Bizi Takip Edin

Kitap

İş’te Stres Yönetimi

Yayınlandı

tarihinde

Arthur Rowshan'ın Stres Yönetimi kitabını Ofix Blog'da inceledik...

İş hayatında herkes başarıya ulaşmak ister. Başarılı insanların en önemli ortak özelliklerinden biri, stres yönetimi konusunda sahip oldukları beceridir. Stres yönetiminde uzmanlaşmış kişiler, stresin yarattığı etkilerin olumsuz sonuçlar doğurmasını önler ve bu etkileri, karşılaştıkları engelleri aşmak için kullanırlar. Stres anında vücudumuzda meydana gelen değişimler aslında bizi, sorunların üstesinden gelmek için doğal olarak hazırlar. Fakat stres ve stres yönetimi hakkında yeterli farkındalığa sahip olmayan kişiler, bu değişimleri olumlu yönde kullanamaz ve kendilerine olduğu kadar çevrelerine de zarar verirler. 

Dünyaca ünlü kişisel gelişim uzmanı Arthur Rowshan, Stres Yönetimi isimli kitabında stres yönetimi konusunu tüm boyutlarıyla ele alıyor ve stresi yönetmek için neler yapılması gerektiğine ışık tutuyor. İlk baskısı 1998 yılında Sistem Yayıncılık tarafından yapılan bu kitabın son baskısı Aura Kitapları tarafından yapıldı. Şahin Cüceloğlu çevirisiyle okurlarla buluşan Stres Yönetimi, konuya ilişkin farkındalıklarını arttırmak isteyenler için güzel bir rehber niteliğinde. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, Stres Yönetimi kitabını okurlarımız için kısaca tanıtacağız. 

Stres nedir?

Arthur Rowshan‘a göre stres, vücudun tehlike anında verdiği tepkilerin tümüdür. Tehlike anında vücudumuz, ilk olarak adrenalin salgılar. Adrenalinle birlikte vücudumuz, tehlikeyle baş etmek için gerekli fiziksel değişime hazırlanır. Stres anında göz bebeklerimiz, daha çok ışık almak için büyür. Çünkü tehlike yaratan olgu veya olayları daha iyi görmek isteriz. Sindirim sistemimiz durur ve sindirim sistemimizdeki kan, kaslarımıza ve beynimize gider. Ağız salgılarımızın midemize gitmemesi için ağzımızda kuruluk oluşur. Boyun ve omuz kaslarımız gerilerek harekete hazır hale gelir. Kaslarımıza ve beynimize daha çok oksijen gitmesi için nefes alıp vermelerimiz hızlanır.

Stres anında vücudumuz çok fazla enerji tükettiği için ısınır. Normal ısısına dönmek için terlemeye başlar. Enerji ihtiyacını karşılamak için glikoz, karaciğerden kana karışır. Dalaktan ise kan hücreleri kana bırakılır. Bu sayede vücudumuz, olası bir yaralanma durumunda pıhtılaşmayı hızlı bir şekilde gerçekleştirme imkanı kazanır. Kan hücrelerinin artışı, aynı zamanda da mikrop kapmaya karşı vücudun doğal savunma sistemini güçlendirici etkiye sahiptir. Stres anında meydana gelen bütün bu değişimler, beynimizin hipotalamus bölgesi tarafından yönetilir. Herhangi bir tehlike anında hipotalamus, bir tür stres merkezi olarak çalışır ve bu tepkileri otomatik olarak devreye sokar. (syf: 3-7)

Arthur Rowshan‘a göre modern insan, stres yönetimi konusunda mağara insanından daha kötü bir konumda. Çünkü modern insan, mağara insanından farklı olarak kendisinde stres yaratan olaylar karşısında tepkisini etkin şekilde kullanmak yerine içine atıyor. Böyle olunca vücut, stres öncesi konumuna gelemiyor. Tansiyon düşmüyor, göz bebekleri küçülmüyor. Göze fazla gelen ışık, görme sorunları yaratıyor. Ağızdaki kuruluk yutkunma güçlüğüne yol açarken, sindirimin aksaması kabızlık ve ülseri tetikliyor. Kasların gergin kalması, ağrı ve sancılara yol açabiliyor. Stres nedeniyle boyun ve omuz kasları aşırı gerildiği için çeşitli ağrılar oluşuyor. Sık nefes alma ise astıma yol açabiliyor. (syf: 7-9)

Stresin belirtileri nelerdir?

Stres yönetimi konusunda başarılı olmak için Arthur Rowshan, stresin belirtilerini iyi bilmek gerektiğinin altını çizer. Rowshan’a göre stresin belirtileri ruhsal, sosyal, duygusal, zihinsel ve fiziksel olmak üzere 5 kategoride incelenebilir. Bunlar içinde ruhsal belirtilerin en önemlileri kişinin içinde boşluk hissetmesi, affetmeyip kin duyması, hayatın anlamının kaybolması ve yönünü kaybettiği düşüncesidir. Bunların yanı sıra suçluluk duygusu, insanlara düşmanlık duyma ve suç işleme isteği de stresin ruhsal belirtileri arasında yer alır. Stresin sosyal belirtileri içinde en önemlileri ise insanlardan soyutlanmak, acı duyma ve gücenme ile ben merkezli olmaktır. Ayrıca yalnızlık, geriye çekilme, toleranslı olmamak, insanlara sıkıntı vermek de stresin sosyal belirtileri arasında yer alır. (syf: 9-11)

Stresin duygusal belirtileri içinde en önemlileri duyguların sık sık değişmesi, huzursuzluk duyulması ve kızgınlıktır. Bunların yanı sıra depresyon, üzüntü, soğukluk, sık sık kabus görmek de duygusal belirtiler arasında yer alır. Stres altındaki kişiler kolay sakinleşemez, ümitsizlik duygusunu yenemez, aşırı ağlama isteği duyarlar. Sinirsel gülme krizleri, heyecan duymama, hastalık kuruntusu gibi belirtiler de yine stresin duygusal belirtileri içinde yer alır. Zihinsel belirtileri arasında ise en önemlileri sık sık hafıza kaybı ve konsantrasyon güçlüğüdür. Stres altında kişiler, karar vermede güçlük çeker, can sıkıntısı yaşar, olumsuz ve bencilce konuşmalar yapmaktan kendilerini alıkoyamazlar. Bu kişilerde karamsarlık, çeşitli fobiler ve intihara eğilim görülür. (syf: 11-12)

Stresin fiziksel belirtileri arasında kalp çarpıntısı, kan basıncının artması, kabızlık ve titreme sayılabilir. Ayrıca kulak çınlaması, sırt ve göğüs ağrısı, kas spazmı ve kas gerilmesi, ellerin ve ayakların buz kesilmesi de stresin fiziksel belirtileri arasındadır. Stres altındaki kişilerde cilt hastalıkları, ani kilo değişiklikleri, kronik yorgunluk, uykusuzluk, baş ağrısı gibi şikayetler sıkça görülür. El ve ayak parmaklarında hissizlik, cinsel istek azalması, diş gıcırdatma, el ve ayak parmaklarını aşırı oynatma, tırnak yeme gibi davranışlar da stresin fiziksel belirtileri arasında sayılabilir. (syf: 12-13)

Stres yönetimi hangi koşullara bağlıdır?

Arthur Rowshan‘a göre stres yönetimini etkileyen birçok koşul sayılabilir. Bunlar içinde genetik yapı, aile ilişkileri, kültürel yapı ve eğitim en önemlileridir. Kişinin eğer genetik yapısı sağlamsa ve herhangi bir kalıtsal hastalığı yoksa, strese karşı direnci daha yüksek olabilir. Genetik nedenlere bağlı olarak kişinin strese dayanıklılığı zayıfsa stres yönetimi konusunda başarı düzeyi daha düşük olur. Aile ilişkileri içinde stresle nasıl başa çıkıldığı, çocuğun ileride stres yönetimi konusunda alacağı tutumu şekillendirir. Kültürel yapı ve eğitim de stres yönetimi konusunda etkilidir. Kişinin stres konusunda geliştireceği tutumlar, beklentileri ve sahip olduğu inanç sistemi de stres yönetimi üzerinde etkide bulunur.

Bununla birlikte Arthur Rowshan, stresin dış etkenlerden çok kişinin verdiği tepkilerden kaynaklandığının altını özenle çizer. Nitekim, Rowshan’a göre kişide stres yaratan olay ya da durumlar, kişiyi birtakım mücadelelere davet eder. Strese verilecek tepkiyi aslında kişinin kendisi seçer. Bu tepkinin yanlış yönetilmesi, stres belirtilerinin daha da şiddetli hale gelmesine yol açar. Kişide stres yaratan etkiler hayati önem taşımasa da verilen tepkilerdeki yanlış yönetim, hayati sonuçlara yol açabilir. Bu sonuçları önlemek için Arthur Rowshan, stresin 4 farklı boyutu ile HERO prensibine açıklık getirir. (syf: 14-15)

Stresin 4 Farklı Boyutu ve HERO Prensibi

Arthur Rowshan’a göre stresin 4 farklı boyutu vardır; bunlar stresin oluşması (Happening), stresin değerlendirilmesi (Evaluation), strese karşı tepkimiz (Response) ve sonuçtur (Outcome). Stres yönetimi konusunda HERO prensibi, stresin oluşumundan sonuç aşamasına kadar kişinin stresle ilgili tüm tutum ve davranışlarını kontrol altında tutmasını ifade eder. Nitekim stresin oluşması, kişinin tehlikeli olarak gördüğü bir olay veya durumla karşılaşmasıyla başlar. Stresin değerlendirilmesi aşamasında tutumlar, inançlar, beklentiler devreye girer. Strese karşı verilen “dövüş veya kaç” tepkisi, değerlendirme sonucu oluşur. Verilen tepkinin ardından çıkan durum ise stresin sonucudur.

Stresin yarattığı etkilerin sonuçlarını kişinin kendisinin belirlediğini düşünen Rowshan’a göre HERO prensibinin kilit noktasını değerlendirme oluşturur. Strese hangi tepkiyi vereceğini kişinin kendisi seçer. Stres yönetimi bağlamında kişi, düşüncelerinin sorumluluğunu almak durumundadır. Kişinin geliştirdiği her olumsuz düşünce, stres yönetimi konusunda sorun yaşamasına yol açar. Stres yönetimi ile ilgili pratik yaptıkça, kişinin stresle ilgili doğru değerlendirmeler yapması ve başarılı sonuçlar elde etmesi mümkündür. Bunun için kişinin olumsuz düşüncelerden kurtulması ve çoğu zaman bilinçsizce verdiği kararları gözden geçirmesi gerekir. Strese karşı etkili ve yaratıcı davranışlar geliştirmek ile olumsuz tepkiler geliştirmek tümüyle kişinin kendi seçimidir. Stresle ilgili doğal biyolojik tepkimiz “dövüş veya kaç” tepkisi olsa da kişi, buna körü körüne uymak zorunda değildir. (syf: 18-22)

Stres Yönetiminin 4 Boyutu

Stresi 4 farklı boyutta inceleyen Arthur Rowshan, stres yönetimi konusunda da 4 farklı boyut olduğunu savunur. Bunlar manevi boyut, zihinsel boyut, duygusal boyut ve fiziksel boyuttur. Hayatın hemen her alanında stresle karşılaşabilen modern insan, stresle başa çıkmak için bu 4 boyutu daima akılda tutmalıdır. Öyle ki, trafikteki araç yoğunluğu veya aileden bir kişinin kaybı stresi her an tetikleyebilir. Aynı şekilde, iş hayatında stres yönetimi konusunda da yine bu 4 boyutu akılda tutmak gerekir. Eğer işyerinde stres yönetimi konusunda yalnızca zihinsel boyut veya duygusal boyut gibi tek bir boyuta odaklanılırsa, stres yönetimi etkin şekilde gerçekleşmez. Ki bu nokta, Stres Yönetimi kitabının en özgün noktalarından biridir. Stres Yönetimi kitabında Arthur Rowshan, stresle baş etme için bütünsel bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunun altını özenle çizer. 

Stres Yönetiminin Manevi Boyutu

Arthur Rowshan’a göre insanın maddi yapısının yanı sıra bir de manevi yapısı vardır. Dengeli bir yaşam için maddi ve manevi boyutun dengesi gerekir. Maneviyat dinden ibaret olmadığı gibi, manevi boyut da dini inançlardan ibaret değildir. Manevi boyutu “kişinin hayattaki uzun dönem hedefi” (syf: 44) şeklinde tanımlayan Rowshan, manevi yönü güçlü insanların erdemli insanlar olduğuna inanır. Bu bakımdan, stres anında maddi boyutta örneğin derin nefes almak önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Manevi boyutu ihmal etmemek gerekir. Manevi boyutu güçlendirmek için dua etmek, sabırlı olmak, meditasyon yapmak, bağışlayıcı olmak faydalıdır. Kırgınlık, küsme, kızgınlık gibi davranışlar, manevi boyutu zayıflatır ve kişinin kendi enerjisini tüketmesine yol açar. (syf: 49)

Stres yönetimi konusunda daha başarılı olmak için manevi boyutu güçlendirmek gerektiğini düşünen Arthur Rowshan, affetmenin insanın manevi enerjisini yükselttiğine inanır. Nitekim affetmek, kızgınlık anında artan ve stresin etkilerini daha güçlü hale getiren adrenalinin düşmesini sağlar. İş hayatında stres yönetimi bağlamında, işyerinizde sizi kızdıran her kim varsa veya her neye kızmışsanız bunları affederek daha başarılı sonuçlar elde edebilirsiniz. Eski yaşanmışlıkları unutarak stres yönetimi konusunda birçok yükten kurtulmuş olursunuz. Sizde stres yaratan olaylar veya durumlar karşısında işlerin günün birinde düzeleceğine, her şeyin yolunda gideceğine inanırsanız, stres yönetiminin manevi boyutu daha etkin sonuçlar doğurur. (syf: 43-57) 

Stres Yönetiminin Zihinsel Boyutu

Arthur Rowshan’a göre stres yönetiminin zihinsel boyutu, stres anında beynimizi kendi lehimize kullanmak demektir. Stres anında bir şeyler yapmak, adrenalini baskılamayı sağlar. Bunun için hayal kurmak faydalıdır. Parkta yürüme hayali bile faydalıdır. Stresli olduğunuz anlarda, en mutlu zamanlarınızı düşünebilirsiniz. Hayaller inançlardan beslenir. Manevi yönü kuvvetli insanların hayalleri daha güçlüdür. Stres yönetiminin zihinsel boyutunda gevşeme sözcükleri, derin nefes almak, sabırlı olmak faydalıdır. Stres anında gevşeme egzersizleri ve meditasyonla zihninizi daha etkin şekilde kullanabilirsiniz.

Genel kanının aksine, stres anında kahve veya kafeinli içecek tüketmek gerekmediği gibi, bunları tüketmek stresin zararlı etkilerinin daha da artmasına yol açar. Adrenalini baskılamak için vücudumuzun kafeine ihtiyacı yoktur. Bunun yerine kişinin kendi kendisine telkinde bulunması, stres yönetimi için daha faydalıdır. Stres anında kendinizle olumlu konuşmalar yapabilirsiniz. Ayna karşısında konuşma tekniğini uygulayabilirsiniz. Fakat ayna karşısına geçtiğinizde, bencilce konuşmalar yapmamalısınız. Olaylara bakış açınız daima olumlu yönde olmalı ve empati kurmayı ihmal etmemelisiniz. İş hayatında stres yönetimi, olgu ve olaylara bakış açınızla yakından ilgilidir. Unutmayın ki bir şeyin anlamı, ona bakış açınıza göre değişir. Sizde stres yaratan bakış açılarını terk ederseniz, işte stres yönetimi konusunda daha başarılı sonuçlar elde edebilirsiniz. (syf: 58-77)

Stres Yönetiminin Duygusal Boyutu

Arthur Rowshan‘a göre stres yönetiminin duygusal boyutu, duygu yönetimini ifade eder. Duygularını kontrol altında tutan insanlar stresle başa çıkma konusunda daha başarılıdır. Duygular bedeni daha iyi duruma da sokabilir, daha kötü hale de getirebilir. Stres anında size destek verecek insanların varlığı önem taşır. Üzüntü ve acıların paylaşılması, kötü olaylardan duyulan acıyı hafifletir. Duygusal sağlığımız için dokunma da önemlidir. Dokunmak, insani duyguların açığa çıkmasına katkı sağlar. Dokunmayla salgılanan endorfin, stres anında salgılanan adrenalinin etkisini azaltır, sakinleşme hissi yaratır. Mizah, komiklik ve gülmek de duygusal boyutta önemlidir. Bazı renkler ve sesler de bu anlamda iyi gelebilir. Stres anında insanlara sevgi duymak, sabırlı olmak, alçak gönüllülük göstermek ve kabullenmek, duygusal boyutta başarıyı arttırır. (syf: 78-101)

Stres Yönetiminin Fiziksel Boyutu

Stres yönetiminin fiziksel boyutunu Arthur Rowshan, diğer üç boyutun etkileri üzerinden inceler. Nitekim diğer üç boyut, güçlerini ya beden yoluyla, ya da beden üzerindeki etkileriyle gösterir. Strese karşı verilen “dövüş veya kaç” tepkisinin ilk belirtileri bedende görülür. Stres yönetiminin fiziksel boyutunda başarı elde etmek için kişinin her şeyden önce beslenmesine dikkat etmesi gerekir. Stres anında vücudumuz, sindirim sistemini kapatır ve depolanmış besinleri tüketmeye başlar. Stresli kişilerin karbonhidrat, yağ ve protein ihtiyacı artar. B ve C vitaminleri, vücudu strese karşı daha dayanıklı hale getirir. Bu nedenle, diyet yapan kişilerin stres yönetimi daha zordur. İlave vitaminler ve gıda takviyeleri kullanmaları gerekebilir. Stres anında kafein, şeker, tuz ve alkol tüketimini sınırlamak stres yönetimi için avantaj sağlar. (syf: 102-132)

Stres Yönetiminde Ustalık

Arthur Rowshan‘a göre stres yönetiminde ustalık için iletişim becerilerini geliştirmek ve organizasyona önem vermek gerekir. İletişim becerilerinizi geliştirmek için duygularınızı tanımalı, iletişim sırasında verilen gerçek mesajları anlamaya çalışmalı, dinlemeyi öğrenmelisiniz. Saldırgan tutumlardan sakınmalısınız. Soğukkanlı olmak, olumlu düşünmek, empati kurmak, karşı tarafın desteğini kazanmak bu konuda faydalıdır. (syf: 135-161) Organizasyon içinse hedef belirlemeli ve hedefe odaklanmalısınız. Bu sayede, stres yaratan faktörlere odaklanmaktan kurtulabilirsiniz. Hedefe odaklanarak işlerinizi bir sıra düzenine koyabilir, zaman yönetiminde de başarı sağlayabilirsiniz. Çevrenizdekilerle işbirliği yapmaya açık olmalı, sorunların kaynağını doğru şekilde tespit etmeye önem vermelisiniz. (syf: 162-182)

Stres Yönetimi’ni henüz okumadınız mı?

Arthur Rowshan‘ın Stres Yönetimi kitabı, stres ve stres yönetimi hakkında burada kısaca özetlemeye çalıştığımız bu gibi daha pek çok faydalı konuya temas ediyor. Bu konularda farkındalıklarınızı arttırmak için bu kitapta pek çok şey bulabilirsiniz. Stres Yönetimi‘ni henüz okumadıysanız, yayıncısı Aura Kitapları sitesi üzerinden sipariş verebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Hidrolik Silindir

    30 Aralık 2020 saat 15:17

    İş hayatında stres ile mücadele etmek oldukça önemli. Özellikle iş hayatının ilk yıllarında, oldukça toyken herkes sizinle bir şekilde sıkıntı yaşar. Böyle zamanlarda akıllı olup, stres yönetimi yapmak oldukça önemli ama herkes bir şekilde bu stres yönetimini kaybettikten sonra bunun önemine varmakta buda işin cilvesi…

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Kitap

Tolstoy’u Anlama Rehberi

Yayınlandı

tarihinde

Tolstoy okumak biraz garip bir deneyimdir.
Kitap okuyorum dersin ama bir süre sonra kendini birinin hayatına karışmış gibi hissedersin.
Sanki uzaktan izlemiyorsundur da, içindesindir.

Ama dürüst olalım:
Tolstoy herkesin eline alıp akıp gideceği bir yazar değil.
Karakter çok, detay çok, hayat fazla gerçek.

O yüzden Tolstoy’u “bitirmek” için değil, “anlamak” için okumak lazım.

Hikâyeden çok insanı anlamaya çalışmak gerekiyor

Tolstoy’un kitaplarında olaylar elbette var ama asıl mesele olaylar değil. Bir şeyin ne olduğu kadar neden olduğu daha önemli. Karakterlerin verdiği kararlar, yaşadığı çelişkiler, kendi içlerinde yaşadıkları o gelgitler… Aslında Tolstoy’un asıl anlattığı yer tam olarak burası.

Mesela Anna Karenina’yı sadece bir aşk hikâyesi gibi okumak mümkün. Ama biraz dikkatli okuyunca şunu fark ediyorsun: Bu hikâye, bir insanın kendi hayatıyla, yaptığı seçimlerle ve toplumla kurduğu ilişkiyle baş etmeye çalışmasının hikâyesi. Yani yüzeyde gördüğün şey ile altındaki şey çoğu zaman aynı değil.

Tolstoy’un gücü de burada zaten. Karakter yaratmıyor, insanı olduğu gibi koyuyor önüne.

Yavaş okumak bu işin bir parçası

Tolstoy okurken en sık yapılan hata, tempoyu başka kitaplara göre ayarlamak. Oysa burada biraz yavaşlamak gerekiyor. Çünkü bazı bölümler ilk bakışta gereksiz gibi gelebiliyor. Uzun betimlemeler, detaylı anlatımlar, bitmek bilmeyen iç konuşmalar…

Ama işin ilginç tarafı şu: O detaylar aslında boş değil. Tam tersine, karakterin ruh halini, o anki duygusunu ve bakış açısını kuran şeyler. Yani hızlı geçince olayları takip edersin ama hissi kaçırırsın.

Bu yüzden Tolstoy okurken bazen durmak, bir paragrafı tekrar okumak ya da sadece düşünmek gayet normal. Hatta çoğu zaman en doğru okuma biçimi bu.

Karakterlere kızmak yerine anlamaya çalışmak

Tolstoy’un dünyasında “tam kötü” ya da “tam iyi” diye bir şey pek yok. Karakterler hata yapıyor, yanlış kararlar veriyor, bazen seni sinirlendiriyor. Ama bir süre sonra şunu fark ediyorsun: Onların yaptıkları şeyler tamamen yabancı değil.

Bir karaktere kızdığın yerde durup düşününce, “Ben olsam ne yapardım?” sorusu geliyor. Ve çoğu zaman bu sorunun net bir cevabı olmuyor. İşte o noktada Tolstoy’un yazdığı şey daha gerçek bir hâl alıyor.

Çünkü hayat da zaten böyle. Net cevaplar yok, sadece seçimler var.

Dönemin içinde kaybolmak yerine duyguyu yakalama

Tolstoy’un anlattığı dünya bugünden çok farklı. Başka bir ülke, başka bir dönem, başka kurallar… İlk başta bu mesafe biraz zorlayıcı olabiliyor. Ama bir noktadan sonra şunu fark ediyorsun: Değişmeyen şeyler var.

İnsanların hissettikleri değişmiyor. Aşk, pişmanlık, yalnızlık, kararsızlık, arayış… Bunlar bugün de aynı, o zaman da aynıydı.

Bu yüzden Tolstoy okurken tarihi detaylara fazla takılmak yerine o duyguyu yakalamaya çalışmak çok daha anlamlı oluyor. Çünkü yazarın asıl kurduğu bağ orada.

Okudukça kendine dönmeye başlıyorsun

Tolstoy’un belki de en etkili tarafı bu. Okurken bir noktada hikâyeden çıkıp kendine dönüyorsun. Okuduğun şey sadece bir karakterin yaşadıkları olmaktan çıkıyor, senin hayatına değmeye başlıyor.

“Ben olsam ne yapardım?”
“Bu doğru mu?”
“Mutluluk dediğimiz şey gerçekten neye bağlı?”

Bu sorular kitap bittikten sonra bile kalıyor. Ve çoğu zaman cevabı da net olmuyor. Ama zaten Tolstoy’un amacı cevap vermek değil, seni o sorularla baş başa bırakmak.

Her şeyin net bir sonucu olmayabilir

Bazı kitaplar vardır, bittiğinde her şey yerine oturur. Tolstoy’da ise genelde böyle bir netlik yok. Hikâye biter ama düşünce devam eder. Okudukların bir süre daha seninle kalır.

Başta bu durum biraz eksik gibi hissettirebilir ama aslında Tolstoy’un gücü tam olarak burada. Hayat gibi yazıyor. Hayatta da her şey net bir şekilde kapanmaz zaten.

Sonuç olarak

Tolstoy’u anlamanın tek bir doğru yolu yok. Ama belki şöyle bakmak daha doğru olur:

Onu çözmeye çalışma, onunla birlikte düşün.

Çünkü Tolstoy’un anlattığı şeyler ilk bakışta uzak gibi görünse de, biraz dikkatli bakınca oldukça tanıdık geliyor. Okudukça fark ediyorsun ki aslında mesele Rusya değil, dönem değil… insan.

Ve o insan, sandığından çok daha yakın.

Okumaya Devam Et

Kitap

Liderlik Sadece Yönetmek Değil, Kendini İnşa Etmektir

Yayınlandı

tarihinde

Cem Kozlu’nun Liderin Kitaplığı kitabı, klasik anlamda “liderlik nasıl yapılır” anlatan bir kitap değil. Daha çok, iyi bir liderin nasıl düşündüğünü ve bu düşünce yapısının nasıl oluştuğunu gösteren bir rehber gibi ilerliyor. Kitabı okurken bir yönetim kılavuzu değil, yıllar içinde oluşmuş bir birikimin izlerini görüyorsun.

Kozlu’nun en çok üzerinde durduğu nokta, liderliğin sadece iş bilgisiyle sınırlı olmadığı. Aksine, farklı alanlardan beslenmeyen bir liderin bakış açısının dar kalacağını açıkça hissettiriyor. Bu yüzden kitapta sadece iş dünyasına değil; tarihe, felsefeye, ekonomiye ve hatta edebiyata kadar uzanan geniş bir okuma dünyası var. Çünkü ona göre doğru kararlar verebilmek, ancak farklı perspektifleri tanımakla mümkün.

Kitap boyunca önerilen eserler ve düşünceler aslında tek bir noktaya bağlanıyor: Bir liderin en büyük gücü, nasıl düşündüğüdür. Bu düşünce yapısı da tesadüfen oluşmuyor; okudukların, öğrendiklerin ve kendine kattıklarınla şekilleniyor. Kozlu burada okumanın altını özellikle çiziyor ama bunu bir alışkanlık gibi değil, neredeyse bir zorunluluk gibi ele alıyor.

Aynı zamanda kitapta sert kurallar ya da “doğru lider böyle olur” gibi kesin yargılar yok. Daha çok, okuyucunun kendi yolunu bulmasına yardımcı olacak bir çerçeve çiziliyor. Hangi kitap neden önemli, hangi düşünce neyi değiştirir gibi sorular üzerinden ilerleyerek, seni de kendi okuma listeni ve bakış açını sorgulamaya itiyor.

Okurken fark ediyorsun ki mesele sadece daha fazla bilgi sahibi olmak değil; o bilgiyi nasıl yorumladığın. Çünkü aynı şeyi okuyan iki insan, bambaşka sonuçlara varabiliyor. Kozlu da tam olarak bu noktada, zihinsel esnekliğin ve çok yönlü düşünmenin önemini hatırlatıyor.

Kitap bittiğinde geriye şu düşünce kalıyor:
Liderlik, sadece bir unvan değil…
okuduklarınla, düşündüklerinle ve kendine kattıklarınla sürekli inşa edilen bir süreç.

Kitap satış linki : Liderin Kitaplığı

Okumaya Devam Et

Kitap

Doris Lessing’i Okuma Rehberi

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

En güzel 5 Doris Lessing kitabı hakkında önemli bilgiler Ofix Blog'da...

2007 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İngiliz yazar Doris Lessing, 50’den fazla roman, yüzlerce öykü ve şiir, sayısız makale ve denemeleriyle dünya edebiyatında önemli bir yere sahip. 2013 yılında hayata veda eden Doris Lessing en çok romanlarıyla anılsa da anı, bilimkurgu, libretto, hatta çizgi romanlarıyla çok geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Zimbabwe’de yaşadıklarının etkisiyle eserlerinde en çok eşitsizliğe, ırkçılığa, erkek egemenliğine meydan okudu. Samimiyet ve masumiyete duyduğu derin hayranlıkla yazdığı bu eserlerinde karakterlerini tüm boyutlarıyla yansıttı. Böylelikle okurların empati yeteneklerini geliştirmelerini sağladı. Başta Altın Defter olmak üzere Şikeste, Büyükanneler, Beşinci Çocuk gibi birbirinden önemli eserlerinde sadeliğin görkemiyle ışıldayan anlatılarda bulundu. Edebiyata yüklediği anlam, insani sorumluluk duygusuyla iç içeydi. Okurlarını hayatın en naif gerçekleriyle karşı karşıya getirirken kendileri hakkında düşünmelerini sağladı. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, Doris Lessing‘i kısaca tanıtmak ve en güzel 5 Doris Lessing kitabı hakkında bazı bilgiler paylaşmak istiyoruz. 

(daha&helliip;)

Okumaya Devam Et

Trendler