum piller, pil hücresinin tümüyle izole edilmesiyle pillerin kullanım ömrünü uzattı. 1970’lerde ilk lityum piller üretildi ve nikel-metal-hidrit pil sistemleri üzerine çalışmalar hızlandı. 1980’lerde bu pillerin şarj edilebilir hale getirilmesi sağlandı ve yeni hidrit alaşımlar kullanıldı. 1990’larda üretilmeye başlanan iyon bazlı lityum piller, şarj süresini kısalttı ve daha güvenli hale getirdi.

Pil alırken nelere dikkat etmek gerekir?

Piyasada çeşitli kullanım amaçlarına uygun pek çok pil bulmak mümkün. Bu pillerin ambalajlarında çoğu zaman “yüksek kapasiteli”, “uzun ömürlü” vb. ifadeler görebilirsiniz. Teknik açıdan sorunlu olan bu ifadeler, pillerin kullanım sıklığı ve süresi dikkate alındığında pek fazla şey ifade etmiyor. Pil alırken bu gibi ifadelere bakmak yerine, pilin bileşimindeki maddelere bakmalısınız. Nitekim, pilin gerçek kullanım ömrü, üretildiği maddelerle yakından ilgilidir. Pilleri en verimli şekilde kullanmak için, hangi pilin hangi cihazlar için uygun olduğuna dikkat etmelisiniz.

Kullanımı en yaygın piller alkalin, karbon çinko, lityum ve gümüş oksit pillerdir. Bunlar içinde alkalin piller, daha yüksek enerji düzeyine sahiptir ve bu nedenle fiyatları daha yüksektir. Fakat kullanım süreleri, karbon çinko pillere oranla 8 ile 10 kat daha yüksektir. Karbon çinko piller ise fiyat bakımından daha ucuzdur, ama yüksek enerjiye ihtiyaç duyan elektronik cihazlarda kullanılmaları uygun değildir. Çabuk bittikleri için orta ve uzun vadede daha masraflı hale gelirler.

Tüm pilleri genel olarak basit piller ve şarj edilebilir piller şeklinde iki grupta toplayabiliriz. Basit piller, tek kullanımlık pillerdir ve şarj edilemedikleri için kullanıldıktan sonra atık haline gelirler. Şarj edilebilir piller ise ortalama 800 ile 1000 şarj ömrüne sahiptir. Bu piller arasında en çok nikel-metal-hidrat (NiMH), nikel kadmiyum (NiCd) ve lityum-iyon (Li-iyon) piller tercih edilmekte. Eğer düzenli olarak pil kullanmanız gereken bir elektronik cihazınız varsa, basit piller yerine şarj edilebilir pilleri tercih edebilirsiniz. Bu pillerin fiyatları alkalin pillere oranla yüksektir, fakat orta ve uzun vadede sağlayacağı tasarruf çok daha yüksek düzeydedir. Üstelik, daha az atık oluşturdukları için çevrenin korunmasına sağladığı katkılar da yüksektir.

Gold Peak Group ve GP Batteries

Elektrik endüstrisi içinde önemli bir pay sahibi Gold Peak Group, 1964 yılında Hong Kong’da kurulan çok uluslu bir pil üreticisi. 1984 yılından bu yana halka açık olan ve hisseleri Hong Kong borsasında işlem gören şirket, pillerin yanı sıra pek çok elektronik ve akustik ürün ile otomotiv kablolarında dünya liderlerinden biri. Şirketin pil alanındaki üretimi, GP Batteries tarafından gerçekleştirilmekte. Ayrıca, ürün geliştirme ve pazarlama süreçleri de yine aynı birim tarafından üstlenilmekte.

Gerek basit pil, gerekse şarj edilebilir piller alanında GP Batteries, dünya genelinde en önemli tedarikçilerden biri. Başta Çin olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerine yaptığı ihracatlarla pazar gücünü her geçen gün arttırmakta. Şirketler arası satışın yanı sıra tüketici perakende pazarında da önemli bir pay sahibi GP ürünlerinin marka tanınırlık düzeyi dünya genelinde oldukça yüksek. Üretimler ise Hong Kong’un yanı sıra Çin, Tayvan ve Malezya’da yapılıyor. Şirketin pazarlama ve ticari ofisleri Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın değişik bölgelerinde yer almakta.

GP Batteries ürünlerinin bir diğer özelliği ise çevre dostu ürünler olması. Kullandığı yüksek teknoloji sayesinde hem maliyetlerin düşmesine ve tasarruf yapılmasına, hem de çevrenin korunmasına katkı sağlıyor. Sağlıklı ve sürdürülebilir çevre konusunda hassasiyeti yüksek olan GP‘nin ürünlerinde çevre duyarlılığı, aynı zamanda da yüksek bir kurumsal sorumlulukla iç içe geçmekte. Özellikle de alkalin pillere oranla çok daha uzun ömürlü olan GP ReCyko+ Pro kalem piller, birkaç yıl boyunca kullanılmadan dursa bile paketinden çıkarılıp kullanıldığında vermesi gereken enerjiyi vermekte.

GP ReCyko+ Pro Kalem Piller

Şarj edilebilir piller günümüzde hızla gelişiyor. Geleneksel şarj edilebilir pillerde kullanılan üretim teknolojisi, kullanılmayan pillerin en fazla 1 hafta içinde tümüyle boşalmasını engelleyemiyordu. Yeni nesil şarj edilebilir pillerde bu sorun çözüldü. Kendinden deşarj oranı çok çok düşük olan bu piller arasında öne çıkan ürünlerden biri olan GP ReCyko+ Pro kalem piller, tam şarj durumunda 5 yıl kullanılmasalar bile kapasitelerinin yüzde 70’ini korumayı başarıyor.

GP ReCyko+ Pro kalem piller ayrıca verimlilik ve çevre dostu özellikleriyle öne çıkmakta. Pil ömrü 1500 kez şarja kadar çıkabilen bu ürünler, yüksek enerji tüketen dijital kameralar, PDA’lar, MP3’ler, elektrikli diş fırçaları ve oyuncaklar için en ideal ürünler arasında. Kapasitesi 2000 mAh, voltajı 1.2 V olan bu piller, özel olarak geliştirilmiş nikel-metal-hidrit kimyası sayesinde atık pil oluşumunu ciddi anlamda engelliyor.

GP Pillerde Kaçırılmayacak Fırsatlar!

Başta da belirttiğimiz gibi, online ofis marketiniz Ofix.com‘da başlattığımız yeşil ofis programımıza tüm kullanıcılarımızı dahil etmek üzere bu hafta, GP Pillerde Kaçırılmayacak Fırsatlar! kampanyamızı başlattık. Ofis ve çevre dostu GP ReCyko+ Pro kalem piller, kampanyamız kapsamında yüzde 10 indirimde. Kampanyamız stoklarla sınırlı olduğu için bu fırsatı kaçırmayın deriz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. murat

    15 Ocak 2019 saat 11:57

    Tavsiyeniz üzerine recyko+ pillerden satın aldım. Ürünler gayet kaliteli pil kutusu ve karton kutuya paketlemeyle geldi. Çok güzel, öneririm.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler