Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ihlamurun faydalarını biliyor musunuz?

Yayınlandı

tarihinde

Ihlamurun faydaları hakkında önemli bilgiler Ofix Blog'da...

Mevsim geçişlerinde ne sık hastalanıyoruz, öyle değil mi? Yazdan kalma günleri hızla tükettiğimiz bu zaman diliminde ani sıcaklık değişimleri hastalıklara kapı aralıyor. Vücut direncimizi yükseltmenin en iyi yollarından biri, şüphesiz ki bitki çayları. Bu çaylar arasında ıhlamur çayının tüketim düzeyi oldukça yüksek bir seviyede. Peki, ıhlamurun faydaları nelerdir? Hastalıklardan korunmada ıhlamurun nasıl bir faydası olabilir? Bu yazıda bu konuyu ele alacağız.

Ihlamur nedir?

Ihlamur sözcüğüyle aslında hem bir ağaç türünü, hem bir çiçeği, hem de bir bitki çayını kastediyoruz. Botanikte Ihlamurgillerden bir ağaç türü olarak ele alınan ıhlamur ağacı, kerestesi oldukça beğenilen bir gölge ağacı. Bu ağacın güzel kokulu çiçeğine ıhlamur çiçeği, bu çiçeğin ve yapraklarının kurutulup demlenmesiyle elde edilen sıcak içeceğe ise ıhlamur çayı diyoruz.

Batı dillerinde Tilia şeklinde adlandırılan ıhlamur ağacı, hızlı büyüme özelliğine sahip. Uzunluğu yaklaşık 25 metreye kadar çıkabilmekte. Bu ağacın yaprakları ve çiçeklerinin çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılması, oldukça eskilere dayanıyor. İlk olarak yapraklarından yapılan çayların sinirleri yatıştırdığı ve kaygı giderici etkilerde bulunduğu görülmüş. Zaman içinde çiçekleri de kurutularak çay yapımında kullanılmış. 

Ihlamur ağacının görüntüsü de oldukça hoş. Bunun için olsa gerek çardaklarda, duvar kenarlarında veya park ve bahçelerde ıhlamur ağaçlarına sıkça rastlarız. Piyasada torbalı veya saksılı şekilde satışı yapılan ıhlamur fidanlarını yılın dilediğiniz zamanı dikebilir, hatta evinizin bir köşesinde saksıda bile yetiştirebilirsiniz…

Ihlamur çayı nasıl yapılır?

Özellikle de kış aylarının en fazla tüketilen sıcak içeceklerden biri olan ıhlamur çayı için öncelikle ıhlamur bitkisinin çiçeklerinin ve yapraklarının toplanması gerekir. Bahar aylarında açan, uzunluğu 5-10 cm arasında değişen ve görüntüsü kalbe benzeyen ıhlamur çiçeği ve yaprakları, yine bu aylarda toplanır ve kurutulur. Ağacın türüne ve iklim koşullarına göre bazı ıhlamur çiçeklerinin kokusu daha güçlü olabilir. Kurutulmuş çiçeklerin tadı ise hafiftir ve yapışkanlık özelliği vardır. Yapraklar içinse genellikle körpe yapraklar tercih edilir.

Dökme ıhlamur çayının yapımı, demleme siyah çayın yapımına çok benzer. Ihlamuru eğer ocakta kaynatarak içerseniz, tüm etkisini kaybetmesine neden olabilirsiniz. Demliğin içine bir tutam kadar ıhlamur çiçeği ve yapraklarından atmanız yeterli olacaktır. Demleme süresi olarak da 10 dakika yeterlidir. Ihlamurun sarımsı rengini suya bıraktığını gördüğünüzde, ocağın altını kapatıp servise geçebilirsiniz…

Dökme ıhlamur çayı hazırlamak istiyorsanız, Naturali Ihlamur Çiçeği ürününü mutlaka denemenizi tavsiye ederiz. 2 çorba kaşığı ıhlamur çiçeğine 250 ml sıcak su ekleyerek 10 dakika içinde demleyebileceğiniz bu çayları süzgeçten geçirdikten sonra servis edebilirsiniz. İsterseniz bir parça bal ekleyerek hem ağzınızı tatlandırabilir, hem de vücut direncinizi arttırabilirsiniz.

Poşet ıhlamur çayları denediniz mi?

Günlük hayatta veya çalışma ortamlarınızda ıhlamuru demlemek için yeterince vakit bulamıyorsanız, poşet çayları tercih edebilirsiniz. Poşet ıhlamur çaylarını hazırlamak için poşeti kaynamış ve biraz beklemiş suda 1-2 dakika kadar ve yaklaşık 10 kez batırıp çıkartmanız yeterli. Poşet ıhlamur çaylar konusunda ilk tercihlerinizden biri Lipton Bardak Poşet Çay Ihlamur olabilir…

Poşet ıhlamur çayları hızlı ve kolay bir şekilde hazırlandığı gibi, içeriğindeki farklı bitki ve meyvelerle değişik aromalara ve farklı lezzetlere ulaşmanızı da sağlamaktadır. Örneğin, Doğadan Ayvalı Ihlamur ürünü, ayva kokusu ve tadıyla ıhlamurun lezzetini arttırmakta. Eğer daha farklı bir lezzetle tanışmak isterseniz, Doğadan Ekinezyalı Ihlamur ürününü de denemenizi tavsiye edebiliriz…

Ihlamurun faydaları nelerdir?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, ıhlamur yalnızca hasta olduğunuzda değil, hasta olmadan da ve hatta günlük tüketim için de tercih edebileceğiniz bir çaydır. Fakat, ıhlamurun faydaları konusunda ilgi ve dikkatimizin arttığı zaman dilimleri, genellikle mevsim geçişleri ve özellikle de kış aylarına isabet etmekte. Bu aylarda grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklar karşısında ıhlamur tüketimi de artmakta.

Ihlamurun faydalarını henüz ilk yudumda hissedebilirsiniz. Nefesinizin açılması, kan basıncınızın dengelenmesi ve çarpıntınızın azalması, ilk içimde kolayca hissedebileceğiniz etkileri arasında. Ihlamurun faydaları üzerine yapılan araştırmalarda, ıhlamurun sinirleri yatıştırdığı ve kaygı giderici etkilerde bulunduğu, migrene iyi geldiği, toksinlerin atılmasına yardımcı olduğu da saptanmıştır. Vücut direncini arttıran ıhlamur, kas kasılmalarının azalmasında da etkili olmakta.

Ihlamur çayıyla günlük streslerinizden kurtulabilir, kendinizi daha iyi kontrol edebilir, değişik uyarıcılar karşısında daha özgüvenli hissedebilirsiniz efenim. Midenize ve sindirim sisteminize karışacak ıhlamur bileşenleri, gün içinde ihtiyaç duyduğunuz rahatlama hissini kuvvetlendirecektir. Ihlamurun faydaları arasında ayrıca, safra kesesi rahatsızlıkları ve isale iyi gelmesi de yer almakta. Öksürüğü yumuşatması ve göğüs ağrılarını azaltması da ıhlamurun faydaları arasında.

Diğer taraftan, bitki çaylarını günde 2 bardaktan fazla tüketmemek konusunda uzman tavsiyelerine de dikkat çekelim. “Ihlamurun zararları” başlığı altında pek çok ortamda aktarılan bilgiler, aslında ıhlamurun aşırı tüketimi nedeniyle gündeme gelmekte. Ve tabii, günün çok erken veya geç saatlerinde ıhlamur tüketmemeye de dikkat etmelisiniz. Aksi durumda, uykusuzluğa yol açabilir. Ihlamurun faydaları konusunda verdiğimiz bu bilgiler, ancak doğru tüketim koşullarında geçerlidir.

Ihlamurun faydaları konusunda ıhlamur balından da yararlanabilirsiniz.

Ülkemizde başta Rize, Artvin, Bursa ve Yalova olmak üzere bazı şehirlerimizde ıhlamur balı üretimi yapılmakta. Bu şehirlerimizde ıhlamur ağacı yetiştirmek için ideal koşulların olması ve arıcılığın gelişmesi, ıhlamur balına ilgiyi yükseltti. Ihlamur ağaçlarının çevresine yerleştirilen kovanlardaki arıların ıhlamur çiçeklerinden topladıkları nektarlardan ürettikleri ıhlamur balı, diğer bal türlerine göre daha kıvamlı, rengi biraz daha koyu ve tadı da farklı.

Ihlamur balının faydaları da ıhlamurun faydaları ile ortak bir paydada birleşmekte. Ihlamur balı, stres ve depresyona iyi gelmekte, vücut direncinizi arttırmanıza katkı sağlamakta, grip ve nezle gibi hastalıklardan kurtulmanızı kolaylaştırmakta, terlemenize ve toksinleri vücudunuzdan atmanıza yardımcı olmakta, migrene iyi gelmekte, baş ağrılarını azaltmakta, kas ağrıları ve isale iyi gelmekte, karaciğer hastalıkları ve damar sertliğinin tedavisinde kullanılmakta.

Bununla birlikte, tümüyle saf bir ıhlamur balı üretiminin oldukça zor olduğunu da ekleyelim. Piyasada satışı yapılan pek çok ıhlamur balının içeriğinde kestane balı gibi farklı karışımların da yer aldığı sıkça görülmekte. Ihlamur balı, çok kısa sürede ve oldukça sınırlı miktarda üretimi yapılabilen bir bal türü. Bu ürünü satın almadan önce nasıl bir karışıma sahip olduğuna dikkat etmelisiniz.

Dilediğiniz tüm içecek ihtiyaçlarınızı online alışveriş sitemiz Ofix.com üzerinden kolayca sipariş verebileceğiniz hatırlatmasıyla bu yazımızı tamamlayalım. Kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak için burayı tıklayabilirsiniz. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı ve uzun ömürler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler