Bizi Takip Edin

Lifestyle

Koli hazırlarken nelere dikkat etmek gerekir?

Yayınlandı

tarihinde

Koli hazırlama konusunda faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Taşınma işlerimiz sırasında veya bir yerlere bir şeyler göndermek istediğimizde koli hazırlamamız gerekiyor. Koli hazırlarken nelere dikkat etmemiz gerektiğini bilirsek, işlerimizi kısa sürede tamamlar, herhangi bir hasarla karşılaşmayız. Fakat koli hazırlarken gerekli özeni göstermediğimizde hem işlerimiz uzar, hem de çeşitli kayıplar yaşayabiliriz. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, koli hazırlama konusunu ele alacağız ve koli hazırlamanın püf noktalarını paylaşacağız.

Koliniz dayanıklı ve yeterli büyüklüğe sahip olmalı.

Koli hazırlama konusunda dikkat etmeniz gereken ilk nokta koli seçimidir. Taşınacak malzemenin niteliği ve ebatlarına uygun koliler seçerseniz, koli hazırlama süreciniz olabildiğince kısalır. İhtiyacınızdan daha küçük bir koliyi kullanmanız mümkün olmadığı gibi, ihtiyacınızın üzerinde bir koliyi kullanmaya çalışırken boş kısımları doldurmak için gereksiz zaman ve emek harcamak zorunda kalabilirsiniz.

Taşınacak malzeme geniş hacimli değilse, hazırlama ve taşıma işlemlerini kolaylaştırmak için orta boy kolileri tercih edebilirsiniz. Gerekli olmadıkça büyük koli kullanmaktan kaçınmalı, kolinizde gereksiz ağırlık oluşturmamalısınız. Kolinizin tek oluklu olması, daha güvenilir olduğu anlamına gelmez. Çift oluklu olduğu halde iyi hazırlanmış ve içindeki malzemelerin koruma altına alındığı koliler, tek oluklu kolilerden daha güvenli olabilir.

Koli seçimi yaparken, kitap ve kırtasiye malzemeleri için küçük boy koliler iyi bir seçim olabilir. Bu eşyalarınız için orta veya büyük boy koli seçmeniz durumunda taşıma işleri zorlaşabilir. Mutfak eşyası veya cam ve seramik eşyalar için orta boy kolileri tercih edebilirsiniz. Giysi ve benzeri eşyaları taşımak içinse büyük boy koliler kullanabilirsiniz.

Kolinizin altını sağlamlaştırmalısınız.

Kolinizin ebatlarına karar verdikten sonra, alt kısmını ve gerekiyorsa yan kısımlarını sağlamlaştırmalısınız. Bu iş için gerekli niteliklere sahip koli bantlarını kullanmalısınız. Nitekim koli bantları, paketleme ve ambalajlama işlerinde en sık kullanılan ürünlerdir. Bir yüzünde özel bir selüloz bulunan bu ürünler, paketleme ve ambalajlamanın dışında pek çok yapıştırma ihtiyacımıza da pratik çözümler sunuyor. Kullanıldıkları alanlarda basınca dayanıklı yüzeyler oluşturan koli bantları, kolilediğimiz nesneleri dış etkenlerden koruyor. Kolinizin alt kısmını ve gerekiyorsa yan kısımlarını da koli bandıyla sağlamlaştırabilirsiniz.

Koli bandı seçerken dikkatli olmalısınız.

Piyasada farklı tür ve ebatlarda pek çok koli bandı bulmak mümkün. Koli bantları her ne kadar birbirine benzese de aralarında bazı önemli farklar vardır. Koli bandı alışverişlerinizde, bu ürünleri kullanım amacınız esas belirleyici olacaktır. Piyasada en yaygın üretimi yapılan koli bantları, 3 gruba ayrılmakta; hotmelt koli bantları, akrilik koli bantları ve solvent koli bantları.

Hotmelt koli bantları, sıcak eriyik tutkal teknolojisiyle üretilen bantlardır. Bu ürünlerin enleri 25-100 mm, kalınlıkları 30-50 mikron, uzunlukları ise 40-100 metre arasında değişebilmekte. Çevremizde sıkça gördüğümüz baskılı koli bantları, genellikle hotmelt koli bantlarından üretilmekte. 60 derece ısıya kadar dayanıklı olan bu bantları elinizle kolayca kopartabilirsiniz. Karton koli hazırlarken kullanacağınız koli bandı konusunda ilk tercihiniz her zaman için hotmelt koli bantlarından yana olmalı.

Akrilik koli bantları, akrilik yapıştırıcıdan üretilen bantlardır. Bu ürünler naylon ve plastik yüzeylerde kullanılmak üzere özel olarak geliştirilmiş koli bantlarıdır. Hızlı yapışma ve güçlü bir tutuculuk özelliğine sahip olan bu ürünleri elinizle kopartmanız oldukça zordur. Piyasada pek çok değişik modelde üretimi yapılan koli bandı kesme makineleriyle bu ürünleri kolayca kullanabilirsiniz. Kullanacağınız kolinin yeterince dayanıklı olmadığını düşünüyorsanız, hotmelt koli bantlarına oranla daha yüksek bir tutuculuk özelliğine sahip akrilik koli bantlarıyla kolinizi sağlamlaştırabilirsiniz.

Solvent koli bantları ise doğadan elde edilen reçinenin solventle inceltilip film üzerine sürülmesiyle imal edilen koli bantlarıdır. Bu bantlar, PVC yüzeyler ve soğuk zincir ürünlerin ambalajlanması için uygun özelliklere sahiptir. Diğer koli bantları ile karşılaştırıldığında, kalınlık ve uzunluk çeşitliliği çok fazla değildir, fiyatları ise daha yüksektir. Karton koli hazırlama sırasında solvent bantları gereksiz yere kullanmak, taşıma ve gönderim maliyetlerinizin artmasına yol açacaktır.

Koli içinde güvenliği sağlamalısınız.

Taşıma işlemleri sırasında kolinin içindeki malzemelerin zarar görmemesi için gazete kağıdı veya uygun niteliklere sahip ambalaj malzemeleri kullanmalısınız. Taşınacak malzemeler eğer mutfak eşyasıysa gazete kağıdı iyi bir seçim olabilir. En kolay temin edebileceğiniz ve oldukça ekonomik olan gazete kağıdı, mutfak eşyalarının yanı sıra her türlü seramik ve cam eşyanın taşınmasını da kolaylaştırmakta. Gazete kağıdı kullanmanızın mümkün olmadığı durumlarda ise gerekli niteliklere sahip ambalaj malzemelerini kullanabilirsiniz. Koli içinde boşluk kalmadığında, malzemeleriniz daha güvenli bir şekilde taşınmaya hazır hale gelmiş olacaktır.

Koliniz dolduktan sonra, alt kısımda olduğu gibi üst kısımda da gazete kağıtları veya ambalaj malzemeleriyle dolgu yaparak koli içindeki malzemelerin zarar görmesini engellemelisiniz. Hem alt kısımdan, hem de üst kısımdan koruma altına alınacak eşyalarınızı güvenli bir şekilde taşıyabilirsiniz. Ve tabii, koli hazırlama konusunda en sık yapılan hatalardan biri olan koliyi aşırı doldurma hatasından mutlaka kaçınmalısınız. Kolinizde tampon etkisi yaratacak malzemeler, kolinizin ağırlığını arttırmamalı.

Mutfak eşyaları ile cam ve seramik eşyalar nasıl kolilenir?

Koli hazırlarken yapılan hatalar eşyaların zarar görmesine ve bu da maddi kayıpların ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Özellikle de mutfak eşyaları ile cam ve seramik gibi eşyaların kolilenmesi sırasında gereken özen gösterilmediğinde oluşan maddi zararlar büyüyebiliyor. Mutfak takımları içinde bir ya da birkaç parçanın zarar görmesi, bazen tüm takımın değerini veya önemini yitirmesine yol açabiliyor. Bu gibi durumlarla karşılaşmamak için, bu eşyaları doğru şekilde kolilemeye büyük özen göstermelisiniz.

Mutfak eşyaları ile cam ve seramik gibi eşyaları doğru şekilde kolilemek için her birini gazete kağıdına veya balonlu naylona sarmalısınız. Eşyaları yan yana dizip üzerine ve yanlarına gazete kağıdı sıkıştırmak doğru bir yöntem değildir. Aynı şekilde, tabakların arasına gazete kağıdı koyarak hepsini üst üste dizmek de doğru değildir. Tabakların kırılmasını önlemekten uzak olan bu yöntem, koli açıldığında elde kesik ve yaralanma gibi istenmeyen durumların oluşmasına yol açabilmekte. Bardakların ise iç kısımlarını değil, daha çok dış kısımlarını güvenli hale getirmeli, koliye yerleştirdikten sonra boş kalan kısımları gazete kağıdı veya ambalaj malzemeleriyle doldurmalısınız.

Kolinizi etiketlemeyi ihmal etmemelisiniz.

Koli hazırlama sırasında en fazla ihmal edilen konulardan biri de koliyi etiketlemektir. Kolinin içinde ne olduğunu unutmanızı engelleyen etiketleme işlemini ihmal ederseniz, koliyi açıp sonra tekrar kapatmak zorunda kalabilirsiniz. Ayrıca, kolinizde eğer kırılabilecek eşyalar varsa üzerine ve yanlarına etiket yapıştırmayı ihmal ederseniz taşıma sırasında içindeki malzemelerin zarar görmesini engelleyemeyebilirsiniz. Ve tabii, kolinize yapıştıracağınız etiketin yalın ve basit bir dille yazılmış olmasına dikkat etmelisiniz. Koliniz ev eşyası veya ofis malzemesi ise eşyaların kime ait olduğunu ve hangi odaya gideceğini etiketin üstüne yazmanız, kolideki malzemeleri yerleştirmeniz sırasında size vakit kazandıracaktır.

Editörün Tavsiyesi: Ve-Ge Koli Bandı Şeffaf 45 mm x 100 m

Koli hazırlama konusunu ele aldığımız ve koli hazırlamanın püf noktalarını paylaştığımız bu yazımızı bitirmeden önce, online ofis marketiniz Ofix’in verilerine göre ofislerin en sık sipariş verdiği koli bandı olan Ve-Ge koli bandı şeffaf 45 mm x 100 m ürünümüzü kısaca tanıtmak istiyoruz. Ve-Ge markasının sitemizde en çok satan ürünlerinden biri olan bu ürünler, basınca ve gerilmeye karşı oldukça dayanıklı. PP materyalden üretilen bu ürünler, yapıştırılan yüzeyleri kolaylıkla kapatıyor ve yüzeylerde yalıtım sağlıyor. 

Ofix’te satışı devam eden diğer koli bantlarını, koli bantları ve makineleri kategorisinde inceleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. reşat tezel

    15 Nisan 2021 saat 01:31

    Çok açıklayıcı bir yazı olmuş ben bir nakliyat firması olarak çok faydalandım.
    teşekkürler

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler