Bizi Takip Edin

Kitap

Agatha Christie: Polisiye romanın kraliçesi…

Yayınlandı

tarihinde

Agatha Christie ve Doğu Ekspresinde Cinayet hakkında merak ettikleriniz Ofix Blog'da...

Polisiye romanlar hakkında bugüne kadar pek çok tartışma yapıldı. Polisiyenin bir edebiyat türü olup olmadığı çokça tartışıldı. Polisiyeyi bir edebiyat türü olarak görmeyenlerin temel gerekçeleri, edebiyatın kurguya dayanması, polisiyenin ise gerçek bir olayı aktarmasıydı. Polisiyede herhangi bir üslup kaygısının olmadığı da sıkça ifade edildi. Oysa bu türün en başarılı örneklerini ortaya koyan Agatha Christie‘nin eserlerini okuduğumuzda, polisiyenin hem kurgu, hem de üslup bakımından ne kadar zengin bir edebi tür olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Dünya genelinde en fazla okunan, bugüne kadar 50’nin üzerinde dile çevrilen, toplam satış rakamı milyarlarla ifade edilen eserleriyle Agatha Christie, ülkemizde de en beğenilen ve en çok okunan yazarlardan biri konumunda. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, Agatha Christie ve kült eseri Doğu Ekspresinde Cinayet‘i okurlarımız için kısaca tanıtacağız. 

Agatha Christie kimdir?

Agatha Christie, 15 Eylül 1890 tarihinde İngiltere’nin Torquay şehrinde dünyaya geldi. Henüz küçük yaşlardayken babasını kaybetti. Evde annesi tarafından eğitilen küçük Agatha, çocukluk dönemini yalnız geçirdi. Yazı yazmaya olan tutkusu bu dönemde ortaya çıktı. Küçük yaşta yazdığı öyküler, olay örüntüsü ve akıcılık yönüyle ilgi uyandırmakta ve ileride büyük bir yazar olacağının ipuçlarını vermekteydi. 1906 yılında şan eğitimi almak için Paris’e gitti. Fakat bu isteği uzun sürmedi ve edebiyat çevrelerinde kendini göstermeye başladı. Bu dönemde yazdığı öykülerde daha çok duygusal konuları ele almaktaydı. Yayınladığı ilk eserler, birer aşk hikayesiydi ve bunları Mary Westmacott takma ismiyle yayınlamıştı. 1914 yılında Paris’te, Archibald Christie isimli bir pilot albayla evlendi. 

Paris’te tanıştığı dedektif öyküleri, Agatha Christie‘nin çok ilgisini çekti ve daha iyilerini yazabileceğini düşünerek polisiyeye yöneldi. Ancak ilk polisiye romanı Styles’daki Esrarengiz Olay çeşitli yayınevlerinden geri çevrildi. Eserin basımı, 1920 yılında The Bodley Head tarafından gerçekleştirildi. Bu eser, Agatha Christie‘nin yarattığı Hercule Poirot karakterinin de ilk romanı oldu. Peş peşe yazdığı Hercule Poirot romanları artık büyük ilgi görüyor ve eserleri farklı dillere çevrilmeye başlıyordu. 1928 yılında ilk eşinden boşanıp Max Mallowan isimli bir arkeologla evlendi. Bu evliliğin ardından, pek çok ülkeyi gezme fırsatı buldu. 1930’lardan itibaren yazdığı romanlar, artık uluslararası mekanlarda geçmeye başladı. 1971 yılında İngiltere’nin en yüksek onur unvanı olan “Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı” unvanını aldı. 12 Ocak 1976 tarihinde, ardında bıraktığı 80 polisiye romanla hayata veda etti.

Polisiye Romanda Agatha Christie

Polisiye roman, 19. yüzyılın ilk yarısında Amerika’da ortaya çıktı. Polisiye kurguya sahip ilk eser olarak Edgar Allan Poe‘nun 1841 tarihinde yayınladığı Morg Sokağı Cinayeti kabul edilmekte. Polisiyenin bir diğer önemli ismi ise Arthur Conan Doyle‘du. Dünya edebiyatına kazandırdığı ölümsüz kahramanı Sherlock Holmes‘u Doyle, ilk olarak 1892 yılında okurlarla buluşturdu. Doyle‘un eserlerinde Sherlock Holmes, müthiş gözlem yeteneği ve olguları birleştirmedeki mahareti sayesinde en karmaşık olayları bile kolayca aydınlatmayı başardı. Adı polisiye romanlarla özdeşleştirilen Agatha Christie‘nin eserleri ise bugüne kadar 50’nin üzerinde dile çevrildi ve dünya genelinde en fazla basılan eserler sıralamasında kutsal kitaplar ile Shakespeare‘in eserlerinden sonra üçüncü sıraya yerleşti. Yarattığı Hercule Poirot karakteri, polisiye romanda daha sonra pek çok karaktere ilham kaynağı oldu. 

Agatha Christie eserlerinin en önemli özelliklerinden biri, gündelik sorunlardan bunalan kişilerin kendilerini yüksek tempolu bir hikayeye bırakıp keyifli zaman geçirmelerini sağlamaktı. Nitekim bu tespit, pek çok yazar ve eleştirmen tarafından sıkça dile getirilmekte. Agatha Christie‘nin bu başarısı, olay kurgusu ve üslup gücünün yanı sıra, karakter yaratma konusundaki başarısından da kaynaklanıyordu. Romanlarının baş karakteri Hercule Poirot, zeka ve gözlem gücünün yanı sıra karakter çözümlemeleri ve espri yeteneğiyle de dikkat çeken bir karakter. Belçikalı bir dedektif olan Poirot, en küçük detaylardan hareketle en esrarengiz olayları çözmekte. Poirot ayrıca, yüksek bir nezaket duygusuna sahip ve bu yönüyle, İngiliz aristokrasisine özgü yaşam tarzını yansıtmakta. Bu karakterin yarattığı başarı, Agatha Christie‘yi yeni karakterler yaratma konusunda cesaretlendirdi. Hercule Poirot‘dan sonra yarattığı Jane Marple karakteri de polisiye severler tarafından çok beğenildi.

En Beğenilen Agatha Christie Eserleri

Agatha Christie‘nin dünya genelinde en beğenilen eseri Doğu Ekspresinde Cinayet (Murder on the Orient Express) isimli romanıdır. Christie, 1933 yılında Türkiye’yi ziyaret etmiş, İstanbul’daki Pera Palas Otel’de konaklamıştı. Meşhur romanını, bu ziyareti sırasında kurguladı ve Londra’ya dönerken kullandığı Doğu Ekspresinde yazdı. İlk olarak 1934 yılında yayınlanan bu roman, bugüne kadar pek çok dile çevrildi ve binlerce kez basıldı. Ayrıca birçok kez sinemaya da uyarlandı. Agatha Christie ismiyle adeta özleştirilen bu eser hem polisiye roman, hem de dünya edebiyatı içinde kült eser haline geldi. Bu eserin ardından On Küçük Zenci (And There Were None) isimli eseri de Agatha Christie‘nin en beğenilen eserleri arasında yerini aldı. 1939 yılında yayınlanan bu eserde, geçmişte verdikleri birtakım kararlar nedeniyle insanların ölümlerine yol açmış on kişinin hikayesini okumaktayız. Eserde insani değerler ve vicdani sorgulamalar, muhteşem bir dille ele alınmakta. Ve adalet ile intikam duyguları arasındaki sınırlar incelenmekte. 

Beklenmeyen Misafir (The Unexpected Guest) isimli oyunu, ilk olarak 1958 yılında yayınlandı. Güney Galler’de yoğun siste bir adamın yolunu kaybetmesi sonucu yardım istemek için girdiği evde elinde silah bulunan bir kadınla karşılaşmasıyla başlayan eserde, doğru gibi görünen pek çok şeyin aslında öyle olamayabileceği gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Bu eserlerine ek olarak en beğenilen diğer Agatha Christie eserlerini şu şekilde sıralayabiliriz: Gizli Düşman (The Secret Adversary, 1922), Dersimiz Cinayet (Murder on the Links, 1923), Büyük Dörtler (The Big Four, 1927), Cesetler Ağlamaz (Peril at End House, 1932), Kırmızı İşaret (The Hound of Death, 1933), Gece Gelen Ölüm (Murder in Mesopotamia, 1936), Ölüm Pusudaydı (N or M?, 1941), Fare Kapanı (Three Blind Mice, 1950).

Doğu Ekspresinde Cinayet’i henüz okumadınız mı?

Agatha Christie‘nin kült eseri Doğu Ekspresinde Cinayet, trende yaşanan bir cinayeti konu edinmekte. Öldürüleceğinin farkında olan ve kendisini Rachett olarak tanıtan Cassetti, Hercule Poirot‘dan yardım ister. Hatta, bu iş için ona 20 bin dolar teklif eder. Fakat Poirot, Rachett‘in tehlikeli biri olabileceğinden endişe ederek bu teklifi kabul etmez. Cassetti, daha önce çocuk kaçırma olaylarına karışmıştır. En son Amerika’nın tanınmış ailelerinden biri olan Armstrongların kızını kaçırarak fidye istemiş, sonra da çocuğu öldürmüştür. Öldürülme endişesinde haklı çıkan Cassetti, bir gece yarısı esrarengiz bir cinayete kurban gider. Doğu Ekspresinin müdürü Bouc, cinayeti aydınlatma işini Poirot‘ya teklif eder. Yolculuk sırasında trende bulunan doktor, Bouc ve Poirot, cinayetle ilgili ipuçlarını toplamaya başlar. 

Ellerinde dört ipucu vardır. İlki bir kondüktör elbisesi düğmesi, ikincisi pipo temizleyicisi, üçüncüsü üzerinde H harfi bulunan bir mendil ve dördüncüsü 01:15’i gösteren durmuş bir saat. Trende bulunan 12 yolcu sorguya alınır ve bu deliller üzerinden olay çözülmeye çalışılır. Yolcuların sorgusunda, cinayet anında koridorda kırmızı kimonolu bir kadının dolaştığı anlaşılır. Cesedin üzerindeki 12 bıçak yarası kesintilerle açılmıştır ve bu da cinayetin kısa boylu biri erkek biri kadın iki kişi tarafından işlenmiş olabileceği şüphesini uyandırır. Romanın devamında, katilin kim olabileceği konusunda fikirler sürekli değişir ve bu durum, kurguya güçlü bir dinamizm kazandırır. Romanın sonunda ise okurları büyük bir sürpriz beklemektedir. Cassetti, 12 yolcunun birlikte hazırladığı kusursuz bir plan sonucunda öldürülmüştür. Cinayeti birlikte işledikleri için cesedin üzerinde 12 bıçak izi vardır. Bu 12 kişinin hepsi, ölen çocuğun ailesiyle bir şekilde ilişkilidir ve Cassetti‘den intikam almak istemişlerdir.

Bitirirken…

Agatha Christie‘nin bu muhteşem eseri, insani değerlere dair çeşitli sorgulamalar içermekte. Yolcuları sorgularken Hercule Poirot, aynı zamanda insan ruhunun en karanlık noktalarında geziniyor ve farklı insanları, farklı düşünme süreçlerini anlamaya çalışıyor. Bu yönüyle Doğu Ekspresinde Cinayet, insan ruhunun en karanlık noktalarına açılan bir pencere niteliğinde. Agatha Christie ismini polisiye yazarı olmanın ötesinde, dünya edebiyatının en önemli isimlerinden biri haline getiren esas neden de bu olsa gerek. Başta Doğu Ekspresinde Cinayet olmak üzere tüm Agatha Christie eserlerinde insan ruhunun en karanlık noktalarına tanık olabilir, insani değerleri farklı bakış açıları üzerinden sorgulayabilirsiniz. Bu muhteşem eseri henüz okumadıysanız, bir an önce okumanızı tavsiye ederiz. 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Kitap

Tolstoy’u Anlama Rehberi

Yayınlandı

tarihinde

Tolstoy okumak biraz garip bir deneyimdir.
Kitap okuyorum dersin ama bir süre sonra kendini birinin hayatına karışmış gibi hissedersin.
Sanki uzaktan izlemiyorsundur da, içindesindir.

Ama dürüst olalım:
Tolstoy herkesin eline alıp akıp gideceği bir yazar değil.
Karakter çok, detay çok, hayat fazla gerçek.

O yüzden Tolstoy’u “bitirmek” için değil, “anlamak” için okumak lazım.

Hikâyeden çok insanı anlamaya çalışmak gerekiyor

Tolstoy’un kitaplarında olaylar elbette var ama asıl mesele olaylar değil. Bir şeyin ne olduğu kadar neden olduğu daha önemli. Karakterlerin verdiği kararlar, yaşadığı çelişkiler, kendi içlerinde yaşadıkları o gelgitler… Aslında Tolstoy’un asıl anlattığı yer tam olarak burası.

Mesela Anna Karenina’yı sadece bir aşk hikâyesi gibi okumak mümkün. Ama biraz dikkatli okuyunca şunu fark ediyorsun: Bu hikâye, bir insanın kendi hayatıyla, yaptığı seçimlerle ve toplumla kurduğu ilişkiyle baş etmeye çalışmasının hikâyesi. Yani yüzeyde gördüğün şey ile altındaki şey çoğu zaman aynı değil.

Tolstoy’un gücü de burada zaten. Karakter yaratmıyor, insanı olduğu gibi koyuyor önüne.

Yavaş okumak bu işin bir parçası

Tolstoy okurken en sık yapılan hata, tempoyu başka kitaplara göre ayarlamak. Oysa burada biraz yavaşlamak gerekiyor. Çünkü bazı bölümler ilk bakışta gereksiz gibi gelebiliyor. Uzun betimlemeler, detaylı anlatımlar, bitmek bilmeyen iç konuşmalar…

Ama işin ilginç tarafı şu: O detaylar aslında boş değil. Tam tersine, karakterin ruh halini, o anki duygusunu ve bakış açısını kuran şeyler. Yani hızlı geçince olayları takip edersin ama hissi kaçırırsın.

Bu yüzden Tolstoy okurken bazen durmak, bir paragrafı tekrar okumak ya da sadece düşünmek gayet normal. Hatta çoğu zaman en doğru okuma biçimi bu.

Karakterlere kızmak yerine anlamaya çalışmak

Tolstoy’un dünyasında “tam kötü” ya da “tam iyi” diye bir şey pek yok. Karakterler hata yapıyor, yanlış kararlar veriyor, bazen seni sinirlendiriyor. Ama bir süre sonra şunu fark ediyorsun: Onların yaptıkları şeyler tamamen yabancı değil.

Bir karaktere kızdığın yerde durup düşününce, “Ben olsam ne yapardım?” sorusu geliyor. Ve çoğu zaman bu sorunun net bir cevabı olmuyor. İşte o noktada Tolstoy’un yazdığı şey daha gerçek bir hâl alıyor.

Çünkü hayat da zaten böyle. Net cevaplar yok, sadece seçimler var.

Dönemin içinde kaybolmak yerine duyguyu yakalama

Tolstoy’un anlattığı dünya bugünden çok farklı. Başka bir ülke, başka bir dönem, başka kurallar… İlk başta bu mesafe biraz zorlayıcı olabiliyor. Ama bir noktadan sonra şunu fark ediyorsun: Değişmeyen şeyler var.

İnsanların hissettikleri değişmiyor. Aşk, pişmanlık, yalnızlık, kararsızlık, arayış… Bunlar bugün de aynı, o zaman da aynıydı.

Bu yüzden Tolstoy okurken tarihi detaylara fazla takılmak yerine o duyguyu yakalamaya çalışmak çok daha anlamlı oluyor. Çünkü yazarın asıl kurduğu bağ orada.

Okudukça kendine dönmeye başlıyorsun

Tolstoy’un belki de en etkili tarafı bu. Okurken bir noktada hikâyeden çıkıp kendine dönüyorsun. Okuduğun şey sadece bir karakterin yaşadıkları olmaktan çıkıyor, senin hayatına değmeye başlıyor.

“Ben olsam ne yapardım?”
“Bu doğru mu?”
“Mutluluk dediğimiz şey gerçekten neye bağlı?”

Bu sorular kitap bittikten sonra bile kalıyor. Ve çoğu zaman cevabı da net olmuyor. Ama zaten Tolstoy’un amacı cevap vermek değil, seni o sorularla baş başa bırakmak.

Her şeyin net bir sonucu olmayabilir

Bazı kitaplar vardır, bittiğinde her şey yerine oturur. Tolstoy’da ise genelde böyle bir netlik yok. Hikâye biter ama düşünce devam eder. Okudukların bir süre daha seninle kalır.

Başta bu durum biraz eksik gibi hissettirebilir ama aslında Tolstoy’un gücü tam olarak burada. Hayat gibi yazıyor. Hayatta da her şey net bir şekilde kapanmaz zaten.

Sonuç olarak

Tolstoy’u anlamanın tek bir doğru yolu yok. Ama belki şöyle bakmak daha doğru olur:

Onu çözmeye çalışma, onunla birlikte düşün.

Çünkü Tolstoy’un anlattığı şeyler ilk bakışta uzak gibi görünse de, biraz dikkatli bakınca oldukça tanıdık geliyor. Okudukça fark ediyorsun ki aslında mesele Rusya değil, dönem değil… insan.

Ve o insan, sandığından çok daha yakın.

Okumaya Devam Et

Kitap

Liderlik Sadece Yönetmek Değil, Kendini İnşa Etmektir

Yayınlandı

tarihinde

Cem Kozlu’nun Liderin Kitaplığı kitabı, klasik anlamda “liderlik nasıl yapılır” anlatan bir kitap değil. Daha çok, iyi bir liderin nasıl düşündüğünü ve bu düşünce yapısının nasıl oluştuğunu gösteren bir rehber gibi ilerliyor. Kitabı okurken bir yönetim kılavuzu değil, yıllar içinde oluşmuş bir birikimin izlerini görüyorsun.

Kozlu’nun en çok üzerinde durduğu nokta, liderliğin sadece iş bilgisiyle sınırlı olmadığı. Aksine, farklı alanlardan beslenmeyen bir liderin bakış açısının dar kalacağını açıkça hissettiriyor. Bu yüzden kitapta sadece iş dünyasına değil; tarihe, felsefeye, ekonomiye ve hatta edebiyata kadar uzanan geniş bir okuma dünyası var. Çünkü ona göre doğru kararlar verebilmek, ancak farklı perspektifleri tanımakla mümkün.

Kitap boyunca önerilen eserler ve düşünceler aslında tek bir noktaya bağlanıyor: Bir liderin en büyük gücü, nasıl düşündüğüdür. Bu düşünce yapısı da tesadüfen oluşmuyor; okudukların, öğrendiklerin ve kendine kattıklarınla şekilleniyor. Kozlu burada okumanın altını özellikle çiziyor ama bunu bir alışkanlık gibi değil, neredeyse bir zorunluluk gibi ele alıyor.

Aynı zamanda kitapta sert kurallar ya da “doğru lider böyle olur” gibi kesin yargılar yok. Daha çok, okuyucunun kendi yolunu bulmasına yardımcı olacak bir çerçeve çiziliyor. Hangi kitap neden önemli, hangi düşünce neyi değiştirir gibi sorular üzerinden ilerleyerek, seni de kendi okuma listeni ve bakış açını sorgulamaya itiyor.

Okurken fark ediyorsun ki mesele sadece daha fazla bilgi sahibi olmak değil; o bilgiyi nasıl yorumladığın. Çünkü aynı şeyi okuyan iki insan, bambaşka sonuçlara varabiliyor. Kozlu da tam olarak bu noktada, zihinsel esnekliğin ve çok yönlü düşünmenin önemini hatırlatıyor.

Kitap bittiğinde geriye şu düşünce kalıyor:
Liderlik, sadece bir unvan değil…
okuduklarınla, düşündüklerinle ve kendine kattıklarınla sürekli inşa edilen bir süreç.

Kitap satış linki : Liderin Kitaplığı

Okumaya Devam Et

Kitap

Doris Lessing’i Okuma Rehberi

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

En güzel 5 Doris Lessing kitabı hakkında önemli bilgiler Ofix Blog'da...

2007 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İngiliz yazar Doris Lessing, 50’den fazla roman, yüzlerce öykü ve şiir, sayısız makale ve denemeleriyle dünya edebiyatında önemli bir yere sahip. 2013 yılında hayata veda eden Doris Lessing en çok romanlarıyla anılsa da anı, bilimkurgu, libretto, hatta çizgi romanlarıyla çok geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Zimbabwe’de yaşadıklarının etkisiyle eserlerinde en çok eşitsizliğe, ırkçılığa, erkek egemenliğine meydan okudu. Samimiyet ve masumiyete duyduğu derin hayranlıkla yazdığı bu eserlerinde karakterlerini tüm boyutlarıyla yansıttı. Böylelikle okurların empati yeteneklerini geliştirmelerini sağladı. Başta Altın Defter olmak üzere Şikeste, Büyükanneler, Beşinci Çocuk gibi birbirinden önemli eserlerinde sadeliğin görkemiyle ışıldayan anlatılarda bulundu. Edebiyata yüklediği anlam, insani sorumluluk duygusuyla iç içeydi. Okurlarını hayatın en naif gerçekleriyle karşı karşıya getirirken kendileri hakkında düşünmelerini sağladı. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, Doris Lessing‘i kısaca tanıtmak ve en güzel 5 Doris Lessing kitabı hakkında bazı bilgiler paylaşmak istiyoruz. 

(daha&helliip;)

Okumaya Devam Et

Trendler