Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofis Dostu Hesap Makineleri

Yayınlandı

tarihinde

Hesap makineleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Ticari ilişkilerimiz geliştikçe hesaplama işlerimiz de artıyor. Bu işleri kolaylaştıran hesap makineleri olmasa iş hayatımız ne kadar zorlaşırdı, öyle değil mi? Günümüzde hesap makinelerine akıllı cihazlar ve dijital ortamlardan ulaşmak mümkün olsa da elektronik hesap makineleri halen ofislerin en sık sipariş verdiği ürünler arasında. Çünkü bu ürünler, farklı renk ve tasarımları ile çift enjeksiyonlu özel tuşları sayesinde hesaplama işlerimize farklı bir nitelik kazandırıyor. Bu yazıda sizler için, hesap makineleri hakkında bazı bilgiler sunacağız ve hesap makinesi tercihlerinize ışık tutacak tavsiyelerde bulunacağız.

Hesap Makinelerinin Kısa Tarihçesi

Hesap makinelerinin tarihçesi, MÖ 2000’lerde Mısır’da icat edilen abaküslere kadar uzanmakta. Atası olarak kabul edilen abaküsler, hareketli toplar sayesinde toplama, çıkarma, çarpma ve bölme yapabilen araçlardı. Astronomik gözlemler ve alan hesaplamalarında kullanılan bu araçlar, günümüzde de çocuklara temel matematik işlemlerini öğretmek için kullanılmakta.

Hesap makinelerinin tarihçesinde 17. yüzyıla kadar önemli bir değişim ortaya çıkmadı. 1623 yılında Wilhelm Schickard tarafından geliştirilen ve 8 basamağa kadar sayıları toplayıp çıkartabilen hesap makinesi ise mekanik hesap makinelerinin öncüsü kabul edilmekte. 1642 yılında Blaise Pascal, bu araçların geliştirilmesine büyük katkı sağladı. 1671 yılında Gottfried Wilhelm Leibniz tarafından geliştirilen hesap makinesi ise geniş bir kullanım sahası bulamadı.

1820 yılında Charles Xavier Thomas tarafından icat edilen ve aritmometre ismi verilen hesap makinesi, modern hesap makinelerinin öncüsü olarak kabul edilmekte. Dört işlemin yanı sıra karekök alma işlemi de yapabilen bu hesap makinesinin kullanımı 1970’lere kadar sürdü. Bu tarihlerde geliştirilen elektronik hesap makinelerinin yaygınlaşması üzerine, mekanik hesap makineleri devri kapandı.

Elektronik Hesap Makineleri

Mekanik hesap makinelerinin kullanımı oldukça zor ve fiyatı çok yüksekti. Üstelik, işlem yetenekleri de sınırlıydı. Matematik işlemleri ve bilimsel araştırmalarda bu araçlardan yeterince yararlanmak mümkün olmuyordu. 20. yüzyılda geliştirilen ve kullanımı hızla yaygınlaşan elektronik hesap makineleri, hesaplama işlerine hız ve kolaylık kazandırdığı gibi, fiyatları da epeyce aşağılara çekti. Bu araçlarla karmaşık işlemler saniyeler içinde sonuçlanırken, hesap hatalarının da tümüyle önüne geçildi.

Elektronik hesap makinelerinin ilk prototipi, 1967 yılında Texas Instruments tarafından geliştirildi. Fakat bu araçlar fazla ilgi uyandırmadı. Kısa bir süre sonra Hewlett Packard tarafından geliştirilen HP-35 hesap makinelerinin lansmanı ise geniş kitleler tarafından büyük ilgi gördü ve elektronik hesap makinelerinin seri üretimine geçildi. Bu ürünler, daha geniş bir işlem yeteneğine sahipti ve elde taşınabilir olmasından dolayı çok beğenildi. Bilimsel araştırmalarda pek çok hesaplama işlemini kolaylaştıran bu ürünler, bilim çevreleri tarafından da büyük ilgiyle karşılandı.

İlerleyen zaman içinde elektronik hesap makineleri, eğitim ve iş hayatının en gözde araçlarından biri haline geldi. Bu araçların bu kadar ilgi görmesi, farklı alanlardaki ihtiyaçları karşılamaya dönük hesap makinelerinin geliştirilmesine de katkı sağladı. Bunlar arasında özellikle de şeritli hesap makineleri, en dikkat çeken ürünlerden biriydi. Çünkü bu ürünler, hesap işlerinin kontrolü ve kayıt altına alınması için baskı yapabilmekteydi. Cep hesap makineleri ise eğitim ve iş hayatımızda vazgeçemediğimiz ürünlerden biri haline geldi.

Standart Hesap Makineleri

Hesap makineleri tür, boyut, veri giriş şekli bakımından farklı özelliklere sahiptir. Hesap makinesi almadan önce, nasıl bir hesap makinesine ihtiyaç duyduğunuzu belirlemeniz gerekir. Ayrıca, hesap makinesinin şık bir gövdeye sahip olması ve dayanıklı malzemelerden üretilmiş olması da önemli bir kriterdir. Eğer basit matematiksel işlemler için kullanacaksanız, standart hesap makineleri yeterli olacaktır. Bu tür hesap makineleri için Canon AS-120 ve Casio JS-40 TS ürünleri ilk tercihleriniz arasında yer alabilir. 

Canon AS-120 12 haneli hesap makinesi, pil ve güneş enerjisiyle çalışma özelliğine sahip. “Grand Total” ve “00” tuşları, hesaplama işlemlerinizde kolaylık sağlıyor. 145 x 10 x 33 mm ölçülerindeki bu ürünler, 108 gr ağırlığında. 

Hesap makineleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Daha gelişmiş özelliklere sahip bir hesap makinesi almak istiyorsanız, Casio JS-40 TS ürünlerini tavsiye edebiliriz. Casio JS-40TS 14 haneli hesap makinesi, çift enjeksiyonlu tuşlara ve metal yüzeye sahip. Bağımsız hafızası olan bu ürünlerde saat hesaplama, büyük toplam, yüzde tuşu, yüzde kâr marjı, karekök, yuvarlama tuşu, ondalık seçici, üç basamak virgülleme ve geri silme özellikleri mevcut. Pil ve güneş enerjisiyle çalışan sahip bu ürünler 24.2 x 107 x 174.5 mm ölçülerinde ve 195 gr ağırlığında.

Hesap makineleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Bilimsel Hesap Makineleri

Daha karmaşık mali ve bilimsel hesaplamalar yapmak için bilimsel hesap makinelerini tercih edebilirsiniz. Online ofis marketimiz Ofix’te en fazla satışını yaptığımız bilimsel hesap makinelerinden biri olan Canon F-715-SG bilimsel hesap makinesinin 2 satır geniş LCD ekranı var. Geri dönüştürülmüş Canon ürünlerinden üretilen bu ürünler, 16 basamaklı dahili hesaplama yapma imkanına ve 250 fonksiyona sahip. 

Hesap makineleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Pil ve güneş enerjisiyle kullanabileceğiniz bu ürünler 168 x 86.3 x 17.8 mm ölçülerinde, 124 gr ağırlığında. Ayrıca siyah, mavi ve pembe şeklinde 3 farklı renk seçeneğine sahip. Bu ürünlerde trigonometrik hesaplama, faktöryel, kombinasyon ve permutasyon işlemleri yapabilirsiniz. Sert kaydırmalı kapağa sahip bu ürünlerde LCM, GCD, oran ve kalan hesaplamaları da yapabilirsiniz.

Eğer çok daha gelişmiş özelliklere sahip bir bilimsel hesap makinesine ihtiyacınız varsa, bu durumda Casio FX-3650P II bilimsel hesap makinesi uygun bir tercih olabilir. 7 değişken hafıza ve 279 fonksiyona sahip bu ürünlerde program fonksiyonu mevcut. 2 satır S-V.P.A.M ekranı sayesinde işlemi ve sonucunu görebilir, sert plastik kapağıyla hesap makinenizi dış etkenlere karşı koruyabilirsiniz. 

Hesap makineleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Bu ürünlerle ayrıca trigonometrik işlemler, koordinat dönüştürme; kombinasyon, permutasyon, integral, diferansiyel işlemleri yapabilir, istatistikte standart sapma ve regresyon analizleri gerçekleştirebilirsiniz. Pil ve güneş enerjisiyle kullanabileceğiniz bu ürünler 11.8 x 80 x 159 mm ölçülerinde ve 100 gr ağırlığında.

Masaüstü Hesap Makineleri

Akıllı cihazlar ve dijital ortamlardan ulaşılabilen hesap makinelerinden farklı olarak masaüstü hesap makineleri, başta da belirttiğimiz gibi, ofislerin en sık sipariş verdiği ürünler arasında. Şık gövde tasarımları ve çift enjeksiyonlu özel tuşları, hesaplama işlerimize farklı bir nitelik kazandırmakta. Ofix.com‘da en fazla satışını gerçekleştirdiğimiz ürünlerden biri olan Noki H-MS006 16 haneli masaüstü hesap makinesinin geniş bir LCD ekranı var. Geri silme, “00”, “+/-”, “%” ve karekök tuşlarına sahip bu ürünlerde üç basamak ayracı ve onlu mod seçimi mevcut. Pil ve güneş enerjisiyle çalışma özelliğine sahip bu ürünler 194 x 146 x 45 mm ölçülerinde. 

Hesap makineleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Bir diğer masaüstü hesap makinesi önerimiz Canon LS-120 HI 12 haneli masaüstü hesap makinesi, geniş bir LCD ekrana sahip ve geri dönüştürülmüş Canon ürünlerinden üretilmekte. Hızlı giriş için seri tuş kullanımına imkan tanıyan bu ürünler, metalik yüzeye sahip. Bağımsız hafıza, geri silme tuşu ve mark-up özelliği, hesaplama işlemlerinizi kolaylaştırmakta. Pil ve güneş enerjisiyle çalışma özelliğine sahip bu ürünler 140 x 105 x 32 mm ölçülerinde. 

Hesap makineleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler