Bizi Takip Edin

Lifestyle

Keson alırken nelere dikkat etmek gerekir?

Yayınlandı

tarihinde

Kesonlar hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Ofis mobilyalarının en önemli parçalarından biri olan kesonlar, ofislerde en sık kullanılan eşyalardan biridir. İhtiyaçlarımıza uygun bir keson aldığımızda, ofis araç ve gereçlerimize ulaşımımızı kolaylaştırabilir, ofis dekorasyonumuza işlevsellik kazandırabiliriz. Peki, keson alırken nelere dikkat etmek gerekir? Ofix sitesinin online alışveriş rehberi Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, kesonlar hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız ve keson alırken nelere dikkat etmek gerektiğini inceleyeceğiz.

Keson nedir?

Önce biraz kesonlardan bahsedelim efendim. Keson sözcüğü, Fransızca caisson sözcüğünden gelmekte. Fransızcada “malzeme arabası” anlamında kullanılan caisson sözcüğü dilimize keson olarak geçti ve anlam genişlemesine uğradı. Örneğin, inşaat mühendislerinin kullandığı keson terimi, bir inşaat metodunu ifade eder. Bununla birlikte, keson denildiğinde akla daha çok çekmeceli ve tekerlekli bir ofis mobilyası gelir. Gerçi, bazı keson modellerinde tekerlek bulunmayabilir. Fakat piyasadaki kesonların büyük bir bölümü tekerleklidir ve ofis ortamında genellikle tekerlekli kesonlar tercih edilir. Hareket edebilen kesonlar kullanıcıya hareket sahası kazandırır ve ofis dekorasyonu içinde değişiklik yapmayı kolaylaştırır.

Boyutlara karar vermelisiniz.

Keson alırken dikkat etmeniz gereken ilk konu kesonun boyutudur. Piyasada farklı boyutlarda birçok keson modeli bulmak mümkün. Bunlar arasında seçiminizi yaparken her şeyden önce, kesonun boyutuna dikkat etmeli, satın alacağınız kesonun ofis masanızın altına girebilecek ölçülere sahip olduğundan emin olmalısınız. Keson yüksekliği için ideal sınırın ortalama 60 cm düzeyinde olduğunu söyleyebiliriz. Daha büyük bir keson kullanmak istiyorsanız, bu kesonu ofis masanızın altında değil de köşelerde değerlendirebilir, üzerine dekoratif ürünler veya süs bitkileri yerleştirebilirsiniz.

Kesonunuzda eğer A4 boyutunda evrak ve dosyalar saklayacaksanız, çekmece genişliğinin bu boyutun altında olmaması gerekir. Klasör saklamanız gerekiyorsa, çekmece derinliğinin geniş olmasına dikkat etmelisiniz. Bununla birlikte kesonunuz, ofis masanızın altında hareket alanınızı kısıtlamamalı, bacaklarınızı hareket ettirmek için size yeterli alan bırakmalı. Kesonlarda fazla yüksek boyut ve geniş hacim pek tercih edilmemekte. Fazla eşyalarınızı saklamak için ofis dolaplarınızı veya duvar rafı gibi diğer üniteleri kullanabilirsiniz. Kesonunuz ofis masanızda dağınıklık yaratmamak için elinizin altında bulundurmak istediğiniz eşyaları alabilecek büyüklük ve derinlikte olmalı.

Çekmece sayısını belirlemelisiniz.

Ofiste kullanacağınız kesonlar 2 ya da 3 çekmeceli olabilir. Piyasadaki kesonların büyük bir bölümü 2 ya da 3 çekmeceli olarak üretilmekte. Bu çekmeceleri kullanarak ofis masası ve diğer ortamlarda dağınıklığı önleyebilir, her defasında ofis dolabınıza ulaşmak için yerinizden kalkmak zorunda kalmazsınız. Kesonda saklayacağınız eşyalarınızın sayısı fazlaysa, 4 çekmeceli kesonları tercih edebilirsiniz. Fakat kesonda saklamayı düşündüğünüz eşyalar fazla değilse 2 ya da 3 çekmeceli kesonlar sizin için yeterlidir. Çekmece sayısı fazla kesonlar, gereksiz birçok eşyayı kesona tıkıştırmaya neden olabiliyor.

Özel eşyalarınız için kilitlenebilen bir çekmecesi olmalı.

Günün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz ofisimizde bazı özel eşyalarımızı bulundurmamız gerekebiliyor. Bu eşyaların güvenliğini sağlamak için kesonunuzda kilitlenebilen bir çekmece olmasını tercih edebilirsiniz. Özel eşyalarınızı kilitlenebilen çekmecede tutarak hem güvenliğini sağlayabilir, hem de koruma altına alabilirsiniz.

Tekerlekli kesonlar daha işlevseldir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bazı keson modellerinde tekerlek bulunmayabilir. Ofis mobilya takımınızda tekerlekli keson olması size hız ve kolaylık sağlar. Bazı keson modellerinde tekerlek sayısı 2’yle sınırlı olabilmekte. Fakat tekerlekli kesonlarda piyasada daha çok 4 tekerlekli modellere rastlamak mümkün. Çünkü 4 tekerlekli kesonlar, denge ve hareket kabiliyeti bakımından 2 tekerlekli kesonlara göre daha kullanışlıdır. 4 tekerlekli kesonları daha kolay hareket ettirebilir, hareket sırasında zemine zarar vermekten sakınabilir, ofis masanızın altında veya yan kısımlarda istediğiniz değişikliği kolayca yapabilirsiniz.

Renk ve tasarım bakımından ofis dekorasyonunuzla uyumlu olmalı.

Ofisinizde kullanacağınız kesonlar ofis dekorasyonunuzla konsept bütünlüğü oluşturmalı, renk ve tasarım bakımından ofis dekorasyonunuzla uyumlu olmalı. Dekorasyonunuz içinde ayrıksı bir görüntü oluşturacak kesonlar çalışmalarınız sırasında motivasyonunuzun kaçmasına yol açabilir, ziyaretçileriniz üzerinde olumsuz bir imaj yaratabilir. Kesonunuz ayrıca, sağlığa zararlı madde içermemeli, dayanıklı ve sağlam malzemelerden üretilmiş olmalı.

Ofis dostu kesonlar Ofix.com’da!

Çilingirler 6001A 3 Çekmeceli Keson

Listemizin ilk sırasında, Çilingirler 6001A 3 çekmeceli keson var. 40 x 43 x 53 cm ölçüsündeki bu ürünlerin en üst çekmecesi kilitlenebilmekte. Üst tablası 25, çekmece önleri 16 mm yonga levha üzeri laminat kaplı bu ürünlerin gövdesi 16 mm melamin kaplı yonga levha kullanılarak üretilmekte. Tekerlek kısmı ise poliamid malzemeden üretilmekte. 

 

Ofix’te satışı devam eden kesonları keson ve çekmeceli mobilyalar kategorimizde inceleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler